
2.259 kelime · ~11 dk okuma
Ben Sezgi Aksu. Burası Karanlık Dosyalar. Bu bölümümüzde Seminoğlu cinayetlerinde Mauri'nin şüphelerinin peşinden çok daha karanlık dehlizlere ineceğiz. Ne dersiniz? Hazırsanız başlayalım mı?
Kendine Sam'in oğlu diyen David Berkowitz yakalanmış ve gönderdiği mektuplarla tüm ülkede sansasyon yaratmıştı. Ancak Maury buna inanmıyor, Berkowitz'in bu cinayetleri tek başına işlemiş olabilmesine ihtimal vermiyordu. Berkowitz'in son mektubunda bahsettiği Sam'in dışarıdaki diğer oğulları iddiası üstüne Maury, Sam Carr'ın gerçek oğlu John Carr'ın peşine düşmeye karar verdi. Ancak John Carr, New York'tan kilometrelerce uzaktaki Mino kentinde şüpheli bir şekilde ölü bulundu. Maury'e göre John Carr, tarikat tarafından infaz edilmişti. Maury'nin artık tek amacı, Sam'in oğlu cinayetlerindeki tarikat bağlantılarını ortaya çıkarıp büyük resmi oluşturmaktı. Kamuoyunun ilgisi ise bambaşka bir yerdeydi. David Berkowitz'in duruşmasında. Basın, polisler, halk, herkes oradaydı.
Öfkeli kalabalık onu bize verin diye bağırıyordu. Uzun süredir hayatlarını terörize eden bu canavarın cezasını kendileri vermek istiyorlardı. Mahkeme salonunda Seminoğlu saldırılarından hayatta kalanlar ve kurbanların aileleri büyük bir gerginlik içinde Berkovis'i bekliyorlardı. Az sonra Berkowitz'in duruşma salonunun kapısında görülmesiyle korkunç bir uğultu başladı. Küfürler, hakaretler, salonun demirlerine vuran insanların arasından geçerken Berkowitz çılgına döndü. Etrafa saldırıyor, onu tutan polislere tekme atmaya çalışıyordu.
Bir ara pencereye yönelip kaçmaya yeltendi. Ancak bu imkansızdı. Berkowitz'in etrafında bir polis ordusu vardı. Mahkeme başladığındaysa söyledikleriyle kurbanların ailelerini kışkırtmak için elinden geleni yapıyordu. Stacy, Stacy fahişenin tekiydi. O kaltağı bir daha olsa bir daha öldürürüm.
Beynini öyle bir dağıtırım ki... Kes sesini! Kes sesini! Sus artık! Seni öldüreceğim! Seni geberteceğim! Hiçbir şey yapamazsın! Hepinizi öldüreceğim! Hepinizi! Bırak beni!
Berkowitz, mahkemede bütün suçlarını itiraf etmekle kalmayıp, elinde olsa daha fazlasını yapacağını söylemişti. Bahsi geçen 6 kişiyi müthiş bir soğukkanlılıkla öldürmüş, 7 kişiyi de yaralamıştı. Ve bundan hiçbir pişmanlık duymuyordu. Hepsini kendi ağzıyla itiraf etti. Onun bu itirafları ve saldırgan hali kafalarda hiçbir soru işareti bırakmamıştı.
Mauri'nin birden fazla katil olduğuna dair tezi bir darbe daha aldı. Basın, halk, hükümet, davayı takip eden kim varsa tek failin Berkowitz olduğuna emindi. Mauri ise kimin ne düşündüğüyle ilgilenmeyip, şüphelerinin peşinden Mino şehrine doğru yola çıktı. John Carr'ın ölümünü araştıracaktı. Bunun için yerel polisle iletişime geçti. John'un cansız bedeniyle ilk karşılaşan polis memuru, olayı tüm ayrıntılarıyla Mauri'ye anlattı.
