
2.723 kelime · ~14 dk okuma
Bırak beni! Bırak lütfen! Bırak! Bırak! Lütfen! Ah! Ah! Ah! İmdat! Hiçbir yere kaçamazsınız hanımefendi! İmdat! Ama lütfen bağırmayın! Çok kabasınız! Manyak! Manyak! Bırak beni hayvan herif! Bırak! Ama
bağırmayın demiştim! Ben Sezgi Aksu, burası Karanlık Dosyalar. Bugünkü bölümde koca Ed olarak bilinen gelmiş geçmiş en kibar ve en acımasız seri katil Edmund Kemper dosyasını inceleyeceğiz. Ne dersiniz? Bu çelişkilerle doludevi uyandıralım mı?
Edmund Kemper birçok insanın dikkatini bir Netflix dizisi olan Mindhunter sayesinde çekti. Onu canlandıran Cameron Bratton öyle gerçekçi ve etkileyici bir performans sergiledi ki izleyiciler Edmund'a karşı karmakarışık duygular hissetmeye başladılar. İncelediğim birçok seri katili düşünüyorum da sanırım içlerinde beni en çok dehşete düşüren kişi Ed Kemper oldu. Ekranlarda Ed, kibar ve iyi huylu bir yaklaşımı olan, inanılmaz bir zekaya sahip iki metrelik bir dev olarak karşımıza çıktı. Bir tarafıyla güzel vakit geçirilebilecek bir arkadaş, diğer tarafıyla insanı parçalara ayırabilecek bir psikopat.
Evet, Edmund Emil Camper III'ın gerçeği buydu. Koca Ed olarak biliniyordu ve onu şahsen tanımayan insanlar tarafından genellikle nazik bir dev olarak görülüyordu. Ancak dışarıdan görünen o kibar kişiliğin altında soğuk, sapkın bir psikopat, hesapçı bir seri katil ve nekrofil hastası yatıyordu. Edmund Kemper'ın çocukluğu aslında gelecekte yaşanabilecek şeylere dair tehlikeli işaretlerle doluydu diyebiliriz. O zamanlarda bile bu küçük çocuğun psikolojik olarak pek de iyi durumda olmadığına ve gerçekten de çok karanlık bir yolda olduğuna dair rahatsız edici işaretler vardı. Peki, nasıldı bu bahsettiğimiz çocukluk yılları? Ed Kemper, 18 Aralık 1948'de California Burbank'ta dünyaya geldi.
Edmund Junior ve Clarnell çiftinin ortanca çocuğuydu. Kendinden büyük ve küçük olmak üzere iki kız kardeşi vardı. Edmund babasına adeta hayrandı. Onu kendisi için bir rol model olarak görür, onun sevgisi ve hayatındaki varlığı sayesinde ne olursa olsun kendini güvende hissederdi.
Ancak annesiyle ilişkisi hiç de öyle değildi. Tam aksine çok zor geçinirlerdi. Edmund katı kuralları olan bir evde büyüyordu. Ve ailede borusu öten kişi hemen hemen her zaman annesi Claire Nelde. Eski yıllarda ailelerde genellikle babalar çocuklarına karşı soğuk ve mesafeli olurdu. Ama Edmund için soğuk olan annesiydi. Onu aşağılar, kız kardeşlerinden ayırır ve onun özgüvenini kırardı. Nereye bakıyorsun sen?
Kızın bacaklarına mı bakıyorsun? Pis! Sapık! Çekil! Gözüm görmesin seni! Bu ortamdaysa Edmund gitgide daha çok babasına sığınmaya başladı.
Ancak her şey zamanla onun için daha da kötüye gitti. Çünkü anne ve babası Edmund 9 yaşındayken boşandılar. Bu onu yeterince yaralamamış gibi annesi Edmund'la kız kardeşlerini de yanına alarak yaşadıkları yerden taşındı. Üstelik babasından özellikle çok uzak olacak bir yere taşındılar.
Bu, Edmund için büyük bir darbeydi. Artık sığınacak yuvası kalmamıştı. Annesiyle tartıştığında, kendini değersiz hissettiğinde koşabileceği babası şimdi uzaklardaydı. Yine de hayat devam ediyordu, etmek zorundaydı.
Edmund akademik olarak çok yetenekli bir çocuktu. IQ'su 145'ti ve okulda başarılıydı. Ancak oldukça yalnız ve içine kapanık bir karaktere sahipti. Zaman geçtikçe de rahatsız edici ve endişelendirici bir takım davranışlar sergilemeye başladı.
