
2.593 kelime · ~13 dk okuma
Bir zamanlar Karli adında küçük bir kız varmış. Adelaide denen boktan yerde yaşarmış. Bir gün gezegendeki en müthiş erkekle tanışmış. Çocuğun ismi Brandon'muş.
Onunla sonsuza dek mutlu yaşamış. Ben Sezgi Aksu. Burası karanlık dosyalar. Bugün sizinle 2006'ya gidip sosyal medyanın yeni yeni yaygınlaşmaya başladığı, sanal dünyanın tehlikelerinin ise henüz bilinmediği bir döneme ait olan Carly Ryan dosyasını inceleyeceğiz. Ne dersiniz? MySpace'in karanlık tarafında bir gezintiye çıkmaya hazırsanız başlayalım mı?
Sonia Ryan, Avustralya'nın Adelaide şehrindeki küçük bir kasaba olan Stirling'de sakin bir akşam geçiriyordu. 14 yaşındaki kızı Carly, arkadaşlarıyla dışarıdaydı. Sonia, bu sessizliğin tadını çıkarıp kitabına dalacaktı ki, birden telefonu çaldı. Ekranda Carly yazıyordu ama arayan arkadaşıydı. Carly, o akşam çok içtiği için ağır bir alkol komasına girmiş ve acile kaldırılmıştı.
Sonya şaşkınlık ve panikle hemen hastaneye gitmek için yola çıktı. Son zamanlarda Carly'nin değiştiğinin farkındaydı. Evde Barbie bebekleriyle oynayan küçük kızı artık büyümüştü ve arkadaşlarıyla partilemeyi tercih ediyordu. Dönemin ruhuna uygun şekilde makyaj yapıyor, yandan ayırdığı perçemeni kırmızıya boyuyor, Sterling'in durgun ikliminde bir genç olarak kendini ifade etmeye çalışıyordu.
Sonya'nın bunlarla bir sorunu yoktu. İstismarcı bir evlilikten kurtulduktan sonra Carly'i özgür yetiştirmeye kararlıydı. Ne var ki, kızının kötü alışkanlıklar edinmesinden ve kendini tehlikeye atmasından korkuyordu. Carly, ciddi bir sorun yaşamadan alkol komasını atlatmıştı. Taburcu olduktan sonra annesine çok korktuğunu ve artık bu kişilerle takılmayacağını söyledi.
Sonia rahatlamıştı ama sadece 2500 kişinin yaşadığı bu sıkıcı kasabada kızının yeni arkadaşlar edinmek için pek fazla seçeneği yoktu. Ona çevresini genişletebilmek için bir imkan, dünyaya açılan bir kapı sunabilmeyi çok isterdi. Carly bu kapıyı Sonia'ya hiç gerek kalmadan kendisi buldu. 2000'lerin başında bilgisayar ve internet kullanımı oldukça yaygın hale gelmişti.
İnsanlar parmak uçlarına serilen bu yeni dünyayı hayranlıkla keşfediyorlardı. 2003'te açılan MySpace, en popüler iletişim platformuydu. Kullanıcılar burada sevdikleri filmleri ve müzikleri paylaşıp yazılar yazabiliyordu. Dünyanın her köşesinden benzer ilgi alanlarına sahip insanlarla tanışmak mümkündü.
Karlin'in üye olduğu Myspace ve Vampire Freaks gibi platformlar onu en ihtiyaç duyduğu anda Sterling'in çok ötesine taşımıştı. Üstelik burada kalbinin daha hızlı atmasına sebep olan birisi de vardı. Brandon Kane. Selam. Profiline baktım da müzik zevkin efsane, playlistin yanıyor. Belki birkaç şarkı önerim olabilir. Sayfa tasarımın da baya havalı. Kendin mi yaptın? Neyse, bir selam vermek istedim.
Brandon, 17 yaşında, yakışıklı bir gitaristti. Carly, kendinden 3 yaş büyük bu havalı genç ona özel bir mesaj atınca hayatında ilk defa deneyimlediği duygular hissetti. Brandon'la mesajlaşmaya başlayan Carly, kısa sürede ona kalbini kaptırdı. Bir rock grubu kurmayı hayal eden Brandon, Melbourne'da yaşıyordu. Eğlenceli, büyük şehir hayatı ve müzik konusundaki bilgisiyle Carly'i büyülemişti. O kadar ki, Carly ondan annesine bile bahsetmişti. Sonya, Carly'nin bu gizemli çocuktan neden etkilendiğini anlayabiliyordu. Ama aralarındaki yaş farkı sebebiyle bazı şüpheleri vardı.
