
4.226 kelime · ~21 dk okuma
Herkese merhaba. Bugün birazcık daha değişik bir bölümle karşınızdayım. Baştan söyleyeyim. Şimdi siz beni 6 küsur yıldır dinliyorsunuz. Belki sosyal medyadan da takip ediyorsunuz.
Yani düşününce bazılarınız beni birçok arkadaşımdan daha fazla dinlemiş bile olabilir. Nasıl düşündüğümü biliyorsunuz, nelere takıldığımı biliyorsunuz, kızımdan bahsettiğimde sesimin nasıl değiştiğini bile biliyorsunuz muhtemelen. Peki beni tanıyor musunuz? Mesela ben nasıl sevilmek istiyorum, zor bir günümde yanımda kimi istiyorum, kırıldığımda hemen konuşmak mı istiyorum yoksa iki gün susmak mı istiyorum?
Bunları hiç tam olarak anlatmadım ben burada. Yani bazen bahsi geçiyor, aralarda bir şeylere değiniyorum ama ben de böyleyim böyleyim böyleyim diye uzun uzun anlatmadım. Ve bir şey daha fark ettim. Birini sevmek ile birini tanımak tam olarak aynı şeylerde değil.
Yani bir insanı tanımadan da bayağı sevebiliyoruz. Yani çok da sık oluyor bu. Mesela birçok oyuncuyu çok seviyoruz. Hatta onları yeterince iyi tanımadan bile seviyoruz.
Mesela sokakta her gün uğradığımız bakkaldaki amcayı da sevebiliyoruz. Ama bir insanı yakından tanımak, onu sevme şeklimizi değiştiriyor. Çünkü bir insanı derinliğiyle tanıdığımızda, bir sonraki hareketini az çok tahmin eder hale geldiğimizde, onunla ilgili farklı bir aşamaya gelmiş oluyoruz. Ve bütün mesele de burada bence.
Ve bunu sadece romantik ilişkiler için de söylemiyorum. Arkadaşlarımızda, ailemizde, ebeveynlerimizde de öyle. Hani mesela ebeveynimin yanında yine 14 yaşındayım bölümünden birkaç hafta öncesinden bahsetmek gerekirse orada da söylemiştim. Yani anne babamızı daha iyi tanıdığımız zaman onlarla kurduğumuz ilişki de şekil değiştiriyor demiştim hatırlarsanız.
O yüzden bugün şöyle bir şey yapmak istiyorum. Size kendimi tanıtmak istiyorum. Ama yani sadece beni tanıyın diye değil de başkalarını siz kendiniz nasıl tanıtabilirsiniz diye. diye ve başkalarının sizin hangi özelliklerinizi bilse sizi gerçekten daha çok severler.
Biraz bunu konuşmak istiyorum. Şey gibi düşünün, beni gerçekten sevmen için hakkımda bilmen gereken 7 şey gibi bir liste bu. Bir nevi kendi kullanım kılavuzumuz. Tabii ki her maddenin arkasındaki bilimi de konuşmak istiyorum burada sizinle.
Çünkü ben niye bu özellikle bu soruları seçtim, bu cevaplarım bizim için tam olarak ne anlamı var? Orası benim asıl meselem. Her maddenin sonunda size de bir soru bırakacağım. Bölüm bittiğinde böylece elinize 7 soru olacak.
Size kendi listenizi yazabilirsiniz diye. Tabii şunu bilmenizi isterim. Bu listeyi yapmak bana da hiç kolay gelmedi. Çünkü insanlar normal koşullarda bunu kendileri için yapmıyorlar.
Yani ben birçok insanla bunu yıllardır yapıyorum. Onların korkularını, hayallerini anlamaya çalışıyorum. Sen aslında nasıl sevilmek istiyorsun? Neye ihtiyacın var?
Hangi noktalarda kendini kapatıyorsun? hangi noktalarda açıyorsun sorularını konuşuyorum insanlarla ama kendi listemi yazmaya oturunca fark ettim ki başkasına doğru soruları sormakla kişinin kendisine bu soruları sorması arasında bir fark var. Hatta bir başkasının bana bu soruları sormasıyla benim kendime bu soruları sormam arasında da büyük bir fark var. Neyse ki yıllar önce ben bu soruları bu konuda uzman bir insanla oturup uzun uzun konuşmuştum.
Böylece yani bu soruların cevaplarını bulmama yardımcı olmuştu bu insan. O yüzden bazı maddeleri iki dakikada yazabildim ama bazılarını yazmam oldukça uzun sürdü. Bir de tabii hani bu maddeleri yazmaya oturduğumda psikolog gizem olarak mı yazmalıyım yoksa böyle yalın gizem olarak mı yazmalıyım? Tabii ki yalın gizem olarak yazmalıyım apayrı da hani o ikilemi yaşadım sonra bütün rollerimden sıyrılıp yazmak kesinlikle çok daha keyifli oldu.
