Podcast

75 - Dehşet Yuvası: Maureova Ailesi

Karanlık Dosyalar

2 yıl önce
Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

Ondrej ve Jakob'ın annesi Klara, 13 yaşındaki Annika ile karşılaşınca bambaşka birine dönüşmüştü.

*Bu bölümdeki bazı unsurlar rahatsız edici olabilir

Sunan: Sezgi Aksu
Hazırlayan: Sezgi Aksu, Hazal Beril Çam
Ses Tasarımı ve Kurgu: Tolgacan Bozca
Yapımcı: Podbee Media

Canlandıranlar:
Annika/Barbora: Cemre Kaboğlu
Erikson: Metin Bozkurt
Klara/Katerina: Hazal Beril Çam
Komşu: Ömercan Çelebi
Komşu: Gülşah Dim



Bu podcast reklam içermektedir.

Bölüm Transkripti

2.326 kelime · ~12 dk okuma

Heh bak şimdi sinyal almaya başladı. Bu zamana kadar yaptırmamış olmamız hata bunu. Mutfağa korka korka gidiyordum çocuk uyanacak da duymayacağım diye. Tamam halloldu artık gözümüzün önünde olacak. Bunu böyle çevirince ne oluyor peki? Dur neye bastın ya ver bakayım bir dakika. Görüntü değişti. Ne oluyor ya? Dur bakayım ne o çocuk mu o? Ver bakayım.

Çocuğun haline bak. Her yeri yere bere içinde. Neresi bu? Kimin çocuğu bu? Dur polisi arıyorum hemen. Bekle. Kaçırmışlar mı çocuğu? Ne yapmışlar? Kitlemişler oraya. Baksana. Ara çabuk. Yavrum benim. Nasıl ağlıyor? Burada polis departmanı. Buyurun. Alo. Merhaba. Bir ihbarımız olacak.

Biz bir bebek monitörü aldık bebeğimizi izlemek için. Sonra bir anda görüntü değişti. Komşulardan biriyle sinyal karıştı galiba bilmiyorum. Şimdi başka bir çocuk belirdi. Çocuk çok kötü durumda. Ağlıyor. Yani böyle bodrum gibi bir yere kilitlemişler çocuğu. Çırılçıplak. Elini ayağını falan bağlamışlar arkadan. Böyle yerden yemek yiyor. Köpek gibi yani. Yardım edin lütfen.

Transkriptin tamamını oku

Ben Sezgi Aksu, burası Karanlık Dosyalar. Bugün sizlere benden çok istenen ve kısa süre önce interneti kasıp kavurmuş Mauryava ailesi tarikatından bahsedeceğim. Ne dersiniz? Sabrınızın sınırlarını zorlamaya hazır mısınız?

Clara Morejova, iki oğlu ve kız kardeşi Katerina ile beraber Çek Cumhuriyeti'nin Brno kentinde sakin ve mutlu bir hayat sürüyordu. Clara ve Katerina çok inançlı bir ailede büyümüştü. İkisi de hayatları boyunca kendilerini Tanrı'ya karşı borçlu hissetmişlerdi. Onlara Tanrı tarafından bahşedilen bu hayatı yaşamayı hak etmek için görevlerini ve sorumluluklarını yerine getirmeleri gerektiğini düşünüyorlardı.

Bunlar çocukken başkalarına kötülük yapmamak, yalan söylememek gibi masum görevlerken yetişkin olduklarında her şey bambaşka bir noktaya gidecekti. Clara, 18 yaşında hamile kalıp Redek'le evlendiğinde henüz üniversiteye yeni başlamıştı. Oğlu Jakob'u dünyaya getirdikten sonra okulunu okumaya devam etti. Bu süreçte Ondrej adında bir oğlu daha oldu.

Ancak Clara'nın iki oğluyla yalnız kalması uzun sürmeyecekti. Redek, Clara'nın dengesiz bir ruh halinde olduğunu, buna ayak uyduramadığını söylemişti. İddialarına göre Clara, kendisi gibi koyu inançlı bir takım insanlarla bir araya gelip, farklı alışkanlıklar ediniyor, bunlar doğrultusunda tuhaf davranışlarda bulunuyordu. Kısa süre sonra Redek, eşini ve çocuklarını terk etti. Clara yalnız kalmış olsa da iyi bir anneydi.

