
3.224 kelime · ~16 dk okuma
Şu an bizi dinliyorsanız podv app ve podv.com'dan ücretsiz olarak izleyebilirsiniz. Sıfırdan Bire'ye hoş geldiniz. Yeni bölüm.
Bugün yine çok değerli bir konuğum var. Bilmeyenler için söyleyeyim. Benim en sevdiğim yerlerden biri bilimli, spritüelliğin buluştuğu nokta. Biri ölçer, tartar, kanıt ister, öbürü hisseder, sezer, anlam arar.
Ben ikisinin de birbirine ihtiyacı olduğunu inanıyorum. Ama bugün karşımda bir kardiyolog var. Sosyal medyada onu kalpçi doktor olarak tanıyorsunuz, takip ediyorsunuz. Tıp tarihine meraklı bir kardiyolog.
İki kitap yazarı ve kendisi de bir program sunucusu. Doktor Türker Pabuççu, hoş geldiniz hocam. Hoş bulduk. Teşekkür ederim. Siz nasılsınız?
İyiyim ben de. Çok teşekkürler. Geldiğiniz için çok teşekkürler. Güzel sorular hazırladım size.
Kalbimizi dinlemek ne demek, bilim bu konuda ne diyor. Ama ilk önce şunu sormak istiyorum. İkimiz de Bursa doğumluyuz. İkimiz de sağlıkçı bir aileden geliyoruz.
Siz çocukluğunuzu farklı şehirlerde, sağlık ocaklarında, hastanelerde geçirmişsiniz. Bu branşı nasıl seçtiniz? Aslında soru cevap gibi de olmuş. Akaşında öyle ilerledi gerçekten.
Annem hemşire babam sağlık memuru ve ben onlarla sürekli anaokul yerine sağlık ocaklarında büyüdüm mesela. Onlardan çok şey gördüm. İlham aldım diyelim. O konuda da içimde o küçük ağaç yeşerdi ve büyüdü.
Kendimi doktor olarak buldum. Ne kadar güzel. Bu genelde böyle sağlıkçı ailelerde ya doktor olarak ya da tam ters olarak. Sizin çocuklarınız nerede duruyor şu anda bu konuda?
Ben onları herhalde biraz daha farklı bir yerde görmek istiyorum. Aile artık sağlıkçılıktan biraz çıksın istiyorum. Şimdi biraz kalbini dinlemek hakkında size sorular sormak istiyorum. Bilimde bedenin içinden gelen sinyalleri, kalp atışını, nefesi hissetme becerisine verilen bir isim var.
Interosepsiyon. Bu çok hoşuma giden bir kelime benim. Sizin muayenehanenizde danışanlarınız, hastalarınız geldiği zaman kalbini duyabilen insanlarla duyamayanlar arasında bir fark görüyor musunuz? Evet.
Bunu ben hastalarımdan öğreniyorum aslında. Çünkü gerçekten kalbinin ritmini iyi analiz eden, kendi doktoru olan hastalarım, danışanlarım oluyor. Çünkü kalp aslında tık tık tık tık tık hep aynı ritimde değil. Kendi içinde bile atışları arasında atım gücü, volüm gücü değişebilen bir organ aslında.
Mesela düzenli zannettiğimizde bile buna heart rate variability, kalp nabız değişkenliği deniyor. Atım arasında bile değişebiliyor milisaniye cinsinden. Ya da pompalarken volümünü arttırıp azaltabiliyor ve bunu bazı hastalarım hissedebiliyor. O gün biraz daha kaygılıysa, endişeliyse anlıyor ki kalbin o atış şekli hızdan ziyade kendi volüm gücü değiştiğini bana söylüyorlar yani.
Kendilerini bu açıdan iyi analiz eden danışanlarım var. Peki şimdi kalp nabız değişkenliği dediniz. Bu bizim sağlığımız için aslında çok önemli bir şey değil mi? Kesinlikle.
