
2.536 kelime · ~13 dk okuma
Merhaba, ben filozof Supreme Leader Zihni Başsaray. Nasıl mükemmel bir lider olurum'un 3. bölümüne hoş geldiniz. Bugünkü konumuz kendini satmak.
Kendini satma sanatı üzerine konuşacağız ve size hürül hürül bilgilerimi nakşedeceğim. Şöyle başlayalım hikayemize. Elinizde acayip bir ürün var, bir marka oluşturdunuz ve şunu söylüyorsunuz. Biz hiç reklam yapmayalım, ürün kendini anlatsın.
Hatta müşteri sizi arıyor diyor ki benim ürünü anlatır mısınız siz diyorsunuz ki hele bir kullanın zamanla görürsünüz ne oldu sonuçları ne oldu bu senaryonun bir müşteri siz o iyi ürüne onu ikna edemediğiniz için gitti kötü ürünü aldı. Müşteri mağdur. Sizin marka zaten battı. Siz mağdursunuz.
E siz büyüseydiniz istihdam sağlayacaktınız. Kirası, stopajı, vergisi. Herkes mağdur. Şimdi gelelim kendimize.
Yani kendimize gelelim. Trinky bir laf şakası yaptım. Just like İbrahim Selim. Sizin ürününüz ne?
Bu videoyu maalesef sadece patronlar izlemiyor. Siz tahmin ediyorum bir çalışansınız. Orana bakınca nüfustaki. Ürününüz ne?
Emeğiniz. Logonuz ne? Yüzünüz. Marka isminiz ne?
Kişisel isminiz. Ben kendini satmaya karşıyım. Benim kendimi pazarlamakla alakam yok. Who the hell are you ya?
Ne oluyoruz ya burada? Kimsiniz arkadaşlar siz? Siz İbrahim Selim misiniz? Bir sürü geçmişten ünlü arkadaşınız olacak da onlar sizin yayınıza katılacak.
Çok izlenecek de. popüler olacaksınız. Böyle bir şey yok hayatta. Bu nadiren olur.
Bakın kendini satmaya çalışmamak tevazu değil kibirdir. Çünkü kendinizi satmaya çalışmazsanız geri kalan herkesin sizi anlamasını bekliyorsunuz demektir. Sizin insanlardan bu eforu istemeye gerçekten hakkınız var mı? Ya da supreme lideriniz, patronunuz birini terfi ettirecek.
Aa ben çok iyi çalışıyordum beni terfi ettirmedi. Kötü çalışanı terfi ettirdi. Anlattın mı kendini? Supreme leader'ınızın ajandası ne kadar dolu biliyor musunuz?
Kafasının içinde neler neler var. Kendini satmak bana kötü geliyor. E değiştireyim adını. İtibar yönetimi.
İyi mi böyle? Daha iyi hissettiniz mi itibar yönetimi? Fark ettiniz mi? Sizi birden bir PowerPoint slide'ına koydum.
Az önce dürümcüde hissediyordunuz. Şimdi dürümcüde hissetmiyorsun. Sushi'ciyi aldım size. Sushi.
bir şey. İlk kez gördüğünüz menüdeki isimlere sen kırk yıldır biliyormuşsunuz gibi sipariş vermeye hazırlanıyorsunuz şu an. Fark ettiniz değil mi bunu? Çünkü isimler her şeydir. Bir önceki bölümde de
değinmiştim. Freud'un totem ve tabusuna burada da. Madem kendini satmak, kendini pazarlamak size kötü hissettiriyor o zaman buna itibar yönetimi diyeceğiz. İtibar yönetimi geri kalan hayattaki her şey gibi kötü yapıldığında berbattır. Kötü
...kötü sonuçları olur. Mesela sürekli ben, ben, ben, ben, ben. Ne yaptın sen?
Ne yaptın sen? Doğru şeyi yapmadın. Araştırmalara göre sürekli kendinden bahseden ve sürekli ben, ben, ben diyen insanlar... ...167.4 oranında olumsuz sonuç alıyorlar.
