
2.345 kelime · ~12 dk okuma
1873 yılının 19 Haziran sabahında yaz mevsimine rağmen insanı hafiften üşüten serin bir hava vardı. Canada'nın Ontario eyaletine ait küçük bir şehir olan Sarnia'da saat 9 buçuk sularıydı. Günlerden salıydı. Şehir hareketlenmeye başlamış, insanlar çoktan işlerine koyulmuştu. Herkesin birbirini bildiği bu şehirde o gün sürekli olarak aynı cümle tekrar ediliyordu.
O dönem bölgenin en güçlüsü olarak tanımlanan Sarniye Hapishanesi avlusundaysa sessizlik hakimdi. Etraftaki insanlar o sırada bunun farkında değillerdi. Ama Kanada tarihinde ilk ve son kez gerçekleşecek bir ana tanıklık edeceklerdi. Kendinden emin bir şekilde son nefesini vereceği platforma doğru yürümekte olan Elizabeth Workman, Kanada'da jürinin af talebine rağmen idam edilen tek kadın olacaktı.
Umuyorum ki benim davam kocaları alkolik olan tüm kadınlara uzun yıllar boyunca bir uyarı görevi görecektir. Temennim bu yöndedir. Ben Sezgi Aksu. Burası Karanlık Dosyalar. Bugün sizlere 1873 yılında Kanada'yı sarsan, sonuçları bugün bile tartışılan bir davadan bahsedeceğim. Ne dersiniz? Geçmişe doğru bir yolculuğa çıkalım mı?
Tarih 1856. Aslen İskoçyalı olan Elizabeth ve kendinden yaşça hayli büyük olan kocası James Workman evlendikten sonra James'in ölen eşinden olan kızı Mary'i de yanlarına alarak iş imkanları sebebiyle Kanada'ya taşınmışlardı. Workman ailesi Sarnia'nın hemen dışında çiftçilerin yaşadığı küçük bir köy alan Mooresville'a yerleşmişti. Evleri iki odadan oluşuyordu ve zemin kattaydı.
10 yıl sonra ailenin yeni ve son üyesi dünyaya geldi. Hugh Workman. Maalesef bu doğum ailenin mutlu olduğunu göstermiyordu. Elizabeth sürekli olarak James tarafından istismara uğruyor, aşağılanıyordu. Üstüne üstlük James alkolikti. Doğru düzgün bir işi yoktu. Aileyi maddi olarak ayakta tutan kişi, farklı farklı işlerde çalışmak zorunda kalan Elizabeth'ti.
Onun kazandığı paraya James el koyuyor ve yine alkole harcıyordu. Etrafındaki herkese öfkesiyle cehennemi yaşattığı için kızı Mary uygun yaşa gelince evi terk etmiş, hatta sadece terk etmekle kalmayıp babasına duyduğu nefret yüzünden soy ismini bile değiştirmişti. Evinde yatılı olarak kaldığı vasisi Bayan Skirbing'in soy adını almıştı. Evdeki bu cehennem ortamı sesler yoluyla üst kat komşuları olan David ve Sarah Patterson çiftine kadar ulaşıyordu. Patterson çifti de tıpkı workmanlar gibi yoksuldu. Ama yine de mutlu bir evlilikleri vardı. Sarah Elizabeth'le de yakındı.
Hatta Elizabeth ona öylesine güveniyordu ki büyük kavgalar sonrasında James'den kaçmak için Sarah'nın evini sığınak olarak kullanıyordu. Bazı sırlarını paylaşmakta da sakınca görmüyordu. Patterson çifti artık seslerden ve bitmek bilmeyen kavgalardan bunalmış olsalar da ekonomik şartları gereği aynı binada kalmaya devam ediyorlardı. Bu yıllarca böyle devam etti.