Biraz bundan bahseder misiniz? Nasıl önemli ve biz bu değişkenlik aralığını nasıl arttırabiliriz? Bunu en iyi arttıran şey düzenli egzersiz yapmak elbette ve stres seviyemizi kontrol edebilmek. HRV denilen bu parametre yüksek olan kişilerde kalp damar sağlığının iyi olduğunu biliyoruz.
Dakikada 70 atan kalbi iki kişi var diyelim ama birinin HRV'si düşük birinin yüksek. Yüksek olan kişi daha kondisyonlu ve kalp damar sağlığı açısından daha güvenli bir yerde. Dediğim gibi bunu en iyi artıran şey düzenli hareket etmek, egzersiz yapmak. Tabi bu egzersizden kastım markete gidip yürümek ya da otobüsten inip eve kadar yürümek değil de gerçekten tam anlamıyla hayatımıza bunu sokabilmek.
Biraz kuvvetlendirmek yani biraz daha hafif kuvvetli bir egzersiz. Peki biz hep deriz ki işte kalbim kırıldı ya da hani küçüklükte verilen en büyük öğütlerden biri aman kızım sakın kalp kırma insanlara nazik ol. Kalbin kırılmasının bilimsel karşılığı nedir? Kadınlar bu konuda biraz daha şanssız maalesef erkekler o konuda daha şanslı kadınların kalbi kırılıyor aslında şöyle ki bu 40'lı 50'li yaşlarda özellikle premenopozal dönemdeki kadınlarda görülmüş ki yoğun stres heyecan üzüntü durumlarında tam anlamıyla kalp kırılıyor.
Nasıl bir kısmı pompalıyor bir kısmı pompalamasını durduruyor yani bir bardağın ortadan ikiye kırılması gibi takatsubo sendromu diyoruz buna da burada bir damar tıkanıklığı ya da kalpte bir pıhtı yok. ...sadece kalp o şokun etkisiyle çalışmasını durduruyor bir kısmı. O yüzden kadınların dezavantajlı olduğu konulardan biri bu kırık kalp sendromu deriz buna.
Bir konu daha var. Yine benzer bir mekanizma. Ne yoğun üzüntü, istenmeyen bir olay, ani bir kayıp sırasında... ...yine kadınlarda daha sık olur.
Kalp damarlarında küçük yırtıklar görürüz. Buna da Scott sendromu deriz. Yine benzer mekanizmalar. Bir pıhtı, damar tıkınıklığı yoktur.
Ama ciddi oranla kalbi yoran bir durumdur. Bazı durumlar erkeklerde daha az görünüyor. Bazı durumlar kadınlarla. O yüzden kalp kırmak aslında var.
Peki kırılan kalp tamir olur mu diye de sorayım. Evet çok şükür ki bu durumları atlatabiliyoruz. Buradaki aslında atlatmadaki en önemli yöntem de sizin en başta vurguladığınız kalbe verdiğimiz daha farklı bir duygusal anlam var ya. Burada tam olarak onu çalıştırıyoruz biz doktorlar olarak.
olarak. Böyle bir durumda hastamızı yoğun bakımda takip ederken yaptığımız şey sadece onu iyi hissetmesini sağlamak. Yakınlarıyla arasını düzeltmek. Onu daha böyle iyi hissettirebilecek şeyler söylemek. Yani
duygu durumunu yükseltiriz. Bir kan sulandırıcı vermeyiz. Anjiyoyu almayız. Ameliyat etmeyiz. Tedavi sadece odur yani.
Onu rahatlatmaktır. Ne kadar ilginç yani kalp ve duyguların arasındaki bağ ne kadar kuvvetli. Son zamanlarda kalp krizi duyuyoruz. Çok genç yaşlarda.
