Podcast

44 - Kiracı: Luke Fawcett

Karanlık Dosyalar

3 yıl önce
Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

Marrie Collins, dinine ve ailesine düşkün, sessiz bir kadındı. Karşı dairesini başarılı bir genç psikolog olan Luke Fawcett'e kiralamış, huzur içinde yaşamını sürdürüyordu. Ancak yıllar içinde Luke'un kariyeri ve hayatı yokuş aşağı gitmeye başlamış, kirasını ödeyemez hale gelmişti...

*Bu bölümdeki bazı unsurlar rahatsız edici olabilir*

Sunan: Sezgi Aksu
Hazırlayan: Oğulcan Ayan, Hazal Beril Çam
Ses Tasarımı ve Kurgu: Tolgacan Bozca
Yapımcı: Podbee Media

Canlandıranlar:
Luke: Kaan Sertdemir
Marie: Seher Güllapoğlu
Mrs. Smith: Şevval Balkan
Helen: Hazal Beril Çam
Wayne: Berkant Gültekin



Bu podcast reklam içermektedir.

Bölüm Transkripti

1.768 kelime · ~9 dk okuma

Ya annem de yani çocukluğumdan beri ne zaman bir fedakarlık yapsa, istiyor ki hep ona minnet duyalım, sürekli teşekkür edelim. Annelik böyle bir şey mi sizce de? Peki Bayan Smith, hiç kendinizi öldürmeyi düşündüğünüz oldu mu? Ne? Hayır, hiç düşünmedim. Neden sordunuz ki şimdi?

Ben bazen düşünüyorum biliyor musunuz? Bazen böyle gözümü açıp kapıyorum. Kendi cesedim gelip gidiyor gözümün önünde. En çok da pideklerimi kestiğimi görüyorum. Her yer kanlar içinde. Ben kendimi hiç iyi hissetmiyorum şu anda. Şu an ben seansı bitirmek istiyorum. Evet.

Ölümü kabul etmelisiniz. Küçük insanların küçük dertleri. Merhaba, ben Sezgi Aksu. Burası Karanlık Dosyalar. Bugün sizler için psikolog koltuğundan hapishane ranzasına giden Luke Fawcett davasını seçtim. Hazırsanız başlayalım mı?

Transkriptin tamamını oku

11 Nisan 2020'de Perth, Avustralya'da Paskalya Bayramı kutlanıyordu. İnancına tüm kalbiyle bağlı 66 yaşındaki Mary Collins da içinde bunun heyecanını taşıyordu. Onun için Paskalya Bayramı demek, ailesiyle bir arada mutlu bir gün geçirmek demekti. 2001 yılında eşinin ölümünden sonra Mary, hiç çocuğu olmamasının da etkisiyle ailesini, özellikle de kız kardeşi Helen'a çok düşkün olmaya başlamıştı.

Mary, Paskalya Bayramı'nı beraber geçirmek için Mount Clermont'ta yaşayan kardeşi Helen'ın yanına gitti. Birlikte yemek yediler, kahve içtiler, çocukluk fotoğraflarına baktılar. Mary'nin kameraya el salladığı bir fotoğraf bir anda Helen'ı çok etkilemişti. Ay, ay bak bak bak bunu şuna bak. Sanki veda edecek gibi bakmışsın. Ay canım buradayım işte. En fazla arka bahçeye gitmişimdir ben.

Ne bileyim. Ben bu aralar biraz duygusalım herhalde. Neyse. Oy benim sarı kafam. Duygulanmış mı? Gel bakayım. Aa bak unuttum. Ben sana evin yedek anahtarını verecektim. Dur. Ya gel tamam tamam. Gitmeden verirsin. Kalkma. Gel buraya. Ay tamam. Görende bir şey oldu sanacak. Gel bakayım. Tamam.

Helen ve Mary o gün doya doya kucaklaştılar. Sanki Helen, ablasının son görüşü olduğunu hissetmişti. Evin kapısına geldiğinde, yan taraftan yine bağırma sesleri geldiğini fark eden Mary, vakit kaybetmeden kapıyı açtı ve kendini içeri attı. Yedek anahtarı Helen'a vermeyi unuttuğunu fark etti. Mary, 20'li yaşlarının ortasında taşındığı dairesinde tam 40 yıldır oturuyordu.

Harika manzarası olan bu evin yan dairesini de satın almıştı Mary. Böylece komşusunu kendi seçecek ve yalnız kalmayacaktı. 2012 yılında evini Luke Fawcett adındaki bir gence kiralamıştı. Luke, 19 yaşında parlak bir psikoloji öğrencisiydi. Temiz yüzlü ve uyumlu bir genç olması ona güven vermiş, bir psikolog olmasıysa rahatlıkla konuşabileceği biri olduğunu düşündürmüştü Mary'e.

