Podcast

98 - İmza: Bir Hayranınız I Rebecca Schaeffer Dosyası

Karanlık Dosyalar

2 yıl önce
Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

Rebecca Schaeffer hayatının baharında, çok sevilen bir dizinin yıldızı, ünlü ve başarılı bir oyuncu olma yolunda emin adımlarla ilerleyen genç bir kadındı. Takıntılı hayranı Robert John Bardo ile hiç karşılaşmasaydı, bugün tanıdığımız ve sevdiğimiz Hollywood yıldızlarından biri olabilir miydi?


Sunan: Sezgi Aksu
Hazırlayan: Sezgi Aksu, Kevser Biçici
Ses Tasarımı ve Kurgu: Tolgacan Bozca
Yapımcı: Podbee Media

Canlandıranlar:
Rebecca Schaeffer: Gülşah Dim
Robert John Bardo: Kadir Can Değer
Restoran Çalışanı: Umut Güloğlu
Patron: Hazal Beril Çam
Güvenlik: Özgür Yılgür




Bu podcast reklam içermektedir.

Bölüm Transkripti

2.157 kelime · ~11 dk okuma

Tekrar merhaba. Çiçeğinizi almamışsınız. Kırılıyorum ama. Robert'tu değil mi? Az önce bir daha evime gelmemenizi söylemiştim. Ya? Mektuplarında öyle demiyordun ama. Ben her hayranıma mektup yazıyorum zaten. Sus!

Herkese kuyruk salladığını biliyorum zaten fahişe! Ne biçim konuşuyorsun? Lütfen gider misin buradan? Seni hiçbir zaman affetmeyeceğim Petty Russell! Petty mi? O benim dizideki karakterimin adı! Git buradan! Yeter artık be! Bırak ne yapıyorsun? Gider misin? Zaten senin de diğerlerinden bir farkın kalmadı artık! Sen de Hollywood'un fahişesi oldun!

Ben Sezgi Aksu. Burası Karanlık Dosyalar. Bugün sizlere hayatının baharında bir Hollywood yıldızı olma yolunda ilerleyen genç bir kadının hayallerinin nasıl elinden alındığını anlatacağım. Ne dersiniz? Hazırsanız başlayalım mı?

Transkriptin tamamını oku

Rebecca Lucille Schaefer, 6 Kasım 1967'de Oregon, ABD'de doğdu. Yazar Dana Schaefer'la çocuk psikoloğu Dr. Benson Schaefer'ın tek çocuğuydu. Başarılı geçen ilk ve ortaokulun ardından Rebecca, Portland'daki bir devlet okulu olan Lincoln Nesesi'ne başladı. Burada öğretmenleri ve arkadaşları tarafından çok seviliyordu. Çünkü hem örnek bir öğrenci, hem de arkadaş canlısı bir kızdı.

Rebecca'nın notları çok iyi olsa da, o çok iyi okullarda okumak, bilim insanı ya da mühendis olmak istemiyordu. Çünkü lise yıllarında tanıştığı drama derslerinden sonra içine farklı bir ateş düşmüş, hayalleri değişmeye başlamıştı. Rebecca herkes tarafından tanınan bir oyuncu olmak istiyordu. Birbirinden farklı karakterlere hayat vermek, farklı hikayelerle ağlayıp gülmek, izleyiciler tarafından sevilmek ve alkışlanmak onun en büyük hayaliydi. Ailesi de her zaman olduğu gibi Rebecca'nın yanındaydı.

Kızlarına güvenleri tamdı. Nitekim Rebecca, 14 yaşında Portland çevresindeki mağazaların kataloglarında modellik yapmaya ve televizyon reklamlarında yer almaya başladı. 16 yaşına geldiğinde mankenlik ajansı ona bir teklifte bulundu. New York'ta Rebecca'ya uygun bir iş vardı. Fakat bu işi alabilmesi için bütün yazı orada geçirmesi gerekiyordu.

Rebecca, yaşı küçük olmasına rağmen büyük bir cesaret göstererek bu teklifi kabul etti. Çünkü New York'a gitmek onu hayallerine bir adım daha yaklaştırabilirdi. Orada farklı insanlarla tanışabilir, hayal ettiği kariyere ulaşmak için büyük fırsatlar yakalayabilirdi. Geleceğe umutla bakan Rebecca, o sıralarda hayallerini elinden alacak, kendisini hayattan koparacak Robert John Bardo isimli adamın varlığından henüz habersizdi.