Siz genç yaşlara indiğini gözlemliyor musunuz? Bir Bir kardiyolog olarak ve gözlemliyorsanız sizce bu neyin sonucu? Kesinlikle çok daha fazla gözlemliyoruz. Aslında bunda biraz medyanın, sosyal medyanın da katkısı var.
Daha çok haberler görür olduk. Bilinçaltımız o noktada daha çok çalışıyor. Ama istatistikler olarak da yaş gerçekten küçük yaşlara kadar kalp krizi indi. Dün markette aslında bunu, bu soru çok sık geldi.
Çünkü sürekli ben buna kafa yoruyorum. Niye böyle oldu? Yaş niye azaldı? Elime paketli bir ürün aldım ve etiket arkasındaki kontrol ettiğimde uzun bir etiket gördüm.
Dedim ki yani çok da uzağa gitmeye gerek yok bu kalp krizlerinde. Beslenme konusunda gittikçe kötüye gidiyoruz gerçekten. Çünkü sadece beslenmek için değil, doymak için yer olduk. Bu hayat koşuşturmacasında bir şekilde hemen gıdalara kolay ulaşabilmeyi tercih ediyoruz.
Ve o katkı maddeleri ne kadar uzadıkça işlenmiş gıdalar, işlenmiş şeker, sağlıksız yağlar hayatımıza girdikçe bu çocukluk çağından itibaren olmaya başladı artık. Birçok şey sayabiliriz elbette ama dün markette aklıma bu geldi. Ne kadar sade bir etiket varsa bir ürünün arkasında ne kadar az orada katkı maddesi görüyorsak onu tercih etmeliyiz ya da evde pişirmeye çalışmalıyız onu. Yani ben bu kadar uzun sürelerdir sürekli yemek yapan bir anne olarak ben dahi inanılmaz zorlanıyorum bu konuda.
Çünkü iş kesinlikle çığırından çıktı yani size çok katılıyorum o konuda. Bedeninden mesaj var diyorsunuz kitabınızın başlığında. Mesela panik atak konusu çok çok ortak bir problem. Bizim kültürümüzde de çok var.
Çarpıntı mı, ansiyete mi, heyecan mı, panik atak mı, kalp krizi mi? Bedenimizi dinleyerek nasıl anlayabiliriz? Çok sorulan ve çok güzel bir soru. Ben bunun cevabını hastalarımdan öğrendim aslında.
Uzun yıllar çünkü hep kardiyolojiye gelir. Panik atak, anksiyete, kaygı bozukluğu olan hastalarımız çarpıntı ritim bozukluğuma acaba derler. Ben sonra sonra onlardan bunun ayırıcı tanısını öğrendim. Gerçekten o sırada bir kaygı patlaması, panik atak yaşayan biri onun aslında o olduğunu biliyor.
Sadece bunu başkasından duymak istiyor. Ya da ritim bozukluğu, kalp ağrısı olan kişi de onun kalp olduğunu biliyor aslında. Nasıl biliyorlar? ...bana öğrettiler.
Anksiyete, kaygı patlamasında önce anlandıramadıkları bir korku geliyor onlara. Bu birini kaybetme korkusu olabilir, iş hayatı ile ilgili olabilir... ...ya da hiç açıklayamadığı bir endişe bası yoğunu.
Bunu anlatamıyor kimseye. Sonra kalp eşlik ediyor. Kalp ikinci. Ne yapıyor? Hızlanıyor.
O tabii o yoğun adrenalininden dolayı ya da biraz ağrımaya başlıyor. İşte ilk başlangıç noktası kaygı, korku oluyorsa bu panik atak oluyor. Ritim bozukluğu olan hastaların bunu böyle yaşamıyor. Ya da kalp damar tıkanıklığı olan.
Onlar da ilk önce kalp olaya giriyor. Başlıyor hızlanmaya. Hiçbir şey yokken ya da gereksiz yere bir ağrı başlıyor yürürken. Sonra kaygı devreye giriyor.