Sık sık tek başına oturur ve kız kardeşinin oyuncak bebekleriyle oynardı. Ancak bu normal bir oynama değildi. Edmund, bebeklerin kafalarını koparmaktı ve onlarla sahte cinayet senaryoları yaratmaktan zevk alırdı. Bazen idam cezasına çarptırılmış ve elektrikli sandalyeye konulacak bir katil gibi davranırdı. Ardından elektrik çarpmış numarası yaparak ortalıkta zıplardı.
Edmund'un daha sonra söylediklerine göre, oyuncak bebeklerle oynadığı bu hastalıklı oyunlar zaman geçtikçe içinde bazı hisler uyandırmıştı. Artık bu mide bulandırıcı eylemleri gerçek insanlar üzerinde gerçekleştirme fantezileri kuruyordu. Bebeklerle oynamaktan sıkılması ve hayvanlara odaklanması uzun sürmedi. Bu, çoğu seri katilde gördüğümüz bir örüntüdür aslında. İnsanlardan önce hastalıklı fantezilerini hayvanlar üzerinde denerler.
Edmund da sık sık kedilere işkence ederdi. Bu korkunç olaylardan birinde bir kediyi diri diri gömdüğü söylenmekte. Daha sonra ise geri döndüğü ve kalıntılarıyla oynamak için zavallı hayvanı gömdüğü yerden çıkardığı. Edmund'un ergenlik yıllarında hayvanlarla kurduğu hastalıklı ilişki aile ilişkilerine de sirayet etmişti. Annesine karşı tavırları düşmanca bir hal alırken annesi de Edmund'a daha soğuk, mesafeli ve öfkeli davranmaya başladı.
Kanı bozuk. Kimileri annesinin gelecekte yaşanacak şeyleri sezdiğini ve bu yüzden onu doğru düzgün sevemediğini söylüyor. İddiaya göre Edmund'un ergenlik yıllarına doğru annesi onu evin bodrumuna kilitlemeye başlamıştı. Çünkü onun kız kardeşlerine cinsel tacizde bulunmasından korkuyordu.
Anne! Anne! Anne! Anne! Anne! Anne! Anne! Anne! Anne!
Anne! Anne! Bu durum zamanla aile içinde adeta bir rutin haline geldi. Her gece o soğuk, karanlık ve ürkütücü Bodrum'a gönderilmek, Edmund da sadece korku değil, aynı zamanda reddedilmişlik duygusu da uyandırıyordu. Yaşı nispeten hala küçüktü ve neden dışlandığını anlayamıyordu.
Her şey onun için fazlasıyla travmatikti ve Edmund geceleri uyumakta çok zorluk çekerdi. Annesinin kız kardeşlerine çok farklı davrandığını görebiliyordu. Kendini reddedilmiş, izole ve yalnız hissediyordu. Artık canına tak etmişti. O soğuk bodrumda uyumaya çalışmaktan, annesinin onu reddetmesinden bıkmıştı. Evden kaçıp babasının yanına taşınmaya karar verdi.
Ancak Edmund için bu da iyi sonlanmadı. Çünkü babasının evine vardığında orada uzun süre kalmasının bir seçenek olmayacağını anladı. Babası hayatına devam etmiş, yeniden evlenmişti. Artık yeni bir hayatı vardı. Partnerinin de bir oğlu vardı ve Edmund onunla geçinmekte zorlanıyordu. Kısa sürede durum babasının karar vermesi gereken bir hale geldi. Ya Edmund'u seçecekti ya da yeni ailesini ve yeni hayatını.
Karar aslında baştan belliydi. Babası eski hayatına dair bir şey istemiyordu artık. Bu, onu her geçen gün çok özleyen ve onunla güçlü bir bağı olduğuna inanan Edmund için yıkıcı bir darbe oldu. Kendini bir kez daha reddedilmiş hissederek, çaresiz bir şekilde oradan ayrıldı. Ama emin olduğu bir şey vardı.
Eve, annesinin yanına dönmek istemiyordu. Büyükanne ve büyükbabasının evine gidip onlarla yaşamaya karar verdi. Bu, onun için yeni bir başlangıç olabilirdi. Annesinden ve geçmişinden tamamen kopması için bir şanstı. Ancak Edmund kısa süre içinde fark etti ki, büyükannesi de ona karşı en az annesi kadar korkunçtu.
