
1.757 kelime · ~9 dk okuma
Beni boğacaktın ha? Hadi, şimdi gel. Ne yaptığını sanıyorsun? Sakin ol. Ne oldu? Üstüme geliyordun. Baba, bırak o silahı. Ağlayacak mısın? Gel hadi. Yiyorsa gel, şimdi sık boğazıma.
Ben Sezgi Aksu. Burası Karanlık Dosyalar. Bu hafta size 1970'li yıllarda müziği değiştiren ve siyah azınlığın güçlü seslerinden biri olan Marvin Gaye'in soru işaretleriyle dolu dosyasını seçtim. Hazırsanız başlayalım mı?
Marvin Gaye Junior, 2 Nisan 1939 tarihinde Washington DC'nin ortalama mahallelerinden birinde dünyaya gözlerini açtı. Babası, kilise görevlisi Marvin Gaye Senior, annesi ise ev işlerinde çalışan Alberta Gaye'di. Dört kardeşten oluşan ailenin en büyük ikinci çocuğu olan Marvin'in müziğe karşı yeteneği ve sesinin gücü daha sadece dört yaşındayken kilise korosunda fark edildi. Marvin, Cora'da ne kadar başarılı ve mutluysa, evinde o kadar mutsuzdu. Babası Marvin Gay Senior, oğlunu döven, aç bırakan, hatta ara sıra eve almayan biriydi. Yaptığı bu gaddarlıklarla oğlunu kontrol altına alıp, Tanrı'nın yolunda yürümesine olanak sağlayacağına inanmıştı. Bu da kendisine her şeyi mübah görmesinin altında yatan temel motivasyondu.
Gelin görün ki her şeyi Tanrı için yaptığını söylese de Marvin Gaye Sr.'ı tanıyanlar onun ne kadar anlaşılması güç ve çatışmacı bir karakter olduğunu bilirdi. Böylelikle baba Marvin oğlu ergenliğe girmeden önce kilisedeki işinden atıldı. Sebebi öğrenildiğinde aile içi ilişkiler daha da karmaşıklaştı. Marvin Gaye Sr. alkolikti ve hayat kadını gibi giyinirken yakalanmıştı.
Bu karmaşanın içinde büyümeye çalışan Marvin, yetişkinlik çağlarında ailesi ve babasıyla ilgili gelen bir soruya, cevabını vermişti. Ki 4 yaşından ergenliğinin ilk dönemlerine kadar maruz kaldığı fiziksel ve psikolojik şiddet yüzünden intihara meyilli bir çocuk haline gelmişti. Marvin'in annesi Alberta, sözleriyle eşinin Marvin'i hiçbir zaman istemediğini dile getirmişti. Marvin'in bu sevgisizlikte imdadına müzik ve arkadaşlıklar yetişti. Ailesiyle arasına mesafe koyup onlardan kurtulmak için derslerine ve müziğe odaklandı. Ortaokula giderken çok kısa sürede okulun sesi olmayı başardı. Zorlu bir çocukluktan gelmiş ve depresif bir kişiliği olmasına rağmen Marvin'in en büyük artısı sesi kadar spot ışıklarını seviyor olmasıydı.
Okulu bırakıp gittiği askerden kendini zorla attıran Marvin, yakın arkadaşı Reese Palmer'ı da yanına alarak 1957'de profesyonel müziğe adım attı. Ancak bir grubun parçası olmak istediği şey değildi. Böylelikle 4 senelik grup macerasına son veren Marvin, solo kariyerine odaklandı. 1961'de ilk stüdyo albümünü Motown Records için yaparak spot ışıklarının altına tek başına geçti.
1960'larda ara vermeksizin albümler yapan Marvin büyüyor, büyüdükçe Motown'u da zirveye taşıyordu. 1970'lere geldiğimizde Amerika'daki siyahların büyük çoğunluğu için Marvin Gaye gurur sebebiydi. O da parçası olduğu topluluk için anlamını biliyor ve onlara bir albüm hediye etmek istiyordu. Böylelikle 1971 yılında müzik tarihine geçen ve günümüzde hala tarihin en iyi birkaç albümünden biri olarak tanımlanan What's Going On çıktı. Albümün bu kadar sevilmesinin sebebi işlediği konulardı. Polislerin siyahlara uyguladığı şiddet ve savaş karşıtlığına dair sese en gür çıkan albümdü belki de 1970'lerde.
