
2.665 kelime · ~13 dk okuma
Başlamadan önce sizlere ufak bir uyarıda bulunmak istiyorum. Bu dava rahatsız edici unsurlar içerdiğinden bazı dinleyicilerimiz için tetikleyici olabilir. Ben Sezgi Aksu. Burası Karanlık Dosyalar. Bugün sizlerle Barbie ve Ken katilleri olarak da bilinen Paul Bernardo ve Carla Homolka'nın mide bulandırıcı hikayesini inceleyeceğiz. Ne dersiniz? Hazırsanız davamıza geçelim mi?
Paul Kenneth Bernardo, 7 Ağustos 1964'te Kanada, Scarborough'da doğdu. Zor ve duygusal olarak boşluklarla dolu bir çocukluk geçirdi. Ona karşı sevgisiz ve ilgisiz olan annesiyle yakın bir ilişkisi olmadığı gibi, babası da işler istediği gibi gitmediğinde şiddete başvuran bir adamdı. Ayrıca babasının mahalledeki kadınları gözetleme gibi hastalıklı bir alışkanlığı vardı.
Kadınlar yatak odalarında soyunurken bahçelerinden gizlice onları izlerdi. Evdeki sorunlara rağmen Paul okulunun en parlak öğrencileri arasında yer alıyordu. Ayrıca yakışıklılığı ve kibarlığıyla etrafındaki herkesi etkiliyordu. Tıpkı Ken gibi. Ancak kısa sürede bunu kendi yararına kullanmayı öğrenmişti.
Tatlı küçük oğlan olmanın verdiği özgüvenle insanları şirinlik yaparak onları manipüle edebilme yeteneğini henüz çok küçükken kullanmaya başladı. Paul büyüdükçe daha fazla özgüven kazandı. Çok kibirli ve kendini beğenmiş biri haline geldi. Herkesten daha iyi olduğunu düşünüyor ve diğer çocuklara zorbalık yapmaktan zevk alıyordu. 16 yaşına geldiğinde evlerindeki yaşam onun için kabusa dönüşmüştü. Ancak bu sefer tartışmalar daha çok kendisi ve annesi arasındaydı. Annesi bir gün durup dururken ona babasının biyolojik babası olmadığını söyledi. Bu, babasıyla çok yakın bir ilişkiye sahip olmamasına rağmen Paul'u çok etkilemişti.
Kim olduğunu sorgulamasına, kafasının karışmasına, tüm hayatının bir yalandan ibaret olduğunu düşünmesine neden oldu. Bundan da tamamen annesini sorumlu tutuyordu. Artık annesinden nefret ediyordu. Ve ondan fahişe olarak söz etmeye başladı. Annesine ve genel olarak kadınlara karşı bu kadar nefret beslemesinin mantıklı bir nedeni yoktu aslında. Kızlar arasında oldukça popülerdi.
Sürekli reddedilmiş ya da kız arkadaş bulamamış biri de değildi. Hatta o kadar çok kız arkadaşı ve flörtü vardı ki, Paul'un kendine hayranlığı ve narsisizmi daha da beter hale geldi. Bu dönemde çıktığı kızları incittiği zaman cinsel olarak uyarıldığını fark etti. İlk başta onlara karşı bir büyüleyici prens olurdu. Ama bu hızla değişirdi. Fiziksel ve sözlü olarak tacizlere başlardı.
Dolayısıyla bu ilişkiler de çok uzun sürmezdi. Sayılarla arası çok iyi olduğundan üniversiteye geçtiğinde muhasebe okudu. Alanında çok başarılıydı. İyi bir maaşla kaliteli bir hayat yaşama şansı vardı. Bunlara ulaşabilmişti. Ama Paul için bunlar yeterli değildi. İş, para, araba, ev ve kadınların ilgisine sahipti. Ama tatmin olmadı.
Cinsel ilişki söz konusu olduğunda, ereksiyonu sürdürmekte güçlük çekerdi. Çünkü zevk alabilmesinin ve performans gösterebilmesinin tek yolu, partnerinin ona seks yaparken, sen inanılmazsın, sen benim en iyi sevgilimsin gibi şeyler söylemesiydi. Oysa tam tersini söyler, onları keletçeler ve onlara her türlü saygısızlığı gösterirdi. Anlayacağınız cinsel birliktelikten zevk almasının tek yolu birlikte olduğu kızlara tecavüz ediyormuş gibi hissetmekti. Birlikte olduğu kadınların hiçbiri onun rol yapmak olarak yansıttığı bu şiddetten hoşlanmıyor olsa da Paul partnerlerinin zevklerini umursamıyordu. Onun için seks tamamen kendisiyle ilgiliydi. Ancak hala mutlu değildi. Daha fazlasını istiyordu.
