Podcast

Geleceğe Dönüş: Tarihte Zaman Yolcuları

İzle
Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

Geçmişe gidip kendi dedenizi ortadan kaldırsaydınız bunu kim yapmış olurdu? Bu bölümde, bilimkurgunun bu meşhur paradoksundan çok önce başlayan zaman yolculuğu merakının izini Antik Çağ efsanelerinden günümüz fizik deneylerine kadar sürüyoruz.



Zaman makinesi henüz icat edilmedi ama Vadaa 2003'ten bu yana bizimle birlikte zamanda yol alıyor. 1991'den beri hayatımıza eşlik eden Yapı Kredi World, 35. yılında kart tasarımlarını ve Vadaa’nın görünümünü yeniliyor.



Bu bölümde:

(00:00) Intro

(00:53) Asırlık Uykular

(07:51) Tanrıların Zamanı

(13:18) Zaman Makinesinin İcadı



Yaratıcı: Mustafa B. BozkurtYapımcı: Podbee MediaBu bölüm Yapı Kredi World iş birliğiyle hazırlanmıştır..

Bölüm Transkripti

2.397 kelime · ~12 dk okuma

Tenet, Back to the Future, Terminatör, hatta Arok. Popüler kültürde 2-3 yılda bir kendini tekrar eden bir zaman yolculuğu teması. Adeta saplantısı var malum. Bu öykülerden vazgeçemiyoruz.

Sürekli olarak zamanda yolculuğun imkanı üzerine düşünüyor, geçmişteki hataları düzeltmenin, daha iyi bir geleceğe ışınlanmanın hayalini kuruyoruz. Ne var ki bu, bugünün meselesi değil sadece. İnsanlık tarihi kadar eski bir merak. zamanda yolculuk arayışı ve biz de Tarihte Acayip ve Garayip'in bu bölümünde zamanda yolculuk üzerine konuşacağız.

Zaman makineleriniz ve mega hızlı arabalarınız hazırsa ışınlanalım efendim. İnsanlar birbiriyle baş başa giden hatta yarışan iki zaman diliminin, farklı zamanların var olduğu fikrine antik çağlardan beri sahiptiler. Her şeyden önce uyku deneyimi ve rüyalar bu fikri doğurmuş olabilir. Neticede rüyada bazen 50 yıllık bir zaman dilimini bir anda deneyimleriz.

Transkriptin tamamını oku

Fakat uyandığımızda hiçbir şey değişmemiş, belki birkaç saat geçmiştir. Hele hele tok karnına, içimiz geçmiş şöyle bir şekerleme yapmışsak neler görürüz neler. Nitekim bilinen en eski zaman yolculuğu öykülerinden biri de bilge giritli epimeni de sahittir ve uyku ile ilgilidir. Rivayete göre babası genç Epimenides'i kayıp bir koyunu aramaya gönderir.

Genç çoban tüm gün koyunların peşinden koştuktan sonra yorulur. Bir köşede ısırat etmeye karar verince içi geçer. Bir iki saat kadar kestirir. Sonra kalkar, her şey normalmişçesine koyunu aramaya devam eder.

Sonunda çiftliğine geri döner. Ancak evinde yabancı insanlar yaşamaktadır. Kimse onu tanıyamaz. Epimenides panikleyip şehirdeki evine gider ve kardeşini arar, onu bulur da.

Gel gelelim kardeşi artık yaşlı başlı bir pirifaniğidir. Epimenides bir iki saat kestirdim zannederken aradan 57 yıl geçmiştir. Bu olayın ardından Bilge Giritli, Yuran dünyasında tanrısal lütfa erişmiş biri olarak şöhret kazanır. Kimileri onun 157, kimileri 229 yaşına kadar yaşadığını söyler.

İronik bir biçimde onun meşhur vecizelerinden biri Giritliler yalancıdır şeklindeki sözüdür. Gel gelelim dediğim gibi Epimenides de Giritlidir. O halde Epimenides de yalancı olmalıdır. Öte yandan Epimenides yalancıysa bu söz de bir yalan olabilir.