Yaklaşık %24 oranında da nötr sonuçlanıyor. Yani karşısındaki onu önemsemiyor. Hatta eve gidip onunla dalga geçiyor. Diğer iş arkadaşlarıyla kahve içerken, aa sen de aynı İbrahim gibi oldun diyor.
Dolayısıyla bu fikir olabildiğince uzak duracağımız bir fikir. Bu araştırma sonuçlarını nereden mi buluyorum? Gösteremem. Ama şunu söyleyebilirim ki gerçek bir lider sonuçlarını kendi üretir.
Devam ediyorum. Kötü kendini pazarlama, kötü kendini satma ya da sizin sevdiğiniz tabirle itibar yönetimi yöntemleri. Birincisi, asla esnaf lokantası olmayın. Pilavın da iyisi bende, dürümün de iyisi bende, balığın da iyisi bende, dönerin de iyisi bende.
Böyle bir yerde aşağı yukarı hiçbir şey o kadar da iyi değildir. Karşı taraf geniş bir menü gördüğü zaman asla ikna olmaz. Bakın yine bir araştırmadan bahsedeceğim. iPod'lar ilk çıktığı zaman sadece iPod ve kılıfını ne kadar verirsiniz diye soruyorlar insanlara.
240 dolar civarı bir şey söylüyor insanlar. Peki yanında 1000 şarkı hediye etsek diyorlar birden 177 dolara iniyor vermek istedikleri para. Yani bir şeyleri ne kadar pakete eklerseniz, ne kadar ben sana çok şey sunuyorum derseniz insanların gözünde değeriniz o kadar düşer. İnsanlar bunu size söylemezler, değerin düştü demezler.
Hatta farkında bile olmazlar ama içgüdüsel olarak insanlara sunduğunuz çok geniş menüler genelde sizi daha ucuz ve erişilebilir gösterir. O yüzden kendinize spesifik alanlar seçmelisiniz. Bazı noktalarda çok iyi olduğunuz hissini karşı tarafa geçirmeniz lazım. Mesela acayip iyi müşteriyi bağlar.
Bu bir konudur. Satışı çok hızlandırır. Bu bir konudur. Ekibi çok iyi motive eder.
Herkes bir buçuk kat fazla çalışır. Bu bir konudur ama şu bir konu değildir. Harika biri valla İsviçre çakısı gibi her şeyi hallediyor. Bu kişiyi yerinden kıpırdatmazsınız.
Çünkü onu oradan kaldıracağınız zaman oraya koyacak başka birine ihtiyacınız olacak ve bir kişi olmaz bu. Her şeyi yapmaya kalkarsanız sizin yerinize iki kişi işi almak gerekir. Dolayısıyla ne terfi edebilirsiniz, ne devam edebilirsiniz, ne bir şey yapabilirsiniz. O sebeple yapmanız gereken şey öncelikle şu.
Kendinize alanlar belirleyin. Kendimi hangi konularda iyi olarak satabilirim? İki ya da takribi üçle sınırlandırın. İkinci konu.
İnsanlara makale yazmayın. İnsanlar olasılıkla ilgilenmezler. Sonuçlarla ilgilenirler. İş dünyasında çokça duyduğunuz bir şeydir.
Sonuç değil, süreç önemli bizim için. Okey, o zaman egzalleri yakalım. Hep birlikte güzel bir PowerPoint'e bakalım. Hayat böyle bir şey değil.
Bizim ihtiyacımız olan şey sonuç. Ve kendinden emin insanlar sonuca gidebileceğinize dair en iyi araçlardır. O yüzden çevremizde yaptığı işten emin olan insanları isteriz. Diyelim ki bir toplantıda iki kişi var.
Bir tanesi Supreme Leader'ını anlatıyor. Efendim şöyle olursa böyle olurdu, böyle olursa böyle olurdu. 38 kademeli bir hesaplama yaptım ve sonunda şöyle olursa daha iyi olma ihtimali var. Öbürü de diyor ki bence böyle yapalım.
Hangisiyle hayat daha kolay? Kolay. Hangisiyle hayat daha kolay? Sürekli ihtimallerden bahsetmek sizi sadece iyi bir operatör yapar ve mümkünse olabildiğince az konuşulması gereken bir operatör.