Rastgele sokaktan geçen ve tamamen kontrolü altına alabileceği genç ve güzel bir kadını kaçırmanın hayalini kurardı. Bir kadının kendisinden korkması ve o ne derse yapmak zorunda olması fikri hoşuna gidiyordu. Bir gün Paul bu korkunç hayalini gerçekleştirdi. Sonra bir gün daha. Bir gün daha. Paul geceleri Scarborough sokaklarında dehşet saçarak dolaşan bir canavara dönüşmüştü.
Saldırıların şiddeti zamanla artmış, yakalanmadan kaçmayı başardıkça da daha da cesurlaşmıştı. Polis büyük bir soruşturma yürütüyordu. Halk ve medya bu canavarın bir sonraki hamlesini ne zaman yapacağını merak ediyordu. Ona Scarborough tecavüzcüsü denmeye başlanmıştı. Paul şiddetin seviyesini artırmak için tecavüz ettikten sonra taş, yaprak, çubuk gibi çeşitli nesneler kullanarak kurbanlarına daha da çok işkence ediyor, onları her anlamda aşağılayacak eylemlerde bulunuyordu. Paul saldırıları için her zaman karanlık saatleri seçtiği ve kurbanlarına arkadan yaklaştığı için kimlik tespiti uzun bir süre yapılamadı.
Ancak bir gün hata yaptı. Saldırıya uğrayan kadınlardan biri yüzünü net bir şekilde görmeyi başarabilmişti. Paul Bernardo'nun robot resmi artık tüm emniyette vardı. Bu süreçte polisler oldukça fazla sayıda erkekten DNA örneği almıştı. Ve Paul Bernardo da bunlardan biriydi. Polisler kendi aralarında onun robot resmi çizilen Scarborough tecavüzcüsüne ne kadar benzediğini bile konuşmuşlardı.
Ancak Paul, işinde başarılı, temiz yüzlü, arkadaş canlısı ve işbirlikçi bir adam olarak göründüğü için ondan hiç şüphelenmediler. Hal böyle olunca, Paul'un DNA örneği iki yıl boyunca beklemek üzere rafa kaldırıldı. Hiç kimse inceleme gereği duymadı bile. O DNA örneği test edilmiş olsaydı, Paul Bernardo'yu parmaklıklar ardına alacaklardı ve Scarborough sokakları biraz daha güvenli olacaktı.
Paul bu noktada kendini yenilmez hissetmiş olmalıydı. Bu kadar çok hayatı mahvettikten sonra sokaklarda umursamadan, özgürce dolaşıyor ve bundan paçayı sıyırıyordu. Karakolda kendisinin portresi gibi görünen bir resmin ve rafa kaldırılmış DNA'sının olduğunu bilip rahatça oturabilmesi ona daha da güç veriyordu. Artık daha fazlasını yapmak, daha da ileri gitmek istiyordu.
Bir gün bir kongre için gittiği otelin lobisinde Carla adında güzel, sarışın bir kız gördü. Paul gözlerini ondan alamamıştı. Carla da aynı şekilde. Bu sırada Paul 23, Carla ise 17 yaşındaydı. İkisi arasında çok kuvvetli bir çekim oluştu. Paul ilk defa böyle bir duyguyu tatmıştı. Aşk. Belki de bu duygu, onu bambaşka bir insan yapabilirdi.
Kongre'den sonraki iki saat içinde oteldeki odalardan birine gittiler ve birlikte oldular. O günden itibaren biri, diğeri olmadan var olamayacaktı. Peki, kimdi bu Carla? Neden bu kadar etkilemişti Paul'u? Carla Leanne Homolka, 4 Mayıs 1970'de dünyaya geldi. Oldukça sıradan bir geçmişe sahipti. Hayatını etkileyecek travmatik bir yaşanmışlığı yoktu.
Ebeveynleriyle arası çok iyiydi. Üç kız kardeşi arasında en büyüğüydü ve kardeşleri ona resmen hayrandı. Üçünün de olağanüstü güzel sarı saçları ve kusursuz yüz hatları vardı. Tıpkı Barbie gibi. Carla hem derslerinde başarılı hem de popüler bir kızdı.