Her şey yine bir kabusa dönüşmeye başlamıştı. Her iki kadın da onu aşağılamaktan ve değersiz hissettirmekten zevk alıyor gibiydi. Edmund bu sırada 15 yaşındaydı. Ve her geçen gün patlama noktasına yaklaştığını hissediyordu. Yeter!
Annesi yıllarca ona kötü davranmıştı. Biraz sevgi ve normallik için tek şansının babası olduğunu düşünmüş ama her şey kötüye gitmişti. Ve şimdi burada annesinin yaşlı bir versiyonuyla karşı karşıyaydı. O da Edmund'u sürekli aşağılıyordu. Sadece büyük babasıyla iyi bir ilişkisi vardı. Bir gün büyük babası bazı işleri yapmak için evden çıktı. İşte o zaman her şey doruk noktasına ulaştı.
Ne geldin yine dik dik bakıyorsun ha? İşe yaramaz piç kurusu seni. Benimle böyle konuşmayın lütfen. Bak bak bak. Ekmeğimi yiyip bir de bana terbiyesizlik ediyorsun ha? Nankör. Kalk git gözüm görmesin seni. Çabuk. Ne yapıyorsun? Ne o? Allah'ım saçmalama indir onu. Benimle böyle konuşmayın dedim değil mi? Kaç kere dedim üstelik. Büyükannenimi öldüreceksin ha?
Büyük anne! Büyük anne altıma üşüdün! Büyük anne! Sidikli seni! Beni mi öldüreceksin? Bakın, şunu yapmayın lütfen. Annen demişti, bu nankördür. Dikkat et demişti. Yediği kaba pisler demişti. Kesin diyorum size. Bu sapıktır, pisliktir demişti. Lütfen. Susun artık. Kanı bozuktur o, mayası bozuktur demişti.
Edmund 66 yaşındaki büyük annesini babasının ona Noel hediyesi olarak verdiği silahla öldürdü ve beklemeye başladı. Büyük babasının eve gelmesini bekliyordu. Geldiğinde ise 72 yaşındaki adamı vurarak öldürdü. İddiasına göre aslında büyük babasını öldürmek istememişti. Onu seviyordu ve iyi geçiniyorlardı. Ancak bunu onun iyiliği için yaptığını söyledi. Çünkü büyük annesinin ölümünü öğrenmenin travmasından onu kurtarmak istemişti. Büyük annesinin neden öldürdüğü sorulduğundaysa tek bir cevabı vardı. Nasıl bir his olduğunu görmek istedim. Şimdi kısa bir ara verelim. Ardından davamıza devam edeceğiz.
15 yaşındaki Edmund Kemper, büyükanne ve büyükbabasını öldürmesinden ötürü bir psikiyatri hastanesine yollandı. Orada kendisine paranoid şizofreni teşhisi kondu. Sonraki 5 yıl boyunca Edmund, hastanede örnek bir hasta ve mahkum oldu. Her zaman kibar, güzel konuşan ve terbiyeli biriydi.
Sonunda hastane personelini değişmiş bir insan olduğuna, iyileştiğine inandırmayı başardı ve serbest bırakıldı. Bu sırada 20 yaşındaydı ve artık 2 metre uzunluğunda güçlü bir genç adamdı. Açıklığa kavuşturulan bir şey varsa o da Edmund'un hiçbir koşulda annesinin evine geri gönderilmemesi gerektiğiydi. Herkes bunun bir felaketle sonuçlanacağını biliyordu.
Ancak Edmund'un annesiyle yaşamasıyla ilgili endişelere rağmen bir şekilde sistemde daha fazla hata yapıldı ve kısa süre sonra Edmund annesinin evine döndü. Artık 20'li yaşlarının başında, uzun boylu, geniş omuzlu bir erkek olmasına rağmen annesi hala onu küçük ve yetersiz hissettirmenin yollarını bulmayı başarıyordu. Seni doğurduğum güne lanet olsun. Beceriksiz. Zavallı, cibilliyetsiz. Midemi bulandırıyorsun. Tiksiliyorum senden. Nereye bakıyorsun sen?