Şimdi ben bu 7 maddeye geçmeden önce 3 tane temel konuyu gündeme getirmek istiyorum. Birincisi bu listedeki her şey değişebilir. O yüzden de arada bir kendimize yeniden sormamız lazım. Şimdi ben bu listeyi size 40 küsur yaşımdan veriyorum.
Ama 20'li yaşlarındaki Gizem bambaşka şeyler söylüyordu. 35'imden sonra diyebilirim ki aşağı yukarı aynı cevapları vermeye başladım. Ama sonuç olarak bu cevaplar belki de 50'lerinde yine değişir. Hani cevapları verirken biraz nasıl değişikliklerinden bahsedeceğim size ama değişiyoruz.
Özellikle bunu söylemeye çalışıyorum. Çok büyük, çok dramatik değişiklikler olmayabilir değişimlerimiz. Değişiyoruz. Ve o değişimlerde birbirimizi tanımaya devam etmemiz çok kıymetli.
Mesela burada hemen şu örneği vermek istiyorum. Çoğumuzun annesi bizi böyle 12-17 yaş arasında bir yerdeki halimizle tanıyor gibi hissediyorum. Hemen sanki böyle onların gözünde biz hiç yetişkin halimize gelmiyoruz ama şu anda bambaşka bir karakteriz. Ya da mesela üniversitedeki arkadaşlarımızla buluşunca onlar bizim o dönemdeki belki daha şamata halimizi biliyorlar, seviyorlar.
E ben bugün belki artık o karakter değilim. Ya tabii ki arada sırada insan o eski haline ışınlanabiliyor ve bu çok keyifli bir şey. Ama günün sonunda daha kılıcı olan, daha benimle kalan halim tanınıyor mu yeterince onu düşünmemiz lazım bence. İkincisi bu listeyi bense şimdi bir çırpıda okuyor olsam da bu listeyi yazmak tabii ki benim yıllarımı aldı.
Kendiliğinden olmuyor. İnsan kendi tanımaya devam ettikçe, kalıplarını fark ettikçe anlıyor. Nasıl seviliyoruz, nasıl sevmek istiyoruz, ne eksik kalıyor, neyi fazla fazla yapıyoruz, çocukluğumuz nasıldı, çocukluğumuzdaki neler yetişkinliklere bizi bırakmadı, bizimle geldi. Bunların hepsi birikiyor ve zaman içerisinde kendimizi anlamaya başlıyoruz ve bunu tek başımıza yapmak oldukça zor çünkü kör noktamızı kendimiz göremiyoruz o yüzden de kör nokta diyoruz ona zaten değil mi?
Ben de kendi kalıplarımın çoğunu bir odada tek başıma oturup düşünerek bulmadım. Birini anlatırken buldum. Bu bazen uzman birini anlatmaktı, bazen bir arkadaşıma anlatmaktı, bazen kocama anlatmaktı. Ama çoğunlukla biri bana doğru soruları sorunca buldu ama bu ister istemez tabii insanın yıllarını alıyor.
Ve üçüncüsü bu soruların cevaplarını biri için hali hazırda bilmeniz gerekmiyor onu sevmek için. Bilmek istemeniz gerekiyor. Belki ilk başta tuhaf gelmiş olabilir kulağınıza çünkü dedim ki size yedi madde anlatacağım beni sevmeniz için beni sevmek için bilmeniz gereken gibi söyledim ama asıl mesele şu yakınlığı kurmak için birini merak etmek gerekiyor yani bütün bunları hali hazırda bilmek değil de bunları bilmek istemek gerekiyor bunları anlamak için sormak dinlemek bir daha sormak merak ettiğin şeyin arkasını daha da merak etmek derken ilişki zaten böyle kuruluyor. Ve yani benim hakkımdaki 7 maddeyi ezberleyen biri beni otomatikman tanımış olmuyor, beni merak eden bir tanımış oluyor.
Merak edilmek zaten otomatikman sevilmek gibi hissettiriyor. Şimdi bütün bunları toplayınca şuna da bağlamak istiyorum. Biraz önce özellikle 2. maddede dedim ya kendimizi birine anlatırken tanıyoruz, bize birilerinin doğru soruları sorması gerekiyor diye.
İşte benim bu bölümü yapmamın bir sebebi de bu. bu. Kendinize dair konuşabileceğiniz bir alanınızın olması, size birilerinin doğru soruları sorabilmesi çok önemli. Ve HiVal tam 7 yıldır böyle bir alan yaratıyor ve bu haftada 7. yaşını kutluyor. İyi ki doğdun
HiVal. Önce bir onu söylemek istiyorum. Hem de şunu söylemek istiyorum. Bu podcastı dinleyenler için HiVal'in 7. yaşına özel bir
kodumuz var. Yakin İliskiler 1400. Bu kodu ilk görüşmenizde kullanabilirsiniz ve bir indirim alabilirsiniz. Bu kodu tam olarak duyamadıysanız podcast'ın açıklamasında da bulabilirsiniz.