Söylediğine göre özel bir konuta izinsiz girilmesi üzerine polis merkezine bir çağrı gelmiş. Polis hemen olay yerine gitmiş. Tam o sırada bir silah sesi duymuş. Sese doğru koşmaya başlamış. John'un kız arkadaşı oradaymış. Soğukkanlı bir şekilde onu John'un öldüğü odaya götürmüş.
Girdiğimde John yerde yatıyordu. Elinde bir silah vardı, ortalık kan gölüne dönmüştü. Kafatası tamamen dağılmış, beyninin parçaları duvara sıçramıştı. Maury, şüphelerini yerel polise anlattığında ona hak verdiler. John Carr, Sam Carr'ın oğluydu ve Berkowitz ile aralarında bir bağlantı olmalıydı.
Daha fazla ipucu yakalayabilmek için John'un arkadaşlarıyla görüşmeye başladılar. John'un arkadaşlarından biri, onun psikolojik sıkıntılar yaşadığını ve bunun için ruh sağlığı merkezine gittiğini söyledi. Maury, yerel polisle birlikte John'un görüştüğü doktoru bulmak için yola çıktı. Doktor Slachter, o anları kelimesi kelimesine anlattı. Birileri beni öldürmeye çalışıyor. Biliyorum, gelecekler. Buraya da gelecekler, biliyorum.
Kim sizi öldürmeye çalışıyor? Polisler. New York'taki polisler. Gelecekler. Neden sizi öldürmeye çalıştıklarını düşünüyorsunuz? Berkowitz. Berkowitz yüzünden. Onunla olan ilişkim yüzünden. Biliyorum. Geleceklerini biliyorum. Elimdeki bilgiler. Biliyorlar. Ne kadar önemli olduğunu biliyorlar o bilgilerin. Sonunda beni bulacaklar. Abimi de bulacaklar. Abiniz? Michael.
Michael Kahn, onu da öldürecekler, biliyorum. Onu korumam lazım, anlıyor musun doktor? Ailemi korumalıyım, anlıyor musun? Doktor Slachter aynı zamanda John'un katıldığı şeytani ritüelleri anlattığından bahsetti. John'un anlattığına göre kendisi bu grubun lideriymiş. Ayinleri o düzenlermiş.
Hatta bir keresinde Alman bir çoban köpeğini kurban ettiğini ve onun kanını içtiğini söylemiş. Maury, yerel polisle birlikte bu ritüellerin gerçekleştiği söylenen terk edilmiş arazilere, ıssız ormanlara gitti. Gördükleri Berkowitz'in evinin yakınındaki mağarada olanlara benzerdi. Aynı semboller, duvarlara kanla yazılmış, ne olduğu anlaşılmayan şeyler, kulağı kesilmiş Alman kurtları, ipuçları korkunç bir gerçeğe işaret ediyordu. Bu tarikatın etki alanı, New York'tan tam 2700 kilometre uzaklıktaki Mino'ya kadar uzanmıştı. Maury, ülke çapında bir sorunla karşı karşıya olduğunu anlamıştı. Olay tahmin ettiğinden çok daha büyüktü. Mino yerel polisi, Maury'nin tüm araştırmalarını New York'a rapor etti. New York polisi ise, taşralı polislerle uğraşmak istemedikleri için raporları okumadılar bile.
Polisin hala bir şey yapmıyor olması, tüm bu bürokratik engeller Maury'i çıldırtmak üzereydi. Bu denli geniş çaplı bir operasyonu tek başına yönetmeye çalışıyordu. Derhal John Carr'ın abisi Michael Carr'a ulaşmak için New York'a geri dönmeye karar verdi. Michael, bildiği kadarıyla hayatta kalan son ipucuydu. Fakat yanılıyordu. Çünkü Michael, abisinin peşinden gitmişti.