Zaten bu açmaza felsefe tarihinde Epimenides paradoksu denir. Yunan dünyasında pek çok tapınakta uyumak kehanetin ve ibadetin bir parçasıydı. Özellikle şifa arayanlar tapraklara giderek burada uyur ve şifa beklerlerdi. Sardinya adasında dev mezarı denen büyük kayaların yanında uyuyanlar da böyleydi.

Herkül'ün çocukları gibi kahramanlara adanmış bu mezarlarda uyuyanlar, tıpkı Epimenides gibi zamanın nasıl geçtiğini anlamazlardı. Hatta öyle ki 5 gün boyunca uyuklayan, bu sırada başka bir zaman diliminde yaşadığını düşünen insanlar vardı. Nitekim Aristo bunlardan hareketle zamanın göreceliğine şöyle temas eder. Zihnimizde herhangi bir değişim meydana gelmediğinde yahut meydana gelen değişimi fark etmediğimizde bize zaman geçmemiş gibi görünür.

Tıpkı Sardinya'daki kahramanların yanında uyudukları anlatılan insanların uyandıklarında olduğu gibi. Onlar önceki şimdiki zamanla sonraki şimdiki zamanı birleştirir, aradaki süreyi algılamadıkları için yok sayarlar. Uykuda zamanı fark etmeyen insanlara dair anlatılar sadece Yunan dünyasında mevcut değildi. Eski ahitte Peygamber Yeremye tarafından incir toplamaya gönderilen Abimelek uykuya dalar ve 66 yıl sonra uyanır.

Babil Talmud'un da Honi Hameaggel'in uykusuysa oldukça manidar bir öyküdür. Honi bir gün keçi boynuzu diken bir adamla karşılaşır. Adama bu ağacın ne zaman meyve vereceğini sorar. Adam 70 yıl sonra der.

Honi adamın görmeyeceği bir zaman için ağaç dikmesine anlam veremezken, bahçıvan, atalarım benim için ağaç dikti, ben de torunlarım için dikiyorum der. Honi bu sohbetten sonra bir köşede uyuklamaya başlar. Çevresinde bir mucize olarak kendisini koruyan bir kayalık oluşur. Uyandığında meyve toplayan bir gençle karşılaşır.

Onunla konuşunca bu gencin ağacı diken ihtiyarın torunu olduğunu öğrenir. Bugün atılan küçük tohumlar geleceğe bir yatırımdır, özetle. Uykuda zaman sıçraması denince akla gelen en meşhur örnek, hiç şüphesiz Anadolu'da kendilerine adanmış pek çok mekan bulunan ashab-ı kef yani mağara dostlarıdır. Hristiyan haciyografyasına yani menkıbe kültürüne göre İmparator Dekius'un tahta olduğu M.S. 250 yılında Pagan İmparator bir ferman yayımlar.

Buna göre herkes İmparator'a adak adamak ve bunu ispat etmekle mükelleftir. Efes'te yaşayan ve her biri dindar birer Hristiyan olan yedi genç bu fermanına uymamak için kendilerini bir mağaraya kapatır. Bu mağarada 200 yıl boyunca uyurlar. 200 yılın ardından uyandıklarında şehrin merkezine inerler.

Gel gelelim kimse Dekius'u tanımamaktadır. Herkes onun eski bir imparator olduğunu söyler. Artık tahtta Hristiyan bir imparator olan Theodosius vardır ki Theodosius tam aksi yönde paganlığı yasaklamış, tapınakları yıktırmış bir imparatordur. İnsanlar bu gençlerin gerçekten iki asır boyunca uyuduğunu ellerindeki Dekius devrine tarihlenen paralardan anlarlar.

İmparator Efes'e gelip bu gençlerle görüşür. Ardından gençler 200 yıllık uykularının yeniden dirilişin delili olduğunu söyleyerek can verirler. Öldükleri yerde de kendilerine bir türbe yapılır. Bugün bu gençlerin uyuduğu mağaranın Efes yakınlarında olduğu kabul edilir.

Öte yandan İslam geleneğinde de bu gençlerden bahsolunmakta. Bu gelenekte isimler ve zaman muğlaktır. Fakat uyuyan gençler motifi aynıdır. Allah bu gençlerin kulaklarını kapamış, böylece aradan geçen zamanı anlamamalarını sağlamıştır.