Bence kendi listesini yazmaya başlamak isteyenler için çok güzel bir başlangıç noktası olacaktır. Bu arada alanın içinden bir insan olarak da şunu söylemek istiyorum. Hayvel'in yaptığını yani insanların terapiye ulaşımını kolaylaştırmasını gerçekten çok kıymetli buluyorum. Çünkü aslında bu konu ve bu ihtimal ne kadar yaygınlaşırsa, ne kadar üzerine konuşulursa, ne kadar görünür olursa o kadar çok insan bu konuyla ilgili ihtiyacını fark edebiliyor.
O yüzden hem iyi ki doğdun hem de teşekkürler Hayvel diyerek devam edeyim. Kendi maddelerime geçeyim ve oradan da size doğru soruları bırakayım bu podcast ile birlikte isterim. Madde 1. Ben bir şey olduğunda hemen konuşmak isterim.
Asla bekleyemem. Bu maddeyle başlıyorum. Çünkü herkesin benden beklediğinin ve beklediğinin düşündüğümün tam tersi. Yani psikolog deyince insanlar biraz daha sakin, biraz daha böyle mesafeli, önce düşünüp sonra konuşan birini hayal ediyor olabilir.
Ben hiç öyle değilim. Daha önce podcastlerde buna benzer şeyler söylemiştim bence ama böyle derdi toplu söylemek de bir başka oluyormuş. Ben biriyle aramda bir kırgınlık, bir gerginlik, bir yanlış anlama olduğu zaman onu hemen konuşmak istiyorum. Konuyu yarına bırakmak bana böyle işkence gibi geliyor.
Gerçekten böyle yerimde duramıyorum. Kendimi regüle etmek için cidden zaman harcamam gerekiyor. Ve o konu konuşulduğu zaman ancak rahatlıyorum. Bu çok dürüstsel bir şey tabii ki.
Her zaman işime yarıyor mu? Asla. Çünkü bazen karşımdaki insan kesinlikle konuşmak istemiyor. Benim onu o konuşmaya zorlamam son derece hatalı olur böyle bir durumda.
Geçmişte daha gençken, kendim doğru destekleri almamışken Yani ya da bu konuları bilmiyor kendiyim daha biraz da. Mesela eşimle bir tartışmamız olduğunda bir an önce konuşmak için onun alanına girdiğim ve hadi hadi konuşalım diye ısrar ettiğim oluyordu. Ama mesela şimdi artık kendi konuşma isteğimi dile getiriyorum ama o hemen konuşmak istemiyorsa onu alan tanımayı da becerebiliyorum en azından çoğu zaman. Ama bu bir an önce konuşalım çözelim isteğim asla eşimle sınırlı değil.
Ben mesela kızımla da bir problem olduğunda, anne babamla da, arkadaşlarımla da bir an önce o konuyu konuşmak istiyorum. Konu uzadıkça benim içim içimi yiyor. Şimdi bunun arkasında ne var? Şimdi bilim kısmına gelelim.
Stres anında özellikle de yakın bir ilişkide tehdit hissettiğimizde hepimizin içine bir sistem devreye giriyor. Biliyorsunuz buna bağlanma sistemi diyoruz. Ve bu sistem iki farklı yönde çalışıyor. Kimimiz böyle hemen yaklaşmak, yakınlığı tekrar kurmak ve konuşmak istiyoruz, çözmek istiyoruz.
Kimimizse biraz geri çekilip, sessizleşip mesafe arıyoruz. İkisi de aynı korkuya yani o ilişkiyi kaybetme korkusuna verilen bir cevap. Sadece stratejiler farklı. Ben yaklaşan ve çözmek isteyen tarafta kalıyorum.
Biri beni beklettiğinde bu sanki böyle ceza gibi hissettiriyordu eskiden. Karşı tarafın ihtiyacını anlayamayabiliyordum. Karşımdaki insan bununla sonra konuşalım dediğinde ben bunu şu an seni umursamıyorum gibi duyabiliyordum bazen. Ama tabii ki öyle değil yani.
Yani aslında karşımdaki insanı söylemeye çalıştı da ben eğer şu anda konuşursam kendimi yeterince iyi ifade edemeyebilirim ve seni kırabilirim. Kesinlikle haklı olduğu bir noktada var onun. Çünkü tartışma kızıştığında beden alarm moduna girdiği için nabzımız yükseliyor, nefesimiz hızlanıyor. O anda söylediğimiz birçok şey aslında karşı tarafa asla ulaşmıyor.
Ne ben doğru ifade edebiliyorum kendimi ne karşımdaki insan beni doğru anlayabiliyor. Ve yatışma gerçekten zaman alıyor böyle en az 20 dakika falan gibi bir süre alıyor. Yani benim hemen konuşalım ısrarım bazen de kavgayı alevlendiriyor. Bunu öğrenmek dediğim gibi yıllarımı aldı.