57 numara, ekstra peynirli cheeseburgeriniz hazır. Bana bak Robert, eğer bir, yalnızca bir müşteriden daha seninle ilgili bir şikayet alırsam, kendini anında kapının önünde bulursun ona göre. Ama, ama bakın bu sefer ben gerçekten haklıydım. O aptal herif bana geldi... Yeter be kes! Hep aynı şey ya! Sen akıllanmayacak mısın? Sana acıdık iş verdik, beni pişman etme tamam mı? Bak bir daha en ufak bir vukuatını göreyim, gözünün yaşına bakmam, haberin olsun.

Robert'ın hayatı başından beri iyi gitmiyordu. Çocukluğu istismar ve zorbalıkla geçmiş, bu da onu sorunlu biri haline getirmişti. Mahallede komşularını, okulda arkadaşlarını tehdit ediyor, kimseyle düzgün bir ilişki kuramıyordu. Bu sorunlu davranışları sebebiyle sevilmiyor, girdiği her ortamda dışlanıyordu. Robert'ın bu hayatta sahip olduğu tek bir şey vardı. Saplantıları. Yalnız ve amaçsız hayatı onu takıntılı biri haline getirmişti. Kendisi 18 yaşındayken, 13 yaşındaki Samantha Smith adlı bir kıza karşı saplantı geliştirmişti.

Bu saplantısı kıza zarar verecek boyuta ulaşamadan sona erdi. Çünkü Samantha Smith bir uçak kazasında hayatını kaybetti. Ancak yaşanan bu üzücü olay Robert'ın saplantıla ruh halini sona erdirmedi. Sıradaki takıntısı TV'de göreceği bir kız olabilir miydi?

Rebecca, New York'a çabuk alıştı. Vaktini boşa harcamıyor, hayallerine ulaşmak için gece gündüz çalışıyor, bir oyunculuk seçmesinden çıkıp diğerine giriyordu. Ve sonunda beklediği haber geldi. ABC'nin pembe dizisi One Life to Live'de bir rol kapmış, böylelikle televizyon oyunculuğuna ilk adımını atmıştı. Dizide 6 ay boyunca yer alacak bir karakteri canlandıracaktı. Bu, Rebecca için iyi bir başlangıçtı.

ve o da en iyi performansını göstermek için elinden geleni yapıyordu. Bir yandan kafede çalışıp diğer yandan modellik de yapan Rebecca, Seventeen dergisi kapak çekimine giderken yıllardır gösterdiği emeklerin karşılığını almaya çok yakın olduğunun farkında değildi. Çünkü o sıralarda My Sister Sam adlı bir komedi dizisi üzerinde çalışan yapımcılar, Patricia Petty Russell karakterini canlandıracak oyuncuyu arıyor ama bir türlü uygun kişiyi bulamıyorlardı. Seventeen dergisinin kapağında yer alan ve gülüşüyle ışık saçan bu güzel kızı gördükleri anda aradıkları kişiyi bulduklarını anlamışlardı. Seçmelere çağrılan Rebecca'nın içi içine sığmıyor, heyecanla deneme çekimine hazırlanıyordu. Kendisine teklif edilen rol de öyle kısa süreli bir karakter değil, dizinin başrollerinden biriydi.

Popüler bir televizyon kanalında yayınlanacak bu yeni dizide rol alabilmesi, onun herkes tarafından tanınan ünlü bir oyuncu olmasını sağlayacaktı. Nihayetinde o gün geldi çattı. Heyecan içinde gittiği deneme çekiminden başarıyla çıktı. 19 yaşındaki Rebecca Shaffer, sonunda şeytanın bacağını kırmış, My Sister Sam dizisinin patisi olmuş, hayal ettiği dünyaya ulaşmak için ilk büyük adımını atmıştı.

1986 yazında televizyonlarda sürekli My Sister Sam dizisinin tanıtımları dönüyor. Herkes heyecanla dizinin başlamasını bekliyordu. Tıpkı Robert John Bardo gibi. Robert o gün çalıştığı restorandan eve geldiğinde burnundan soluyordu. Müşterilerden biriyle yaşadığı sorun patronunun kulağına gitmiş ve herkesin gözünün önünde azarlanmıştı. Bu durum onun canını epey sıktı. Ne yapacağını bilemiyordu. Kafasını dağıtmak için televizyonu açtı. Kanallar arasında boş gözlerle dolaşırken karşısına sanki onu hayatın bütün dertlerinden koparacak bir melek çıkmıştı.