Luke okulunu bitirdikten sonra sevgilisiyle beraber yaşamaya başlamıştı. Bir süreliğine her şey yolundaydı ve Mary bu çiftle çok iyi anlaşıyordu. Ancak ikinci yılın sonunda yan tarafta sesler yükselmeye başlamıştı. Camlar kırılıyor, tencereler yerlere boşaltılıyordu.

Luke'un uyuşturucu kullanmaya başlamasıyla herkesle arası bozulmuştu. Bu kavgaların ardından sevgilisi Luke'u terk etti. Luke aksi, öfkeli ve sorumsuz bir insana dönüşmüştü. Kavga ediyor, kirasını ödemiyor ve üstüne Mary'den borç istiyordu. Mary'nin bozulan psikolojisine iyi geleceğini düşünerek aldığı kiracısı onun psikolojisini hepten bozmaya başlamıştı. Onu evden çıkarmak şart olmuştu.

Mary bu tarz konuşmalar yapmayı beceremese de cesaretini toplayıp Luke'la konuşacaktı. Ertesi sabah Helen, on gibi Mary'e mesaj attı. Yemeği fırınlamış ve öğle yemeği için Mary'i davet etmişti. Mary mesajına cevap vermedi. Kız kardeşler gün içinde sıkça mesajlaşırlardı. Ama bir gün önce telefonda konuştuktan sonra Mary'den hiç ses çıkmamıştı. Bu durum Helen için garipti. Cevap alamayınca 20 dakika sonra bir mesaj daha attı. Yine cevap yoktu. 11.30 civarında Helen, Mary'i aramaya karar verdi.

Allah Allah. Uyuya mı kaldı acaba? Açmıyor mu? Cevap yok. Neyse, biz oturalım yemeği o zaman. Hadi herkes sofraya.

Aramana cevap veremediğim için özür dilerim. Kendimi pek iyi hissetmiyorum. Tanrı seni korusun. Ve Paskalya bayramı kutlu olsun.

Bu mesajı okuduktan sonra Helen'ın kafası karışmıştı. Mary çok garip davranıyordu. Ne olduğunu anlamak için onu aradığında Mary yine telefonu açmadı. Ve sesinin kısıldığını, kendini iyi hissetmediğini söyledi. Bunun üstüne Helen telaşlandı. Mary ne olursa olsun o telefonu açar ve ne söyleyecekse söylerdi. Helen Mary'i defalarca aradı. Mary'den ses yoktu. Bunun üstüne küçük kardeşleri Wayne'i durumdan haberdar etti.

Mary'nin evine gidip bakmasını söyledi. Wayne, ablası Helen'a şu mesajı attı. Helen, bunun Wayne'in son mesajı olduğunu bilmeden okudu. Bunun üzerine Wayne yola çıktı. Apartman kapısının kilidi değişmişti. Ama Mary'nin dairesinin anahtarı onda vardı. Wayne, Washington Gardens'a ulaştı ve Mary'nin en üst kattaki dairesine doğru merdivenlerden çıkmaya başladı. İçinde garip bir his vardı. Aradan iki saat kadar geçtiğinde Wayne eve varmıştı. Mary!

Mary! Ne oluyor be? Sen kimsin? Bırak beni! Bırak! Geber ulan!

Al ulan! Al! Al! Boğuşma esnasında genç adam Wayne'i dört kez bıçaklamış ve köprücük kemiğini kırmıştı. Wayne de artık nefes almıyordu. En heyecanlı yerdeyiz ama şimdi kısa bir ara verelim. Dönüşte hikayeye devam edeceğiz. Bu sırada Helen, Wayne'den haber bekliyordu. Helen'ın endişeli olduğunu bilen Wayne, ona mutlaka haber verirdi.

Ancak 3 saat geçmesine rağmen henüz hiçbir haber alamamıştı. Bunun üzerine Helen, Wayne'i aramaya ve ona mesajlar atmaya başladı. Ancak Wayne'den de cevap gelmeyince Helen, damadından kendisini Washington Gardens'a götürmesini rica etti. Birlikte yola çıktılar ve Helen yol süresince aralıklı olarak hem Mary hem de Wayne'i aramaya devam etti. Mary'nin oturduğu apartmana geldiler ve zile bastılar.