Zaman zaman hala unutabiliyorum çaktırmayın. Peki bu ikisi yani bu iki durum nasıl bir arada yaşıyor? Çünkü ben hemen konuşmak istiyorsam ve karşımdaki biraz zaman istiyorsa bunun araya giren tek bir cümleyle çözülmesi lazım. Şu anda konuşabilecek durumda değilim ama bir yarım saat sonra konuşalım, 20 dakika sonra konuşalım.
Bu cümleyi duymak beni gerçekten rahatlatan bir şey oldu. Araştırmalarda bunu söylüyorlar zaten. Yani ben yarım saat sonra konuşabileceğimizi bildiğimde o yarım saati sakinleşerek geçirebiliyorum. Özellikle de zaman içerisinde kafamda da bu konuyu döndürmemeyi öğrendiğim için o yarım saatte daha sakinleşmiş bir şekilde en azından artık böyle kalbim normal atışına dönmüş bir şekilde konuşmanın içinde bulunabiliyorum.
Sıra şu soruyu bırakıyorum. Bir şey olduğunda siz hemen konuşmak mı istiyorsunuz yoksa biraz beklemek mi istiyorsunuz? Ve sizin sevdiğiniz insanlar neyi tercih ediyorlar? Eğer farklı yaklaşımlardaysanız en çok hangi yüzden kavga ediyorsunuz?
Bu yüzden kavga etmesi tahmin ediyorum. Ve bir ara yolu şimdi dinlediklerinizi bulabilir misiniz? Bunu bir konuşun isterim. Merde 2 benimle ilgili.
Ben sevdiğim insanlarla sık sık konuşmayı seviyorum. Ama bir ilişkinin içinde de böyle gerçekten bütün benliğimle var olmayı seviyorum. Ama bir yandan da bir karar vermem gerektiğinde gerçekten kendimi özgür hissetmem gerekiyor. Canım bir şey istiyorsa onu o anda yapabilmek istiyorum.
Ve böyle izin alıyormuşum duygusu bana hiç iyi gelmiyor. Şimdi bu madde iki parçanın oluşuyor ama aslında beni daha iyi anlayacaksınız şimdi anlatınca. Ben hem bir insana sırtımı yaslayabilmek istiyorum, yakıtını koruyabilmek istiyorum hem de kendi keşif alanımı arıyorum aslında. Kendi ihtiyacımı, kendi kararlarımla karşılayabilmeyi istiyorum.
Hemen bir örnek vereyim. Mesela ben üniversitede evden ayrıldım, ben 18 yaşımda. O zamanlar cep telefonları artık yeni yeni bayağı kullanılmaya başlanmıştı. Ve ben evden çıktığım günden bu yana ailemle mutlaka her gün en az bir kere konuşurum.
Bazen daha fazla konuşurum. Eğer evdeysem vaktim varsa ararım görüntülü konuşurum. Bir saate yakın konuşurum bazı günler. Ve bazı arkadaşlarım bunu duyunca şaşırıyor.
Yani ne konuşuyor olabilirsiniz bu kadar uzun süre? Biz bazen annemle karşılıklı yemek yapıyoruz. Ki bu çok ender yaşanan bir durum. Ben pek hep yemek yapmıyorum.
Yapamıyorum çünkü. Ya da yani güzel bir yere gittiğimizde oraya birbirimizi uzun uzun gösteriyoruz. Bazen oturuyoruz ne bileyim dertleşiyoruz. Bazen oturuyoruz bambaşka şeyler konuşuyoruz.
Ben seviyorum bunun böyle olmasını. Keza arkadaşlarımla da sık görüşmeyi seviyorum elimden geldiğince. Uzun uzun konuşmayı seviyorum. Mesela kısacık oturup kalkmak hiç bana göre değil uzun uzun konuşmayı severim.
Karşımdaki insanı uzun uzun dinlemeyi severim. Ama bir yandan da mesela bir ilişkide sürekli görüşmek zorunda hissettiğimde o ilişki beni yorar ve daraltır. Ben böyle kendi isteğimle karşımdaki insanın ihtiyacını kendim gözeterek orada var olabildiğimde daha iyi hissediyorum. Ya da gerek arkadaşlarım, gerek partnerim, gerek ailem benim kararlarıma saygı duyduğunda ben gerçekten kendi kararlarımı verebildiğimde çok daha rahat hissediyorum.
Bu konuda çok sevdiğim bir fikir var aslında. Türkiye'de Tilem Kağıtçıbaşı vardı çok değerli bir hocamız onun özel ilişkisel benlik dediği bir kavram bu aslında batıdaki klasik anlayış şöyle diyor bir sağlıklı insan ailesinden ayrışır bağımsızlaşır kendi ayakları üzerinde durur Kağıtçıbaşı Türkiye'deki ailelere bakıp şunu görüyor buradaki insanlar hem ailelerine çok bağlı kalıyorlar hem de kendi kararlarını alabiliyorlar Bu tabii ki herkes için geçerli değil, kendimi yanlış anlatmak istemem ama bu ilişki yani hem ilişkide kalabilmek hem de özel kalabilmek aslında özel bir benlik biçimi. Bağlanma araştırmaları da şu aynı şeyi başka bir dilden söylüyor. Güvenli bağlanan bir insan yani güvenli limanı olan bir insan o limandan daha rahat uzaklaşabiliyor, keşfe çıkıyor çünkü döneceği bir yer olduğunu biliyor.