Git, değerlendir, değerlendirdiğin şeyin çıktısıyla gel. Bunu değerlendirmek için varsın. Çok kritik bir şey varsa o zaman ifade et ama ben 7 seçenekten birini seçmek zorunda kalacaksam Supreme Leader olarak zaten seni çalıştırmasam 8 seçenek olurdu. Ya sen birini elemek için mi varsın?
En azından ikiye indirin. Şöyle mi yapalım, böyle mi yapalım diye. Hatta son kararı Supreme Lider'ınıza bırakın ki hoşluk olsun. Sıradaki maddemiz şu.
Yönetebileceğiniz sorunlar çıkarın. İnsanlar durduk yere her şey yolundayken sizin neyi iyi yaptığınızı nasıl bilebilirler? Ortada bir sinyal yokken ben senin hangi konuyu çözebildiğini nereden bileyim? Efendim hiçbir problem yok.
Yok. E güzel demek ki hiçbir problem yok. Konuşacağımız bir şey de yok. Teşekkür ederim. İyi günler. Fazla mesai yap. Fazla para isteme. İzin isteme. Hayatımıza devam edelim.
Oysa şöyle olsa. Efendim çok kritik bir problem çıktı. Lider telaşlanır. What the fuck is problemler? Ne oluyor? Ondan sonra da ama çözdük.
İzin verirseniz nasıl çözümümüze dair minik bir rapor hazırlayayım, diğer birimlerle de paylaşayım ki benzer bir sorunla karşılaşırlarsa bir protokol olsun. Bakın, hem sorun çözen kişi oldunuz, hem şirketin politikasını belirleyecek bir öneride bulundunuz, hem de insanların hayatını kolaylaştırıp potansiyel riskleri de azaltan kişi oldunuz. Oysa sizin hatanızdan dolayı sorun çıkmıştı ama bununla kimse ilgilenmez. Yani insanlar sorunların çözülüp çözülmediğine odaklanır.
İnsanlara odaklandığı yerden konuşun. Liderlerin o kadar da vakti yoktur. Arkadaşlar biz bir sürü şey izliyoruz. Şimdi Türkiye'ye yeni geldi.
Padel oynamak zorundayız. Ben padel oynamayacağım. Yapma ya. Oynayacaksın.
Eee? Golf var. Golf izleyeceğiz. Bizim bir sürü problemimiz var kafamızın arkasında.
Dolayısıyla sizin yapmanız gereken şey gerçekten bir liderin odaklanacağı sinir uçlarına doğru konuşmak. Efendim zihni hiç sorun çıkarttırmaz. Okey. Sorun çıkmadığı durumda artılar sisteme yazar.
Lider sorunsuz bir dünyada sistemi çok doğru kurduğunu düşünür. Eğer çalışan sorunları çözdüm diye gelirse o zaman sistemin çözülebilecek sorunları ürettiğini düşünüp fark eder. Ve sorun çözen kişiyi de her zaman yanında tutmak ister. Bu sebeple arada minik minik sorunlar çıkarmak her zaman iyidir.
Peki sorunu çözdünüz. Sadece liderinizin mi haberi var? Yetmez. Çevrenizin de haberinin olması lazım.
Çünkü yarın öbür gün lider atacağı herhangi bir adımda asla ama asla sorgulanmak istemez. Sadece liderinizin haberinin olduğu, harika özelliklerinizi promot etmiş, satmış, itibarınızı yönetmişseniz o zaman lideriniz sizi terfi ettirdiğinde diğerleri yapar ve bu liderin hiç hoşlanmadığı bir yüz ifadesidir. Liderinize öyle bir alan açmalısınız ki geri kalan herkes de lider zaten doğru kararı verdi, zaten terfi alması gereken oydu demeli. Peki bunun yolu ne? Arkadaşlarınıza gidip ben bunu yaptım, ben bunu yaptım, ben bunu yaptım demek mi? Hayır, bunun yolu bu değil. Bunun yolu şu, arkadaşlarınıza gidip önce ekip arkadaşlarınıza arkadaşlar bu sorunu ben çözmüşüm gibi görünüyor ama bu süreçte diğer konuları harika yönettiniz, teşekkür ederim.