Buna rağmen ikilinin konuşmalarına göz gezdirdiğinde herhangi bir tuhaflık görememişti. Her liseli gibi sevdikleri film ve dizilerden, okulda olup bitenden ve geleceğe dair planlarından konuşuyorlardı. İkili çok geçmeden mesafelere rağmen sevgili oldu. Sonya da bu fikre alışmaya başlamıştı.
Brandon düzgün biri gibiydi. Üstelik aile yapıları da benzerdi. Babası Shane, tıpkı Sonya gibi eşinden boşanmıştı. O da bu sanal aşktan haberdardı ve oldukça destekleyiciydi. Myspace'de ikilinin paylaşımlarına eğlenceli yorumlar bırakıyor, Carly'e bir arkadaş gibi yaklaşıyordu.
Sonia, bu etkileşimlerin Carly'deki baba boşluğunu doldurmaya başladığını fark etti. Aylar geçmiş, yeni yıla girilmişti. İkilinin ilişkisi son sürat devam ediyordu. Ama henüz yüz yüze bir görüşme olmamıştı. Carly, yaklaşan doğum günü partisinin bunun için çok iyi bir fırsat olduğunu düşündü. Okulda edindiği birkaç arkadaşı evine davet edecekti.
Bu sayede onlar da Brandon'la tanışabilir, kendisi de büyük aşkıyla gerçek anlamda kavuşabilirdi. Ama heyecanla bu fikrini paylaştığında karşı taraftan beklediği cevap gelmedi. Karli hayal kırıklığına uğramıştı ama Brandon'a kızamadı. Rock müzik onun yaşamı ve geleceğe dair tüm hayalleriydi. Sevgilisi seçmeleri onun yüzünden kaçırırsa kendini asla affedemezdi. Yapabileceği bir şey yoktu. Büyük buluşma için biraz daha beklemesi gerekiyordu. O sırada Brandon'dan yeni bir mesaj geldi. Ya bir de sana hediye almıştım, onu bile veremeyeceğim şimdi. Ama şöyle bir şey olabilir, babam o tarihlerde iş için seyahat edecek aslında. Acaba hediyeyi o mu getirse sana?
Hem aşık olduğum kızı da tanımış olur. Ne dersin? Olur mu? Carly bu öneri karşısında ne diyeceğini bilemedi. Annesine danıştığında, o da gerçek anlamda tanımadıkları birinin eve gelmesine çok sıcak bakmamıştı. Bir süre sonra telefon çaldı. Arayan Shane'di. Sonya'ya kendini tanıttı. Bir firmada güvenlik uzmanı olarak çalışıyordu ve işi gereği sıklıkla farklı şehirlerde bulunması gerekiyordu. Konuşması oldukça nazikti.
Sonunda Sonya, kızının bu çocukla birkaç aydır konuştuğunu da göz önünde bulundurarak teklifi kabul etti. 26 Ocak 2007'de, Carly arkadaşlarıyla doğum gününü kutlarken zil çaldı. Kapıda elinde tuttuğu hediye paketini sıkıca kavramış, üzerinde üniforma olan yaklaşık 50 yaşında bir adam vardı. Güvenlik kartını gösterdikten sonra usulca içeri girdi. Merhaba,
ben Shane. Merhaba Şahin, hoş geldin. Hoş geldiniz, merhaba. Hoş buldum. Seninle tanıştığıma çok memnun oldum. Ben de çok memnun oldum. Ve tabii ki Sonya. Ben de çok memnun oldum. Beni misafir ettiğiniz için çok teşekkürler. Carly, Brandon sana tüm sevgisini iletmemi söyledi. Ya. Ve bu da Hediye. İyi ki doğdun.
Çok teşekkür ederim. Ne demek? Yolculuk nasıl geçti? Ya biraz uzundu ama işte. Carly, hediyeyi sonra açmak üzere kenara koydu ve vakit kaybetmeden Shane'le konuşmaya başladı. Brandon hakkında olabildiğince çok şey öğrenmek istiyordu. Shane, herkesle sosyalleşmeye gayret etse de gece boyunca Carly'nin yanından nadiren ayrılmıştı.