Çocukluğunda Disney'le ilgili her şeye takıntılı iken, öte yandan doğaüstü olaylara, VG tahtalarına ve ölüme duyduğu bir hayranlık vardı. Birçok ergen gibi siyah giysiler giyip ruj sürdüğü gotik bir dönemden geçti. Ancak diğerlerinden farklı olarak Carla'nın ölümü olan hayranlığı ayrı bir seviyeye gelmişti. Bir gün Carla, ölen evcil hayvanını arka bahçeye gömen bir arkadaşına mezarı kazıp onu çıkartması için yalvardı. Hayvanın ne kadar çürüdüğünü görmek istiyordu. Kim bilir, belki de onun bu kimine göre çocuksu, kimine göre hastalıklı merakı gelecekte yaşayacaklarının habercisiydi. Carla, Paul ile tanıştığında onun yakışıklı prensi olduğuna inandı.
Henüz 17 yaşında olmasına rağmen Carla, Paul gibi evi, arabası ve parası olan yakışıklı bir adamla evleneceğine, kendisinin de bir ev hanımı olacağına inanarak yetiştirilmişti. Ölümle ilgili bu tuhaf ilgisini bir tarafa bırakırsak, Carla oldukça sıradan ve zararsız biri gibi görünüyordu. Ama Paul Bernardo ile tanıştığında, Paul onun içinde bir şeyler uyandırdı. Karanlık, korkunç bir şeyler.
Paul ona pahalı hediyeler alıyor ve onu restoranlarda akşam yemeklerine çıkarıyordu. Carla bunu hayattaki en büyük şansı olarak görüyordu. Fakat Paul Bernardo ile olan her şey gibi bunda da ödenmesi gereken bir bedel vardı. Bu bedel de ilişkinin cinsel tarafının daha cüretkâr ve şiddetli hale gelmesiydi. Paul kelepçe, kırbaç ve belki biraz buz küpleri içeren kaba bir seks yapmaktan memnun değildi.
Her şeyi uç noktalarda ve ötesinde yaşamak istiyordu. Carla'nın zevkiyle asla ilgilenmez, ona tecavüz ediyormuş gibi yapar ve daha önce kurbanlarına söylediği tüm korkunç şeyleri ona da söylerdi. Carla ise bundan zevk aldığını ve tüm bunlara aktif olarak katıldığını, onu mutlu etmek için elinden gelen her şeyi yapmak istediğini söylerdi. Carla'nın ailesi Paula adeta tapardı.
onu ailenin bir parçası olarak görüyorlardı. Karla'nın kız kardeşi Tammy, onun ikiziydi resmen. Sadece 15 yaşındaydı. Ama ablasına ve erkek arkadaşına hayrandı. Rahatsız edici olan şeyse, Tammy, Paul'a bir abi olarak bakarken, Paul'un onunla ilgili çok başka fikirlerinin olmasıydı. Paul, Karla'ya hediyeler yağdırmaya ve ona ne kadar güzel olduğunu söylemeye devam etti.
Sonra da ona bir şey istediğini söyledi. 15 yaşındaki kız kardeşiyle yatıp bekaretini almak istiyordu. Normal bir insan o an yüzüne bir tokat geçirip onu evden kovardı. Ama Carla Homolka bunu yapmadı. Onu kaybetmekten, sahip olduklarını kaybetmekten korkuyordu. Carla, hediyeler, restoranlardaki randevular, yakışıklı bir muhasebeciyle çıkmanın verdiği ilgi ve statünün durmasını istemiyordu.
Biraz akla ve haysiyete sahip olan herhangi birimiz için birinin kız kardeşini bir et parçasıymış gibi sadist bir sapığa sunacak kadar materyalist, bencil ve duygusuz olabileceğini hayal etmek zor. Ama Carla'nın yaptığı tam olarak buydu. Şimdi ufak bir aramız olacak. Ardından tekrar birlikteyiz. Paul, Tammy'ye cinsel olarak her istediğini yapabilmek için ilaç vermek istediğini söyledi.
