
1.477 kelime · ~7 dk okuma
Ben Sezgi Aksu. Burası Karanlık Dosyalar. Bu bölümümüzde Seminoğlu cinayetlerinin tarikat bağlantılarını ortaya çıkarma yolunda Maury Terry ile beraber son duraklara uğrayacağız. Ne dersiniz? Bu yolculuğu bitirmeye hazır mısınız?
Maury'nin ipuçları Kıyamet Kilisesi ve bağlantılı diğer tarikatlara çıkıp duruyordu. Konuşmayı düşündüğü tüm şüpheliler ölmüş veya öldürülmüş olduğundan, Maury iddialarını kanıtlayamadığı kısır bir döngüye girmişti. Televizyon programlarına çıkıp bildiklerini anlatmaya başladı. Zaman zaman alay konusu bile oldu.
Saygınlığını giderek yitirdiği bu dönemde kilisede acımasızca katledilen Arlis Perry'nin kilisenin güvenlik görevlisi tarafından öldürüldüğünü düşünüyordu. Ama ne bunun ne de bu cinayetin tarikat bağlantılı olduğu iddiasının altını doldurabilmişti. Eli bomboş kalan Mauri kendini içkiye verdi. Davanın peşinden koşmayı bırakıp kabuğuna çekildi. Yıllar süren sessizliği ise dedektif Marcos Quinones'in telefonu bozmuştu. Dedektif Marcos, Mauri'ye Berkovits'le bir görüşme ayarladığı haberini verdi. Mauri, yıllardır hayalini kurduğu bu yüzleşmeyi reddedememişti.
Bu, onun itibarını kurtarması için son şansıydı. Peki, Berkowitz ona istediğini verecek miydi? Maury kendinden emindi. Notlarını toparladı, son hazırlıklarını yaptı ve Sullivan cezaevine doğru yola çıktı.
Berkowitz ve Mowry ilk defa yüz yüze geleceklerdi. Üstelik herkesin gözleri önünde. Mowry'nin yıllardır hayalini kurduğu röportaj gerçekleşiyordu. Tam 16 yıldır sessizliğe gömülmüş David Berkowitz, namı diğer Seminoğlu konuşacaktı. Kameralar kuruldu, mikrofonlar takıldı. Beni buraya kabul ettiğin için teşekkür ederim David. Ben teşekkür ederim.
Nasıl oldu? Her şeyi en başından anlatır mısın? En başından mı? En başından. Peki. Ben istenmeyen bir çocuktum. Annem de babam da hiçbir zaman beni istemedi. Sonra Berkowitzler beni evlat edindi. Sevgi dolu bir aileydi. Hiçbir sorun yoktu. Hatta mükemmeldi.
Ama ben kendimi hep büyük bir boşluğun içinde hissettim. Böyle kapanmayan büyük bir boşluk. Bir güç beni karanlık tarafa doğru çekiyordu. Ben de peşinden gittim. Nasıl başladı peki? Nasıl tanıştın o insanlarla? Askerden döndükten sonra yine büyük bir boşluğun içindeydim. Hayattan hiçbir tadı almıyordum.
Benim gibi olan başkaları da vardı. Onlarla tanıştık. Yonkers'ta, evinin oradaki parkta değil mi? Evet. Evet, oralarda takılıyorduk. Çünkü çok sessiz, çok ıssız bir yerde. Büyücülük hakkında, kara büyüleri hakkında konuşuyorduk. Hatta bazı ritüellerimiz vardı. Nasıl ritüeller mesela? Bazı hayvanların, köpeklerin kurban edildiğini gördüm.
Ve içimdeki boşluk yavaş yavaş doluyor gibiydi. Sohbet Maury'nin istediği şekilde ilerliyordu. Yıllardır iddia ettiği her şey Berkowitz'in ağzından dökülüyordu. Peki... Seni içlerine nasıl çektiler, gruba nasıl dahil oldu? Kardeşlik yemin etmiştik. Onlara bir şey vermek zorunda kaldın mı? Evet.