Süper bir iş çıkardık hep birlikte. Gerçekten sizinle olmaktan çok mutluyum. Unutmayın, tevazu ve yardımseverlik kibirinizi örtecek en güzel örtüdür. Eğer itibarınızı yönetecekseniz tevazu ve yardımseverlik adı altında başkalarına ne kadar mükemmel olduğunuzu empoze etmelisiniz.
Peki tevazu ve yardımseverlik niye bizim en iyi araçlarımız? Çünkü karşı tarafı en kolay hizaya getirecek olan yaklaşımlar bunlar. Size karşı tevazu gösteren birine her zaman sıcak yaklaşırsınız. Size yardım eden birine duygusal olarak borçlanırsınız.
İnsanları borçlandırın. Ben gündelik hayatta öyle yapıyorum. Size borçlandıklarında size kritik anlarda sırtlarını dönemezler. Dönmek isterler.
Hatta dönmeyi planlarlar. Ama millet ne der? Yarın öbür gün yüzüme çarpar mı diye korkarlar. Ve bu korkuyu yönetmek hiçbir gayrimenkulü ve düzenli geliri olmadan vefat etmiş Oğuz Atay'ın korkuyu beklerken isimli öyküsünden çok daha sürükleyici, eğlenceli ve sonunda mutluluk vericidir.
Siz insanlara gidip bir, tevazuuyu uyguladınız. Ben yapmadım da bilmem ne de falan filan birlikte yaptık. İki, yardımseverlik. Yardımseverlik kime?
Hem kendi ekibinize hem diğerlerine. Kendi ekibinize gelin arkadaşlar. Yavaşlar bu sorunu nasıl çözdüğümüze size de detaylı anlatayım dediniz ve onların skillsetlerine bir şey kazandırdığınızı hissettiniz. İkincisi diğer ekiplere sizin de başınıza gelebilir diyerek küçük bilgi notları dağıtmak.
Bu diğer ekiplere bizi de düşünmüş yarın öbür gün bizim başımıza gelirse kullanabiliriz mutlaka kenarda dursun demektir. Üstelik bu videoyu izlememişse o kişi muhtemelen şirkette bunu ilk yapacak olan siz olduğunuz için şirkette yeni bir standart da belirlemiş olursunuz ve başlatan olarak asla unutulmazsınız. Dolayısıyla unutmayın, tevazu ve yardımseverlik satışın en kolay, en rahat başlatıcılarındandır. Ama kritik bir nokta var.
Kendinizi satarken çevrenizde olabildiğince geçmişinizi bilen insan sayısı az olsun. Biz bunun örneğini nereden görüyoruz? Neşeli günler, ziya. Ziya sürekli kendisiyle alakalı pozitif basarken çevresindekiler ziya çekerler.
Oysa onların olmadığı bir ortamda ziyanın hayatı bambaşka olabilir. Belki bir gün supreme bir leader bile olabilirdi. Ama hayır, ziya aile bağları, sosyolojik kanalları doğru yönetememesi sebebiyle çevresinde sürekli kendisini gerçekten tanıyan insanlar barındırıyordu. Ve her itibar yönetimi hamlesinde karşısına ziya diyen insanlar çıkıyordu.
O sebeple unutmayın. İtibar yönetimine kalkıştığınız her anda çevrenizi yoklayın ve sizin aslında öyle biri olmadığınızı bilen insanların orada olmadığından emin olun. Ha ben kendimi LinkedIn'de itibarımı yöneteceğim. Ya orada zaten toplum içinde bir şey demezler.
Niye? Yarına bir gün siz de ona bir şey dersiniz diye. O yüzden publikten korkmayın ama birebir de bunlar tehlikelidir bunları not edin bir kenara devam ediyorum devam ediyorum bir başka odaklanmanız gereken nokta da sizin itibar yönetiminize katkıda bulunacak insanların mutlaka çevrenizde olması bakın Tosun Paşa örneğin Tosun Paşa evin hizmetçisiyken bir gece daha kademi bitirmedi bir sabah uyandı Tosun Paşa'sın dediler Tosun Paşa oldu ama onu o kadar iyi promote ettiler ki Daver beye. Ne oldu?