Carla bunu da kabul etti. İkili, Tammy'nin akşam yemeğine Carla'nın veterinerden aldığı bir yatıştırıcı ekledi. Tammy'nin bayılmasını beklediler ve planlarını uygulamaya başladılar. Ancak o anda Tammy aniden uyandı. İkisi de daha güçlü bir şeye ihtiyaçları olduğunu anladılar. Aradan birkaç gün geçti. Noel tatiliydi ve hep birlikte kutlama yapıyorlardı.
Kimse bakmıyorken Carla, Tammy'nin içeceğine biraz uyku hapattı. Herkes yattığında, Paul ve Carla aşağıda Tammy ile kaldı. Ve tamamen bayıldığında, onu evin bodrumuna götürdüler. Paul, bodruma bir video kamera sistemi kurmuştu. Normalde bununla kendisinin ve Carla'nın seks seanslarını kaydediyordu.
Bu hastalıklı tecavüz fantezisini de kaydetmek istemişti. Kamera onları kaydederken, Tammy o korkunç anlar sırasında aniden sarsıldı. Ve ağzından kusmuklar gelmeye başladı. Çift paniğe kapıldı. Kıyafetlerini giymeye ve Tammy'e de kıyafetlerini giydirmeye çalıştılar. Her yerde kusmuk vardı. Ortalığı temizleyip kaseti de sakladıktan sonra yardım çağırdılar.
Tammy ne yazık ki o gün orada hayatını kaybetti. Bu ikili de herkese Tammy'nin biraz fazla içtiğini ve trajik bir şekilde kendi kusmuğunda boğulduğunu söyledi. Olayların bu versiyonuna tüm aile inandı ve konu hakkında başka bir şey yapılmadı. Yani yaptıkları yanlarına kalmış oldu. Aile üyelerinin önünde üzgünmüş gibi rol yapıyorlardı.
Ancak gerçekte Carla, kız kardeşi için yaz tutmak yerine, hastalıklı seks seanslarından birinde Tami'nin kıyafetlerini giydi ve sahneyi Paul'un başlangıçta istediği şekilde yeniden canlandırmaya çalıştı. Tami'nin korkunç ölümüne rağmen Carla, Paul'dan uzaklaşamıyordu. Tüm bunlardan sonra bile ona o kadar kapılmıştı ki evcil hayvanı iguana yanlışlıkla onu ısırdığında Paul zavallı yaratığın başını acımasızca kesti. Ardından da Carla'dan kendisine sadakatini kanıtlamak için onu önünde pişirip yemeğe zorladı. Carla soru sormadan ya da itiraz etmeden istediğini yaptı. Tammy'nin ölümünün üzerinden birkaç ay geçti.
ve o iki canavar dışında herkes hala harap durumdaydı. Bazı şeyleri kabullenmek için mücadele ediyorlardı. Cenazede bu ikili yaz tutarmış gibi hayatlarının performansını sergilediler. Utanmaları yoktu. Ama aradan birkaç ay geçtikten sonra herkesin artık Tammy hakkında ağlamayı ve konuşmayı bırakması daha önemli şeylere odaklanmaları gerektiğine karar verdiler. Düğünleri gibi,
Karla'nın tek ilgilendiği şey buydu. Paul Bernardo ile yapacağı büyük, sahte, peri masalı düğünü. Dürüst olmak gerekirse, Paul'un düğünü umursadığını düşünmüyorum. Hiçbir şeyi umursamıyordu. Ama Karla'yı elinde tutması gerekiyordu. Karla onun kölesiydi ve öyle kalmasını istiyordu. Karla'nın kendisi için her şeyi yapacağını biliyordu.
Tammy'ye tecavüz edip öldürdükten sadece 6 ay sonra kilisenin önünde kameralara gülümseyerek evlendiler. Yaptıkları kötülükler Tammy'nin ellerinde ölümüyle de kalmadı. Düğün gününe kadar sürdü. Bu süreçte iki kızı kaçırıp öldürdüler. Hayatta kalmayı başaran ancak Jane Doe olarak sınıflandırılan başka bir kıza da tecavüz ettiler. Buysa daha sonra video kasetlerden birinde keşfedildi.
Daha sonra 14 yaşındaki Leslie Mahaffey'i kaçırdılar. Leslie ailesiyle zor zamanlar geçiriyordu ve biraz da asiydi. Ebeveynleri gece geç saatte eve dönmesinden hoşnut değillerdi. Bu yüzden kendilerince ona bir ders vermek için bir gece geldiğinde ön kapıyı kilitlediler. Ve eve girmesine de müsaade etmediler. Leslie dışarıda kalmıştı.