Evet, bir anlaşma yaptık. Gizlilik anlaşması. Onlara ailemin fotoğraflarını vermek zorunda kaldım. Eğer kardeşlerime ihanet edersem, annem ve babam ölecekti. Yani bunu biliyordum. Bu noktada raportaj, Maury'nin söyleyip Berkowitz'in onayladığı bir hale büründü. Peki, John Carr ve Michael Carr'ın başına gelen de bir tür bedel ödeme miydi? Evet.
Onlar anlaşmayı bozdular. İhanet ettiler. Ve her şey çığ gibi büyüdü. Evet. Her şey bir anda çığ gibi büyüdü. Can sıkıntısından yaptığım şeylerin çok ötesine gitti. Ben masum insanların öleceğini asla düşünmedim. Ama oldu.
Maury, haklı çıkmanın verdiği gururla her şeyi tek tek itiraf ettiriyordu. Ama sorun şuydu ki, tüm isimleri Maury veriyor, tüm olayları Maury hatırlatıyordu. Berkowitz kendiliğinden hiçbir şey anlatmıyordu. Seminoğlu saldırıları önceden mi planlanmıştı, yani bir çeşit kurban etme ritüelleri miydi? Evet, öyle diyebiliriz. Bir sürü saldırı oldu, 6 kişi öldü. Hepsini sen mi yaptın?
Hepsinde oradaydım. Ama hepsinde tetiği ben çekmedim. Polis hepsini benim yaptığımı düşünüyordu. Sen de inkar etmedin. Yani hepsinin, tüm cinayetlerin şahidiydin.
Maury, aklındaki gerçekleri doğrulatırken, kişisel hırslarını tatmin etmeye çalışan biri gibi görünmeye başladı. Bu iyi değildi. Berkowitz, kendi iradesiyle bir şeyler söylemeliydi. Yoksa bu röportajın bir anlamı kalmayacaktı.
Maury Berkowitz'i zorluyordu. Berkowitz daha fazla konuşmak istemediğini söylese de, Mowry onu bırakmadı. Zorlayabildiği kadar zorladı. Berkowitz bunalmıştı. Röportaja devam etmek istemiyor, sorulara yalnızca evet ve hayır diye kısa cevaplar veriyordu.
Maury ise kontrolü kaybetmiş görünüyordu. Araştırmasının tüm detaylarını masaya yatırmak, hepsini Berkowitz'e doğrulatmak istiyordu. Berkowitz istediğini yaptı. Cinayetleri, satanist tarikatları, kurban edilen köpekleri, organize suçları, John ve Michael Carr'ı her şeyi doğruladı. Ancak sorun tüm bu bilgilerin Maury'in ağzından çıkıyor olmasıydı.
David Berkowitz, Maury'nin bilmediği tek bir kişinin bile ismini vermedi. Şimdi kısa bir aramız olacak. Ardından davamıza geri döneceğiz. Röportajın yayınlanmasının üstüne tüm ülke tekrar çalkalanmaya başladı. Herkes polisi suçluyor, işlerini iyi yapmadıklarını iddia ediyordu. Bu çalkantının üstüne davanın tekrar açılması bekleniyordu.
Ancak olmadı. Olanlar sadece polisi öfkelendirdi. Bunların Maury'nin hayal dünyasından çıkan saçmalıklar olduğunu söylüyorlardı. Berkowitz ise tıpkı diğer seri katiller gibi ilgi delisiydi. Unutulduktan sonra tekrar hatırlanmak istiyordu. Ve Maury, anlattığı hikayeyle ona bu imkanı vermişti o kadar.