Rebecca, ışıldayan gözleri ve sıcacık gülümsemesiyle ona bakıyordu. Robert aşık olmuştu. Ekranın diğer tarafından ona gülümseyen bu güzeller güzeli kadını aklından çıkaramıyor, her gözünü kapattığında onu görüyordu. Dizinin tanıtımını her gün defalarca kez izlese de bıkmıyor, aksine daha da çok bağlandığını hissediyordu. Artık ilk bölümün yayınlanacağı tarih için gün sayıyor, Pattison'a kavuşmayı dört gözle bekliyordu.

Nihayetinde o gün geldi çattı. My Sister Sam dizisi ilk bölümüyle izleyici karşısına çıktı. Gün geçtikçe daha çok izlenen dizi, reyting listelerini alt üst etti. Rebecca'nın şöhreti günden güne artıyordu. Ancak pek çoklarının karakterini değiştiren bu şöhret, Rebecca'yı hiç etkilemedi.

O hala aynı tatlı Rebecca'ydı. O artık bir yıldızdı ve kendisine her gün onlarca mektup geliyor. Rebecca onları okumaya dahi yetişemiyordu. Hayranları mektuplarında onu ne kadar sevdiklerinden bahsediyor. Hatta bazıları ona dertlerini bile anlatıyorlardı.

Rebecca kadar naif bir insanın buna kayıtsız kalması mümkün değildi. Vakit buldukça bazı mektuplara cevap yazıyor, onu sevenlerle iletişimde olmaya özen gösteriyordu. Onun için vakit ayırıp mektup yazan, onu seven insanlara karşı böyle bir sorumluluğu olduğunu düşünüyordu. Tabii, Rebecca'nın bu iyi niyetinin sonuçlarının ne kadar ağır olacağını tahmin etmesi mümkün değildi. Şimdi kısa bir ara verelim.

Döndüğümüzde Rebecca'nın başına gelen korkunç olayları anlatacağım. Merhaba. Ben Rebecca ile görüşecektim de. Rebecca? Çekim devam ediyorsa rahatsız etmeyin ama beklerim ben. Nasıl yani? Rebecca Shepherd'dan mı bahsediyorsun? Bak sen! Elindeki çiçek ve oyuncak ayıcık da onun için mi yoksa?

Evet. İlk görüşmemiz sonuçta. Hoşuna gider diye düşündüm. Ya hadi kardeşim git. Hayır hayır. Yanlış anladınız. Rebecca tanıyor beni. Biz tanışıyoruz yani. Benim mektubuma cevap yazdı. Hem de öyle alelade bir cevap değil yani. Haber verin kendisine bekliyorum ben. Tabii canım. Hemen veriyoruz haberi.

Arizona Tuscan'dan My Sister Sam'in setine kadar gelen bu adam Robert Giambardo'dan başkası değildi. Dizi yayınlanmaya başladıktan sonra Robert'ın Rebecca'ya duyduğunu sandığı aşk artarak devam etti. Gerçekte ise artan bu duygusu aşk değil, büyük bir saplantıydı. Robert diziyi sadece Rebecca'yı görebilmek için takip ediyor. Onun olduğu sahnelerde televizyondan gözünü bir an olsun ayırmıyordu. Rebecca'ya olan saplantısı gün geçtikçe artan Robert artık ondan başka bir şey düşünemiyordu. Of of, bu Petty ne biçim hatun oğlum. İçim gidiyor her gördüğümde. Ne dedin ne dedin? Şu dizideki kızı diyorum ya, Petty'yi oynayan. İlik gibi, üff. Öldürürüm lan seni! Şerefsiz! Adi! Yavşak!

Robert'ın gerçeklikle bağlantısı kopmak üzereydi. Artık diziyle de yetinmiyor, televizyonda Rebecca'nın göründüğü her içeriği sonra defalarca kez izleyebilmek için videoya kaydediyor, bir yandan da ona mektuplar yazıyordu. Cevap gelmese de yazmaya devam ediyor, satırlarında ona olan hayranlığını dile getirmekten asla yorulmuyordu. Vakit buldukça rastgele seçtiği bazı hayran mektuplarına cevap yazmaya çalışan Rebecca'nın karşısına bu sefer Robert'ın mektubu çıkmıştı.

Bu zamana kadar aldığım en güzel mektuplardan biri. Rebecca ölümcül bir hata yaptığının farkında değildi. Bu takıntılı adama göndereceğini bilmeden nezaketen bir cevap yazmış, hatta zarfın içine yazdığı her mektupta olduğu gibi imzalı fotoğrafını da eklemişti. Bu, onun her hayranı için yaptığı gündelik bir şey olsa da, zaten gerçeklikle bağ kopmak üzere olan saplantılı bir adam için bu mektup çok özel bir anlam ifade ediyordu.