öteki dünyaya. Michael Carr, Maury'nin kendisini aramak için yola çıktığı gün, şüpheli bir trafik kazasında hayatını kaybetti. Biri, Maury'nin hep bir adım önündeydi. Güçsüz ve tükenmiş hissediyordu. Elinde ne varsa anlatmak ve yardım istemekten başka şansı kalmamıştı. Onu görmezden gelen hükümete ve New York Polis Departmanına meydan okurcasına bir haber hazırlayıp yayınladı.
Seminoğlu cinayetlerinin arkasında satanist bir tarikat olduğunu iddia ediyordu. O güne kadar edindiği tüm bilgi ve bağlantıların içinde olduğu bu haber, gündeme bir bomba gibi düştü. Ortalık ayağa kalkmıştı. Herkes bu haberi konuşuyor, polisi ve savcıyı özensizliğinden dolayı suçluyordu. Hükümet baskı altındaydı. Davayı tekrar açmak zorunda kaldılar.
Savcı, Seminoğlu cinayetlerinde başka birilerinin de olabileceğine dair şüpheleri olduğunu ve bunun araştırılacağını söyledi. Maury sesini duyurmuştu. Artık tek başına değildi. Ancak bunlar, aslında buzdağının sadece görünen yüzüydü. New York polisi önce Berkowitz'in evinin yakınındaki mağaraya, sonra Mino şehrindeki terk edilmiş araziye gitti.
Maury'nin aylardır yaptığı araştırmayı aynı sırayla izliyorlardı. Maury ise araştırmalarını ileriye götürdü. Carr ailesini iyice incelediğinde yeni bir tarikat ismiyle karşılaştı. Kendilerine çocuklar adını veren genç grubun, esasında kıyamet kilisesi adında bir örgütle bağlantılı olduğunu, bu örgütlerin köklerinin ise çok eski bir dini tarikat olan sayantolojiye dayandığını öğrendi.
Scientology insanların geçmiş travmalarını keşfedip onları yenmeye dayalı bir öğretiydi. Kıyamet Kilisesi ise buradan çıkmış ama bununla yetinmeyen, çok daha aşırıya gitmek isteyen bir grup tarafından 1963 yılında İngiltere'de kurulmuştu. Bu insanlar her şeyin başında kendilerini bulabilmek için şehirden uzaklaşıp doğaya dönmek istemişler. Ancak Meksika'ya gittiklerinde öyle bir kasırga çıkmış ki Ağaçları yerinden söken, hayvanları yuvalarından eden ve tam 3 gün süren kıyametin, kaosun ve yıkımın habercisi. Bunu bir işaret olarak görmüşler. Bunların üstüne artık kendilerini dünyanın sonunu getirmeye adayacaklardı.
Onlara göre daha iyi bir dünya için var olan bütün düzenin bozulması, her şeyin yok edilmesi ve kıyametin gelmesi gerekiyordu. Ölümü kutsayan bir anlayışları vardı. Bu örgütün düşünceleri tüm dünyaya yayıldı. Amerika'ya gruplar gönderdiler. Öyle ki ünlü seri katil ve tarikat lideri Charles Manson'ın her şeyi kıyamet kilisesinden öğrendiğini söyleyenler bile var.
Kıyamet Kilisesi kurulmasının ardından 10 yıl geçtiğinde çeşitli sebeplerle dağılmaya başladı. Buradan çıkanlar kendi küçük örgütlerini kuruyordu. Bunlardan biri de Berkowitz'in de içinde bulunduğu Çocuklar Kolu'ydu. Maury, New York'u kasıp kavuran bu kaosun Kıyamet Kilisesi ile bağlantılı Çocuklar Tarikatı ile ilgili olduğunu düşünüyordu. Derinlere indikçe daha fazla bağlantı buluyor, edindiği tüm bilgileri gazetede yayınlıyordu.
Seminoğlu cinayetlerinin ortaya çıkışının üzerinden artık yıllar geçmişti. Maury bu çok uzun davaya çoktan ömrünün bir kısmını adamıştı. Olay ilk günkü etkisini kaybetmiş olsa da inancından hiçbir şey kaybetmeden araştırmalarını sürdürdü. Ve bir gün yayınladığı bu haberler muhatabına ulaştı. Berkowitz'den Maury'e bir mektup geldi.