Korkmaya başlıyor kişi. Acaba kalp krizi mi geçiriyorum vesaire. O yüzden başlangıç noktası çok önemli. Bunu yaşayan kişi de zaten çok iyi biliyor.
Terleme birazcık ayırıcı tanı da bizi kolaylaştırıyor. Kalple ilgili problemlerde yine terlemeye başlayan insanlar biraz soğuk soğuk derler. Panik atak, kaygı olduğunda yine terler ama sıcaktır böyle yapışkan ve sıcaktır. O şekilde de biraz ayırt edebiliyoruz.
Çok kıymetli bilgiler. Tarihte sizi çok etkileyen bir hekim ya da bir şifa geleneği var mı? Hipokrat'tan, İbn-i Sina'dan, Galen'den bahsetmeyi çok seviyorum. Onların o kısıtlı imkanlarla yarattıkları şifa kürlerinden bahsetmeyi seviyorum.
İşte Hipokrat'ın zeytin ağacı yaprağını kullanmasından, işte İbn-i Sina'nın zerdeçalı kullanmasından, çörek otu yağından bunları çok seviyorum. Çünkü onlar o imkansızlıklarla, anatomi, fizyoloji bilimlerinin kısıtlılıklarıyla, Galen zamanında Roma'da kadavraları incelemek yasaktı mesela. Mesela hayvanları inceleyip biraz onları insan anatomisine benzetmeye çalışmasıyla muzeler yaratmış, büyük çığırlar açmış insanlar. Bunlar çok önemli ama ben biraz daha böyle yakın tarihten zamanı tıbı değiştiren karakterleri çok seviyorum.
Çünkü onlar bugünkü geldiğimiz hayat kalitesi ya da ömürü uzatma noktasında kilit isimler. Bunlardan biri peniselini icat eden Fleming. O zamana kadar antibiyotik yoktu ve insanlar mikrobal hastalıklardan kaybediliyordu. Bu bir çığır noktası gerçekten.
Dünya tarihi bence orada yeniden başladı penisilin icadı. İkincisi de insülinin bulunması. İnsülinin bulunması da bence yine ömrü uzatan, çığır açan noktalardan biriydi. Bu iki hekim yarattığı şeyler çok çarpıcı bence.
Şimdi de yeni yeni tabii zamanla göreceğiz. Yeni bilim insanları neler neler yapıyorlar. Biraz da beslenme konuşalım istiyorum. Yani böyle bize bir kalp tostu beslenme menüsü verir misiniz?
Bizi dinleyenler, izleyenlerin de uygulayabileceği. Bu noktada ben her zaman kahvaltıyı hemen bir söylerim. Kardiyovasküler iyiliğimizi arttırmanın en temel yollarından biri... ...sağlıklı kahvaltımızı yapabilmek, orada yeterince protein alabilmek.
Bu yumurta olabilir. Sağlıklı yağlar alabilmek. Bu ceviz, tereyağı olabilir, zeytinyağı olabilir. Ve sağlıklı karbonhidratları eklemek.
Böyle bir tarif vermem gerekirse önce kahvaltımızı değiştirmemiz gerekiyor bence. Hemen hazır doyayım, işe gideyim, alayım poğaçamı oradan işte yapay tatlandırıcılı içeceğimi değil de... ...ona bir vakit ayırmak gerektiğini düşünüyorum.
Hep böyle kürler, tavsiyeler anlatırım ben de böyle damar açıcı kür. Kalbinize iyi gelir. Bayılırız. Bunlar çok seviliyor.
Bunları hayatımıza sokmamız lazım. ...kazım, zeytinyağını, sarımsağı, limonu... ...şimdi aklıma geldi mesela, vereyim isterseniz şöyle bir...
Olur olur, biz zaten her bölüm bir tane tarif veriyoruz. O zaman bu bölümün tarifi için buyurun. Tamam süper, tam da vakti şimdi. Sonbahar, kış mevsimi, öksürük gibi şeyler başlayacak.