Heyetler kuruldu, törenler yapıldı. Müjdar az daha evleniyordu ya. Tosun Paşa'yla. Az daha evleniyordu.
Dolayısıyla çevrenizdeki insanların sizi promote etmesi önemli. Ama bu insanları nasıl yapacaksınız? Basit. Önce siz onları promote edeceksiniz.
Bakın, borç ekonomisi her zaman çalışır. Onları ihtiyaçları olduğu ama kariyerlerinde sizin önünüze geçmeyecek noktalarda överseniz, şu şunu çok iyi yapan kişidir diye masaya oturtursanız, onlar da yeri geldiğinde sizi sizin adınıza överler. Sizin itibarınızı sizin yerinize yönetirler. Dolayısıyla da borçlu hissettikleri için sürekli o borcu geri ödemeye çalışırlar.
Ve böylece kanalları tutarsınız. Şimdi geliyoruz en kritik noktaya. Mümkünse daha siz gelmeden isminizin geleceği bir yapı oluşturun. Artık ünvan mı olur, lakap mı olur ya da isminize sürekli tekrarladığınız kavramlar eklersiniz cümlelerinize de sizi onlama anlarlar bilemem.
Ama bunun en iyi örneği ne? Body Ekrem. Body Ekrem'in çok zeki, çok kültürlü, çok karizmatik olduğuna dair bir fikrimiz var mı? Yok. Hatta Body Ekrem'in çoğu zaman aptalca davrandığını düşünüyoruz.
Ama body ekremin ulan bu nasıl beden eğitimi öğretmeni olmuş bunun fiziği yetersiz diyen oldu mu? Hayır. Çünkü adamın laka body. Demek ki bir bildiği varmış insanların da body koymuşlar.
Ha ben karın kaslarını görmedim ama belli ki bu adamın baklavası var ki gören birileri body ekrem demiş. O yüzden mümkünse ben nasıl ki supreme filozof lider zihni olarak aranızda ve karşınızda, aranızda değilim de karşınızdaysam siz de mesela mükemmel Nagihan. negotiator fikri. Ha buldunuz.
Bitti mi? Bitmedi. Size bir sigortadan bahsedeceğim. Bu sigorta çalışmadığında ne yaparsanız yapın itibarınızı yönetemezsiniz. Bu
uzaktan çalışma bilmem ne safsatası çıktı. Çok şükür onu terk etmeye çalışıyoruz. Ama hala bazıları direniyorlar. Arkadaşlar uzaktan çalışma bizim kültürümüzde yok. İş dünyasının
geçmişinde yok. Şöyle düşünün. Çünkü kapitalizmin tarihinde insanların evden çalışması fikri ne zaman bize sıcak geldi? Global bir pandemide.
Yani hepimize kıyma riski olan bir pandemi olduğunda ancak bu mümkün olabilir. Şu an var mı? Yok. Bitti.
Koridor sicili denen bir şey vardır hayatta. Bir dünya araştırma var. Patron sizi mesai saatleri içinde ofisinizde, masanızda görüyorsa bu güven ve sadakat duygusuna hizmet ediyor. Mesai saatleri dışında sizi ofisinizde görüyorsa bilgisayar başında ne yaptığınızdan bağımsız olarak sizin çok daha özverili, çok daha şirkete bağlı olduğunuzu düşünüyor.
Bu araştırmadır ya. Bilimdir, science. Science ya, Akan Abdullah sorun söylesin. Akan Abdullah söylesin ya.
ya. Ya Sardar Kuzuloğlu. Bunlar bilinen şeyler arkadaşlar. Koridor sicilinizi düzgün tutun.