Evet ben suçluyum. Ama bütün bu olanların sorumlusu ben değilim. Seminoğlu cinayetlerinin arkasında çok daha büyük bir güç var. Bir tarikat. Üyelerinden biri John Card ve o öldü. Herkes dört bir yana dağıldı. Bir tek sen ve ben kaldık Mori. Sen ve ben. Ancak sana şunu söyleyeyim. İstediğin kadar kanıtsun. Halk asla sana tam anlamıyla inanmayacak.
Maury'e mektubun geldiği gün Mino'da beraber soruşturma yürüttükleri başka bir polise daha mektup gitmişti. O da şüphesiz Berkowitz dendi. İçinde bir gazete küpürü ve bir kitap vardı. Kitap, Büyücülüğün Anatomisi isimli bir kitaptı. Gazete küpüründeyse satanist kıyafeti giymiş bir adam vardı. Ama asıl ürpertici olan kitabın içindeki nottu. Alice Perry avlandı.
Kaliforniya'ya kadar takip edildi ve Stanford Üniversitesi'nde kilisede öldürüldü. Arlis Perry de kimdi? Nereden çıkmıştı? Neden şimdi bu mektupta yer alıyordu? Polis memuru panikle Maury'i aradı. Bulaştığı davanın ne kadar uçsuz bucaksız olduğundan henüz haberdar değildi. Şimdi kısa bir aramız olacak. Ardından davamıza geri döneceğiz.
Arliss Perry, Stanford Memorial Kilisesi'nin içinde korkunç bir şekilde öldürülmüş, cesedi tamamen parçalanmış ve etrafa yayılmıştı. Kotunun üstünde bir mum lekesi vardı. Ama daha da korkunç olanı, bu mumlardan birinin göğsünün arasından, diğerininse vajinasından çıkmış olmasıydı. Kafa tasına bir buz kıracağı sokulmuştu. Bu vahşet daha önce Amerika'da hiç görülmemiş cinstendi.
Maury, bu cinayetin sorumlusunun kilisedeki güvenlik görevlisi Blake Crawford olduğunu iddia ediyordu. Arliss'le aralarında tarikatla ilgili bir bağ olduğunu öne sürdü. Ancak elinde hiçbir kanıt yoktu. Arliss'in cesedinin üstündeki ve mumlardaki parmak izleri incelendiğinde ise hiçbir sonuç alınamadı. Güvenlik görevlisiyle bir bağlantı kurulamadığı gibi hiçbir şüpheliğe ulaşılamamıştı.
Ancak Murray'in iddiaları üstüne birçok kişi bunun şeytani bir ayin sonucu verilen bir kurban olduğunu düşünüyordu. Tüm manşetlerde bu vardı. Bunun üzerine Maury, davayla ilgilenen dedektifi aradı ve Berkowitz'in mektubundan bahsetti. Bu cinayetin arkasında aynı tarikatın yattığını iddia etti. Ancak hala hiçbir kanıt yoktu. Sadece iddialar vardı. Berkowitz, Maury'e gönderdiği başka bir mektubunda bu cinayeti kimin işlediğini bildiğini yazmıştı.
Berkowitz'ın söylediğine göre, hapse girmeden üç yıl önce bir tarikat toplantısında biri çıkıp Alice Perry'i öldürdüğünü itiraf etmişti. Bunun üstüne bu olayla ilgilenen Santa Clara Polis Departmanı, Berkowitz'la görüşmek için yola çıktılar. Murray, Berkowitz'ın ürküp konuşmayı tamamen bırakmasından korkuyordu. Çünkü Berkowitz mektuplarında söylediklerinin kayda geçmesini istemediğini açık bir şekilde söylüyordu.