Ayrıca bu uykuda yanlarında Kıtmir adında bir yoldaşları, evcil bir köpek de bulunmaktadır. Yedi uyurlar olarak bilinen bu gençlerin isimleri muhafaza dualarına, muskalara kadar geçmiş, Kıtmir'in cennete giden sayılı hayvanlardan biri olduğu kabul edilmiştir. Bu inançtan hareketle memleketimizde Mersin Tarsus'ta, Maraş Afşin'de ve Diyarbakır Lice'de yedi uyurlara adanmış ziyaretgah mağaralar mevcuttur. İlginçtir. Gerçekten de Dekius'un bir kararname çıkararak kurban törenlerini zorunlu hale getirdiğini tarihi olarak tespit edebiliyoruz.

Öte yandan asırlık uyku motifi antik çağda yaygın bir motifti ve geç antik çağda da sürmekteydi diyebiliriz. Nitekim Hint destanlarında Kral Muçuk'un da uzun yıllar boyunca savaşmaktan yorulduğunu söyleyerek tanrılardan uzun bir uyku diler. Uyandığında insanlar, ağaçlar ve evler kendi zamanından çok daha küçüktür. Muçukun da başka bir evrende uyanmıştır adeta.

Nitekim uyandığı zamanın kıyamete yakın son çağ, Kali Yuga, yani bizim içinde olduğumuz çağ olduğunu anlar. Zamanda yolculuk yapmanın tek yolu, derin bir uyku değildir. Aynı zamanda zamanın göreceliğini bizlere hissettiren deneyimler de bir yolculuğa kapı aralayabilir. Bhagavata'da aktarılan bir öyküye göre Hindistan racalarından Kakudmi bir türlü kızına uygun bir eşadayı bulamaz.

Kız artık nasıl nasipsizse sonunda Tanrı Brahman'ın yanına gidip kızına hayırlı bir kısmet bulması için dilek dilemeyi arzular. Gerçekten Tanrı'nın huzuruna çıkarlar kızı nevatiyle birlikte. Brahma'nın huzurunda Ha-Ha ve Hu-Hu denilen semavi müzisyenler bir ilahi çalmaktadır. Parçanın bitmesine kadar beklerler.

Ardından Brahma misafirlere maruzatlarını sorar. Kakudmi müstakbel damatların ismini sayarak hangisi uygun düşer kızım için diye soru sorar. Brahma bu soruya gülerek cevap verir. O düşündüğün kişiler çoktan zaman tarafından yutuldu.

Onların oğulları, torunları, torunlarının torunları bile artık hayatta değil der. İlahi sırasında 27 Çatır Yuga yani insan yılıyla 4 milyon 320 bin yıl geçmiştir. Bırakın damat adaylarını, onların yaşadığı evren bile artık yoktur. İnsanlar artık daha kısa boyludur.

Bu defa da revatinin dev gibi boyu bir damat bulmayı zorlaştırır. Sonunda Tanrı Vişnu'nun tezahürlerinden biri olan Balarama kıza talip olur. Ancak o bile ara ara sabanla buğday hasat eder gibi karısının boyunu kısaltmak zorunda kalır. Öykü bize şunu hatırlatır.

Tanrı'nın zamanıyla insanın zamanı aynı değildir. Tanrılar katında bir gün, insanlar katında binlerce, belki milyonlarca yıla tekabül eder. Bu hususta bir başka Hint efsanesi daha dramatiktir. Kral Padma ile Kraliçe Lila birbirini çok seven bir çifttir.

Öyle ki Lila her gece kocası öldüğünde ruhunun onu bırakmaması için Tanrıça Sarasvati'ye dualar eder. Ne var ki gün gelir ikisi de yaşlanır hatta Padma öbür dünyaya gider. Tanrıça kederli kadına görünerek onu bir zaman yolculuğuna çıkarır. Lila burada gördüklerine inanamaz.

Alternatif bir evrende kendisi ve kocası Brahman sınıfından ihtiyar bir çifttir. O dünyada da ölmüşlerdir. Hatta ölümlerinin üzerinden 8 gün geçmiştir. Lila ve Padma'nın birer kral ve kraliçe olarak yaşadıkları bu koca mutlu hayat aslında 8 günlük bir cennet hayatıdır.