Her geçen saat ona karşı daha yakın, daha sahiplenici bir tutum sergiliyordu. Parsis ona yaklaşırken Shane artık gitmesi gerektiğini, bir otelde kalacağını söyledi. Ama Sonya onu durdurdu. Kızının doğum günü için kilometrelerce yol gelip çok para harcayan birini öylece göndermenin ayıp olacağını düşünmüştü.
Evdeki boş bir odada kalabilirdi. Başlangıçta çekingen davranan Shane, sonradan teklifi geri çevirmedi. Kutlamanın ardından derin bir uyku çekmek için gözlerini kapatan Sonya ve Carly, evlerinde büyük bir tehlikenin pusuda beklediğini bilmiyorlardı. Şimdi davamıza kısa bir ara veriyoruz. Ardından kaldığımız yerden devam edeceğiz.
Ertesi sabah uyanan Sonya, Shane'in kaldığı odanın kapısının açık olduğunu gördü ve misafirlerinin kimseye haber vermeden erkenden ayrıldığını düşündü. Bunu biraz garip ve kaba bulsa da Carly'i uyandırmak için odasına girdiğinde akıl almaz bir görüntüyle karşılaştı. Shane oradaydı. Carly ve arkadaşlarının uyuduğu yatağın kenarına kıvrılmıştı. Akşamdan kalma kıyafetiyle yorganın üstünde yatıyordu. Uykuda olan kızların ise bundan haberi bile yoktu. Ne yapıyorsun sen burada? Çabuk kalk! Kalk, kalk çabuk!
Neye uğradığını şaşıran Sonya, bağırarak Shane'den evi derhal terk etmesini istedi. Carly ve arkadaşlarının korkulu bakışları eşliğinde aşağı inen Shane, tek kelime etmeden arabasına binip gitmişti. Carly, yaşananlar karşısında şoktaydı. Olaylar hiç beklemediği bir yöne evrilmiş. Annesi adeta deliye dönmüştü. Gözü köşede duran hediye paketine takıldı. Belki de bir daha hiç göremeyeceği Brandon'un hediyesini.
Paketi gizlice odasına götürdü ve gözyaşlarıyla açtı. Kutunun içinden iç çamaşırı ve hemşire kostümü çıkmıştı. Bir daha Brandon'la görüşmeyeceksin. Ne onunla ne de babasıyla. Anladın mı beni?
Anne lütfen bunu isteme benden ya, tamam. Kabul ediyorum şeyin çok garip bir adamdı ama Brandon'un ne suçu var? Babası böyle davranabiliyorsa kendisine nasıl biri olmasını bekliyorsun? O adamı eve aldığına inanamıyorum ya. Ben polisi arıyorum. Hayır anne dur ne olur. Görüşmeyeceğim, tamam tamam. Brandon'la konuşmayacağım bir daha, polisi arama lütfen ne olur.
Sonya polisi aramamıştı fakat evdeki interneti kesmiş ve Carly'nin telefonuna el koymuştu. Aynı zamanda Shane'e de kızıyla iletişim kurması durumunda derhal polise gideceğini belirten bir mail attı. Sonya, Shane'in utanacağını sanarken karşıdan hiç beklemediği bir cevap geldi. Hadi oradan be sürtük! Yalan atmayı kes! Aklınca beni tehdit mi ediyorsun sen? Avukatımla görüşüp sana dava açacağım. Carly ve oğlum birbirlerine aşıklar. Görüşmeye devam ederlerse kızın zaten Melbourne'le bizim yanımıza taşınacak. Ve sen her şekilde kaybedeceksin.
Sonia polise gitmek istedi ama bunu yapmayacağına dair Carly'ye söz vermişti. Eğer sözünü tutmazsa çabasının ters tepeceğini, kızını tamamen kaybedebileceğini düşündü. Güveni kırılırsa kendisinden uzaklaşabilir, Brandon'a daha çok bağlanabilirdi. Elinden sadece kızını internetten ve bu insanlardan uzak tutmak geliyordu. Sterling'den dünyaya açılan kapı şimdilik sımsıkı kapanmalıydı.