Sonra bir gün, takvim yaprakları 1872 yılını gösterirken en üst kata yeni biri taşındı. Samuel Butler. Samuel Butler, 30'larının sonlarında bir berberdi. İşini kurmak için Mooresville'e yerleşmeye karar vermişti. Eve çok yakın bir sokağa kendi berber dükkanını açtıktan sonra Elizabeth Workman'ı temizliğini yapması ve çamaşırlarını yıkaması için işe aldı ve aileyle ahbaplık kurmaya başladı.
Etraftaki insanların gözleri onların üzerine çevrilmişti. Ve bunda Samuel Butler'a dair bir detayın payı büyüktü. Ten rengi. Samuel Butler siyahi biriydi. Her ne kadar Kanada'da siyahiler bir takım yasalarla korunuyor olsalar da günlük hayatta eşit görülmeleri gibi bir durum asla söz konusu değildi. Siyahilerle beyazların kişisel ilişkiler kurmasına sıcak gözle bakılmıyordu.
Buna rağmen Butler, sık sık James ve Elizabeth'in evine misafir alıyor, giderken de yanında hediye olarak biskü götürmeyi ihmal etmiyordu. Kapalı kapılar ardında olanlar, kısa süre içinde şehirdeki insanlar için bir spekülasyon malzemesi haline geldi. Ve dedikodu kazanı kaynamaya başladı. Orayı sadece dostluk etmeye gittiğini sanmıyorum. Kesinlikle aralarında bir şeyler var. Sadece temizlik yaptığına kim inanır ki? Hepsi siyah bir adam. Butler,
Moresville'e geleli daha üç hafta olmuştu. Ama James bu süre zarfında gittikçe kıskanç birine dönüşmüştü. Artık Elizabeth'in berber dükkanına gitmesini, orada çalışmasını istemiyordu. Elizabeth de gelir kaynağını kaybetmek istemiyordu. Dolayısıyla James'in isyanlarına kulak asmadı. Tarih 24 Ekim 1872. Bir perşembe sabahı. Mooresville sakinleri her zaman olduğu gibi dükkanlarını açmış, çalışmaya başlamışlardı. James ise yine sarhoştu. Gece boyunca içmişti. Vücudunu zor kontrol ediyordu. Çok agresifti.
Yalpalıyor olsa bile nereye gideceğini çok iyi biliyordu. Yanında oğlu Hugh da vardı. Butler'ın berber dükkanının kapısını kırarcasına açtı ve içeriye girdi. Elizabeth yerleri siliyordu. James ona derhal işi bırakıp kendisiyle eve dönmesini söyledi. Elizabeth cevap vermeyince daha da sinirlenen James, onu kolundan tutup sürükleyerek dükkandan çıkarmaya çalışırken Samuel Butler hemen olaya müdahale etti.
Butler'ın bu müdahalesinin ne şekilde olduğuna dair ortada net bir kanıt yoktu. Sadece iki görgü tanığının ifadesi alınabilmişti. Ve bunlar farklılık gösteriyordu. Birbirlerine bağırmaya başladılar. Sonra Butler, sarhoş adamı dükkanın dışına itti. Adam yolun üzerine yığıldı. Yani yığıldı dediysem Butler'ı çok güçlü ittiğinden değil de yani sarhoş işte. Ayakta duracak hali de yoktu zaten.
Ben yoldan geçiyordum o sırada. Böyle bağırma sesleri duydum şeyden. Bu berber dükkanından geliyordu. Siyahi olan diğerini boğazından tutmuş, duvara yapıştırmış. Adama bas bas bağırıyor küfür, kıyamet. Adam boğacaktı neredeyse. Hangisi doğrudur bilinmez. Elizabeth olay çıkmaması için sonunda oğlunu da yanına alıp eve doğru ilerlemeye başladı. Çok utanmıştı. Çok sinirliydi.
James sendeleyerek onları takip ediyordu. Eve döndüklerinde bağırıp çağırarak tartışmaya başladılar. James alkolün ve hırpalanmanın etkisiyle yatağa düşmüştü. En azından Elizabeth başlangıçta böyle söylemişti. O akşam Butler yine evlerine geldi. Elizabeth ile mutfakta oturup konuştular.