Paul, evinin önünde bekleyen Leslie'yi kaçırdı ve gözlerini bağladı. Onu Carla'ya götürdü. Hastalıklı çift, zavallı kıza işkence yaptı ve onu taciz etti. Hepsini de kameraya aldılar. Tüm bunlar olurken, müzik açmışlardı.
Hoparlörlerden David Bowie ve Bob Marley'in şarkıları yüksek sesle çalarken Leslie hayatının son anlarını cehennemden geçerek yaşıyordu. Leslie ile işleri bittiğinde onu öldürdüler. Cesedini bodruma attılar ve kalıntılarını çimentoya yerleştirmeye karar verdiler. Bu sayede göle attıklarında çimento ağırlık yapacak ve yüzeye çıkmayacaktı. Paul bir hırdavatçıya gitti.
Çuvallar dolusu çimento ve diğer ürünler satın aldı. Büyük babasının testeresini kullanarak Leslie'nin vücudunu parçaladı. Bitirdiğinde kalıntıları Gibson gölüne attı. Cinayetlerin arasında Paul bazı cinsel saldırılar da gerçekleştirdi. Ancak kurbanlar hayatta kaldı. Çiftin bilinen son kurbanları 16 Nisan 1992'de kaçırdıkları 15 yaşındaki Kristen French'ti.
Karla yol tarifi konusunda yardıma ihtiyacı varmış gibi davranarak Kristen'ı kandırdı. Kristen arabada bir kadın olduğu için kendini güvende hissetmişti. Ancak onu öyle çabuk yakalayıp arabaya attılar ki bu sırada ayakkabısı ayağından çıkıp yola düştü. Daha sonra ailesi ve polis onu aramaya geldiğinde ayakkabısını buldular. Kristen diğer kurbanlardan çok daha uzun süre esir tutuldu.
Paskalya hafta sonu boyunca ona tecavüz ettiler, işkence yaptılar ve hepsini videoya kaydettiler. Sonunda onu öldürdüler ve çıplak cansız bedenini Burlington'daki bir hendeye attılar. Ardından da hiçbir şey olmamış gibi Carla'nın ailesiyle Paskalya Pazarı yemeğine gittiler. Scarborough tecavüzcüsü davasıyla ilgili araştırmalar sürerken 1992 yılının Aralık ayında müfettişler nihayet Paul Bernardo'nun iki yıldır rafta bekleyen DNA örneğini aldılar ve test ettiler. Gerçek ortaya çıktı ve sonunda Paul Scarborough tecavüzcüsü olarak tanımlandı. Carla ve Paul arasındaki ilişki de bu sıralar oldukça toksik hale gelmişti ve birbirlerine düşman olmaya başladılar.
Belki Paul yakalanacağına dair bir şüpheye kapıldı ve panikledi, kim bilir. Ama her ne sebeple olursa olsun ikili çok şiddetli bir kavgaya tutuştu ve Paul Carla'yı bir el feneriyle dövdü. Carla'nın her yeri şişmişti ve gözleri mosmordu. İşe gittiğinde meslektaşları şoke oldu ve endişelendi. Carla onlara yaralarının bir araba kazası sonucu olduğunu söyledi.
Ancak ona inanmadılar ve ailesiyle temasa geçtiler. Carla'nın ailesi onun şiddete maruz kaldığını ve tehlikede olduğunu düşünerek ertesi gün evlerine gidip duruma müdahale etti. Paul o sırada orada değildi. Ama polis onu arıyordu. Carla ise çok tuhaf davranıyordu. Panik içinde evde bir şey arıyor gibiydi. Ama aradığı her neyse onu bulamayınca ailesiyle birlikte evden ayrıldı.
Carla'nın aslında aradığı şey, Paul'un kendisi ve kurbanlar hakkında kaydettiği o video kasetlerdi. Carla, bunların onun da sonu olacağını biliyordu. Paul, kasetleri banyo tavanındaki bir lambaya saklamıştı. Ve kimse oraya bakmayı düşünmemişti. Paul sonunda tutuklandı. Ve suçunu itiraf etti. Carla ise daha sonra tutuklandı. İkisi de işledikleri tüm suçlar için birbirini suçlamaya çalıştı.