Ocak bitmiş, Şubat ayı gelip çatmıştı. Doğum günü partisinin üzerinden neredeyse bir ay geçmişti. Carly başlarda zorlansa da bir süre sonra telefonsuz yaşamaya alışmış görünüyordu. Evde Brandon'dan bahsedilmeyeli uzun zaman olmuştu. Onun yerine Carly, okuldaki arkadaşlarıyla görüşüyordu. O akşam bu arkadaşlarından birinin düzenlediği pijama partisine katılacaktı. Sonya salona girdiğinde, Carly'i heyecanlı bir hazırlık içerisinde gördü. İlk defa siyah değil de neon pembe bir oje sürdüğü için ona şaka yollu takıldı.
Kızı sonunda Brandon'un etkisinden çıktığı için mutluydu. Ama her ihtimale karşı Carly'nin evinde kalacağı arkadaşının ailesiyle de görüşmüştü. Pijama partisinin gerçek olduğuna emindi. Sonya gönül rahatlığıyla Carly'i uğurladı. Hatta ona güvendiği için telefonunu da geri vermişti. İkili Carly çıkmadan önce birkaç kez sarıldı. Sonya'yı yine sessiz geçen bir akşam bekliyordu.
Ertesi sabah Carly'e mesaj atan Sonya, kızından hiçbir karşılık alamamıştı. Aradığında da ulaşamıyordu. Bu 7.24 telefonuna yapışık gezen kızı için hiç normal bir durum değildi. İçindeki çirkin ses, ona bir şeylerin ters gittiğini söylüyordu.
Sonunda telefonu çalmıştı. Ama arayan kızı değil, tanımadığı bir numaraydı. Telefonun öbür ucundaki adam, yol kenarında bir çanta bulmuştu. Çantanın içinden Carly'nin kimliği ve bir telefon rehberi çıkınca, en üstteki numarayı aradığını söylüyordu. Fakat adamın aradığı konum, Carly'nin akşam kalacağını söylediği evden çok uzaktaydı. Panik içindeki Sonya, hemen pijama partisini düzenleyen kızın ailesini aradı.
Alo? Beti, merhaba. Ben Karli'ye ulaşamıyorum da. Sanırım şarjı bitti. Oradaysa bir sesini duyabilir miyim? Sonya, merhaba. Karli burada değil. Ben sen biliyorsun sanıyordum. Nasıl değil? Nereye gitti? Karli dün akşam eve hiç gelmedi. Gelmedi mi? Tamam, kapıyorum ben şimdi. Nerede ya? Nerede?
Ben kayıp ihbarında bulunacaktım. Kızım yok. Dün akşam üst evden çıkmıştı. Arkadaşının partisine gidecekti ama gitmemiş. Eve de gelmedi hala. Ulaşamıyorum bir türlü, ulaşamıyorum. Sonya kendisine hakim olmakta zorlanıyordu. İstediği tek şey kızını hemen bulmaktı. Ama polislerin pek umudu yoktu. Sabah merkeze bir ihbar gelmişti. Bir genç kız bedeni kıyıya vurmuş halde bulunmuştu.
Ve beden, Sonya'nın tarifiyle birebir örtüşüyordu. Ceset, Adelaide'ın 80 km güneyindeki bir sahil kasabası olan Port Elliot'taydı. Ve üzerinde kimliğini saptamayı sağlayacak hiçbir şey yoktu. Bunu ancak Sonya yapabilirdi. Hayatının en uzun yolculuğuna çıktı. Tüm ihtimaller zihninden ışık hızıyla geçerken, yol bitmek bilmiyordu. İhbarın başka birisiyle ilgili olduğuna dair hala bir umut vardı içinde.
Sahildeki cesedin üstü örtülmüştü. Sadece kolları dışardaydı. Sonya'nın cılız umutları, solgun ve kas katı bir elin tırnaklarındaki neon pembe ojeyi görmesiyle paramparça oldu. Carly bulunmuştu. Suç mahallinde bir boğuşma yaşandığına dair kanıtlar vardı.
Karly'nin boynundaki kolye kopmuş, boncuklar etrafa dağılmıştı. Kumların üzerinde kurumuş kan damlaları seçilebiliyordu. Otopsi sonuçları, Karly'nin bedeninde 19 ayrı yaralanmanın olduğunu ortaya çıkarmıştı. Bunların en az 6'sı kafaya alınan darbelerdi. Aynı zamanda yemek borusunda kum taneleri ve kanında esrar bulunmuştu.