David Berkowitz'ın söylediği her şeyi araştırdık. Arkadaşlarımla tüm ihtimaller üzerinde durduk. Şunu net bir şekilde söyleyeyim. David Berkowitz tüm bu suçları tek başına işlemiştir. Bunların hepsi kanıtlanmıştır. Şimdi bana bu son zamanlarda ortaya çıkan röportajdan bahsedip sorular soruyorsunuz. Bu, sansasyon meraklısı bir medya maymunu ile ilgi arsızı bir psikopatın hayal dünyasından ibarettir. Lütfen bunlara itibar etmeyin ve artık şu davayı unutun. Adalet yıllar önce yerini bulmuştur arkadaşlar.
Herkese teşekkürler, iyi akşamlar. Maury eline geçen bu tarihi fırsatı değerlendirememişti. Polisi ve hükümeti tamamen karşısına almış ve yolun sonuna gelmişti. Ama ona destek verenler de vardı. Kendilerine Pine Sokağı Çetesi adını veren ve gönüllü gazetecilerden oluşan bir ekip, Maury'nin çevresinde toplandı. Ona yıllardır tek başına sürdürdüğü davasında yardımcı olmak istiyorlardı.
Maury bir şarlatan değil, halk kahramanı olarak anılmayı hak ediyordu. İşine saygısı, disiplini ve doğru bildikleri için verdiği savaş, meslektaşlarının saygısını kazanmasını sağlamıştı. Bu ekibin toplanması, hezimete uğrayan Maury için tekrar bir umut ışığı olmuştu. İstediğin kadar kanıtsa olsun. Halk asla sana tamamıyla inanmayacak.
Ben zaten senin derdi kedilerdi sanıyordum ayol! Pine Sokağı çetesi yüzünü her şeyin başladığı yere, Yankers'a çevirdi. Yankers'da ıssızlığın ortasında gözden kaçmış bir ipucu arıyorlardı. Berkowitz'in tüm arkadaşlarını tekrar araştırmaya başladılar.
Ve cinayetlerden birinde olay mahallinde bulunan sarı Volkswagen minibüsün sahibine ulaştılar. O da tıpkı John Carr gibi konuşmak istemedi. Konuşursa öldürüleceğini iddia ediyordu. Oradan bir isme daha ulaştı. Sonra bir isme daha. Maury defalarca dinlediği hikayeyi tekrar duyuyordu.
Ancak bir noktada işin ucu çok daha büyük ve sapkın bir yere doğru gitmeye başladı. Kasete alınmış tecavüzler, cinayet filmleri, çocuk pornoları... Maurinin midesi bulanmıştı. Bu organize kötülüğü bitirmek için her şeyini ortaya koydu. Sıkılmadan, usanmadan. Yapılması gereken ne varsa yapacaktı.
Tek bir açık arıyordu. Tek bir somut ipucu. Berkowitz ile bir görüşme daha ayarladı. David, bana yardım etmeni istiyorum, tamam mı? Kim bu insanlar? Bu cinayet kasetlerini kim çekti mesela? Bak, Maury. İşin arkasında çok daha karanlık bir grup var, tamam mı? Tehlikeli insanlar. Bizim ulaşamayacağımız büyük insanlar. Kim bunlar? Kıyamet Kilisesi'nden mi bahsediyorsun? Evet.
Evet onlarla ilgili, onlardan bahsediyorum. Maury, Berkowitz ile ikinci yüz yüze görüşmesinden de elleri boşa ayrılıyordu. Maury söyledi, Berkowitz onayladı. Üstelik bu defa görüşmenin haber niteliği de yoktu. Maury, davanın düşündüğünden de büyük olduğunu hissediyordu.
Ancak artık yapacak bir şey kalmamıştı. Gücü tamamen tükenmişti. Maury son bir güçle elindeki tüm verileri toplayıp Queens bölge savcılığına iletti. Bu dosyanın ucu güçlü patronlara, siyasetçilere, Hollywood yapımcılarına ve onlarla bağlantılı çocuk tacizi, porno, uyuşturucu kaçakçılığı ve akla gelmeyecek ağır suçlara varıyordu.