O noktada kasetlerden onlardan başka kimsenin haberi yoktu. Polis evi kısmen aramıştı. Ancak daha sonra Paul o zamanki avukatına kasetlerin varlığını ve onları nereye sakladığını söyledi. Ancak avukat Carla'nın tarafındaydı. O da bir suç işleyerek eve gidip kasetleri aldı. Ve Carla'nın en hafif cezayı alabilmesi için 17 ay boyunca sakladı.
Sonuç olarak Karla'ya sadece 12 yıl hapis cezası verildi. Daha sonra Karla'nın suçlara tam olarak karıştığını gösteren video kasetler nihayet müfettişlere teslim edildiğinde anlaşmayı bozmak için artık çok geçti. Halkın tepkisi çok büyüktü. Yetkililerse kasetlerden haberdar olsalardı bu cezayı asla onaylamayacaklarını söylediler. Böylece Karla'ya sadece 12 yıl verilmiş oldu.
Paul'a 25 yıl sonra şartlı tahliye şansıyla ömür boyu hapis cezası verildi. Şartlı tahliyeye iki kez başvurdu ancak ikisi de reddedildi. Paul asla serbest bırakılmaması gereken bir suçlu olarak nitelendiriliyordu. Ceza evinde kendisine yönelik çeşitli saldırı girişimlerinin ardından cezasının büyük bir bölümünü kendi güvenliği için hücre hapsinde geçirdi.
Daha sonra 1986'da yaşanan ve kendisinden şüphelenilmeyen 10 cinsel saldırıyı daha itiraf etti. Bu da mide bulandırıcı eylemlerine polisin başlangıçta düşündüğünden çok daha önce başladığı anlamına geliyordu. Şaşırtıcı bir şekilde Paul 631 sayfalık şiddet içeren Amat Dünya Düzeni adlı bir kitap yazıp Amazon'da kendisi yayınladı. Aslında epeyce kopya sattı.
ama Amazon daha sonra kitabı satıştan kaldırdı. Paul'un avukatı Ken Murray ise suçlamalardan berat etti. Halbuki o, bu video kasetleri 17 ay boyunca sakladığı için Carla'nın düşük bir ceza almasına sebep olmuştu. O kasetler delil olarak teslim edilmiş olsaydı, Carla Homolka bugün hala parmaklıklar ardında olacaktı. Hulk onlara Barbie ve Ken katilleri adını verdi.
Bunun sebebi ise ikisinin de dış görünüşlerinin çok güzel ve yakışıklı olması. Ek olarak da bu güzelliği kullanarak insanları ağlarına çekmiş olmaları. Paul Bernardo hala hapiste. Onun asla serbest bırakılmaması gerektiğine katılıyorum. Carla Homolka ya da bugünlerde kendine her ne isim veriyorsa 2005'te hapishaneden çıktı. Hapishanedeyken zaten Paul'dan boşanmıştı.
Serbest kalınca da avukatının erkek kardeşiyle rahat, yeni bir hayata adım attı ve hemen onunla evlendi. Üstüne iki tane de kızları oldu. Kanada'da bir yargıç, Karna'nın cezaevinden çıktığında herhangi bir korumaya sahip olamayacağında karar kıldı. Yani adını ve kimliğini olduğu gibi tutması gerektiğine, devletin basına veya halka karşı ona herhangi bir koruma sağlamayacağına karar verdi.
Carla hala Kanada, Quebec'te yaşıyor. Ve birçok kez toplum içinde görüldü. Kızının okulunda bazı gönüllü işler bile yaptı. Basın ve halk bunu öğrendiğinde elbette kıyamet koptu. Çünkü insanlar onu çocuklarının etrafında istemiyorlar. Asıl üzücü olan şey şu ki, kendi kızları da bundan zarar görecek. Çünkü herkes annelerinin kim olduğunu biliyor.
Kanada'nın iyi hikayeleri ve kötü hikayeleri var. Dünyanın diğer yerlerinde olduğu gibi orada da korkunç suçlar işleniyor. Fakat bu iki kişi, Paul Bernardo ve Carla Homolka, Kanada'yı özüne kadar sarstı. Ve kimse olanları unutmadı. İnsanlar Carla Homolka ile ilgili durumda adaletin yerine getirilmediğine inanıyorlar. Ve ben de onlara katılıyorum.
Evet, bu haftanın karanlık dosyasının sonuna geldik. Bir sonraki karanlık dosyada görüşmek üzere. Kendinize iyi bakın.
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.