Hugh tam olarak ne konuştuklarını anlamasa da annesi onu babasının yanına yatırırken Butler'ın hala içeride olduğunu hatırlıyordu. Sonra yavaşça gözleri kapandı. Kısa süre sonra David Patterson alt kattaki yatak odasından inilti gibi sesler duymaya başladı. Uyuyamıyordu ama bu gibi seslere alışık sayılırdı. James yine sarhoş olmalı diye düşündü. Sonra o da uykuya daldı.
Sabah saat 4 sularında uykusu aşağıdan gelen bot sesleriyle yeniden bölündü. Dayanamayıp merdiven boşluğundan aşağıya baktığında James'ten çok daha iri yarı bir adamın kapının önünde durduğunu gördü. Adamın arkası dönüktü ve etraf karanlıktı. Kim olduğunu görebilmenin bir yolu yoktu. Merakına yenik düşüp biraz dedektiflik yapmak için aşağı indi. Yerde botlardan kalan çamurlu ayak izleri vardı.
Bu izlerin büyüklüğüne bakan David, sesi çıkaranın alkolik James olmadığına artık emindi. Sesler son derece iri yarı bir adam olan Samuel Butler'a ait olmalıydı. Kafası karışık bir halde odasına geri döndü. Sabah 6.45'te David işe gitmek üzere yeniden uyandı. Evden çıktı, alt kata indiğinde Butler'la karşı karşıya geldi. Bu sefer hava aydınlıktı.
ve Butler'ın yüzü açık seçik görülüyordu. David'in tahmini doğrulanmıştı. Butler'ın elindeki turşu dolu kaseyi fark etti. Butler genellikle sabahları yedide gelip yıkanacak çamaşırlarını veriyordu. Ama sabahın dördünde neden oradaydı? Patterson çiftinin alt kattaki komşularından duydukları sesler ve gariplikler gün boyu devam edecekti.
Öğleden sonra saat 2'de Sarah acı dolu iniltiler ve darbe sesleri duymaya başladı. Bu sesler 4'e kadar neredeyse 2 saat devam etti. Sarah neler olduğunu tam olarak kavrayamamıştı. Elizabeth delirmişcesine bağırıyordu. Bu yeterli geldi mi ha? İstiyor musun daha fazla ha? Konuş! Yeter! Yeter geberttin beni yeter!
James'in son yakarışından sonra Sarah'nın duyabildiği tek şey sessizlik oldu. Aşağıdaki bağırışlar kesilmişti. Çıt çıkmıyordu. Neler olup bittiğini merak etmeye başlamıştı. Ama öğrenmesi çok zaman almayacaktı. Şimdi kısa bir ara veriyoruz. Ardından davamıza geri döneceğiz. Birkaç saat sonra Hugh okuldan döndü.
Sarah farkettirmeden Elizabeth'in oğluyla olan konuşmasını dinledi. Hugh, babanın durumu kötüleşiyor. Sağlığından endişe ediyorum. Baban, belki de ölecek. Buna hazırlıklı olmalısın, tamam mı? Ben şimdi yukarı çıkıyorum. Sen babanı fazla rahatsız etmemeye çalış, olur mu? Elizabeth, Sarah'ı ziyarete gelmişti.
Elinde aynı Butler'a hediye ettiği gibi bir turşu kâsesi getirmişti. Kâseyi Sarah'a uzatırken, enerjisi ve sesi, az önce oğluyla yaptığı konuşma sanki hiç yaşanmamış gibi coşkuluydu. Ona hayatının dersini verdim. Onu öyle bir benzettim ki bunu ömrü boyunca unutamayacak. Bundan sonra bana veya oğluma zarar vermeye kalkışırken tekrar düşünür. Elizabeth belki de ilk defa James'e karşı kendini savunabilmişti.
