
1.437 kelime · ~7 dk okuma
Abi. Vap abi. Al su iç. İyi misin? Değilim Ömer. Beşinci mi çıkardık, altıncı mı kaç oldu? Ya bir insan nasıl bu kadar lansız olabilir sen söyle bana Ömer.
1967, Çumra Polis Merkezi Amirliği. Yazgül, Abdullah'ın yediği fıstıkların eşi Mahmut'a ait olduğu konusunda ısrar ediyordu. Mahmut'un kaybolmasında Abdullah'ın parmağı olduğundan emindi. Görgü tanıklarına göre, Mahmut en son Abdullah'la görüşmüş, eve birlikte girmişlerdi. Abdullah ise suçlamaları kabul etmiyor, aynı cümleleri tekrarlayıp duruyordu.
Ben kimseyi eve götürmedim komiserim. Abdestimle namazımla bir insanım. Kimseye bir zararım dokunmadı. Sen biliyorsun ben garibim.
Sorgu sırasında Vahap komiserin gözleri doldu. Yıllardır tanıdığı, sohbet ettiği, her türlü yardımına koştuğu, o acınası garip Abdullah gerçekten böyle bir şey yapmış olabilir miydi? O güne kadar her zaman sükûnetini koruyan Ömer komiserin sabrı taşmıştı. Abdullah'ı konuşturmak için elinden geleni yaptı. Vahap komiser bunları görmeye dayanamıyordu. Kes lan bu garibin maribin laflarını. Ne yaptın oğlum adama?
Gebertirim bak seni. Ne yaptın adama? Lan konuş, söylesene oğlum elimde kalacaksın. Konuşsana. Dur dur, Ömer komiserim bir saniye. Bak oğlum, Abdullah. Onca yıllık hukukumuza zeval getirme lan. Mahmut'u neden götürdün evine? Götürmedim komiserim, ben kimseye evime götürmedim. Oğlum yalan söyleme, valla öldürürüm seni. Abdullah, her şey ortada lan. Neden öldürdün onu? Bir şey mi ettin sana? Söyle Abdullah.
Komiserim ben... Oğlum Allah rızası için söyle. Sen kurtul ben de kurtulayım şundan ya. Komiserim ben şeytana uydum. Affedin beni komiserim. Ben ne dedim sana bakıp komiser? Aha işte çıktı. Ben biliyorum böyle tipleri. Tamam tamam da... Anlat lan hadi. Yusuf. Kapıyı kapat. Mahmut benim akrabam olur. Kavga çıkınca kahvede. Bize gidelim dedim. Yemek kurum, çay içeriz. Sonra?
Sonra kavga çıkardı komiserim, bana bağırmaya başladı. Ben herkesin şaman oğlanı mıyım komiserim? Benim ne suçum var? Senin paranı Veysel vermediyse ben ne yapayım, benim borcum mu? Abdullah oğlum, olay nasıl oldu onu anlat bize. Derdi olan benden çıkarıyor bu köyde komiserim, sinirime dokundum. Ben böyle üstüme gelince biliyorsun işte hastayım, nöbet geçirdim. Kalktım da yerde yatıyordum. Yeminle ben bilemedim komiserim. Benim kimseye bir zararım dokunmaz.
Sen bilmiyor musun, ben zavallı gibi garip bir insanım komiserim ben. Şeytanım komiserim, affedin beni komiserim. Abdullah, Mahmut'u öldürdüğünü itiraf etmişti. Bilinçsiz bir şekilde nöbet geçirirken bunların olmuş olabileceğini, hiçbir şey hatırlamadığını söylüyordu.
Bu haliyle Abdullah sadece Mahmut Özuçar'ı bilinçsiz bir şekilde öldürmekten yargılanacak, hatta belki hapishaneye değil, tekrar asabiye servisine gönderilecekti. Ancak Ömer, Abdullah'ın anlattıklarının tek kelimesine bile inanmadı. Abdullah'ın bakışlarındaki o acınası ifade, konuşmasındaki o mide bulandırıcı mağduriyet Ömer'i ikna etmemiş, tam tersi daha da şüphelendirmişti. Ömer olayın peşini bırakmadı.
diğer kayıpların da Abdullah'la alakalı olduğunu düşünüyordu. Savcılıktan aldığı iznin ardından Abdullah'ın evine baskın düzenledi. Görünürde hiçbir şey yoktu. Ancak sobanın yanındaki hafif tümsek, polislerden birinin dikkatini çekmişti.