Çocuklarıyla her zaman ilgileniyor, onları yaz kamplarına götürüyor, onlarla oyunlar oynuyordu. Çocuklarına olan bağı her şeyin üstündeydi. Kimseye ihtiyacı olmadığını düşünüyordu. Ancak ablası Katerina'nın Clara ve çocukları yalnız bırakmaya niyeti yoktu. Boşanmanın ardından hep beraber yaşamaya başladılar. Katerina bir yuvada çalışıyordu.

Clara'ya ve çocuklara daha fazla yardımcı olabilmek için Ondrej ve Jacob'ı kendi çalıştığı yuvaya aldırdı. Eğitimlerini üstlendi. Katerina kendisi için yaşamayı adeta bırakmış, hayatını Clara ve oğullarına adamıştı. Ta ki yuvaya Anika ismindeki güzeller güzeli küçük bir kız çocuğu gelene kadar.

Anika henüz 13 yaşında, anne babası tarafından terk edilmiş, defalarca istismara uğramış, böbrek yetmezliği ve lösemi gibi ağır hastalıklarla mücadele etmek zorunda kalmış hasta bir çocuktu. Bir gün Katerina onun Norveç'te bir fuhuş çetesinin eline düştüğünü ve zar zor kaçtığını öğrenince onu Clara'nın yanına getirdi. Clara, Anika'nın yaşadıklarını duyduktan sonra onu yanına almak istedi. onu koruyup kollayacak, kendi oğullarından ayırmadan ona ihtiyacı olan sevgiyi ve bakımı verecekti. Clara, bir kızının olmasını çok istemişti. Eşinden ayrıldıktan sonra bir daha çocuk sahibi olamayacağını düşünüyordu. Anika'nın ona Tanrı'nın bir lütfu olarak geldiğinden emindi. Onu en iyi şekilde koruyup kollamalı, mutlu olması için ne gerekiyorsa yapmalıydı. Bu, her şeyden önce onun Tanrı'ya karşı bir göreviydi.

Clara, ablası Katerina ve oğulları Jacob ve Ondre ile beraber yaşadıkları eve Annika'yı da aldı. Artık beraber yaşayacaklardı. Annika'nın hastalığının tedavisine de Annika'nın kendi doktoruyla devam edeceklerdi. Katerina, doktoru tanıyordu. Onu Clara ile tanıştıracaktı. Ancak bu doktor, sıradan bir doktor gibi Clara ile hastanede buluşmadı. Isız ve karanlık bir arazide, arabada buluştular.

Clara endişelenmişti. Doktorun yüzü tam görünmüyordu. Ancak doktor tecrübesi, söyledikleri ve gösterdiği belgelerle Clara'nın güvenini kazanmayı başarmıştı. Ona, Annika'nın iyi olması için söylediği her şeyi kelimesi kelimesine uygulaması gerektiğini tembihlemişti. Clara çok kolay manipüle olan, saf bir insandı. Kendini ve Annika'yı doktora tamamen teslim etmişti.

Telefon ve e-posta aracılığıyla iletişim kuruyorlardı. Ancak zamanla doktorun Clara'ya attığı e-mailler gittikçe tuhaf bir hal almaya başlamıştı. Tedavi için saatlerce Anika'nın vücudunun her yerini, özellikle de kasık bölgesine okşamasını söylemek ve bunun Anika'yı çok mutlu edeceğini iddia etmek gibi. Clara, doktorun her söylediğini yapıyordu.

Çünkü Anika'yı evlat edinmek istiyor, bunun için de doktorun onayını alması gerekiyordu. Bir süre sonra doktor, Ondrej ve Jakob'ın Anika'ya kötü davrandığını, şiddet uyguladığını, hatta cinsel istismarda bulunduğunu, Anika'nın bunları kendisine ağlayarak anlattığını söyledi. Bu şartlar altında onu evlat edinmesine izin veremezdi. Clara inanamamıştı. Oğullarından utanıyordu.