Rebecca'dan gelen cevabı onlarca kez okuyan Robert, Rebecca'nın da ona aşık olduğundan artık emindi. Onunla şahsen tanışması gerektiğine karar vererek 1987 yazında My Sister Sam dizisinin setine gitmek üzere uçağa atladı. Robert, elinde çiçekler ve bir oyuncak ayıyla My Sister Sam'in çekildiği Warner Brothers stüdyoların kapısına dikildiğinde güvenlik görevlisi tarafından içeri alınmadı. Rebecca ile tanıştıklarını, onun mektubuna cevap verdiğini söylemesi de adamı ikna etmemişti. Biraz hayal kırıklığına uğrasa da pes etmeye niyeti yoktu. Robert yaklaşık bir ay sonra bu sefer elinde bir bıçakla sete girmeye çalıştı.

güvenlik görevlileri tarafından uzaklaştırıldı ve ona orayı terk etmesi söylendi. Elinde bıçakla gelmiş olmasına rağmen kimse tarafından çok da ciddiye alınmaması, hatta polise dahi haber verilmemesi onu çok sinirlendirdi. Bu olay üzerine memleketine dönen Robert bir süreliğine Rebecca'ya olan odağını kaybetti. Ancak bu süreçte de çeşitli pop şarkıcılarına karşı geliştirdiği takıntılarla saplantılı ruh halini beslemeye devam etti.

İki yıllık yayın hayatı neticesinde 1988 yılına gelindiğinde My Sister Sam'in reytingleri düşmeye başladı ve dizi sezon ortasında yayından kaldırıldı. Ancak Rebecca, halkın ilgi odağı olmaya devam ediyordu. Televizyonda sunuculuk yapıyor, farklı dizilerde rol alıyordu. Rebecca sonunda hayallerine ulaşmış, herkes tarafından tanınan ve sevilen bir oyuncu haline gelmişti.

Ancak bunlar yeterli değildi. Daha iyi işlerde yer almak, önemli filmlerde oynamak, başarılı yönetmenlerle çalışmak istiyordu. Bu sıralarda artık yalnız yaşamak istediğine karar vererek My Sister Sam'deki rol arkadaşının yanından Los Angeles'ta bir apartmanın ikinci katında tuttuğu şirin bir daireye taşındı. Rebecca'nın hayatı da işleri de yolunda gidiyordu. Kendisine gelen iş tekliflerini değerlendiriyor, kariyeri için en iyi kararı vermek istiyordu. Nihayetinde Beverly Hills'teki sınıf mücadelesinden sahneler filminden gelen teklifi kabul ederek rolüne hazırlanmaya başladı. Filmi izleyenler arasında Robert Giambardo da vardı.

Yıllarca mektuplar yazdığı, iki yıl önce onu görmek için farklı bir şehre bile gittiği, elinde hediyelerle kapısında beklediği Rebecca Shaffer'ın yatakta geçen sahnelerini gören Robert, öfkeden deliye döndü. Aldatıldığını düşünüyordu. Eski takıntısı tekrar canlanmıştı. Rebecca'nın da tıpkı diğerleri gibi bir Hollywood fahişesi olduğuna ve cezalandırılması gerektiğine karar verdi.

Robert'ın ruh hali iyice bozulmuş, tamamen kontrolden çıkmıştı. İşe Rebecca'nın ev adresini bulmakla başladı ve bunun için bir dedektiflik bürosuyla anlaştı. Sonra kardeşini arayarak bir silaha ihtiyacı olduğunu söyledi ve onun yardımıyla bir silah satın aldı. Robert hazırlıkları tamamladıktan sonra Los Angeles'a Rebecca'nın yaşadığı mahalleye gitti.

Hiçbir şey için acele etmiyordu. Önce etrafı gezdi, gözlem yaptı. Etrafta gördüğü insanlara Rebecca'nın gerçekten orada yaşayıp yaşamadığını sorarak bulduğu adresten emin olmaya çalıştı. 18 Temmuz 1989 günü hazır olduğuna karar vererek Rebecca'nın zilini çaldı.

Rebecca'nın evindeki intercom sistemi çalışmadığı için gelenin kim olduğunu görememişti. Ancak o sıralarda Godfather 3'ün seçmelerine hazırlanan ve senaryonun teslim edilmesini bekleyen Rebecca, senaryonun geldiğini düşünerek heyecanla çalan zile koştu. Kapıyı açtığında büyük bir şaşkınlık yaşadı. Zira karşısında bir kurye değil, tanımadığı bir adam duruyordu.