Polisler zaman kaybetmeden Carly'nin katilini bulmak için işe koyuldu. Ama Sonya'nın durumu çok kötüydü. Konuşamıyor, polislere herhangi bir bilgi veremiyordu. Port Elliot'taki tüm kameralar incelemeye alındı. Bir dükkan kamerasına yansıyan son görüntülerinde Carly, orta yaşlı bir adam ve kendisine yaşça yakın bir çocukla kaldırımda yürüyordu. Görüntülerde net seçilemeyen bu iki erkeği araştırmaya başlayan polisler, bir görgü tanığı ile konuştular.
Bu kişi orta yaşlı adamı Carly'nin bulunduğu sahilin yakınlarında görmüştü. Aynı zamanda ıssız plajda tek başına dikkat çeken mavi bir araba da hatırlıyordu. Plaka aklında kalmamıştı ama ön camdaki güvenlik rozetini net olarak görmüştü. Polisler bu bilgileri onunla paylaştığında Sonya'nın aklına gelen ilk kişiler doğal olarak Shane ve Brandon oldu.
Yetkililere kızının Brandon'la olan konuşmalarını ve bir ay önce polise vermekten vazgeçtiği mailleri gösterdi. Dedektifler aşık bir görünüm çizen Brandon'ın aslında oldukça manipülatif ve tehlikeli olduğunu fark ettiler. Mesaj dili gittikçe kıskanç ve kontrolcü bir hale almıştı. Carly'i arkadaşlarından ve ailesinden uzaklaştırmak istiyor, onu bu kişilere karşı dolduruyordu.
Fakat bu resimde sadece Brandon değil, babası Shane de bir bilmeceydi. Ve en az onun kadar şüpheliydi. Telefon operatörleriyle bağlantıya geçen dedektifler, Carly'nin son zamanlarda en çok konuştuğu numaraların bulunmasını istediler. Bu numaralar bekledikleri gibi onları Melbourne'a götürmüştü.
Ne var ki, telefon numaralarına kayıtlı isimler sahteydi. Hattın öbür ucunda gerçekte kimin olduğu gizemini koruyordu. Araştırmalarını biraz daha derinleştiren dedektifler, Walkerville adında Carly'nin evine çok yakın bir karavan parkı keşfettiler. Eğer şansları yaver giderse, telefonu kullanan kişi bir noktada bu parkta konaklamış olabilirdi. Haklıydılar.
Kameraya yansıyan şüphelilerin tanımına uyan iki kişi gerçekten de bu parktaki kabinlerden birinde kalmıştı. Park yetkilileri arşivden arabanın plakasına ulaştı. Plaka Melbourne'daki bir adrese kayıtlıydı. Dedektifler adrese vardıklarında doğru yerde olduklarını biliyorlardı.
Çünkü evin önünde onları camında güvenlik rozeti olan mavi bir araba karşılamıştı. Fakat adreste ne Brandon ne de Shane vardı. Burada yaşayan kişi, 47 yaşında, 3 çocuk sahibi Gary Francis Newman'dan başkası değildi. Polisler derhal bir arama izni çıkardılar ve evin her köşesini didik didik ettiler. Çalışma masasının çekmecesini açtıklarında ortaya inanılmaz bir görüntü çıktı.
İçerisi kağıtlarla doluydu ve hepsinin üzerinde küçük harflerle yüzlerce şey yazılmıştı. İsimler, mail adresleri ve parolalar. Bunların hepsi sadece tek bir kişiye aitti. Gary. Kendisinin 200'den fazla online kimliği vardı. Liseli müzisyen Brandon ve güvenlik görevlisi Shane bunlardan yalnızca ikisiydi. Açık olan bilgisayarında Carly yaşlarında başka kızlarla olan sohbetleri hala aktifti. Kimliği aynıydı. Daha önce onu hedefine ulaştıran Brandon Kane.
Gary, hesaplarını inandırıcı hale getirebilmek için tanıdığı insanların bilgilerinden ve hayat hikayelerinden faydalanmıştı. Oysa kendine dair her şey sahteydi. Sonya'ya gösterdiği güvenlik kartı bile. Ama görüntülerde yanında yürüyen genç çocuk gerçekten de oğluydu. Polislere göre onu Brandon rolünü oynaması için yanında getirmişti. Carly, pijama partisine gideceği gün aslında Shane olarak bildiği Gary ile buluşmak için sözleşmişti.