Bununla birlikte Edmund'un korkunç fantezileri ve öldürme arzusu da tekrar geri geldi. Yıllar boyu annesini öldürmeyi düşünmüştü zaten. Ama içinde daima ondan korkan ve onun kendisinden daha güçlü olduğunu hisseden bir yanı vardı. Edmund aynı zamanda bakirdi. Kadınlara karşı düşmanca hisler beslemesine rağmen cinsel deneyimler yaşamayı da arzuluyordu. Bir gün kadın otostopçuları arabasına almaya başladı.
Bugünlerde çoğumuz için otostop çekmek ve yabancıların arabasına binmek korkutucu bir şey olsa da, yetmişlerin başında bu durum oldukça yaygındı. Başlangıçta Edmund, annesiyle yaşadığı tartışmaların ardından kafasını dağıtmak için gezintiye çıkar ve sık sık genç kadınları arabasına alırdı. Bunlardan bazıları da öğrenciydi. Bu noktada henüz kötü bir şey olmamıştı.
Ancak görmüşe bakılırsa, Edmund yakında gerçekleştireceği korkunç eylemler için kendini hazırlıyor gibiydi. Arabasına aldığı kızlara saldırmak ve onları öldürmek istiyordu. İlk başta bu dürtülere karşı çıksa da, bir noktada içindeki o saf kötülüğü serbest bıraktı. Bırak beni! Bırak, lütfen bırak, bırak, lütfen! İmdat!
Ama lütfen bağırmayın. Çok kabasınız. Manyak! Bırak beni hayvan herif bırak! Ama
bağırmayın demiştim. Hepsi güzel ve yetenekli 6 genç kadın bu süreçte Edmund Kemper tarafından öldürüldü. Bazıları öldükten sonra cinsel saldırıya uğradı. Edmund onların ölü bedenlerine ve parçalanmış kalıntılarına tecavüz eder ardından da onları çöpe atardı. Ancak bir tanesi vardı ki Edmund aralarında derin bir bağ olduğunu hissediyordu.
Onun kafasını kestikten sonra çöpe atmadı. Başını yatak odası penceresinin yönüne bakacak şekilde evinin altına gömdü. Artık aralarındaki bağ hiçbir zaman kopmayacaktı. 70'lerin başında Kaliforniya'da bu cinayetler işlenirken Edmund sık sık The Jury Room yani Jüri Odası adlı yerel bir polis barında takılırdı. Orada da öne çıkan bir karakterdi. Ve herkes onu arkadaş canlısı uzun adam olarak görüyordu. Bara gelen polis memurlarıyla bira içer ve onlara vakalar hakkında sorular sorardı. Özellikle de genç kadın otostopçuların öldürülmesiyle ilgili devam eden soruşturma hakkında onlardan bilgi almaya çalışırdı.
Başka bir şey içer misiniz? Yok ya iyiyim ben böyle. Teşekkür ederim. Dedektif Norris'le bir meseleniz vardı. Onu çözebildiniz mi? Yok ya. Çözemedik. Bir de gitmiş beni şikayet etmiş pezevenk. Aslında onun rozetini almak var ama böyle hani... Siz sakinliğinizi korumaya çalışın. Kendisi sık sık buraya geliyor. Benim konuşmamı ister misiniz? Yok, boş ver ya. Senin de canın sıkılması şimdi. Siz bilirsiniz. Belki bir yardıma mı dokunurdu? Boş ver, boş ver. Peki bu şey ne oldu? Bir tane suçludan bahsediyordunuz. Otostopçu. Var mı onda bir gelişme? Yok. Ama çok az kaldı. Bulacağım ben o kancı. Bulunca da anlasın. Yakaladınız mı ipin ucunu?
Valla onun iplerini ben öyle bir elime alacağım ki kimse elimden alamayacak pezevengin. Hakkınızdır tabi. Ya bak kaç zamandır yüz yüze konuşuyoruz hala siz de yittiriyorsun bana. Acaba sen de bana sen falan mı desen hani değil mi? Öyle iyi. Teşekkürler. Peki tamam. Şerefe o zaman. Sağlığınıza.
Gizemli katil artık polis ve medya tarafından The Co-Ed Killer olarak adlandırılıyordu. Kimse Edmund Kemper'den bir an bile şüphelenmemişti. Ancak bir gün, mahallesini onu arayan birkaç polis geldiğinde Edmund hayatının korkusunu yaşadı. Polisler Edmund'un silah satın aldığına dair bir bilgi aldı. Bunun ardından da büyükanne ve büyükbabasının cinayetlerinin arka planı polisler arasında yeniden gündeme gelmişti.