Üstelik bu adamın elinde Rebecca Shaffer imzası taşıyan bir mektup vardı. Rebecca en başta gördüklerine bir anlam veremedi. Bu adam kimdi ve Rebecca'dan ne istiyordu? Hiçbir fikri yoktu. Sonra bu mektubun yıllar önce bir hayranına cevaben kendisi tarafından yazılmış bir mektup olduğunu anladı.

Bu sahne daha önce tıpkı onun gibi oyuncu olan bazı arkadaşlarının anlattığı saplantılı hayranlık hikayelerine benziyordu. Endişelenmişti. Bunun kendisinin başına gelebileceğini hiç düşünmüyordu. Ne yapacağını bilemedi. Korkuyordu. Robert'la biraz nezaketen sohbet ettikten sonra ondan bir daha evine gelmemesini istedi. Ancak Robert onun bu isteğini yerine getirecek gibi görünmüyordu. Bu konuşmadan sonra yakındaki bir lokantaya giderek sakince kahvaltı yaptı. Bir saat sonra Rebecca'nın dairesine geri dönecekti.

Ne biçim konuşuyorsun? Lütfen girer misin buradan? Seni hiçbir zaman affetmeyeceğim Patty Russell. Patty mi? O benim dizideki karakterimin adı. Git buradan! Rebecca'nın soğuk tavrı ve gitmesini söylemesi, Robert'ın yanında getirdiği silahına davranmasının bahanesi oldu. Kapıyı itti, tabancasını çıkardı ve Rebecca'yı yakın mesafede göğsünden vurdu.

Çığlıkları ve silah seslerini duyan komşular hemen ambulansa haber verse de ne yazık ki Rebecca Shaffer'ın hastaneye gelişinden 30 dakika sonra öldüğü açıklandı. Olay yerinden kaçan Robert John Bardo ise ertesi gün Tuscan polisi tarafından yakalanarak tutuklandı ve hemen cinayeti itiraf etti. Yapılan yargılamada Robert Giambardo'nun akıl hastası olduğu yönündeki savunması kabul görmedi ve birinci derece cinayetten suçlu bulunarak şartlı tahliye imkanı olmaksızın ömür boyu hapis cezasına çarptırıldı. Halen Kaliforniya'daki Avellal Eyalet Hapishanesi'nde cezasını çekmeye devam ediyor. Rebecca Shaffer ise Portland, Oregon'daki Avay Shalom mezarlığına gömüldü.

Dosyayı kapatmadan önce size bu davayla ilgili ilginç bir durumdan bahsetmek istiyorum. Yargılama esnasında Robert Bardo'nun Rebecca'yı öldürdüğünde yanında çavdar tarlasındaki çocuklar kitabı olduğu ve kaçarken bunu bir binanın çatısına fırlattığı ortaya çıktı. Mark David Chapman adlı adam da 8 Aralık 1980'de John Lennon'ı vurup öldürdüğü sırada aynı romanı yanında taşıyordu. Robert Mark'ı taklit etmediği konusunda ısrar etse de, Mark Chapman daha sonra verdiği bir röportajda, Rebecca cinayetinden önce Robert Bardo'dan Mark'ın hapishane hayatı hakkında sorular sorduğu mektuplar aldığını iddia etti. Bu bir tesadüf mü, kasıtlı bir hareket mi bilmiyorum.

Ama sonuç olarak bu dava gerçekten benim tüylerimi diken diken etti. İyi niyetli olmanın insana bazen çok zarar verebileceğini hepimiz biliyoruz elbette. Ancak hayatına mal olması çok korkunç. Rebecca'nın fotoğraflarına baktığımda ne kadar güzel bir kadın olduğunu, umutlarla ve hayallerle dolu bakışlarını gördüm.

Saplantılı, hastalıklı bir zihnin onun bütün bu güzelliğini, geleceğini elinden almış olması beni çok öfkelendiriyor. Eğer bu olay yaşanmasaydı, belki de Rebecca günümüzde hepimizin tanıdığı ve severek takip ettiği o ünlü Hollywood yıldızlarından biri olacaktı. Ama henüz hayatının baharındayken bir manyak tarafından hayattan koparıldı. Evet, karanlık dosyaların bir bölümünün daha sonuna geldik. Gelecek hafta yeni bir bölümle görüşmek üzere. Kendinize iyi bakın.

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)