Bu şüphelerin tekrar sonsuza dek dindirilmesi gerekiyordu. Ancak savcılık bu dosyayı bir daha açılmamak üzere kapattı. Maury bir yenilgiyi daha kaldıramayacaktı. Kötülüğe karşı açtığı savaşı kaybetti. Son nefesinde hala kilisede öldürülen Arlis Perry ve onu öldürdüğünü düşündüğü güvenlik görevlisi Blake Crawford'dan bahsediyordu. Ancak bunu hiçbir zaman kanıtlayamadı.
Maury Terry, kimileri için adaletin peşinden giden tutkulu bir gazeteci, kimileri içinse komplo teorileri üreten bir deli olarak kaldı. Maury'nin ölümünden tam 25 yıl sonra, 28 Haziran 2018'de, Alice Perry'nin öldürüldüğü kilisedeki güvenlik görevlisi Blake Crawford'ın evinin etrafı sarıldı. Bay Crawford, kapıyı açar mısınız? Hemen geliyorum. Üstümü değiştiriyorum.
Ne yapıyor bu? Neden hala açmadı? Kaçıyor olabilir. Üstünüzü giyinebildiniz mi Bay Crawford? Evet. Bir saniye. Gidiyorum. Maymuncuğu çıkar. Buyurun amirim.
Silahı var, silahı var. Bırak o silahı. Blake Crawford orada kendini öldürdü. Yapılan açıklamalara göre Alice Perry'nin öldürüldüğü kilisede yıllar sonra Blake Crawford'ın DNA'sına rastlanmıştı.
Polis bunu, 43 yıllık faili meçhul bir vakayı çözdüğümüzü bildirmekten onur duyuyoruz, şeklinde halka duyurdu. Kilisenin güvenlik görevlisi Blake Crawford, Arlis Perry'yi acımasızca katletmişti. Tıpkı Maury Terry'nin iddia ettiği gibi. Ancak Blake'in evinden çıkanlar bundan fazlasıydı. Dolabının içinde sayfalar dolusu evrak vardı.
En göze çarpansa Maury Terry'nin kitabı Ultimate Evil'dü. Maury'nin söylediklerinden en az biri kesin kanıtlarla ortaya çıkmıştı. Ancak onun peşinde olduğu bundan çok daha fazlaydı. Ve hiçbiri hala kanıtlanamadı. Kıyamet Kilisesi mensuplarından hiçbiriyle ilgili bir soruşturma başlatılmadı.
Bugün hala Maury'e inanan gazeteciler tarafından kurulan Pine Sokağı Çetesi, Kıyamet Kilisesi ve onun devamında gelen Çocuklar Tarikatı ile ilgili gerçeği arıyorlar. Bu dosyayı araştırırken biz de kendimizi Pine Sokağı Çetesi'nden biriymiş gibi hissettik. Tek bölüm yaparız diye çıktığımız bu yolda yepyeni bilgiler, bambaşka isimler, akıl almaz bağlantılar çıktı karşımıza. Sonucun çözümsüz olması, David Berkowitz dışında hiç kimsenin ceza çekmemiş olması benim bu davayla ilgili en çok canımı sıkan nokta oldu. Bence Maury, basının ve polislerin söylediği gibi bir deli değil, gerçekleri ortaya çıkarmaya çalışan onurlu bir gazeteciydi. Kötülüklerinden çıkar sağlayanlarla savaşmaya çalıştı.
Ancak yenildi. Siz ne düşünüyorsunuz bilmiyorum. Ama ben Maury Terry'nin bu savaşını destekliyorum. Bu kötülük karşısında çaresiz kalmak beni de delirtebilirdi. Philip K. Dick'in de söylediği gibi, belki de delirmek bazen gerçekliğe verilebilecek en uygun tepkidir.
Bu haftanın karanlık dosyasının sonuna geldik. Bir sonraki davada görüşmek üzere. Kendinize iyi bakın.
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.