Mesai bitti mi? Yapacak işin yok mu? Bedava ya kahve. Bazı şirketlerde maalesef. Ya otur kahveni
iç bilgisayarından izle Avrupa yakası tekrarlarını ya. Patron seni bir görsün liderin. Ya şu bir selfie at şirketten gece birde ya. İşimizin başındayız. Bak
ne kaybedersin? Ne kaybedersin? Hiçbir şey. Ne yapacaktın gece?
Ne yapacaksın akşam? Akşam çıkacaksın. Para harcayacaksın. Zaman harcayacaksın.
Yorulacaksın. Karaciğerin yorulacak. Olmadık biriyle tanışacaksın. Bomboş umutlara gireceksin.
Aşık mıyım diyeceksin. Oysa değilsin. O da sana aşık değil. Tanıdıktan sonra hayal kırıklığına uğrayacaksın.
Oysa fazla mesaisizi bütün bu yüklerden kurtarır. Biraz özveri. Otur maçı tekrarı izle ya. Beşiktaş-Barselona.
Naiz'de 3-0 yenmişiz zamanında. Ne kaybedersiniz? Dolayısıyla burada kritik olan konu sizin o zaman aralıklarında şirkette var olduğunuzu belgelebiliyor olmanız. Bu koridor siciliniz için en temel şeylerden biri.
Ayrıca size normalde parasız kimseye bu bilgiyi vermem de bilgi vereyim. Bir yere geç kalacaksanız sakın az geç kalmayın. Az geç kalınca zamanı yönetemediğinizi düşünürler. Çok geç kalırsanız çok önemli bir şey olduğunu düşünürler.
O yüzden işe geç kalacaksanız ve koridor sicilinizi bozacaksanız mümkünse çok geç kalın ve bir toplantıdaydım biri var rakip şirketten ayrılacak da onu ayarlamaya çalışıyordum bizim şirkete gelsin diye ya da bir tedarikçi var indirim yapsın diye 4 saat dil döktüm şekli bir yaklaşımla şirkete gelirseniz biz onu görmediğimizde bile o bizim için emek veriyor çalışıyor isimli duyguyla karşılaşıyoruz. karşılaşırsınız. Ve bu da her zaman koridor sicilinize fayda sağlar. İyisiniz yine. Köfteye horlar.
Şimdi, gelelim sona. Supreme Filozof Lider Zinibay Sıra. Ben PodB'yi takip etmiyorum. What the hell is going on? Sen İbrahim Selim
misin? Böyle bir hakkın var mı? Bu approach'ta olmak doğru mu? Ne olur ya?
Bedava ya. Like'ladın, paylaştın. Paylaşınca ne olur? Belki patron görecek. Diyecek ki
Ya işiyle ne kadar ilgili. Bir dahiyi dinliyor. Şirketimizi yüceltecek fikirler alıyordur oradan. Diyecek.
Hem koridor siciline hem şeye. Siz ne diyorsunuz ona? İtibar yönetimine. Her şeye fayda ya.
Her şeye fayda. Kantaron yağı gibi video bu ya. Beğenin, paylaşın. Bir de yorumlarda özür dilerseniz çok sevinirim.
Kendinize çok iyi bakın. Mümkünse sosyal hayatı sıfırlayın. Aşkla ilgili boş umutlara girmeyin. Güzel bir tane aşk hikayesi var mı?
Yok. Bihter Ziyagil'in başına gelenleri herkes gördü. Onun yerine sürekli çalışsanız, sürekli fazla mesai yapsanız sıfır TL'niz kaybolur. Sıfır TL.
Herkes sizi sevmez. Ama zaten kimsenin sizi sevmesi de o kadar önemli değil. Zaten hayatta elinizden gelen her şeyi yapsanız da kimse sizi pek sevmeyecek. Sevmiş gibi yapacaklar.
E yeter. Yeter. Ve sevsen olur sevmesen olur. Hakkımda kötü konuşacak arkamdan konuşsun.
Yüzüme konuşmasın moralimi bozmasın arkamdan ne diyorsa desin. Ama yüzünüze iyi konuşurlar böyle olursa. Kendinize çok iyi bakın. İbrahim Selim ve tüm izleyicilere çok teşekkürler.
Görüşmek üzere.
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.