Açan yoktu. Anahtar hala Mary'nin çantasında duruyordu. O sırada hem Mary'nin hem de Wayne'in arabalarını fark ettiler. Ve bu hiç iyi bir haber değildi. Kapı açılmayınca rastgele bir zile bastılar. Ve anahtarlarının olmadığını söylediler. Bir komşu onlara kapıyı açtı ve Mary'nin dairesine doğru hızlı adımlarla merdivenleri tırmandılar. Daire anahtarı Helen'de vardı. En üst kata çıkıp kapıyı açtılar.

Açar açmaz karşılarında yerde Mary ve Wayne'in cesetlerini buldular. Panikle kapıyı hemen kapatıp apartman girişine indiler. Ve oradan polise haber verdiler. Kısa bir süre sonra polis geldi ve 35 numarada inceleme başlattı. Mary ve Wayne vahşice katledilmişlerdi. Cesetleri mavi renkli muşambayla gizlenmeye çalışılmıştı.

neredeyse bütün daireye yayılan boğuşma izlerine rastladıklarını söylediler. Buna rağmen daireye zorla giriş yapıldığına dair bir iz yoktu. Yakın zamanda tadilat yapıldığı ve kilitlerin de yeni değiştiği düşünüldüğünde katil her kimse kapıyı açabileceği bir şeyi yoktu. Bu da katilin Mary'nin tanıdığı biri olduğunu düşündürdü. Dairede çeşitli mobilyalar kırılmış, eşyalar dairenin birçok yerine dağılmıştı.

Bira, smoothie ve başka içeceklerin boş şişeleri farklı farklı odalarda bulunuyordu. Dairenin her yerinde rastlanan bir diğer şey ise kandı. Polis eve zorla giriş olmamasının üstünde durarak, Mary'nin katiline kapıyı kendisinin açtığını düşündü. Mary'nin ailesi dışında hiç arkadaşı olmadığı bilgisini Helen'den alan dedektifler, komşulardan şüphelenmeye başladılar. Soruşturma apartmanın içine ve çevresine taştı. Otoparktaki arabaları dahi incelediler.

Aradıkları delili ise tam da burada buldular. Bir arabanın ön konsolunda, yakındaki bir yapı marketten bir önceki gün saat 18.48'de yapılmış bir alışverişe ait fiş, camdan içeriye bakıldığında rahatlıkla okunabiliyordu. Arabanın sahibi, cesetleri saklamak için kullanılan bir halat ve mavi brandayı satın almıştı.

Plakadan aracın Mary'nin kiracısı Luke Fawcett'e ait olduğu belirlendi. Dairede yapılan incelemelerde üçüncü bir kişinin kanı tespit edilmişti. Tek yapılması gereken otoparkta bulunan aracın sahibiyle Luke'un örneğini karşılaştırmaktı. Örneklerin yüzde yüz uyuşmasıyla katilin Luke Fawcett olduğu kanıtlanmış oldu. Luke tutuklandıktan sonra polis evinde incelemeler başlattı.

ve başka delillere de rastladı. Bu delillerden anlaşılan cinayetin önceden planlanmış olduğuydu. Hatta olaydan iki hafta önce kendini videoya çekmişti. Videoda kameraya karşı...

Mary Collins. Bundan sonra kira devri kapandı. Artık sen bana kira ödeyeceksin. Bir dakika olmadı böyle ya. Çok yumuşak oldu.

Mary Collins! Bu gözlere iyi bak. Bundan sonra kira mira yok. O devir kapandı. Artık ödeme sırası sende. Şimdi bana paşa paşa tüm banka bilgilerini veriyorsun. Gerisine sonra bakacağız. Öyle polise gideyim, birini arayayım dersen bak. Beş adım uzağındayım. Sakın aklından bile geçirme, sakın! Evet, bu iyi oldu.

Luke Fawcett, çocukluğunda yaşadığı çaresizliği yeniden hissetmeye başlamasıyla uyuşturucu kullanmış, uyuşturucu kullandıkça çaresizleşmişti. Parası bitiyor, bitince yoksunluk çekiyor, böyle olunca da etrafa saldırıyordu. Kendisi çok başarılı bir psikolog olmasına karşın, kendinde çözemediği birçok problemi vardı. Uyuşturucunun etkisiyle profesyonellik dışı davranışlar sergilemeye başlamış, bir iş arkadaşı hakkında da asılsız olduğu kısa sürede ortaya çıkan bir cinsel saldırı şikayetinde bulunmuştu. Şikayetin asılsız olduğu kanıtlanınca işine son verildi.

ve danışan görme yetkisi elinden alındı. Başarılı psikolog artık işsizdi ve bütün itibarını yitirmişti. Harika geçen bir akademik hayatın ardından böyle bir son yaşamak ona fazlasıyla ağır geldi. Durumu sevgilisiyle paylaştığındaysa zaten uyuşturucu sebebiyle sürekli tartıştığı kız arkadaşı tarafından terk edildi. Her şey üst üste gelmişti. Lok bunlarla başa çıkmaya çalışırken bir başka kötü haber daha aldı. Kirasını ödeyememişti ve şimdi evden çıkarılması söz konusuydu. Bütün bu baskılara dayanamadı.