Doktora ne yapması gerektiğini danıştığında çok sert bir disiplin, sert bir sevgi ve fiziksel cezalarla çocukların kötü ruhlarını iyileştirmesi gerektiği cevabını aldı. Bunun üstüne Clara, doktorun tavsiyesiyle yanlış yaptıkları her küçük şey için çocukları dövmeye başladı. Sanki kelimenin tam anlamıyla onları incitmek için herhangi bir neden arıyormuş gibiydi. Onları çıplak elleriyle, tahta kaşıklarla, kemerlerle dövüyordu. Bu süreçte Ondre'ye gittiği yuvadan bir sağlık raporu verilmişti. Bu raporda Ondre'nin gitgide sağırlaştığı ve eğitimine evde devam etmesinin daha sağlıklı olacağı yazıyordu. Ağustos 2006'da doktor, Clara'ya bu cezaların işe yaramadığını ve başka bir şey denemeleri gerektiğini söyledi. Şok terapisi.

Doktor ona anneleri gibi davranmayı tamamen bırakması gerektiğini anlattı. Ardından da çocukları Weverska Bitska'da doğanın ortasında yer alan ve kimseye yakın olmayan küçük bir kulübeye götürmesi talimatını verdi. Kulübede Katerina, tanımadıkları genç bir adam ve Clara'nın oğullarını götürdüğü yaz kampından tanıdığı Jen ve Hannah adlı diğer iki kadınla buluştular. Bu kulübe bu iki masum çocuk için tüm işkencenin başlayacağı yerdi. Çocuklar köpek kafeslerinde kilitli tutulu ve burada tam anlamıyla hayvan muamelesi gördüler. Kafesler o kadar küçüktü ki çocuklar ayakta duramıyor ve neredeyse hiç hareket edemiyorlardı. Ayrıca kafeslerin içinde köpek taslarından yemek yemeye ve aynı yere tuvaletlerini yapmaya zorlanıyorlardı.

Birbirleriyle, anneleriyle ya da orada bulunan herhangi bir kişiyle konuşmaları yasaktı. Clara bazen çok uzun süre boyunca çocukların kafalarını suya sokup, onları boğmakla korkutuyordu. Başları suyun altındayken, Katerina da annelerine karşı koymamaları için yeğenlerinin kollarını arkalarında tutuyordu. Bu kulübede Andre ve Jacob'ın vücudu sigarayla yakıldı, çatalla çizildi ve cinsel tacize uğradılar.

Diğer kişiler de bu istismara katılıyor, çocukların başlarına çuval bağlıyorlardı. Bir gün çocuklardan birinin kalçasından bir parça et kestiler ve kesilen bölgeyi sigarayla yaktılar. Bundan o kadar hoşlandılar ki kendileri içinde çocukların vücudundan parçalar koparıp pişirdiler. Ardından çocukları kendi etlerini yemeye zorladılar. Eğer kusarlarsa onu da yemek zorunda kalıyorlardı.

Ayrıca çığlık atmamaları için ağızlarının bantlandığından da emin olacaklardı. Bu süreçte Anika, çocukların ona hala kötü davrandıklarını iddia ediyordu. Bu sayede çocuklara yapılan işkencenin devam edeceğini biliyordu. Bu istismar 8 gün boyunca devam etti. Ardından evlerine döndüler. Döndüklerinde Clara, Anika'yı evlat edinmeyi kafasına koymuş ve bu sefer başarmıştı.

Artık yalnızca Anika'ya bakmaya odaklanabilmek için oğullarını Katerina'ya teslim etmeye karar verdi. Çünkü Anika'nın hala pek çok sorunu olduğunu ve ekstra ilgiye ihtiyacı olduğunu düşünüyordu. Bundan dolayı bir süre üç çocuğa da bakamayacaktı. Ondrej ve Jakob bir süre Katerina'yla beraber kalmış olsalar da Ocak 2007'de çocuklar ve Katerina tekrar Clara'nın yanına taşındılar. Ve korku dolanlar yeniden başladı.