Vücut direncimizi arttırmamız gerekecek. Bir yandan da benim uzmanlık alanım kalp damar sağlığını... ...uzun vadede korumamız gerekecek.
Çok basit bir şey yaparım ben. Özellikle biraz düştüğüm zaman bağışıklık sistemi ve direnç açısından... İlk yararlandığım şey bir su bardağının içerisine zeytinyağı koymaktır. Bu bir tatlı kaşığı olabilir.
Ben çok severim hatta yüksek polifenollü bir zeytinyağı ise bir çorba kaşığı yemek kaşığı da olabilir. Zeytinyağın üzerine ikinci ekleyeceğimiz şey iyi bir bağlı. Ona bir böyle tatlı kaşığı onu ilave edeceğiz. İkincisi bir limonun yarım limonun suyunu sıkacağız.
Üç etti değil mi malzememiz? Ve bir tutam zerdeçal tozu. Barış Manço'nun şarkısı gibi olacak biraz sonra. Ve son malzememiz besinci bir tutam karabiber.
Zerdeçaldaki kurkuminin eminimini arttıracak karabiberdeki piperin. Neydi? Zeytinyağı, bal, limon, zerdeçal, karabiber. Bunun üzerine ılık suyla tamamladıktan sonra karıştırıp mesela kahvaltıda bunu tüketebiliriz.
Bir taşta birkaç kuşu vuracağız. Eğer öksürüyorsak o günlerde onu rahatlatacak, bağışıklığımızı kuvvetlendirecek. Bunu sık sık yaparsak da uzun vadede kalp damar sağlığımızı destekleyeceğiz. İçerisindeki antioksidan, bu laflar da çok havalı oluyor.
Böyle işte polifenoller, flavonoidler, fenolik bileşikler. Şahane. Bunlar müthiş bir kombinasyon oluyor. Tam bir iksir.
Bir de sizin kefirli bir tarifiniz var. Ben onu da gözüme kestirdim. Onda da kefir sevdiğiniz bir... Yani zaten çok çok hem bağırsak sağlığı için çok faydalı.
Onda da kefir vardı, tarçın vardı. Yine zeytinyağı ve bal vardı galiba değil mi? Bravo hatırlıyorsunuz. Evet hatırlıyorum.
Aslında tabii hırsız konumuna düşmeyeyim. Bu benim tarifim değil. Bu çok ünlü bir Rus tıp doktorunun tarifidir. Kendisi böyle 100 yaşını geçmiş.
90 yaşına kadar da hala cerrahi işlemleri aktif olarak yapabilen bir hekimdi. Ameliyatlardan sonra hastalarına uyguladığı bir kürdü bu. Bu özel karışımı onlara verdiğinde görülmüş ki bu hastalar daha hızlı rehabilite olup hastaneden daha kolay taburcu olabiliyorlar. Verilmeyen hastalara göre o da bunu fark etmiş.
Şahane eğer daha detaylı tarifi öğrenmek istiyorlarsa sizin instagramınızda bu var ben gördüm. Yaşayan sıvı. Yaşayan sıvı bir de instagramınızda bir şey daha gördüm o da çok hoşuma gitti. Beral Saat'ten örnek verip suyu yemenin öneminden bahsediyorsunuz.
İçmek değil yemek. Bu ne demek? ...bir kardiyolog olarak sıvı dengesinde en çok neye dikkat edilmesini istersiniz?
Bu da ikinci soru olarak gelsin. Şöyle ki günlük hayatta klişe biz doktorlar çok söyleriz. İşte şu kadar su iç iki buçuk litre, üç litre işte kilogram başına otuz mililitre vesaire. Ama aslında olay o sunun ne kadar eminebildiğine de bağlı.
Bazılarımız suyu içer içmez hemen tuvalete koşarız mesela değil mi? Onun arttırma yöntemlerini deriz işte biraz içerisinde mineral takviyesi yapın... ...biraz tuz atın vesaire ki suyu kaybetmeyelim.