İlk defa Sarah'a mağdur olarak değil, zafer kazanan bir komutan edasıyla gelmişti. David Patterson akşam üzeri işten döndüğünde yine Samuel Butler'ı Elizabeth'in kapısında gördü. Elinde o meşhur viski şişesi de vardı. Bu sefer çok kalmadı. Akşam yemeğinden sonra Hugh daha uyumadan ayrıldı. Mooresville çok küçük bir yerdi.
Perşembe günü yaşananları neredeyse herkes duymuştu. Olaydan sonra berbere saçını kestirmeye giden birisi, Butler'ın başka bir müşteriye yaşananları anlatırken eğer uzak durmazsa James'in boynunu kıracağını söylediğini işitti. Bunlar kızgınlıkla öylesine sarf edilmiş cümleler miydi? Butler, viskili ziyaretleri sırasında hırpaladığı James'in ne halde olduğunu hiç merak etmemiş miydi? Cumartesi sabahı David Patterson evindeydi.
Sabah 8-9 gibi yine Butler'ı alt komşularının evinin önünde görmüştü. Ama artık bu denk gelişlere alışmıştı. Üzerine düşmedi. Öğleden sonra 2 gibi evlerinin kapısı çaldı.
David. Merhaba. Rahatsız ettim ama... James. Durumu pek iyi değil. Görmen lazım.
David aşağı inip komşularının yatak odasına girdiğinde şok edici bir manzarayla karşılaştı. Hemen Hugh'dan koşup Sarah'ı çağırmasını istedi. David, James'in yana yatmış başını kaldırmaya çalışırken ciğerlerinden gelen nefesi yüzünde hissetti. Bu James'in verdiği son nefes değil, ciğerlerinde kalan son nefesti. James çoktan ölmüştü.
Sarah geldikten sonra James'in külçe gibi ağır bedenini birlikte kaldırmaya çalıştılar. Teni buz gibi soğuktu. Vücudu kas katıydı. Bu işaretler Sarah'a onun 4-5 saattir ölü olduğunu düşündürdü. David kendini evden dışarıya attı. Mooresville sokaklarını arşınlamaya başladı. Kafasında bir sürü düşünce dönüyordu. İçindekileri dökmek istercesine yolda karşılaştığı herkese durumu anlattı.
Olayı duyanlar cesedi görmek için akın akın eve gelmeye başlamışlardı. Gelenler James'in vücudundaki morluk ve sıyrıkları fark edip nedenini soruyorlardı. Onlar... James kendini odada yerden yere attığı için oldu. Kendi kendine zarar veriyordu.
İlk anda yetkililerle temasa geçilmediği için Sarah'nın çağrısıyla Mary Skirving eve gelip James'in üzerindeki kıyafetleri çıkarmak konusunda ona yardım etti. Sonra da beraber evi temizlediler. Bunu yaparken yerde gördükleri süpürge sapını da çöpe attılar. İçlerinde adli tabip Edward Oliver'ın da olduğu yetkililer olay mahalline ancak cumartesi akşam saatlerinde geldiler.
Ve ilk yaptıkları şey eve girişi kapatmak oldu. Böylece meraklı gözler olmadan cesedi inceleyebileceklerdi. Ceset öldükten sonra yıkanmış. Midesi boş. Demek ki maktul son 24 saatinde hiçbir şey yememiş. Vücudunda morluklar var. Şiddet görmüş. El ayak bileklerinde de sıyırıklar var. Büyük ihtimalle yatağa bağlanmış o sırada. Yaklaşık 20-30 darbe almış. Çok da keskin bir obje değil. Bak, öldürücü darbe de burada. Kesici bir alet kullanılmış. Bu yüksek ihtimalle evde tespit ettiğimiz iki bıçaktan biriyle yapılmış.