Shane, Brandon'la birlikte bir iş için Adelaide'a geleceklerini söyleyince Carly, tüm yaşananlara rağmen bu teklifi geri çevirememişti. Brandon'a hala aşıktı. Telefonu olmadan geçen bir ayda onunla konuşabilmek için farklı yollar denemiş ve bunların hepsini annesinden saklamıştı. Tıpkı bu buluşmayı da saklayacağı gibi. Shane öyle istemişti.
Gary Francis Newman olaydan neredeyse 3 yıl sonra 2009'un Ekim ayında mahkemeye çıktı. Bu süre zarfında kimliğinin halktan saklanması çok tepki çekmişti. Gary'nin oğlunun kimliği ise cinayet sırasında yaşı küçük olduğu için hala açıklanmış değil. Dava sürecinde Gary bipolar olduğunu ve obsesif kompülsif bozuklukla baş ettiğini söyledi. Üstelik aseksüel olduğunu iddia etti.
Hatta Carly ile sadece Shane profili üzerinden konuştuğunu, onun hayatında bir baba figürü olduğunu öne sürüp, Brandon'la olan yazışmalar için oğlunu suçladı. Fakat savcılık, Brandon profilinin Gary ve oğlu tarafından ortak yönetildiğini düşünüyordu. Onlara göre Carly ile olan sohbetlerini bazen dönüşümlü olarak, bazense birlikte gerçekleştiriyorlardı. Gary, genç kızları kandırıp ağına düşüren bir tapıktı. Üstelik oğlunu da buna alet etmişti. Üçü buluştuktan sonra arabayı Port Elliot'a süren Gary, oğlunun ifadesine göre burada Carly ile yakınlaşmaya çalışmıştı.
Genç kız onu reddedip gitmek istediğinde ise öfkelenmiş ve bir canavar olan gerçek benliğini ortaya çıkarmıştı. Adli tıp uzmanlarına göre Carly, tam 30 dakika boyunca kumsalda yaşam mücadelesi vermiş. Mahkeme sonucunda jüri, Gary'nin müebbet hapis cezasına çarptırılmasına, oğlunun ise ikinci bir şansı hak ettiği için serbest kalmasına karar vermişti. Sahte Brandon bugün nerede, ne yapıyor, kimse bilmiyor.
Bu korkunç olaydaki payı ne kadardı, Carly'i kandırmakta ve acımasız cinayeti işlemekteki rolü neydi, bu da halen muğlak. Gerin'in cezasıysa sürüyor. Bu olay, o dönemde henüz sosyal medya platformlarıyla yeni tanışan gençler ve aileleri için uyarı niteliği taşıyordu. Tıpkı gerçek hayatta olduğu gibi, kötü insanlar sanal dünyada da kol geziyor, zarar vermek için uygun anı bekliyorlardı.
Gary Neumann yarattığı sahte kimliklerle Carly ve Sonya'nın kendisine güvenmesini sağlamış ve onu hiç tanımayan insanların evine kadar gelmişti. Bazen gardımızın düşmesi gerçekten de çok kolay olabiliyor. Sonia Ryan, yaşadığı acıyı anlamlı bir mücadeleye çevirmek için, 2010 yılında genç kızları sosyal medyadaki tehlikelere, özellikle de sahte profillere karşı bilinçlendiren Carly Ryan Vakfı'nı kurmuş. Onun çabalarıyla, Carly'nin ölümünden tam 10 yıl sonra, kızının adının verildiği Carly'nin yasası yürürlüğe girmiş. Bu yasa, internette reşit olmayan kişileri yaş konusunda kandırmayı ağır bir şekilde cezalandırıyor.
Carly o güne dek Avustralya tarihinde karşılaşılmamış bir suç işleme şeklinin ilk kurbanı olmuştu. Sanal bağlantılar ve sahte kimlikler ilk defa bu davayla gündeme gelmişti. Yaşananlar her ne kadar acı verici olsa da Sonya kızının ölümünün bir hiç uğruna olmadığını düşünerek güç buluyor. Bugün onun sayesinde atılan hukuki adımlar başka yüzlerce gencin benzer şekilde tuzağa düşürülmesini engellemeye devam ediyor.
Bu da Gary Newman gibi canavarlara karşı buruk ama anlamlı bir zafer. Evet, bu haftanın karanlık dosyasının da sonuna geldik. Bir sonraki karanlık dosyada görüşmek üzere. Kendinize iyi bakın.
Hadi bakalım.
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.