Edmund yıllar önce cezasını çekip beraat etmiş olsa da yeni bir silah aldığı bilgisi polisleri tedirgin etti. Edmund rutin bir kontrolün parçası olarak gelen polislerle her zamanki gibi sohbet etti. Onlara yardımcı oldu. Çok işbirlikçiydi, arabasına bakmalarına izin verdi. Edmund gerçekten bir silah almıştı.
ve o silah arabasının bagajından çıktı. Polisler silaha el koymak istediğinde, Edmund hiç problem çıkarmadan silahı teslim etti. Polisler de araçlarına binip oradan ayrıldılar. Her şey yolunda gözüküyordu. Fakat Edmund paranoyaklaştı. Polislerin kendisinin peşinde olduğunu ve silahı almanın bir tür oyun ya da bahane olduğunu düşünmeye başladı.
Bundan sadece birkaç hafta sonra ise annesiyle kırılma noktasına geldi. Yine annesi onu aşağıladı. Güçsüz, beceriksiz adamın teki gibi hissettirdi. Fakat o gün Edmund'un kafasında bir şey adeta tık etti. Sanki biri bir düğmeye basmıştı. Geri dönüşü yoktu. Yıllarca bu anı beklemişti ve artık annesinden kurtulacaktı. O uyurken yatak odasına gidip kafasına bir çekişle vurdu.
Ardından boğazını kesmeye başladı. Kafasını tamamen kesip cansız bedeniyle cinsel ilişkiye girdi. Ancak henüz işi bitmemişti. Kafayı evin içinde dolaştırdı. Dilini ve ses tellerini kesti. Ardından da kafayla da bir cinsel eylemde bulundu. Daha sonra onu şöminenin rafına koydu. Kesilen kafasına dart atmaya başladı.
Sonunda geberdin. Geberttim seni. KALTAK! Şu haline bak. Şu yüzünün gözünün haline bak. Aslında sen bundan çok daha kötüsünü hak ediyordun. Seni gebertip kurtardın. Bana teşekkür edeceksin.
Beni seveceksin! Hiç sevmedin beni. Neden? Ne yaptım ben sana? Neden?
Anne... Artık bana kaltaklık yapamayacaksın! Edmund annesine karşı öyle nefret doluydu ki, yaptığı hiçbir şey yeterli gelmiyor, acısını ve öfkesini dindiremiyordu. Onun kalıntılarına türlü işkenceler ettikten bir süre sonra fark etti. Annesinin en iyi arkadaşı bir noktada mutlaka oraya gelecek ve her şeyi öğrenip polislere söyleyecekti. Edmund bu riski alamazdı.
Kadını eve davet edip onu da öldürdü. Onun da başını vücudundan ayırdıktan sonra temizlik ürünleriyle evin içinde oradan oraya koşmaya başladı. Bundan sonra da yatağına yatıp uyudu. Edmund yaptıklarıyla başa çıkamıyordu. Annesini öldürmüş olmanın verdiği rahatlama, acı, öfke onu duygudan duyguya sürüklemiş, kendinden korkar hale getirmişti.
Yaptıklarından ve olay yerinden uzaklaşmak için oradan kaçtı. Üç gün boyunca uyumadan rastgele araba sürdü. Her şey zihninde dönüp duruyordu. Dayanılmaz bir şeydi bu. Sonunda pes etti ve polisleri aramaya karar verdi. Her şeyi itiraf edecekti. Beni... Beni hemen hapsedin. Bitsin artık. Yoksa daha çok kişi öldüreceğim.
Polisler bu itirafın ardından hemen eve koştu ve ilk başta evin normal göründüğünü düşündüler. Ancak öyle olmadığını anlamaları uzun sürmedi. Bir şilteyi kaldırıp çevirdiklerinde altının tamamen kana bulanmış olduğunu gördüler. Onları çok daha korkunç şeyler bekliyordu. Bir dolapta kanlı insan kalıntıları ve Edmund Kemper'den bir not vardı. Notta, ''Dağınıklık için özür dilerim.'' yazıyordu. Kısa süre içinde Edmund da bulundu, tutuklandı ve karakola götürüldü. Orada yaptığı her şeyi mide bulandırıcı ve üzücü ayrıntılarıyla itiraf etti. Asla geri durmadı ve polislere her ayrıntıyı verdi. Hatta bu, günümüze kadar yapmaya devam ettiği bir şey haline geldi. Edmund Kemper, işlediği suçlar hakkında en ince ayrıntısına kadar bütün gün konuşabilecek bir seri katil.