Ben mesela bunu kendi Amerika tecrübem için çok kıymetli buluyorum. Yani ben Amerika'da yaşadığım süre boyunca Türkiye ve Türkiye'deki seyircilerim benim için güvenli bir limandı. Yani ben Amerika'da keşifler yapıyordum ve buraya geri dönüp kendimi rahatlatıyordum gibi hissediyordum hep. Yani yakınlık ve özellik bir terazinin iki ucu gibi görünse de aslında sağlıklı bir ilişkide ikisinin birlikte olması lazım.
O yüzden bu bence beni de güzel tanımlayan bir şey. Size de sorum şu, siz ilişkilerinizde neyden daha kolay vazgeçiyorsunuz? Yakınlıktan mı yoksa kendi başınıza karar verebilmekten mi? Bir de sevdiğiniz insan nasıl etkilediyor?
Ve bu iki farklı ihtiyacınız varsa ikisini de ilişkilerde giderebiliyor musunuz? Yoksa birinden vazgeçerek mi var olabiliyorsunuz? Bence bu soru yine önemli bir soru. Üçüncü maddeye geçelim.
O da şu. Ben karşımdaki insanlardan bir şey istemekte zorlanıyorum. Bazen yardım tarif etmekte de zorlanmak anlamına geliyor. Mesela ben asla satışçı bir insan olamazmışım.
Bu gerçekten birinden bir şeyi almasını talep etmek benim için çok zorlu bir şey. Yardım konusunu daha da açayım. Ben mesela yardım etmeyi çok seviyorum gerçekten. Birinin bir derdi olduğunda devreye girmek, çözmek, o yükü taşımak bana iyi geliyor.
Yani çok doğru bir alanda olduğumda böylece daha iyi anlıyorum. Hatta bazen bunu fazla fazla yapıyorum. Çok iyi bir şey değil bu. Ama iş dersine döndüğünde yani benim bir şeye ihtiyacım olduğunda o cümle bir türlü çıkmıyor benden.
bunu benim için yapar mısın demek bana hala zor geliyor. Mesela çok sevdiğim bir arkadaşımdan ya biz yokuz uğrayıp kedime bakar mısın deme mesajını atmak için bile bazen gerçekten saatler harcıyorum. Bunu burada itiraf etmek de hiç kolay bir şey değil bu arada. Peki ne yapıyorum?
Çoğu zaman bekliyorum. Yani ihtiyacım görülsün diye bekliyorum ama mantıklı değil tabii ki. Mesela işte az önce verdiğim örnek gibi arkadaşım benim gideceğimi bilemeyebilir, gittiğimde kedimin bakıma ihtiyacı olduğunu bilemeyebilir. Ben bunu beklediğim zaman hiçbir işe yaramaz.
O yüzden de yardım istemeyi öğrenmeye çalışıyorum. Tabii bu aslında en azından benim için özellikle şuradan geliyor. Yani çok uzun yıllar insan çok sevdiği insanlardan uzak yaşayınca ve ben sadece eşimle beraber mücadele verince hayatta eşimden her şeyi çok kolay isteyebiliyorum ama diğer insanlardan isteyemiyorum. O yüzden bu bir pratik.
Mesela ben Türkiye'den Ali artık 7 yıl falan oldu bayağı ciddi bir zaman oldu. Bunda iyileştiğimi görüyorum. İlk geldiğim zamanlar çok daha yapamıyordum bunu. Şimdi çok daha fazla yapıyorum.
Buna ilgili çok da sevdiğim bir bulgu var bu arada bu konuya girince. İnsanlara birinden yardım istesen kabul eder mi diye sorduğunuz zaman kabul edilme ihtimali oradan çok daha düşük tahmin ediyorlar. Neresi yarı yarıya daha düşük. Çünkü yük olma korkusu taşıyorlar ama yük olma korkusu gerçekten uyuşmuyor.
İnsanlar yardım etmeyi bizim sandığımızdan çok daha fazla istiyor. Ve yani ben mesela nasıl yardım etmeyi seviyorsam karşımdaki de seviyor olabilir ve bu ilişki derinleştiren bir şey kesinlikle. Görülmeyi beklemek de bu arada ilişkide hiç iyi bir fikir değil. Biz insanların ihtiyacını okumada sandığımızdan çok daha az isabetliyiz.
O yüzden görüleyim diye beklediğimiz zaman büyük ihtimalle görülmüyoruz. O yüzden de karşınızdaki insanın bize daha fazla sorduğu, bizimle daha fazla talep edebildiğimiz ilişkiler hepinize daha iyi geliyor. Size de sorumu şuradan bırakmak istiyorum. Yardım etmek mi daha kolay geliyor size? Yardım istemek mi?