Ve kısa süre önce hapishanede bir saldırıya uğramıştı. Birileri onun boynunu kesmişti. Berkowitz kurtuldu. Ancak korkuyordu. Maury elinden geleni yapmasına rağmen bu sorgulamayı engelleyemedi. Bu gazeteci Moriterin ortada bir tarikat olduğunu söylüyor. Senin de içinde olduğun bir tarikattan bahsediyor. Doğru mu bu? Peki bu tarikat nedir? Kim başında kim var? Ne var? Anlatsana. Anlatamam. Anlatırsam gammaz olduğumu düşünürler. Olmaz. Anlıyorum endişelisin ama bize yardımcı olman lazım. Birkaç isim versen... Veremem. Verirsem babamı öldürürler. Moriteri ona bir takım isimler verdiğini söylüyor. Bunun doğruluğundan emin olmamız lazım.
Onu anlattıklarını bize de anlat David. Seni koruyacağız merak etme. Bakın ben Maury Terry diye birini tanımıyorum. Onunla iletişime geçmedim. Ona hiçbir zaman hiçbir şey söylemedim. Berkowitz'in Maury ile hiç iletişime geçmediğini söylemesi üstüne polisler oradan ayrıldı. Maury'nin dikkat çekmek isteyen bir palavracı olduğunu düşündüler. O dönem tüm gazeteciler bu olayla ilgili saçma sapan haberler yapıyorlardı ve polisler için Maury'de onlardan biriydi.
Bunun üstüne Maury Berkowitz'la görüşmek istedi ancak başaramadı. Berkowitz onunla görüşmedi. Ama bir mektup yazdı. Maury, araştırmanı sürdürmek istiyorsan sürdür. Bulduklarını duyurmak istiyorsan duyur. Bunu engelleyemem. Ama seninle görüşemem. Hiçbir şey konuşamam. Kanunumuz böyle. Bu mektuptan sonra Berkowitz, Mowry ile iletişimini tamamen kesti. Mowry, polislere çok öfkeliydi. Berkowitz'i ürkütmemeleri konusunda onları uyarmıştı. Şimdi bütün kaynağını kaybettiği için onları suçluyordu. Sesini duyurabildiği her yere çıkıp bu satanist tarikatı anlatma kararı aldı. Yıllardır üstünde uğraştığı Ultimate Evil kitabını yayınladı.
Maury'nin gizemli tarikatın tüm bağlantılarını ifşa ettiği bu kitap yok satıyordu. Haber kanalları, realite şovları ve hatta sabah programları dahil çağrıldığı her yere gidip bildiklerini anlatıyor, satanizm korkusu halk arasında daha da yayılıyordu. Ancak çoğunluk tüm bunları bir komplo teorisinden ibaret sayıyordu. Mauri'nin yıllarca emek verdiği davasını kendi ağzından halka anlatmaya çalışması, tüm bu ikna çabası acı bir şekilde itibarını zedelemeye başladı.
Evet, günaydın efendim. Stüdyodaki misafirlerimle bugün çok merak ettiğimiz bir soru var. Yanımda Moriteri var. Evet Moriteri, hoş geldiniz. Siz şimdi bunlar satanist mi diyorsunuz? Yani açıkçası ne demek bu satanist? Şeytana mı tapıyorlar? Nedir olayı? Bir de sizden dinleyelim.
Bu grup çok köklü, eski bir oluşum açıkçası. Cevap vermek gerekirse satanistler. Elimde ciddi belgeler var bu konuda. Bazı fotoğraflar var bir köpeği kurban ettiklerine dair. Ne? Bir de köpek mi kesmişler diyorsanız? Ben satanistlerin derdi kedilerle sanıyordum.
Yani şöyle demek istiyorum, bu grup... Aa bir dakika, bir dakika. Ya bir de bir beyefendi var konuğum. Vallahi siz buradayken onunla da tanışın isterim. Kendisinin şeytan olduğunu söylüyor. Bir de onu dinleyelim. Şeytan mısınız efendim siz? Evet, ben şeytanım. Mauri'nin katıldığı televizyon programlarında onunla resmen dalga geçiyorlardı.