Lila buna hayret edince Tanrıça Sarasvati işin sırrını verir. Zaman insanın kendi bilinciyle ilgili bir meseledir. Hint efsanelerinde görüleceği üzere alternatif zaman genellikle tanrısal bir düzlemdedir. Ancak bir Japon öyküsünde bu alternatif gözümüzün önünde, denizlerin altındadır.

Genç balıkçı Uraşima Toro, ihtiyar bir kaplumbağayı onunla eğleşen çocukların elinden kurtarır. Kaplumbağa bir teşekkür mahiyetinde onu denizlerin altındaki ejder sarayına götürür. Uraşima buradaki partiye kendini kaptırır, zamanın nasıl geçtiğini anlamaz. Sonunda içine vatan hasreti düşer ve saraydan ayrılmak ister.

Kaplumbağa ona bir kutu verip bunu açmamasını tembihleyerek uğurlar. Uğraşıma köyüne döndüğünde kimseyi tanıyamaz. Kendi evini sorduğunda bir ihtiyar, ''Uğraşıma mı? Dedelerimiz o balıkçının kaybolduğunu anlatırdı.'' der.

Aradan asırlar geçmiştir. Uğraşıma kaplumbağanın tembihinin aksine kutuyu açar, Beyaz bir duman yükselir, duman dağıldığında Uraşima da ihtiyar bir adamdır. Meğer kutuda saklanan, Uraşima'nın hiç yaşayamadığı yıllardır. Çin efsanelerinde de buna benzer motifler vardır.

Hararetli bir Go oyununu seyrederken yüzlerce yılını zayi eden Wang Shi, Tiantai Dağı'nda kaybolan ve kendilerini orman perileriyle eğlenmeye kaptıran iki kardeşin öyküsü gibi heyecan verici öykülerin yanında dünyanın geçiciliğini anlatan Taoist menkıbelerde de göz açıp kapayıncaya kadar geçen ömürlerden bahsedilir. Buna benzer bir biçimde tasavvufi menkıbelerde de zaman yolculuğu yaygın bir motiftir. Buna ıstılahta tayyı zaman denir. Söz gelimi, farklı versiyonları mevcut olan bir anlatıya göre Şam'da bir adam, Adam, peygamberin göz açıp kapayana kadar Kudüs'e, oradan da göklere gittiğine yani miraca inanmaz.

Bu inançsızlık içerisindeyken bir sabah yıkanmak üzere dereye girer. Dereden çıktığında kendisini bir anda genç bir kadına dönüşmüş olarak bulur. Sudan çıkar, hayatına devam eder, bir adamla evlenir, o adamdan çocukları olur, aradan 17 yıl geçer. Bir gün yeniden dereye girecek olur. Çıktığında yeniden erkektir ve kıyafetleri dere kenarındadır.

Bunları giyinip camiye gider ki bir adam 17 yıllık karısının kaybolduğunu söyleyerek caminin içinde ağlamaktadır. Ayrıca geleneğimizde Hacı Bektaş'ın bir anda Arafat'taki Lokman Paren'de'ye ekmek götürmesi gibi zaman mekan sıçraması örnekleri de bol miktarda mevcuttur. Zaman makinesinin icadı Tüm bu öyküler birbirine benzer ileri gidiş ya da alternatif zaman öyküleridir. Zamanın kendisinde yolculuk etme fikri ise modern çağda güçlenen bir fikir olarak karşımıza çıkacaktır.

Modern yolculuk öykülerinin ilk örneklerinden biri Louis Sébastien Mercier'in 1771'de yayımladığı 2440 görülebilecek bir rüya hikayesidir. Mercy'e klasik uyku motifini kullanarak yaşadığı çağı ve özellikle monarşiyi eleştirir. Washington Irving'in 1819'da yayınlanan Rip Van Winkle öyküsünde de monarşi Amerikası'nda uyuyan kahramanımız Cumhuriyet Amerika'sında uyanır ki öykü bu çelişkilere odaklanır. Ondan 19 sene sonra, 1838'de yazarı bilinmeyen bir öykü The Dublin University Magazine'de neşredilir.