Marvin'in o dönemde ailesiyle iletişiminin kısıtlı olduğu bilinse de Marvin Gaye Sr. oğluyla gurur duymaktaydı. Dönemin dergi ve gazeteleri Marvin Gaye'in babasına ulaşıp oğluyla ilgili sorular sorduğunda... Marvin ailemizi gururlandırıyor. Yani biz siyahların yaşadıklarını herkes görmezden gelirken oğlumun bu şarkıları yapması bence çok özel. Bakın ben bir kilise görevlisiydim.
Yani Tanrı'nın hizmetkarıydım. Bana bile ten rengim sebebiyle bir sürü saygısızlık yapıldı. Ama o bunu değiştirdi. Marvin'le yaptığı albümden sonra konuşmadık ama bizi nasıl etkilediğini biliyor." Sözleriyle oğlunu anlatmıştı. Bu albüm sayesinde ilk milyonluk satışını gerçekleştirmiş ve dünyanın her yerinden ilgi görmüştü. Albümün başarısı elbette cebine de yansımıştı.
Washington DC'de ortalama bir evde yaşayan ailesine Los Angeles'tan iki katlı bir ev satın alarak onlara her ne yaşandıysa yaşansın teşekkür etmek istemişti. Uzaktan bakıldığında Marvin hayatının en iyi dönemindeydi. Herkes tarafından tanınmayı başarmış, ekonomik olarak iyi bir noktaya çıkmış ve sonsuz bir sevgi görmüştü. Ama işte gerçek dışarıdan görüldüğü gibi değildi.
Marvin'in üstündeki baskı What's Going On'un başarısı sonrasında artmıştı. Artık sadece başarılı bir müzisyen değil, Motown'un kralı ve siyahların sözcülerinden biri olmuştu. Ancak Marvin baskıya hazır değildi. 70'lerde çıkardığı dört albüm de baskı karşısında kırıldığının ispatıydı. Satış rakamları iyi gitse de What's Going On gibi bir albüm bekliyordu herkes ondan.
Bu sebeple kralı olduğu Motown'dan ayrılma kararı aldı. 1981'de Motown'un için yaptığı son stüdyo albümü In Our Lifetime'ı Londra'da kaydettikten sonra Amerika'ya dönmedi. Belçika'nın Ostend kentinde ağır uyuşturucular kullanarak birkaç ay geçirdi. Kimyasallar zihnini açmış ve yaratıcılığı artmış olsa da zor devam ettirdiği sosyal hayatı iyice kaosa sürüklenmişti. O dönem evinde kaldığı Belçikalı DJ Freddy Kussar ile sadece uyuşturucu tedariki temelli kurduğu iletişim sözlü tartışmalara neden olmuştu. Sen bu dandik mal için mi benden 500 frank istiyorsun? Pudra şekeri çekerim daha iyi be! Bana bak! Kimse benim malımı dil uzatamaz tamam mı? Paramı ver ve siktir git! Malın da müziğin gibi bir boka benzemiyor.
Tartışmalar sonrasında Marvin daha fazla dayanamadı ve Belçika'dan ayrılıp yeni şarkılarıyla birlikte ABD'ye döndü. Bu, onun ABD'ye yaptığı son dönüş olacaktı. Şimdi ufak bir aramız olacak, ardından tekrar birlikteyiz. 1982 yılında çıkardığı Midnight Love albümü yeni bir plak şirketiyle yapılınca Marvin heyecanlanmıştı. Evet, albüme güveni tamdı ancak gelen başarıyla ucu bucağı belli olmayan turne programı onu dağıtmıştı.
Dağıldıkça daha da uyuşturucu batağına saplanmış, saplandıkça da çevresinde kimse kalmayacak hale gelmişti. Tabiri caizse, Marvin yaşarken kendi tabutuna son çiviyi çakmıştı. İyileşmek için müziğe sarılmıştı, ama olmamıştı. Kelimenin tam anlamıyla tükenmişti. Ne müzik umrundaydı, ne para. Yaşamak istediği tek bir gününün dahi kalmadığını çevresindeki herkese söyleyip ölmeyi diliyordu.