Eğer yardım etmek dediyseniz en son ne zaman birinden bir şey istediniz? Bu hafta için mesela küçük bir ödevde bırakabilirim. Sevdiğiniz birine bir ihtiyacınızdan bahsedin. Minik ve onun bu ihtiyacı karşılamakta ne kadar hevesli olup olmadığını gözlemleyin.
Eğer gerçekten hevesli yerine getiriyorsa o insana bir sonraki sefer ihtiyacını söylerken siz de çok daha rahat hissedeceksiniz aslında. Bunlar dediğim gibi asla büyük şeyler olması gerekmiyor. Küçük küçük birbirimize verdiğimiz destekler bile hayatımızı çok ciddi anlamda değiştirip kalitesini arttırabiliyor. Gelelim dördüncü maddeye.
Bazen çok küçük bir şeye patlayabiliyorum. Bunu da hemen üçüncü maddeden sonra söylememin en önemli sebebi bu ikisinin arasında ciddi bir bağlantı olması. Çünkü derdini dile getiremeyen insan zaman içerisinde biriktirip biriktirip patlıyor. Çünkü taşıyor bunlar.
Çiftlerle çalışan araştırmacılar kavgaları kaydedip incelediklerinde de şunu görüyorlar. Kavganın konusu ile kavganın sebebi çoğu zaman aynı şey değil. Konu bulaşık mesela ama sebep görülmüyor olmak. Konu geç kalmak mesela ama sebep benim zamanım senin için değerli değil mi?
Ve kavgayı bir konu üzerinden sürdürdüğümüzde o çözülmüyor. Yani alttaki daha derin sebebi bulmamız gerekiyor. Yani şöyle düşünün bir bardak taştığı zaman herkes o son damlaya bakıyor ama aslında o bardak zaten doluydu. Yani uzun zamandır birikiyordu.
Ben de bazen çok küçük şeylere büyük tepkiler verebiliyorum. Eskiden daha fazla yapıyordum bunu. Şimdi artık bununla ilgili daha fazla derdimi dile getirme yöntemini seçiyorum. Bu arada konuşurken çelişkiyi de fark ettim.
Mesela ben bir an önce konuşmak istiyorum ama bir an önce problemi çözmek istiyorum ama birinci maddede söylediğim gibi bir yandan da bazı şeyleri istediğim kadar açık konuşmuyorum belli ki. Bakın bir farkındalık daha potyeste ortaya çıktı. Ve o özellikle mesela bunu daha incitmek istemediğim insanlarla daha fazla yaşıyorum. Daha böyle aslında kırılgan olduğunu düşündüğüm insanlarla daha fazla yaşıyorum.
Bu da bakın başka bir çelişki. Şimdi size soruyu bırakacağım ve diyeceğim ki sizin sevdiğiniz insanlarla son tartışmanızın konusu neydi? Siz aklınızdakileri rahat rahat anlatabiliyor musunuz karşınızdaki insanlara? Birikmeden paylaşabiliyor musunuz?
Küçük şeylere patlayan bir insansınız. Bunu ne sıklıkla yapıyorsunuz? Çok ender oluyorsa o kadar önemli değil. İyi ama sık sıkılıyorsa demek ki biraz fazla birikmesine izin veriyorsunuz.
Buraya nasıl göz atabilirsiniz? Burayı düşünün derim. Beşinci maddem şu. Benim halka çıkmak gibi bir derdim hiç yok tartışmalarda.
O yüzden genelde ilk özür dileyen de ben oluyorum. Ama bu beni bazen yoruyor. Şimdi yazarken bu maddeleri en çok durduğum madde bu oldu. Çünkü ilk yarısı güzel bir şey söylüyor ama ikinci yarısı bir itiraf.
İlk yarıda gerçekten mesela eşime tartıştığımızda da hatta hep söylüyorum ya haklı olmak iyi bir şey değil. Kimsenin haklı olması gerekmiyor ilişkide. İkimiz aslında anlaşılmak istiyoruz. Karşımızdaki insan tam haklısın dediğinde bile aslında çünkü beni anlamadıysa aramızdaki mesafe asla kapanmış olmuyor.
Ama seni anlıyorum dediğinde özür dilemese de aslında her şey yerine oturuyor. Ve kavga sonrasında çiftlerin ne kadar hızlı toparlandığını inceleyen araştırmalar kimin haklı olduğunun payının hiç olmadığını görüyor neredeyse. İki tarafın da kendini duyulmuş hissetmesi asıl belirleyici olan, haklı çıkan ama anlaşılmayan insan kavgayı kazanmış ama ilişkiyi kaybetmiş oluyor diyelim. Şimdi ikinci yarısı ise şu, ben bunu önemsemediğim için, haklı olmayı önemsemediğim için ilk adımı atan ben oluyorum.