Tümseyin kazılmaya başlamasıyla odayı saran koku, dehşet dolanların habercisiydi. Abdullah'ın evinden tam 6 ceset çıktı. Eli kolu sicimle bağlanmış, ikisi kafa üstü, dördü cenin pozisyonunda gömülmüş, çürümeye yüz tutmuş 6 erkek cesedi. Öyle ki evin altında kazacak yer kalmadığından Abdullah bir cesedin üstüne duvar örmüştü. Bir tanesinin üstüne yatağını sermiş, yıllardır üstünde yatıyordu. Olay hızla yayıldı. Önce Çumra'da, sonra Konya'da ve ardından tüm Türkiye'de. Abdullah Aksoy, yerel ve ulusal basında Çumra Canavarı adıyla anılan bir seri katile dönüştü.
23 Nisan 1990. Çumra Polis Merkezi Amirliği. Ben dedim yaşadığı bütün evlere bakalım diye. Çumra gibi bir yerde kim neden o kadar ev değiştirsin Allah aşkına Bağıp abi. Oğlum kolay mı öyle ya Ömerim?
Celal Bey'in evine gideceksin de gazı yapacaksın da... Ya şimdi daha mı iyi oldu? Adamı gözaltına almışlar 23 yıl sonra. Korkma abi, korkmayın bu kadar ya. Ömer... A'sı biter, B'yi başlar. O biter, paşası başlar. Ömer bak çok yanlış konuşuyorsun. Burada kaç yıl sonra bir araya gelmişiz. Abi bırak Allah aşkına, ben mi yanlış konuşuyorum? Sen değil miydin Şerif'i içeri attıran? Ne suçu vardı o zavallı adamın? Şimdi ufak bir aramız olacak. Ardından tekrar birlikteyiz.
Mayıs 1962 Şerif Öner ve Abdullah Aksoy aynı inşaatta çalışan iki arkadaştı. Şerif, inşaattaki diğer arkadaşları tarafından pek sevilmezdi. Abdullah, ona arkadaşlık eden tek kişiydi. Bir gün iş çıkışı, Şerif'e, ''Sen iyi adamsın. Hakkaniyetli adamsın. Ama yalnızsın, benim gibi. Gel bana gidelim, birlikte oturalım.'' dedi.
Abdullah'ın evinde tek bir yatak vardı. Beraber yattılar. Şerif, gece ensesinde dolaşan Abdullah'ın nefesini hissetti. Aniden uyandı. Tövbe estağfurullah. Ne oluyor lan? Abdullah, ne yapıyorsun oğlum? Delirdin mi? Sakın kıpraşma. Çek, çek lan elini! Sakın kıpraşma. Burada kalacağım ben. Ne diyorsun lan sen?
Yeminle gebertirim bak ümüğünü sıkarım senin burada ha! Siz lan! Kimi gebertiyon sen? Benim dediğimi yapcan dedim sana. Aha bununla geçsenin valla gırtlağını. Noluyo lan! Noluyo
lan demeye kalmadan, bu manyak benim kafaya indirmiş. Bir kalktım, onun dışarıdan sesleri geliyor. Güfür ediyor bana. Kazmayla da bahçeyi kazıyor sapı.
Dimah beni toprağın altına koymayacaktı. Zorla toparlandım da kendimi pencereden dışarı attım. Canımı zor kurtardım valla. Mahkeme bu olayın üstüne Şerif'i haksız bulmuş, 80 gün hapis cezasına çarptırmıştı. Şerif haksız yere hapis yatmış olsa da, Abdullah'ın elinden kurtulabildiği için şükrediyordu. Abdullah'ın elinden sağ kurtulabilen tek kişi Şerif değildi. Türkmen köyün bekçisi Akif Yurdakul da bunu başarabilenlerdendi. Benim anam
kaybolduydu. Onu arıyordum. İşte bununla karşılaştım. İri tıknaz bir adam. Ne arıyorsun abi bu karanlıkta dedi. Anlattım ben de. Böyle böyle ol dedim. Benim sürüme karışmış tanın dedi. Gel bize de vereyim dedi. Biz de gittik evine ne bileyim.
Küçük bir oda, bir tane yatak. Başka da bir şey yok. Yemeğe bile yatağın üstündeydik. Dar bir yer. Saat de geç oldu artık. Gideyim deyince bana müsaade etmedi.
Kendim kaçmayı, çıkmayı denedim. Baktım, kapıyı da kilitlemiş arkadan, sıkacaksın. Çıkamadım. Bana burada kalacaksın dedim. Zorladı beni, ne yapayım? Gece beraber yattık. Elimde de keser vardı. Dediklerini yapmak zorunda kaldım. Sabaha kadar öyle. Alemin yüzüne bakamaz oldum, valla. O olaydan sonra ben... Sokağa çıkamadım, kahveye bile gidemedim. Kimseye anlatamadım ben. Derdim kimseye de anlatamadım. Ölmüş.
Ancak hiçbiri utancından bunu gidip ne polise anlatabildi ne de bir başkasına. Uğradıkları saldırı onlar için utanılacak bir şeydi. Polise anlatıp devamının gelmesine engel olmak yerine bunu içlerine atmayı tercih ettiler. Çünkü anlatsalardı onlar da hor görülebilir, dışlanabilir, yaftalanabilirlerdi. Bundan korktular, yapamadılar.