Bir anakronizm yahut kaçırılan posta arabası. Bu öykü de öncekilerden farklı olarak kahramanımız geçmişe gider ve İngiliz tarihçi Bede ile karşılaşır. Ona modern dünyayı anlatmaya çalışır. Her ne kadar 1733'te Samuel Madden'ın yazdığı 20. yüzyıl anılarında gelecekten gelen mektuplardan bahsedilse de 1838'deki bu anonim öykü geçmişe şahsen gitmenin ilk olgun örneklerinden biridir.

Burada bir parantez açayım. Madden'ın mektupların geldiğini söylediği uzak gelecek olan tarih 1998 yılıydı. Ki bu tarihin üzerinden bile 28 sene geçmiş bulunuyor. Dolayısıyla Madden'a mektup gönderen gelecektiler biz oluyoruz bir bakıma.

Edebiyattaki bu ilk yolculuk anlatıları eski anlatıların motiflerini kullanıyordu. Ve bir ölçüde bunlar tesadüfi yolculuklar olarak düşünülmüştü. Fakat ilk olarak İspanyol yazar ve diplomat Enrique Gaspar, 1887'de El Anacronopet adında bir cihaz hayal etti. Öyküde kahramanımız geçmişe gitmek için bu cihazı kullanıyordu.

1895'te ise Wells, The Time Machine, Zaman Makinesi romanıyla geleceğe hem de 802701 yılına giden çılgın bir mucitin öyküsünü konu aldı. Mucitimiz yolculukları sırasında 30 milyon yıl geleceğe gidip güneşin sönmekte olduğu bir evrene bile şahit oluyordu. Malumunuz geçmişe yolculuk temalı filmlerde sıkça başvurulan bir büyük baba paradoksu vardır. Bir kişi geçmişe gidip dedesini öldürürse aslında hiçbir zaman yaşamamış olması gerekir.

Fakat bu takdirde de geçmişe gidip dedesini öldüren kişi kimdir? Hollywood'da kullanıla kullanıla klişe hale gelen bu ilginç paradoks ilk olarak 1920'lerde dillendirilmeye başlandı. İlk olgun örneği ise Paradox isimli 1929 tarihli bir öyküdür. Charles Kuluki'nin bu öyküsü yıllar sürecek bir tartışma başlattı ve bu paradoks defalarca tekrar edildi.

Mesela Nataniel Şaner'in 1933 tarihli Ataların Sesi çalışmasında kahramanımız M.S. 452'ye gider. Atilla'ya bağlı Hun savaşçıları bir kadına saldırırken onları engeller ve hatta bu sırada bir Hun askerini öldürür.

Ne var ki askerin yüzü kendisine benzemektedir. Yetmezmiş gibi Hun askeri ölürken kahramanımızın ailesinde karakteristik olan bir hareket yapar. Kahramanımız kendi dedesini öldürdüğünü anlar ancak iç işten geçmiştir. Hem kendisi hem de Hun askeriyle kendisi arasındaki toplamı 50 bin kişiyi bulan dedeleri dünyadan kalkar.

Bütün çelişkilerine ve imkansızlıklara rağmen yolculuk teması göreceğiniz üzere çok sevilmiştir. Sinemada bu sevgiye kayıtsız kalmadığı şüphesiz. Mesela daha sessiz sinema devrinde Rip Van Winkle öyküsü 3 defa filme çekilmiş durumdaydı. Bugün de zamanda yolculuk, 2020'de vizyona giren Tenet gibi örneklerle devam eden adeta başlı başına bir janra.

Öte yandan zaman meselesi yalnızca edebiyatçıların değil, fizikçilerin de zihnini meşgul ediyor. Newton, zamanı olaylardan ve mekandan bağımsız mutlak bir büyüklük olarak kabul ediyordu. Ancak Einstein'ın görelilik teorileri 1900'lerin başında bu anlayışı değiştirdi. Einstein'a göre zaman her yerde ve herkes için aynı hızda akmıyordu.