Ancak babasıyla ilişkisi ne kadar kötü ve travmatik olsa da annesine karşı duyduğu bağ çok güçlüydü. Ağustos 1983'te bitirdiği turne sonrası böbrek ameliyatı olan annesine bakmak için Kaliforniya'ya giden gay, müzikten uzak kalmayı başarıyordu. Daha da önemlisi, babası evde değildi. Bir iş gezisi için memleketleri Washington'a gitmişti.
Küçük kardeşi Frankie misafir odasında yaşarken kız kardeşleri Jian ve Zeola da kapı komşusuydu. Marvin için Ekim 1983'e kadar her şey olabildiğince yolundaydı. Ancak Marvin Gaye Sr.'ın dönme vakti gelmişti. Çocukluğundan bu yana olanları düşündüğümüzde baba oğul arasındaki çatışma yıllar içinde nefrete dönüşmüş, bu son misafirlik bardağı taşıran damla olmuştu. Ne oğul babanın varlığına tahammül edebiliyor ne de baba oğlunu görmek istiyordu. Öyle ki Kasım ayının sonlarında baba oğul arasında çıkan sözlü bir tartışma yumruklaşmaya dönüşmüş ve Marvin Gaye Junior babasını yaralamıştı.
Bunun üzerine polisi arayan baba, oğlunun evden uzaklaştırılmasını talep etti. Gel gelelim talebi karşılık bulmadı. Marvin Gaye Jr. Aralık 1983'te sessizdi. Kardeşlerinin söylediğine göre Aralık ayı boyunca odasından çıkmadı. 25 Aralık yani Christmas geldiğinde ise babasına bir hediye aldı. Bu hediye ile kağıt üstünde aralarındaki buzları eritmek istediğini göstermişti.
Babası için de oğlundan hediye almak sürprizdi. Hediye paketini açan Marvin Senior, 38 milimetrelik Smith & Wesson marka özel bir silahla karşılaştı. Oğluna teşekkür edip yemeğe oturdular. Belki de gay ailesinin mutlu geçirdiği son akşamdı.
1984'le birlikte Marvin iyice parana yaklaştı. Dışarı çıkmayı reddediyor, çıkmak zorunda kalırsa da gideceği yerdeki işini bitirip eve döndüğü gibi kendini odasına kilitliyordu. Komşuları onu hava güneşli olsa bile üzerine 3-4 tane kalın yağmurluk giymiş halde gördüklerini söylüyordu. Ancak onu tüketmiş olsa da müziğe karşı tutkusu tükenmemişti. Bir gün sonra gireceği 45. yaşı için kendisine bir şarkı hediye etmek için odasındaki orgun başındaydı.
Marvin kendi içinde bunları yaşarken 1 Nisan 1984 akşamı annesiyle babasının kavga ettiğini duydu. İlk başlarda odasında kalıp aralarına girmek istemedi. Ancak sonrasında babasının annesine bağırıp küfür ettiğini ve fiziksel şiddet uyguladığını duyunca sinirlerini kontrol edemeyip koşar adım salona indi. Ağlayarak yerde yatan annesini gördükten sonra iyice gözü dönen Marvin Junior babasını duvara kadar itti. Ne istiyorsun lan annemden? He? Ne istiyorsun?
Sana ne lan? Dünkü bok. Sana mı hesap vereceğim? Bir daha ona dokunursan seni öldürürüm. Anlıyor musun? Öldürürüm seni. Babanı döveceksin ha. Gel bakayım buraya. Kim kimi dövecekmiş. Baba oğul arasındaki kavga birkaç dakika içinde büyüdü. Ve Marvin Junior, babasını yerde bayıltana kadar tekmeledi. Annesi Alberta, Can Havli ile oğlunu oradan uzaklaştırıp odasına çıkmasını söyledi.
Odasına çıkarken Marvin sinirden kuduz köpek gibi hırlıyordu. Annesine karşı yapılan haksızlığa dayanamamış ve babasına olan nefretini kusmuştu. Marvin Sr. aradan geçen yarım saat 45 dakikalık sürede anca yerden kalkabildi. Alberta Gay'in söylediklerine göre o an çok sakindi. Yatak odasına gidip Marvin'in Christmas'da ona hediye ettiği silahı eline alıp oğlunun odasına yürüdü. Kapıyı açtı ve oğlu karşısındaydı.