Böylece Abdullah Aksoy tam 14 kişinin ölümüne sebep olmuş oldu. 45-55 yaşları arasında tam 14 erkek. Abdullah Aksoy hapse girdikten sonra kendisinin pasif homoseksüel olduğunu itiraf etti. Önceleri basında çumra canavarı olarak yer alan Abdullah Aksoy, bu itiraftan sonra sapık katil olarak anılmaya başlandı. Hakkında çıkan haberler ve köşe yazıları, polis sorgularındaki itiraflardan ve kanıtlardan çok öteye gitti.
Herkes Abdullah Aksoy ile ilgili yeni bilgiler, fanteziler anlatmaya başladı. Onun, insanları öldürdükten sonra onlara tecavüz eden, sapkın bir nekrofili olduğunu söyleyenler vardı. Halbuki buna dair bir adli tıp raporu ortada yoktu. Abdullah'ın annesi ve babası cinsel yönelimini fark ettikten sonra ona evlatlıktan reddettiler. Cezaevine girdikten sonra diğer mahkumlar ona davranışlarıyla işkence ediyorlardı. Hayati tehlikesi olduğunu düşünen Abdullah, 20 gün diğer mahkumlarla beraber koğuşta kaldıktan sonra cezaevi müdüründen kendisini tek kişilik hücreye almasını istedi.
Bu isteği kabul edildikten sonra kimseyle konuşmuyor, bütün gün hücresinde namaz kılıp dua ediyordu. Okuma yazma bilmediği halde gelen gazeteleri özenle inceliyor, kendi fotoğrafını bulduğundaysa koparıp saklıyordu. Her gün aynı gardiyanı gören Abdullah onunla arkadaş olabileceğini düşünüp konuşmaya başladı. Çok canım sıkılıyor. Çok yalnızım beyim. Kurtulabilecek misin buradan?
Ha? Kurtulsam şöyle bir evime gitsem, bahçemi işlesem, ırgatlık yapsam? Ya mazlılık kahveye gitsem ha? Olur mu bunlara? Nah kurtulursun. Seni şuracıkta gebertmiyorum ya, ben ona yanıyorum. Pis sapık herif. Kurtulamayacağım ben buradan.
Aradan tam 23 yıl geçtiğinde Ömer ve Vahap komiser tekrar Çumra'ya gelmiş ve tekrar Abdullah'ın toprağın altına gömdüğü cesetlerle karşılaşmışlardı. Yapılan araştırmalar sonucunda Celal Kara'nın bahçesinden çıkan o cesetlerin Çatal ayık kazılarında kaybolan 3 Alman arkeolog ve 2 teknisyene ait olduğu ortaya çıktı. Üstelik içlerinde ona Sara nöbeti geçirdiği sırada yardımcı olan Walter Zimmermann da vardı. Celal Kara serbest bırakılırken, Abdullah Aksoy davası tekrar açılmış oldu. 23 yıl önceki kayıp dosyaları cinayet dosyası olarak çözülüp kaldırıldı. Abdullah, o kazılarda çalıştığı sırada yüksek ihtimalle gördüklerinden etkilenmişti. Çatal öğütlüler gibi öldürdüğü insanları kendi evinin altına, Cen'in pozisyonunda gömüyordu. Evinin altında yer kalmadığındaysa başka eve taşınıyordu.
İnşaat tecrübesi olduğundan bazılarını gömemediği noktada üzerlerine duvar örüyordu. Abdullah Aksoy'un neden bu kadar ev değiştirdiği ve neden insanlardan bu kadar uzakta oturduğunun cevabı geç de olsa ortaya çıkmıştı. Abdullah, hücreye alındıktan sonra tamamen kendi kabuğuna çekildi. sadece namaz kılıyor ve gazetelere bakıyordu. Mahkemesine 6 gün kala kendisini belindeki kuşakla su borusuna asarak intihar etti. Ölümünün ardından cenazesini almaya kimse gelmedi. Babası, ne ölüsüne ne dirisine diyerek merasime bile katılmadı. Çumra'da kimsesizler mezarlığına gömülen Abdullah Atsoy'un naaşı köy halkı tarafından taşlarla, küfürlerle uğurlandı.
Tamam mı? Bitti mi? He, bitti bitti. Hadi gel sen bir çorba ısmarlayayım. Bamya? Vallahi hayır demem. Yusuf, ceketimi getir oğlum. Oğlum sen yine yanlış söyledin. Aman Yakup. He Yusuf ne güzel adamdın sen ya. Allah rahmet eylesin. Amin.
Çumra Canavarı serimizin sonuna geldik. Gelecek hafta başka bir karanlık dosyada görüşmek üzere. Kendinize iyi bakın.
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.