Maury'e ve satanizme olan ilgi bir magazin malzemesine dönüşmüştü. Ve kendisinin şeytan olduğunu, satanist olduğunu iddia eden insanlar türemişti. Ama tüm bunlar Maury'i durdurmayacaktı. O, inandığı gerçeklerin peşinden gitmeye devam etti. Ve filme alınmış kayıtlı cinayetler olduğu bilgisine ulaştı. Bir snuff yani ölüm pornosu serisi hazırlanmıştı. Filmler açık artırmayla satılıyordu.
Maury tüm bu film işini organize eden, her şeyin başında duran kişiyi aramaya başladı. İpuçları onu Long Island'a yönlendiriyordu. Gözlerden uzak mal hikayesinde şatafatlı hayatını sürdüren ünlü Hollywood yapımcısı Roy Rudin'in evine. Roy Rodin, Hollywood'un en ünlü yapımcılarından biriydi. Zenginlik içinde ışıltılı, renkli bir hayat sürüyordu. Malikanesinde neredeyse her gün uyuşturucu partileri veriyor, tüm Hollywood'u etrafına topluyordu. Oyuncusundan yönetmenine herkes oradaydı. Rodin'in malikanesi sadece ün ve şatafatın değil, aynı zamanda aşırılığın merkeziydi.
Uyuşturucu, seks, akla gelmeyecek fanteziler hepsi o malikanenin içinde yaşanıyordu. Ancak asla dışarı çıkmıyordu. Roy Radin hayatının zirvesindeyken bir anda gizemli bir şekilde öldürüldü. Maury bu olayı Radin'in sınav filmlerle olan bağlantısından dolayı tarikatla ilişkilendiriyordu. Roy Radin'in tarikat tarafından öldürüldüğünü öne sürdü. Ancak gerçek kısa süre içinde ortaya çıktı. Radin bir alacak verecek meselesi sonucu öldürülmüştü.
Konunun ne tarikatla ne de sınav filmleriyle uzaktan yakından ilgisi yoktu. Maury'nin özgüveni büyük yara aldı. Artık kendini insanların yaftaladığı bir komplo teorisyeni bir deli gibi hissediyordu. İçine kapandı, sürekli içiyordu. Arkadaşlarıyla görüşmeyi bıraktı, evliliği sona erdi. Elinde yıllarca topladığı tonla bilgi ve araştırmayla yapayalnız kalmıştı.
İstediğin kadar kanıtsın. Halk asla sana tam anlamıyla inanmayacak. Maury uzun süre sessizliğe gömüldü. Ta ki 1993 yılında dedektif Marcos Quinones'ten o telefonu alana kadar. Efendim?
Maury Terry ile mi görüşüyorum? Evet benim, siz kimsiniz? Ben New York Polis Departmanından Dedektif Marcos Quinones. Sizinle görüşmek istediğim bir mevzu vardı. David Berkowitz ile ilgili. Berkowitz ile? Ben o davayla artık ilgilenmiyorum. Size onunla bir görüşme ayarladım desem? Görüşme mi? Görüşsek ne olacak? Bay Terry, Berkowitz artık bambaşka biri. Hristiyan oldu. Hayata karşı bakışı tamamen değişti. Sizinle istediğiniz her şeyi konuşacaktır. İlgilenmediğinize emin misiniz?
Maury kararsız kalmıştı. Yıllar sonra sessizlik orucunu bozacak ve hayatını bitiren davanın peşinden tekrar gidecek miydi? Acaba buna değer miydi? Seminoğlu davamızın ikinci bölümünün sonuna geldik. Sonraki bölümde Maury'nin verdiği kararın peşinden finale doğru gideceğiz. Görüşmek üzere.
Allah Allah!
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.