Oğlanlara kulübede nasıl davranılıyorsa evde de hemen hemen aynı şekilde davranılıyordu. Bu artık onların normaline dönüşmüştü. Ancak bu sefer her anlarının kaydedildiği beton bir bodrumda tutuluyorlardı. O sırada Anika kendisi için dizayn edilmiş, pırıl pırıl aydınlatılmış, oyuncaklarla dolu odasının keyfini çıkarırken Ondrej ve Jakob yaklaşık bir yıl boyunca o bodrumda kilitli kalmışlardı. Ta ki yan komşuları Edward, yeni doğan oğlunu izlemek için bir bebek monitörü kurana kadar. Edward'ın monitörünün arıza yapması, oğlanların belki de hayatını kurtarmıştı.

Frekansların karışması üstüne Edward ve eşi polisi aradı. Polis bu görüntülerin nereden geldiğini öğrenmek için kapı kapı dolaştı. Ve sonunda Andre'yi buldu. Clara ve Katerina anında tutuklanırken, Andre, Jakob ve Annika Klocknek adlı bir yurda yerleştirildi. Çocuklar hayatları boyunca unutamayacakları bu işkence dolu günlerden artık kurtulmuştu. Güvendeydiler.

Anika ise yurda yerleştikten kısa bir süre sonra firar etti. O yaştaki bir kızın tek başına nasıl kaçtığını kimse anlamamıştı. Hiçbir yerde yoktu. Arkasında bıraktığı resimleri incelediklerinde ise endişelenmişlerdi. Odanın her yerine yayılan kağıt parçalarında onlarca kanlar içerisinde dövülmüş, bıçaklanmış, acı dolu çocuk suratları vardı. Resimlerin hepsinde kan dondurucu detaylar vardı.

Anika'yı her yerde aradılar ancak bulamadılar. Bunun üzerine Anika'nın fotoğrafları medyada yayınlandı. Herkes onu arıyordu. Televizyonda Anika'nın fotoğraflarını gören bir kadın onun kendisinin yıllar önce kaybettiği kızı olabileceğini söyledi. Bunun üstüne Anika polislere bir mektup yazdı. Ben o zavallı kadının kızı değilim. Ben annemin ve babamın kızıyım. Onları çok küçükken kaybettim.

Hastalandım diye küçük bir çocuğum hiçbirinizin kaldıramayacağı kadar ağır şeyler yaşadım. Hepsinin yükünü hala sırtımda taşıyorum. Hayata tutunacak bir dalım yokken Clara çıktı karşıma. Hep hayalini kurduğum sevgiyi verdi bana. O çocukların bana neler yaptığını bilseydiniz Clara'yı cezalandırmazdınız. Merak ediyorum. Beni sevmek cezalandırılacak bir şey mi?

Anika polislere 10 sayfa uzunluğunda bir mektup yazmış, tüm içini dökmüştü. Söyledikleri etkileyiciydi. Öyle ki 13 yaşında bir çocuğun mektup yazarak kendisini bu şekilde ifade edebilmesi, hiç yazım hatası dahi yapmamış olması dikkat çekiciydi. Tıpkı resimleri gibi yazdıkları da o yaşta bir çocuğun yapabileceklerinin çok üstündeydi.

Anika'nın mektubu fotoğraflarıyla beraber medyada yayılmaya devam ediyordu ki insanlar polisi aramaya başladı. Arayanlar Anika'yı tanıyanlardı. Ancak onu Anika değil, Barbara olarak biliyorlardı. Bu televizyonda aradığınız kişiyi tanıyorum ben. Barbara bu. Barbara Scarlova. Ama anlamadığım şey bütün televizyonlarda 13 yaşında diyor. Bu kadın 33 yaşında bir pedagog, memur bey. Nasıl?