Kaliforniya eyaleti o sırada idam cezasını askıya aldığı için ömür boyu hapis cezasına çarptırıldı. Edmund aslında idam cezasını kendisi de talep etti. Ancak bu isteği reddedildi. Bugün hala hayatta ve Kaliforniya Medical Facility'de cezasını çekmekte. Yaptığı ve yapabilecekleri yüzünden bir yandan etrafındakileri korkutsa da nezaketinden ve hapishanedeki çalışmalarından dolayı hayranlık uyandırmaya devam ediyor.
Bu çalışmalarından biri de görme engelliler için hazırladığı sesli kitaplar. Edmund bunlarla birçok ödül ve sertifika kazandı. Hatta hapiste yılın en iyi gönüllüsü ödülünü bile aldı. Özellikle Mindhunter serisinden bu yana, Edmund birçok insanın ilgisini çektiği için dünyanın dört bir yanından mektuplar alıyor, insanlarla konuşup röportajlar veriyor.
Onunla yakın çalışan bazı insanlar, onun derinde bir yerde iyi biri olmak için her şeyini verebileceğini söylüyorlar. Çünkü Edmund hiçbir ifadesinde suçları için mazeret üretmeye veya yaptıklarını haklı çıkarmaya çalışmadı. Çocukluk travmalarının yaptıklarının bahanesi olamayacağını da belirtti. Çünkü o da çocukluğunda istismara veya şiddete uğrayan birçok çocuğun başkalarına zarar verme eğilimlerinden kurtulup hayatlarına devam edebildiğini biliyor.
Ancak bu ifadeleri veriyor olması bunların onun gerçek duyguları olduğunu göstermez. Çünkü biz onun çok zeki ve insanları manipüle etmede usta biri olduğunu biliyoruz. Tüm bunları sevenlerini etkilemek için yapmadığından nasıl emin olabiliriz ki? Bence kimse gerçek Edmund Kemper'ı tanımıyor ve tanıyamayacak. Edmund'un kendisi bile.
Peki sizce, Ezmon'un çocukluğunda hayat biraz farklı olsaydı, şimdi de her şey farklı olur muydu? Mesela, annesi ve büyükannesi ona biraz sevgi gösterseydi, ona duygusal veya fiziksel şiddet uygulamasaydı, böyle olur muydu? Ya da hayatta sevdiği tek kişi olan babası, onu yeni ailesi için terk etmeseydi, Ezmon bunları yapar mıydı? Kendisi karanlık fanteziler kurmaya 8 yaşında başladığını, ebeveynleri ayrılmadan önce de böyle şeylerin kafasında döndüğünü söylüyor. Bunu bahane ya da sebep olarak söylemiyorum. Ancak ben çocukluğunda yaşadıklarının Edmund'un karakter gelişiminde ve gelecekte işleyeceği suçlarda etkili olduğunu düşünüyorum. Çünkü hiç kimse kötü biri olarak doğmaz. Ama yaşadıkları onu kötü biri yapabilir. Elbette hiçbir şey yaptıklarının korkunçluğunu silemez.
ve o kurbanları geri getiremez. Edmund, hapishanede cezasını çekmek istediği konusunda samimi olduğunu göstermek için şartlı tahliye duruşmalarını da hep geri çevirdi. Geçmişte iki kez sivri uçlu bir kalemle kendi canına kıymaya teşebbüs etti. Ancak başarılı olamadı. Edmund Kemper şu an yani Haziran 2023 itibariyle 74 yaşında ve hapiste cezasını çekiyor.
Umarım kurbanları Maud, Edmund Sr., Mary, Anita, Aiko, Cindy, Rosalind, Alice, Clarnell ve Sarah en azından öldükten sonra huzura kavuşabilmişlerdir. Daha önce de dediğim gibi, bu beni en çok dehşete düşüren davalardan biri. Araştırmak ve anlatmak bile bu kadar etkiliyorsa, onunla hayatlarının bir noktasında karşılaşmış insanların yaşadığı korkuyu düşünemiyorum bile.
Evet, bu haftanın sizler için seçtiğim karanlık dosyasının sonuna geldik. Bir sonraki karanlık dosyada görüşmek üzere. Kendinize iyi bakın.
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.