Ama tabii ki bunu yapan hep ben olduğumda hangi ilişkimde olursa olsun zaman içerisinde kendimi kötü hissetmeye başlıyorum. Hatta şu düşünce ister istemez yokluyor beni. Peki ben bu adımı atmasam ne olacaktı? Bu da öyle olunca zaman zaman kırgınlık biriktiriyor ve bir önceki maddedeki gibi o birikmeler bazen taşıyor.
Araştırmalar da özellikle kadınlar için şunu söylüyor. İlişkide huzuru korumak için kendi ihtiyaçlarımızı, kendi sesimizi bastırdığımızda kısa vadede kavgayı erteliyoruz belki ama uzun vadede hem ilişkiden hem kendimizden uzaklaşıyoruz. Onarım tek taraftan geldiğinde de ilişki yaşamaya devam ediyor ama yorulan taraf içten içe soluyor aslında. O yüzden bu ilk adımı atmanın biraz daha karşılıklı olması önemli.
Yani ilk adımı atmak benim doğam. Ben bunu seviyorum. Bunu değiştirmesem de olur. Ama ikinci adımı beklemek de benim hakkım. Yani eğer hatta şöyle bir şey söyleyeyim. Siz de ilk adımı hep atan insansınız. İkinci adımı karşılıktan beklemeniz çok doğal ve sorumlu şu olacaktır tabii ki ilişkilerinizde ilk adımı genelde kim atıyor ve bu size nasıl hissettiriyor?
Eğer hep siz atıyorsanız bununla ilgili kırgınlıklar yaşıyor musunuz? Ve bunu paylaşmak ister misiniz tabii ki? Altıncı madde. Ben bir insanın benim için bir şey yapmasını tabii ki seviyorum.
Kim sevmez? Ama benimle bir şey yapmasını daha çok seviyorum. Mesela böyle hediyelerden, jestlerden, sürprizlerden tabii ki çok hoşlanıyorum doğal olarak. Ama bana en iyi gelen şey biriyle bir yerlere gitmek.
Biriyle yeni bir şeyleri öğrenmek. Biriyle bir şey ilk kez denemek. Yani mesela hiç gitmediğim bir yere benimle gidiyorsanız benim için çok kıymetli bir şey oluyor bu. Bu konuda çok sevdiğim bir araştırma var.
Araştırmacılar çiftleri üç gruba ayırıyor. Ve bir gruba diyorlar ki haftada bir kere ikinizin nedeniyle hiç yapmadığı biraz heyecan verici bir şey yapın. İkinci gruba haftada bir kere keyifli ama alışık olduğunuz bir şey yapın. Hani sinema, ekmek, yemek yemek yapın.
Üçüncü gruba hiçbir şey söylemiyorlar. İlk gruptaki çiftin ilişki duyumu çok belirgin ölçüde artıyor. Çünkü bu self-expansion dediğimiz, kendini genişletme dediğimiz bir şey. Yeni bir deneyim yaşadığımızda benliğimiz büyüyor.
Ve bunu yanımızdaki insanla yaptığımızda büyümeyi o kişiyle ilişkilendirdiğimiz için onunla iken daha da büyüyorum, daha da gelişiyorum hissi bize çok iyi hissettiriyor. O yüzden beraber bir şeyler yapmak sevdiğimiz insanlarla çok kıymetli. bunu yapmayı ertelemememiz lazım. Sorum da şu olacak size. Siz sevdiğiniz biriyle
en son ne zaman ikinizin birlikte ilk kez yaptığı bir şey yaptınız? Bunu yakın zamandan hatırlayamıyorsanız bunu planlayabilir misiniz önümüzdeki zaman için? Ve siz hangisini tercih ediyorsunuz aslında? O da çok önemli bir soru.
Son maddeye geldim. O da şu. Evet, etrafımda çok insan var. İşim gereği çok insanla temas halindeyim. Eskilerden
Yani yenilerden çok arkadaşım var, sevdiğim çok fazla insan var. Ama gerçekten zor bir günümde kendimi kötü hissederken, kendimi zayıf hissederken yanımda görmek istediğim o anda yanımda kendim gibi olabildiğim çok az sayıda insan var. Ve bu insanlar dışında birine o zayıf anlarımda kendimi çok kolay açamıyorum da, birinin karşısında çok kolay ağlayamıyorum da. Ve yani bunu söylemek çok kolay bir şey olmayabilir tabii ki ama bağlanma araştırmaları da bunu destekliyor.
Hepimizin hayatında bağlanma figürleri var. Zor zamanlarımızda o bağlanma hiyerarşisinin en tepesindeki çok az sayıda kişinin yanında olabiliyoruz kendimiz gibi. Ve diğer insanlar bizim biraz daha böyle uçları yontulmuş halimizi görüyor. Stres anında kendimiz gibi var olabildiğimiz az sayıda insanı ise yani o insanları belirlemek, fırtınada o insanların yanına sığınabilmek en önemlisi.