Bir saatin ölçtüğü süre bulunduğu yerdeki kütle çekimine ve hareket hızına bağlı olarak değişebiliyordu. Bu teorinin ilginç sonuçlarından biri de meşhur ikizler paradoksuydu. Diyelim ki ikiz kardeşlerden biri dünyada kalırken diğeri ışık hızının %80'iyle uzay yolculuğuna çıkıyor. Dünyada kalan kardeşin 10 yıl yaşlandığı bu yolculukta uzaya giden kardeş yalnızca 6 yıl yaşlanacaktır.

Elbette bu yolculuğun bazı ayrıntılarını ihmal ettiğimiz basitleştirilmiş bir örnektir. Fakat asırlık uyku öykülerine benzer bir sonuç doğuracağı hiç şüphesiz. Öte yandan bu teori biraz karmaşık. Ben de fizik konusunda pek yetkin olmadığımda ayrıntılara daha fazla girmeyelim.

Ancak Einstein'ın öngördüğü bu zaman farklılıklarının yalnızca teorik bir varsayım olmadığını da söylememiz lazım. Mesela bugün kullandığımız GPS uydularını ele alalım. Bu uydular yüksek hızlarda hareket ettikleri için saatleri dünyadaki saatlerden günde yaklaşık 7 mikrosaniye yavaş çalışıyor. Ancak dünyanın kütle çekiminden daha az etkilendikleri için aynı zamanda 45 mikrosaniyede hızlanıyor.

İki etkiyi birlikte hesapladığımızda uydu saatleri dünyadaki saatlerden günde yaklaşık 38 mikrosaniye daha hızlı ilerliyor. Üstelik bu fark navigasyon sistemlerimizin doğru çalışması için hesaba katılmak zorunda. Aksi takdirde konum hesaplamalarında günde yaklaşık 10 kilometreyi bulan hatalar birikebilir. Yani evden işe, işten eve giderken kullandığımız navigasyon sistemleri bile Einstein'ın görevlilik teorisini hesaba katmak durumunda.

Bunun gibi 1971 yılında bilim adamları 4 atom saatini uçaklara yerleştirerek dünyanın çevresinde doğuya batıya doğru uçurdular. Uçuşun ardından saatleri yerde bırakılan saatlerle karşılaştırdıklarında doğuya götürülenlerin 59 nanosaniye geri, batıya gidenler ise 273 nanosaniye ileri kaldığını gördüler. 2010 yılında yapılan başka bir deneyde ise yalnızca 33 santimetre yükseklik farkının bile saatlerin işleyişini değiştirdiği ölçüldü. Dolayısıyla hepimiz aynı zaman diliminde yaşadığımızı varsaysak da aslında mikrosaniyelik farklarla farklı zamanlarda yaşıyoruz.

Tüm bu arayışlar zamanı anlamak kadar belki de içinde yaşadığımız zamandan kurtulma arzumuzu yansıtıyor. Daha güzel bir geleceğe yolculuk etme yahut geçmişteki hataları düzeltmeye yönelik öykülerin bu kadar dikkat çekmesinin sebebi bu olabilir. Henüz zamanda ileri ya da geri gitmeyi başarmış değiliz. Hiçbir zaman başaramayacağız belki de.

Ancak elimizde olan bir şey var. İçinde yaşadığımız zamanı güzel yaşamak, vaktin nakdini verebilmek. Bu konuda bize yardımcı olabilecek bir zaman yolcumuz da var aslında. Şimdi World, 35. yılına girerken hem kartlarının tasarımını hem de Vada'nın görünümünü yeniliyor.

Bizim yıllardır tanıdığımız o sevimli, sempatik karakter yeni görünümüyle karşımıza çıkıyor. Bir bakıma geçmişten bugüne geliyor ama tanıdığımız özelliklerini de beraberinde getiriyor. Az önce geçmişe gidip bazı şeyleri değiştirmekten bahsediyorduk ya. Aslında zamanın güzel taraflarından biri de bu.

Geçmişimizi değiştiremiyoruz belki ama geçmişten gelen bazı şeyler kendilerini yenileyerek hayatımıza eşlik etmeyi sürdürebiliyor. Özcümle World'ün 35. yılında Vada'nın yolculuğu devam ediyor. Bakalım gelecekte kendisini hangi yeniliklerle göreceğiz?

Bu yenilikleri görmek için sabırsızlanıyorsanız, zamanda yolculuğu biraz daha beklemeniz lazım.

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)