James Workman'ın ölüm haberi pazartesi günü ilk sayfadan manşetlere düşmüştü. James Workman'ın bir cinayete kurban gittiğine inanılıyordu. Oklar, Elizabeth'e ve onunla evlilik dışı bir ilişki sürdürdüğü düşünülen Samuel Butler'a çevrilmişti. O yıllarda Kanada hukuk sistemine göre bir kadının kocasını öldürmesi işlenebilecek en büyük ikinci suçtu. Birinci sırada vatana ihanet vardı.
Davayı aydınlatmak için Elizabeth ve Butler dışında sürekli olarak evde olan bir başka tanığın ifadesinin alınması gerekiyordu. 8 yaşındaki Hugh. Hugh ifadesinde önemli bir ayrıntıdan bahsetti. Elizabeth, Perşembe sabahı berber dükkanında rencide edilmenin intikamını, James'e kapının arkasında duran süpürgenin sapıyla defalarca kez vurarak almıştı. James, alkolden çok dövüldüğü için yatağa düşmüştü.
Sarah ve Mary, çöpe atmış oldukları süpürge sapı sorulduğunda şüpheli bir şekilde bunun cinayet aleti olarak kullanıldığını bilmediklerini söyleyeceklerdi. Adli tabip Edward Oliver'a göre James, eşi Elizabeth ya da Butler'dan biri veya her ikisi tarafından şiddete maruz kalarak ölmüştü. Bu sebeple tutuklu yargılanmalıydılar. Elizabeth, kocasının ölümünde payı olduğunu kesinlikle kabul etmiyor, James'in alkolizme bağlı komplikasyonlar ve hastalıktan öldüğünü söylüyordu. Butler da aynı şekilde suçsuz olduğunu, Perşembe sabahından sonra James'i doğru düzgün görmediğini, ondan haber almadığını tekrarlıyordu. Ama ten rengi insanların ona suçlu gözüyle bakmasına sebep oluyordu. Sonunda mahkeme süreci başladı. Elizabeth'in davasına bakan yargıç Adam Wilson, Toronto'nun eski belediye başkanıydı.
Elisabeth parasızlıktan kendine avukat bile tutamıyordu. Mahkeme, Elisabeth'e bir avukat tayin edilmesini telep etti. Bu görev kendisi de Elisabeth gibi İskoç asıllı, 33 yaşındaki avukat John Mackenzie'ye verildi. Ne var ki, duruşma bir sonraki günün sabahında görülecekti. Her şey göstermelikti.
İki gün süren duruşmada, McKenzie hazırlanamadığı için Elizabeth adına güçlü bir savunma yapamayacak, tanıkların ifadeleri itirazda bulunulmadan dinlenecekti. Elizabeth, James'i süpürge sopasıyla dövdüğünü itiraf etti. Ama bunu kocası tarafından uygulanan şiddeti bitirmek, gözdağı vermek amacıyla yapmıştı. Öldürmeyi kesinlikle düşünmemişti. Duruşmanın kapanış konuşmasını, Yargıç Wilson etkileyici bir şekilde yaptı.
Evet, sessizlik. Kanıtların yetersizliği sebebiyle Samuel Butler'ı tahliye etmekten başka şansımız yok. Elizabeth Workman için ise durum farklı. Kanıtlar, suçlunun o olduğunu gösteriyor. Elizabeth, erdemli bir kadının yapması gerektiği gibi kocasına karşı nazik değildi.
Kocasının ona karşı bir istismarı olduysa bile, bunun sadece sözlü bir biçimde gerçekleştiğine dair kanıtlar mevcut. Bu da mazur görülebilir. Samuel Butler gibi birinin açık biçimde Bay Workman'ı tehdit edecek cesaret bulması, Elizabeth Workman ile evlilik dışı bir ilişkisi olduğunu gösteriyor. Bu kabul edilemez. Ama Elizabeth, James Workman'ı öldürürken tek başına hareket etti.
Bayan Paterson sadece Elizabeth Workman'ın sesini duyduğunu herkesin içinde söyledi. Dahası uyguladığı şiddete oğullarını da tanık etmiş. Bu en hafif tabiliyle haysiyetsizliktir. Yardım çağırmak için bile saatlerce beklemiş. Hak ancak bu acımasız katilin en büyük cezayı almasıyla yerini bulacaktır.