Şimdi kısa bir ara veriyoruz. Ardından hemen davamıza geri döneceğiz. Anika hiçbir zaman gerçek anlamda Anika olmamıştı. Aslında Barbara Scarlova adında 33 yaşında bir kadındı. Kendisine gerçekte olduğundan çok daha genç gösteren bir grandüler hastalığa sahipti ve bunu kullanıyordu. Barbara gerçek kimliği ortaya çıktıktan sonra Danimarka'ya kaçtı.

Ardından ortadan kayboldu. Bir süre kimse Barbara'dan haber alamadı. Clara, Barbara ile ilgili bu gerçeği asla kabul etmemişti. Sizin Annika diye bildiğiniz ve 13 yaşında olduğunu sandığınız şahıs, Barbara Scarlova. 33 yaşındaymış. Pedagog olduğu söyleniyor. Tabii canım, ben de 70 yaşında koca bir çınarım. Beyanım bu yönde.

5 Ocak 2008 tarihinde Barbara Scarlova, Norveç'in Oslo kentinde yakalandı. Saçlarını kestirmiş, giyim tarzını değiştirmişti. Bu sefer bir erkek çocuğu olmayı tercih etmişti. Adam Fauna adında bir erkek çocuğunun kimliğine bürünmüştü ve yeni bir ailenin çocuğu olmuştu. Polisler Barbara'nın Oslo'da gittiği okulun müdürü Inger Eriksen'le görüşene kadar kimse hiçbir şeyin farkında değildi.

Barbara, yeni çevresindeki herkesi tıpkı Clara'ya yaptığı gibi çaresiz, zor durumda, yardıma muhtaç bir çocuk olduğuna inandırmıştı. Adam çok akıllı, çok masum bir çocuktu. Yani evet, davranışlarının farklı olduğunu biz de fark etmiştik biraz ama ne bileyim, çocuktur dedik. Ama Adam'ın bakışları gerçekten çok etkileyiciydi.

Öyle derin anlamda bakardı. Göz göze gelmek istemezsiniz yani öyle. İnsanın içini ürpertiyordu. Peki Barbara bunu nasıl yapıyordu? Sürekli 13 yaşında bir çocuk gibi görünerek insanları kandırmayı, onların hayatına sızmayı nasıl başarıyordu?

Barbara, The Grail Movement ya da Türkçe adıyla Kutsal Kâse adında bir tarikat mensubuydu. Kökleri Hristiyan mistisizmine dayanan bu tarikattaki Kutsal Kâse, İsa'nın son akşam yemeğinde kullandığı kupa isim geliyordu. Büyük bir manevi güce sahip olan bu kâsenin, insanın içsel dönüşümü için bir yol olduğuna inanılıyordu. Ancak pratikteki karşılığı farklıydı.

Burası aslında müritlerini cennete göndereceğini vaat eden dini bir tarikattı. Üyelerinin hepsini Tanrı tarafından seçilmiş kişiler olduklarına ikna ediyorlardı. Katerina ve Clara dahil çocuklara işkence edilen kulübedeki herkes içinde bulundukları tarikatın lideri olan Joseph adında bir adama bağlıydı. Joseph, Barbara'nın öz babasından başkası değildi. Müritlerine her şeyi yaptırabiliyordu.

Barbara da insanların zayıf noktalarını bularak onları manipüle etmeyi babasından öğrenmiş olmalıydı. Katerina ile aynı yuvada çalışırken onu ikna etmeyi başarmıştı. Ben bu çocuklara bakmak istemiyorum. Onlarla oynamak istiyorum. Ben bu değilim Katerina.

Bir yetişkinmişim gibi davranamam. Doğru bedenin içinde yanlış bir ruh taşıyorum sanki. Bununla daha fazla savaşamayacağım. Ben seni anlıyorum Barbara. Olmadığın biri gibi davranmak zorunda değilsin. Ben her zaman senin yanındayım. Sana gerekirse bir aile bile bulacağım. Söz veriyorum. Teşekkür ederim. İyi ki varsın.