Burada görülmüş ki aslında suyun daha iyi emilebilir olması onu su içeren gıdalarla almak. Domates, salatalık, kereviz sapı, işte kabak bunlar neredeyse %90'ı sıvı olan. Meyveler. Evet aynen.
Onlar da biraz daha fruktoz olduğu için. Tamam biz daha şeyde kalalım. Ben o kadar meyve seviyorum ki her yerde bir meyve. Öyle mi?
Evet. Sebzeler aslında hep bunları lifli olarak zannederiz ama lif oranları düşüktür aslında bunların. Lifli şeyler daha farklı onlardan da bahsederiz. Bunların %90'ı sudur. Bunları
bu şekilde tükettiğimizde eminimleri içerisindeki suyun normal suya göre daha fazla oluyor. Ekstradan da işte potasyum alıyoruz, lif alıyoruz, onlardaki vitaminleri alıyoruz. O yüzden yani su içme konusunda kanalize olmak daha ziyade bizim bu gıdalardan, sebzelerden suyu yemek konusunda odaklanmamız çok daha iyi olacaktır. Hem daha eğlenceli hale gelecektir. Bir de şeyi çok sorarlar
mesela ben çay içiyorum. Günde dört bardak, beş bardak işte yeşil çay, siyah çay. Ya da kahve çok tüketiyorum. İşte yoğurt yemeği, ayran içmeyi seviyorum. Maden suyu.
Bunlar su yerine geçer mi hocam? Diye yıllarca hep soruldu bu. Biz de derdik hayır. Onlar geçmez su iç.
Yeni çalışmalarda şunu da gördük. Bilgiler sürekli değişiyor. Onlar da su yerine geçiyor. Bizim hidrasyonumuzu sağlıyorlar. Yani endişe etmeye
gerek yok. Çay içebiliriz. Kahve seviyen biri olabiliriz. O yüzden bu bizde bir kaygı yaratmasın.
Onlar da sıvı ihtiyacımızı çoğu zaman karşılıyor. Su içelim, suyu yiyelim ve seviyorsak da çay kahvede tüketmekten geri kalmayabiliriz. Ben şu an naturopati eğitimi alıyorum ve tamamen bu soruyu kendi merakımdan soruyorum. Bitkilerle ilaçlar arasında etkileşim ne kadar önemli?
Siz bir doktor olarak bu konuda neye dikkat ediyorsunuz? Yani bu bitki çayları olabilir, işte kullandığımız taze otlar olabilir. Mesela her sabah karanfil çayı, safranlı su içmek olabilir. Bunlar aldığımız ilaçlarla ne kadar boyutta bir etkileşime geçiyor?
Çok güzel teşekkür ederim bu soru için çünkü aslında ben de bunu yapıyorum doğal tarifler veriyorum işte sarımsaktan bahsediyorum yorumlarda görüyorum bu ilacı kullanan biriyim bu bende olmaz dedi doktorum aslında böyle bir doğal tarif verirken de o kişileri de düşünmemiz lazım. Çünkü biz çok severiz değil mi? Roka yiyin, pazı yiyin, ıspanak yiyin, yeşillik, marul yiyin. İşte bu ilacı kullanan hastalarımız bunu yememesi ya da minimal az yemesi lazım.
Çünkü K vitamini var bu sebzelerde ve K vitamini bu ilacın etkinliğini azaltıyor. Kan sulandırıcı özelliğini gideriyor. Ya da tam tersi yine bu kan sulandırıcı kullanan hastalarımızın işte vişne, kiraz gibi böyle kırmızı meyveler özellikle. Antosiyenin içeren meyveler. Bunlardan uzak durması lazım.
...kan sulandırıcı özelliğini arttırabiliyor. Yine kardiyolog olarak cevap vereyim. Greyfurt.