Yargıç Wilson herkesi ikna etmişti. Böylece Samuel Butler serbest kalmış, Elizabeth ise ölüm cezasına çarptırılmıştı. 19 Haziran 1873'te yani 3 ay sonra Elizabeth idam edilecekti. Yargıç Wilson'ın konuşmasına rağmen jüri Elizabeth'in hikayesinde de doğruluk payı olabileceğini düşünmüştü. Elizabeth gerçekten de uzun süredir James tarafından istismara uğrayan mağdur bir kadın olabilirdi.
Bu sebeple jüri Elizabeth için af talebinde bulundu. Bu talep mahkeme tarafından dikkate alınmadı. Elizabeth 3 ay boyunca Sarniye hapishanesinde ölümü bekledi. Elizabeth'in hikayesi, yaşadığı istismar gazetelerde yazılmaya başlandı. Tüm basın bu hikayeyi insanlara ulaştırmaya çalıştı. Yaşananları duyan halkı ise bir öfke sardı.
Elizabeth'in cezasının hafifletilmesi için imza kampanyaları başlattılar. Yetkililer bu çabaya duyarsız kalamadı ve Elizabeth'in cezasını tekrardan gözden geçirmeye karar verdiler. Dönemin adalet bakanı, aynı zamanda başbakan olan John McDonald'dı. Ona, ikisi müstakbel başbakan Alexander McKenzie, biri Yargıç Wilson'dan olmak üzere üç mektup geldi.
McKenzie, Elizabeth'e merhamet gösterilmesini isterken, Yargıç Wilson, Elizabeth'in idam edilmesi konusunda katıydı. McKenzie'nin çabaları karşılıksız kaldı. McDonald, adaleti engellemenin sorumluluğunu alamayacağını söyledi. 19 Haziran sabah saat 8'de Elizabeth'in hücresinin kapısı açıldı. Zaman gelmişti.
Bu dava günümüzde bile bölge halkı tarafından tartışılıyor. Elizabeth'in bu davada düzgün şekilde savunulması için zaman tanınmaması ve yargıcın peşin hükümlerinin sebebinin ırkçılık, kadın düşmanlığı ve alt tabaka olarak görülen bu insanların haklarını umursamamak olduğu düşünülüyor. Dava Elizabeth'in idamıyla sonlandığı için bu konudaki sorulara da kimse cevap alamadı. Gerçekten böyle bir yasak ilişki var mıydı?
Elizabeth bu yüzden mi kocasından kurtulmak istemişti? Yoksa sadece bir ders vermeye çalışırken, yılların öfkesiyle yaptıklarının fazla ileriye gittiğini fark etmemiş miydi? Butler'ın bu ölümde hiç payı yok muydu? Hugh, mahkemeye anlatmadığı başka neler biliyordu? Mary Scurving ve Sarah Patterson gerçekten de cinayet aletinden farkında olmadan mı kurtulmuşlardı?
James istismarıyla kimleri kendini düşman etmişti? Bu sonu ne kadar hak etmişti? İdamdan sonra Sarnia Hapishanesinin içindeki bir çukura gömüldüğü bilinen Elizabeth'in bedenine bugün hala ulaşılabilmiş değil. Bir mezarı yok. Ondan geriye kalanlar muhtemelen bugün eski hapishanenin yerine yapılmış, insanların her gün ziyaret ettiği restoranın altında bir yerlerde.
Elizabeth, Kanada tarihinde adaletin nasıl gerçekten de herkese adil şekilde uygulanması gerektiğinin bir simgesi olarak yerini aldı. Evet, bu haftanın karanlık dosyasının da sonuna geldik. Bir sonraki karanlık dosyada görüşmek üzere. Kendinize iyi bakın.
Hocam.
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.