Kendisini hepten alkole ve uyuşturucuya verdi. Aynı zamanda da epey güçlü antidepresanları kullanmaya başlamıştı. 11 Nisan 2020'de Mary'nin eve geldiğini duyunca, 66 yaşındaki ev sahibinin kapısını çalıp durumu görüşmek istediğini söyledi. Yıllardır kiracısı olan Luke'un son zamanlarda geldiği hale üzülen Mary, onu içeri davet etti.

İyi akşamlar Mary Collins. İyi akşamlar Luke. Bu aralar pek iyi değildim. Sizinle konuşmak istiyorum. İçeri girebilir miyim? Aslında işim vardı. Çok kısa. Lütfen. Buna ihtiyacım var. Peki. Geç, buyur. Teşekkürler. Mary, bu kira meselesinden dolayı üzgünüm. Beni çok zor durumda bırakıyorsun Luke. Yani seni sıkıştırmak istemem tabii ama...

Kaç ay oldu sabrediyorum. Ben de bunun için geldim. Sizinle konuşmam lazım. Yok gerek yok. Ben düşündüm. Ben de seninle konuşmak istiyordum. Evi boşaltmanı istiyorum. Lütfen bir dakika. Çok üzgünüm. Biliyorum ne durumda olduğunu. Ama bunu yapmaya mecbur bıraktın beni. Bayan Collins. Beni bir dinleyin. Luke bak senden korkuyorum artık. Sana beni dinleyeceksin dedim. Luke tamam.

Sakin ol. Yok sana kiramire anladın mı? Zor durumdaymış bilmem ne. Hadi lan oradan. Luke sen bir şey mi kullandın? Bak konuşabiliriz tamam mı? Çözebilseniz her şeyi. Bundan sonra kiracı sensin. Nerede yüzüklerim ha? Nerede küpelerim? Luke lütfen tamam tamam. Bak sakin ol tamam mı? Sakın bir delilik yapma tamam mı? Raskolnikova bildin mi? Hani şu baltalı kiracı.

Voltajın var. Yüksek voltaj. Yok yapmak zorunda değilsin. Cehennemin dibinden kiranı ödeyeceksin.

Luke, Merry'nin öldüğünden emin olunca rahatladı ve Merry'nin evi kendi eviymiş gibi davranmaya başladı. Dolapta bulduğu smoothie'leri ve biraları içmiş, duş almış, hatta koltuğa oturup ayaklarını uzatmıştı. Luke o gece Mary'nin yatağında uyudu. Mary ise kırk yıldır hayatındaki en önemli şeylerden biri olan dairesinin zemininde cansız bir şekilde yatıyordu. Ertesi gün, Mary'nin telefonu çaldı.

Arayan Helen'dı. Aramanın ardından gelen çok sayıda mesajı görünce Luke, Mary'nin ağzından cevap yazmaya karar verdi. Aramana cevap veremediğim için özür dilerim. Kendimi pek iyi hissetmiyorum. Tanrı seni korusun ve Paskal'e bayramın kutlu olsun.

Luke, tüm kanıtlar onu gösteriyor olmasına rağmen mahkemede suçlamalara itiraz etti. Mary'i o halde bulduğunu, Wayne'in ise Mary'i bulduğu sırada içeriye dalıp suçlumun kendisi olduğunu düşünerek ona saldırdığını ve bunun bir nefsi müdafaa olduğunu söyledi. Eldeki sağlam kanıtlara dayanarak bu savunmaya inanmayan jüri, yarım saat içinde Luke'u suçlu buldu. Ve Luke Fawcett, Eylül 2021'de iki kez müebbet hapis cezasına çarptırıldı.

Belki de Luke'un zamanında en az kendisi kadar başarılı bir psikoloğa ihtiyacı vardı. Başa çıkamadığı sorunları için terapi görüyor olsaydı, belki de sonu cinayetlerle biten bir mental çöküş yaşamayacaktı. Kariyeri bitmemiş olacak, başarılı bir psikolog olarak danışanlarına yardım etmeye devam edecekti. Şimdi ise Luke demir parmaklıklar ardında ve ancak 34 yıl sonra şartlı tahliye imkanı olacak.

Evet, bugünün sizler için seçtiğim karanlık dosyasının da sonuna geldik. Bir sonraki karanlık dosyada görüşmek üzere. Kendinize iyi bakın.

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)