Şimdi mevsimi de geliyor. Çok iyi bir C vitamini deposu. Ama bizim tansiyon ilaçlarımız ve kolesterol ilaçlarıyla çok etkileşiyor. Onların etkilerini bağırsakta eminimini azaltarak arttırıyor.
Yani tansiyon ilacı kullanıyorsunuz bir de greyfurt yediniz. Hop tansiyon çakılabilir yere. Çok düşebilir yani. Yine kemoterapi hassas bir konu.
O hastalarımızın özellikle orman meyveleri konusunda bir tık dikkatli olmaları gerekiyor. İşte yaban, mersini, aronya. Biz rahatlıkla hemen bunları bol bol tüketindiririz ama öyle büyük bir grupta hastamız var. Takipli kemoterapi alıyorlar.
Bu ilaçlar pardon meyvelerden biraz daha kaçınmalarını tavsiye ederiz. Çok iç içe. Evet. Çünkü aslında ilaçların da temel üretilme şekleri doğadan geliyor.
Yani o moleküllerden ve elbette çeliştiği, çakıştığı yerler oluyor. Çok haklısınız. Mutlaka herhangi bir ilaç kullanımında mutlaka beslenmeyi de doktora mutlaka danışmak gerekiyor. Yani gerçekten dediğiniz gibi ben roka yiyorum işte grey fruit yiyorum bunları iyi zannederken aslında sistemimize hem faydasını azaltıyor ve zarar da veriyor olabiliriz.
Kesinlikle. Yeni kitabınızda uzun yaşam için 15 adım var. Bugün bizi dinleyenlerden izleyenlerden biri yarın sabah sadece birine başlayacak olsa hangisini önerirdiniz? Evet hızlı iyileşme teknikleri hit kitabında 15 basamak var.
Kitabı yazdıktan sonra bilgiler çok güncelleniyor. Tabii ben de yeni şeyleri öğrenmeyi seviyorum. Yeni bir bilgi paylaşım bu kitapta yok. Ama ben kendimde de bunu yapmaya başladım.
Bunu bir göz hekimi arkadaşımdan öğrendim aslında. Yeni bir çalışma var. Biz hep kapalı yerlerdeyiz ya. Ve elimizde ekran var sürekli.
Ya da bilgisayar monitörü var. Hep yakın mesafeye bakıyoruz değil mi? Ya da kitap okuyoruz. Gözümüzle ilgili bir noktaya dikkat etmek gerekiyor.
Ve aslında bu tüm beden sağlığımıza da yansıyor. Sürekli yakın bakar ki kişiler olduğumuz için saat başı uzak mesafelere bakmamız gerekiyor. Pencereyi açıp gökyüzüne ya da imkan dahilinde uzak ovalara. Yani bu yakın bakıştan gözümüzü kurtarıp saat başı mümkünse yarım saatte bir açıp çok uzaklara bakmak gerekiyor.
Bu temel olarak aslında göz yaşlanmasını presbiyopi dediğimiz göz tembelliğini önleyen ve tavsiye edilen bir metot. Ama araştırmalarda görülmüş ki böyle yapar isek vücuttaki stres düzeyimizi de gün içerisinde azaltıyoruz aslında. O kortizol, hep anlattığımız adrenalin patlaması bizi yatıştırıyor biraz. Bir çeşit terapi gibi.
Saat başı uzaklara bakmak. Çok güzel. Bunu ben hayatımda uygulamaya başladım. Hani 15 adımın dışına çıktık.
Evet, 16. adım olarak ben de başlıyorum. Şu an bakıyorum uzak bir yerde var mı? Burada stüdyoda bakabileceğim.
Çıkar çıkmaz ilk yaptığım şey gökyüzüne bakmak olacak. Çok güzel, çok da mantıklı aynı zamanda. Peki illa yani herkesin yapamadığı vardır. Sizin bir hekim olarak yapamadığınız bir şey var mı?