Beni boğacaktın ha? Hadi şimdi gel. Ne yaptığını sanıyorsun? Sakin ol. Ne oldu ha? Üstüme geliyordun ha? Baba bırak o silahı. Ağlayacak mısın ha? Gel hadi. Yiyorsa gel şimdi sık boğazıma ha? Marvin Junior göğsünden ve sol omzundan vurulmuştu. Frankie sesleri duyup hemen abisinin odasına gitmiş, baba Marvin Senior elinde silahla odadan çıkmıştı.
Frankie hemen eşine 911'i aramasını söylemiş ve abisini hayatta tutmaya çalışmıştı. Frankie Gay'in 2003 tarihli otobiyografisi Abim Marvin'de yazdığına göre Marvin Gay ağzından kanlar gelirken kardeşine hiç olmadığı kadar mutlu bir gülümsemeyle bakmış ve... İstediğimi aldım. Bunu kendim yapamazdım. O yüzden ona yaptırdım. İyiyim. Ben sıramı savdım.
Artık geriye benden bir şey kalmadı." sözleriyle veda etmişti. Ambulans olay yerine geldiğinde Gay'i hayata döndürmeye çalışsalar da başaramadılar. Motown'un kralı ve siyahların aydınlık sesi Marvin Gaye Jr. 1 Nisan 1984'te ailesine aldığı evde, babasına hediye ettiği silahla doğum gününden bir gün önce hayata veda etti.
Marvin Junior'un ölümünden sonra Marvin Senior hemen tutuklandı ve Los Angeles Eyalet Mahkemesinde hakim karşısına çıktı. Tetiği çektiğim o ilk anı unutamıyorum. Gözlerini unutamıyorum. Kurşunun yediğini fark etmemişti bile. Böyle elini yüzüne götürdü. Sonra bir kez daha ateş ettim. Ve odama gittim. Kapıyı kilitledim. Onun inlemelerini duydum, dinledim bir süre ama kalkıp yanına gitmedim. Hiçbir şey yapmadım. Şoktaydım çünkü. Onu vurduğumu biliyordum. Ama onu kendimden uzak tutmak zorundaydım.
Herkesin bilmesini istediğim bir şey var. Ben onu keyfen öldürmedim. Onu geri getirebilecek olsam getirirdim. Ondan korkuyordum tamam mı? Bana zarar vereceğini düşündüm. Ne olacağını bilmiyordum. Yaşanan her şeyden dolayı çok üzgünüm. Onu sevdim.
Keşke biz konuşurken şu kapıdan içeri girse. Yaptıklarımın bedelini şimdi ödüyorum. Davaya bakan hakim Gordon Ringer, 2 Kasım 1984'te kararını açıkladı. Bu kadar genç bir insanın hayatının kayıp gitmesi büyük bir acı. Hepimiz bunda hemfikiriz. Ancak şartları göz önüne aldığımızda, davada çalışmış herkesin hemfikir olduğu bir başka durum daha var.
Bu genç adam ne kadar trajik bir şekilde ölmüş olsa da babasını provoke etmiştir. Ve yaşananlar onun suçudur. Bu sebeple Marvin Gaye Senior'a 6 yıl ertelemeli hapis cezası ve 5 senelik şartlı serbestlik veriyorum. Dava kapanmıştır.
Alberta Gaye, Marvin Gaye Senior'la olan 49 senelik evliliğini de dava devam ederken sonlandırdı. Oğlunu öldüren adamı affedememişti. Marvin Sr. dava bittikten sonra olayların yaşandığı eve döndü. Ancak sağlığı orada kalmasına izin vermedi. Kısa bir süre sonra huzur evine yatırılan Marvin Gaye Sr. hayatını kaybettiği 1998'e dek öldürdüğü oğlunu ve kendisinden boşanan eşinin özlemiyle yaşadı.
Marvin Gaye Jr. babasının ona yaptıklarını hayatını sonuna kadar çekeceği evlat katili olma acısıyla ödetirken, dünyada geçirdiği acı dolu günlerinin bitmesini sağlamıştı. Chekhov haklıydı. Duvarda asılı duran silah er ya da geç patlamıştı. Evet, Marvin öldü ama hem intikamını aldı hem de müziği sayesinde ölümsüz olmayı başardı.
Evet, bu haftanın sizler için seçtiğim karanlık dosyasının sonuna geldik. Bir sonraki karanlık dosyada görüşmek üzere. Kendinize iyi bakın.
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.