Çevremiz ne kadar geniş olursa olsun aslında limanımız küçük. Bu bir eksiklik değil. Bu aslında kötü bir şey de değil. Herkesin her daim yanımızda olmaması, herkesin her şeyi bilmemesi normal bir şey aslında.
Tabii ki yani o listede olmamak, sevilmemek anlamına asla gelmiyor. Bu listede olmayan insanların zor günde yanımda olmayacağı ya da o insanlara zor anlarımı hiç anlatmadığım anlamına da gelmiyor. Sadece zor anların içinden geçerken o az sayıda insanın yanında var olabiliyorum. Diğer insanlara o anlardan çıktıktan sonra durumu anlatabiliyorum anlamına geliyor.
Şimdi size de şunu sormak istiyorum. Siz zor bir gününüzde kimin yanınızı istiyorsunuz? Kaç kişi var orada gerçekten? Ve o kişiler sizin bu ihtiyacınızı biliyor mu?
Ve gerçekten orada var olabiliyorlar mı? O da çok önemli bir soru. Şimdi 7 maddeyi saydım. Onları bir toparlayayım. Hepsini arka arkaya söyleyeyim. Belki sizin için de daha kolay bir sıralama olur.
1. Bir sıkıntınız olduğunda hemen konuşmak mı istiyorsunuz yoksa biraz beklemek mi? Karşınızdaki insanlar nasıl? İlişkilerinizde neyden daha kolay vazgeçiyorsunuz? Yakınlıktan mı yoksa kendi başınıza karar verebilme özgürlüğünden mi?
Üçüncüsü, ihtiyacınız olduğunda istemek mi daha kolay geliyor yoksa anlaşılmayı, görülmeyi beklemek mi? Dördüncüsü, içinizde biriktirmeyi mi tercih ediyorsunuz problemlerinizi? Kavgalar ettiğinizde o kavgaların konusu gerçekten o anda ettiğiniz, o anda içine bulunduğunuz durum mu oluyor yoksa biriktirdikleriniz mi? Beşincisi, ilişkinizde tartışmalardan sonra genelde ilk adımı kim atıyor ve bu size nasıl hissettiriyor?
Altıncısı, sevdiğiniz biriyle en son yeni bir deneyimi yaşadınız mı? Ne zaman yaşadınız? İkinizin de ilk kez yaptığı bir şeyi ne zaman yaptınız? Böyle deneyimlerden sonra nasıl hissediyorsunuz?
Ve sevdiğiniz insanlar bu tarz deneyimlere ne kadar açı? Ve yedincisi, bence burada en zoru. Zor bir gününüzde yanınıza kim olsun istiyorsunuz? Kaç kişi var orada gerçekten?
Ve bu insanlar sizin bu ihtiyacınızın ve onları orada görmek istediğinizin farkındalar mı? Bu soruların cevapları sizin de kullanma kılavuzunuzu oluştursun isterim. Ve tabii ki bir hatırlatma yani bu aslında buradaki sorular ben buraya 7 tane soru 7 tane madde koydum ama bunlar çoğaltılabilir, genişletilebilir, azaltılabilir. Bunları aslında sadece bir başlangıç olsun diye soruyorum.
Ve tabii ki bunları karşınızdaki insana beni böyle sevdiğe vermiyorsunuz. Beni buradan okumaya başlayabilirsin diye uzatıyorsunuz. Ama uzatmalı mısınız? O soruyu da bazen soruyorlar bana.
Bunların cevaplarını ben keşfettiğimde karşımdaki insana hemen anlatmalı mıyım? Hemen anlatmalısınız diye değil. Siz bilin bu soruların cevaplarını. Karşınızdaki insan sizi tanımaya çalıştıkça, merak ettikçe yavaş yavaş öğrensin bence.
Böylece bölümün başındaki soruya geri dönelim. 6 küsur yıldır beni dinliyorsunuz. Bence artık beni biraz daha iyi tanıyorsunuz. Ve birini tanıyarak sevmek, tanımadan sevmekten daha farklı bir şey gerçekten.
Bir şey daha var, bunu söylemeden de bitirmek istemiyorum. Beni gerçekten olduğum halimle görmenizi istiyorum. Çünkü bu yedi madde benim en iyi halim değil, benim halim. Siz de kendi listenizi yazarken en iyi halinizi yazmayın isterim.
Ne haldeyseniz onu yazın bence. Çünkü sevilmek istediğiniz kişi de tam olarak o haliniz, her zaman en iyi halinizde olamazsınız. Kendi listesini dediğim gibi bir uzmanla birlikte oluşturmak isteyenler için Hayvel'in 7. yaşı özel kodunu tekrar hatırlatmak isterim.
İlk görüşmenize kullanabilirsiniz. Beni dinlediğiniz için çok teşekkür ederim. Listelerinizi merak ediyorum. Benimle her zaman paylaşabilirsiniz.
Görüşmek üzere, hoşçakalın.
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.