Bu uzun ve iyi yaşam yolculuğunda. İtiraf edemem hem dün çikolata yedim diye. Ama bit derdi sağlıklıydı. Var elbette hiçbirimiz mükemmel hayatlar yaşamıyoruz.
Ben tamam itiraf gelsin o zaman. En çok kendimi şu noktada çelişiyorum. Çok tavsiye ettiğim bir nokta. sabah kalkar kalkmaz telefona bir bakmayın derim yani.
O mesajları merak etmeyin. Yorumlara bakmayın. Bir kendinize ara verin. Bir yüzünüzü yıkayın. O yüz yıkamak
kardiyolojide dalma refleksidir. Kalbi bir sakinleştirir. Kortizol patlamasını bir indirir. Soğuk suyla yapılırsa daha iyi olur. Bir yüzünüzü yıkayın derim.
Yine benzer şekilde de yatağa girmeden işte bir saat şu ekranlara bir bakmayın derim yani ama işte itiraf ben yapabiliyor muyum? Çoğu zaman yapamıyoruz Ama yapsak o kadar çok şey değişecek onu da biliyoruz. Teorik çok net ama pratikte ben de açıkçası zorlanıyorum. Bir de viral nefes testiniz var.
Ben sizin sosyal medyanızı bayağı içeriklerinizi bayağı beğeniyorum. Şu an ürperdim biraz. Onu anlatır mısınız? Evde yapılabilen testleri ben çok seviyorum.
Aslında basit manevralarla bize sağlığımızla ilgili çok bilgi veriyor. Tabii bunlar şunu yaparsanız bu testi geçemezseniz şöyle diye değil de biraz fikir veriyor gerçekten. Ne kadar nefes tutma konusunda kapasitemiz iyiyse dalgıçlar değil mi? Ne kadar uzun tutarlar mesela?
O akciğer kapasitemizi interkostal dediğimiz kaburgalar arasındaki kaslarımızın direnci konusunda bize bilgi veriyor. Karbondioksit retenasyonuna karşı dayanıklılığımız nasıl o konuda bilgi veriyor. Çok basit. Böyle çok derin olmadan nefesimizi tutmaya başlıyoruz.
Kronometreyi çalıştırıyoruz. İyi bir kapasite varsa akciğer ve kalp damar sağlığı açımızdan uzun süre tutabiliyoruz. Mesela 30 saniye, 45 saniye iyi sürelerdir bunlar. Aldık, bekledik.
Dakikalar, saniyeler geçiyor. Mesela bazıları yorumlara yazmış o videoda. 10 saniye tutabildim, 15 saniye. Elbette bu bir hastalık göstergesi ya da eyvah eyvah dememek lazım.
Ama bir uyarı olabilir yani. Akciğer kapasitemiz 10-15 saniye biraz düşük. ...biraz daha böyle 30-45 saniye tutabiliyor isek.
Süper. Ben siz nefes alıyoruz derken aldım ve tuttum. Galiba bir dakika falan da tuttum. Şimdi sonra şeyde bakacağım ona montajda bakacağım.
Ama çok güzel. Dediğiniz gibi böyle evde yapılan testler hani... ...kendi sağlığımıza ufak bir ben neredeyim...
...şeyi oluyor. Çok da verimli oluyor. Çok teşekkürler geldiğiniz için.
Harika bir sohbet oldu. Çok kıymetli bilgiler öğrendik. İçeriklerinizi takip etmeye devam ediyorum. Güzel içerikler bekliyorum sizden.
İzninizle bu kefir tarifini de ben de paylaşmak istiyorum. Çok güzeldi çünkü. Tekrar görüşmek üzere. Çok teşekkürler hocam.
Ben teşekkür ederim. Çok keyifli, çok verimli bir sohbetti. Umarım tekrar buluşma şansımız olur. Yeni bölümler için takip etmeyi unutmayın.
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.