Katerina, Barbara'ya kalpten inanmış, hayatını içinden geldiği gibi yaşayabilmesi için elinden geleni yapmak istemişti. Kardeşi Clara saf bir insandı. Onu manipüle etmenin ne kadar kolay olacağını biliyordu. Barbara, çocukluğuna dair Clara'yı etkisi altına alacak bir hikaye anlatacak, bir de doktor bulacaklardı. Clara'ya tüm sağlık belgelerini sağlayan bu doktor, tarikatın lideri Joseph'ti.

kendini hiçbir zaman Clara'ya tam anlamıyla göstermemişti. Barbara ve Katerina'nın birlikte çalıştığı yuvaysa tarikata aitti. Buradaki yetkililer her bir çocuk için sahte belgeler düzenleyip çocukların aslında hiç sahip olmadığı hastalıklara dair raporlar yazmışlardı. Tıpkı Ondre'ye yaptıkları gibi. Ondre'in de gitgide sağırlaştığı ve onun evden eğitim almasının daha uygun olacağına dair sahte bir rapor yazılmıştı.

Böylece Andre resmi olarak okula gitmek zorunda kalmayacak, resmi kurumlar da Andre'nin yokluğunu fark etmeyecekti. Barbara'nın sonradan kimliğine büründüğü Adam Fauna ismindeki çocuğun anne ve babası da bu tarikatın üyesiydiler. O sırada zaten kaçak olan Barbara'yı önce Danimarka'ya ardından da Norveç'e kaçırabilmek için kendi oğullarının kimliğini kullanmışlardı. Barbara mahkemede tüm bunları kendi hayatının gerçekliğinden kaçmak için yaptığını iddia etti. Bazı insanlar bulundukları bedeni kabul edemez. Mesela bazı kadınlar erkek gibi yaşamak istiyor. Erkek gibi hissediyor. Bazı erkekler de kadın gibi.

Bunu biliyoruz, anlıyoruz, kabul ediyoruz. Peki beni neden anlamıyorsunuz? Siz beni bir yetişkin gibi görüyor olabilirsiniz ama benim içimde bir çocuk var. Ve o çocuk birinin bir anne babanın kanatları altında hiçbir sorumluluğu olmadan sonsuz güven duygusuyla yaşamak istiyor. Anlamanız lazım.

Mahkemenin sonucunda Clara 9 yıl, Katerina 10 yıl, Barbara ise 5 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Kulübede bulunan diğer kişiler de 5 ila 7 yıl arasında hapis cezasına çarptırıldı. O zamandan bu yana herkes şartlı tahliye ile serbest bırakıldı. Yetkililere göre bu tarikat, çocuk istismarı, çocuk pornosu gibi adli suçları kayıt altına alan bir suç örgütüydü.

çocuklarla ilgili sapkın düşüncelerini, kendi sadist duygularını tatmin etmek için hayata geçiriyorlardı. Bu davanın her cümlesi insanın kanını dondurur nitelikte. O iki masum çocuğa yapılan işkencelerin bu kadar uzun süre devam etmesi, hiç kimsenin biz ne yapıyoruz diye bir an olsun düşünmemesi akıl almaz bir durum. Hepsi bir yana, suçları keşfedildikten sonra bile bu insanların 5-6 yıl hapis cezası alıp ardından da şartlı tahliye ile serbest bırakılması beni çok öfkelendirdi. Bu korkunç eylemleri gerçekleştiren kişiler şu an toplum içindeler. Başka çocuklara, insanlara zarar verip vermediklerini bilmiyoruz. Ancak potansiyellerinin çok yüksek olduğu kesin. İki oğlan çocuğunun yaşadığı bunca travma resmen hiçe sayılmış.

Failler dışarıda özgürce dolaşırken bu iki çocuğun psikolojisinin ne hale geldiğini düşünmek bile istemiyorum. Şu anki sağlık durumlarına dair de pek fazla bilgiye ulaşamadım. Tek bulabildiğim bu olayların ardından Amerikan bir aile tarafından evlat edinilmiş oldukları. Umuyorum ki yaşadıklarının acısını hafifletecek, sevgi dolu bir aile ile büyümüşlerdir.

Evet, bu haftanın karanlık dosyasının da sonuna geldik. Bir sonraki karanlık dosyada görüşmek üzere. Kendinize iyi bakın.

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)