Podcast

122 - Ölüm Bahçeleri: Bruce McArthur Dosyası

Karanlık Dosyalar

2 yıl önce
Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

Dünyanın en özgür ve en eğlenceli mahallerinden birinde, Toronto Gay Village’ın üzerinde, 2010 yılından beri kara bulutlar dolaşıyordu. Birtakım adamlar bir anda kayboluyor, hiçbirinden haber alınamıyordu. Ta ki o güne kadar… 2017’deki kayıp diğerlerinden farklıydı. Polis sonunda harekete geçip bu seferki kaybın izini sürmeye karar verdi. Fakat Bruce Mcarthur’un kapısına dikildiklerinde artık her şey için çok geçti. Acaba polis, kendi elleriyle bir seri katil yaratmış olabilir miydi?


Sunan: Sezgi Aksu
Hazırlayan: Kevser Yağcı Biçici
Ses Tasarımı ve Kurgu: Tolgacan Bozca
Yapımcı: Podbee Media

Canlandıranlar:
Mr. Dickinson: Serdar Kuzuloğlu
Hannah: Hazal Beril Çam
Oğul: Ada Kambur
Polis: Şevval Balkan
Dış Ses: Metin Bozkurt



Bu podcast reklam içermektedir.

Bölüm Transkripti

2.517 kelime · ~13 dk okuma

Bay Dickinson, bahçeyi tamamen aradık efendim. Maalesef köpekler herhangi bir koku alamadı. Bu manyak nereye sakladı bu cesetleri ya? Delireceğim. Şşş oğlum, sakin dur. Bir dakika, bir dakika, bir dakika. Şu saksıya mı havlıyor? Bıraksana. Ana, eşeri diye yaradığı ne var şuna? Bak bakayım.

Amirim, kemikler burada. Ben Sezgi Aksu. Burası Karanlık Dosyalar. Bugün size 2010'lu yıllarda Kanada'yı sarsan bir seri katilden bahsedeceğim. Ne dersiniz? Kurbanlarını göz göre göre öldürmesine rağmen senelerce yakalanmayan bu canavarın ürpertici hikayesini duymaya hazırsanız başlayalım mı?

29 Haziran 2017, 49 yaşındaki Andrew Kinsman'ın kayıp olduğu bildirildi. Andrew, hayatı çok seven, yaşadığı her anın tadını çıkarmayı bilen bir adamdı. Yakın zamanda geçirdiği kanser tedavisi sonrası bunun değerini daha iyi anlamıştı. Mesai saatlerinde özenle işini yapar, boş zamanlarında da dibine kadar eğlenmeyi iyi bilirdi. Fakat son dört gündür söz verdiği hiçbir buluşmaya gelmemiş, hiçbir sosyal ortamında görülmemişti. Kimse nerede olduğunu bilmiyordu. Hiçbir şekilde ondan haber alamayan arkadaşları, Andrew'un başına bir şey geldiğini düşünerek soluğu polis merkezinde aldı.

Transkriptin tamamını oku

Söylediklerine göre Andrew Kinsman en son 25 Haziran günü Toronto'nun Gay Village olarak bilinen LGBTQ plus topluluğunun merkezi kabul edilen Church and Wellesley bölgesinde görülmüştü. Her sene olduğu gibi o günkü onur yürüyüşünde de oldukça neşeli ve heyecanlıydı. Zira Andrew kendisini Gay Village'da düzenlenen bu etkinliklerin ev sahiplerinden biri olarak görüyordu. Yıllardır burada oturuyor, burada çalışıyor, burada eğleniyordu. Burası onun dünyası, kendisini en özgür hissettiği yerde. Fakat son zamanlarda Gay Village'de tedirgin edici bazı olaylar yaşanıyordu. Bu neşeli mahallenin sesleri kısılmış, üstüne kara bulutlar çökmüştü. Herkesin özgürce yaşadığı bu yerde artık kimse kendini tam olarak güvende hissetmiyordu.

Yıllardır içlerinden birileri bir anda ortadan yok oluyor, sonrasında da bu kişilerin izi bir türlü bulunamıyordu. Herkes sıranın kendisine gelmesinden korkarken, Gay Village, Andrew'un kaybıyla sarsıldı. İçlerinden birinin daha kaybolması üzerine mahalle sakinleri harekete geçti. Herkes Andrew'un bir an önce bulunması için elinden geleni yapıyordu.

Etrafta bakmadıkları hastane, ziyaret etmedikleri karakol, konuşmadıkları insan kalmamıştı. Fakat hiçbir yerde Andrew'dan iz yoktu. Buna rağmen umutlarını kaybetmeden aramaya devam ettiler. Bastırılan düzinelerce kayıp ilanını sosyal medyada dolaşıma sokulan onlarcası izledi. Andrew'un kayıp haberi basında da yer bulunca olayı takip eden insan sayısı arttı. Artık herkes nefesini tutmuş, polisten gelecek haberi bekliyordu. Bu sırada polislerse araştırmalarına Andrew'un evini ziyaret ederek başlamaya karar verdi.

Andrew'un yaşlı kedisi polisleri kapıda karşılamıştı. Acı acı miyavlayarak yardım dilenen hayvanın günlerdir aç olduğu her halinden belliydi. Mama ve su kabı tamamen boşalmış, zavallı kedinin adım atacak hali kalmamıştı. Bu durum hiç normal değildi. Zira anlatılanlara göre Andrew, kedisini öylece bırakıp gidecek bir adam değildi. Andrew'un evi, yalnız yaşayan bir erkek için oldukça temiz ve düzenli görünüyordu. Koltuğun üstündeki her bir kürlent renklerine göre dizilmiş, televizyon battaniyesi düzgünce katlanarak kenara koyulmuştu.

Sehpanın üzerinde birkaç mum ve kumandadan başka bir şey göze çarpmıyor, şüphe uyandıracak hiçbir nesne yer almıyordu. Salonda umduklarını bulamayan polisler adamın yatak odasına göz atmayı da ihmal etmedi. Andrew'un kıyafetleri temiz ve ütülü bir şekilde dolabında asılıydı. Burada herhangi bir eksiklik göze çarpmıyordu. Yatağının baş ucundaki sehpanın üstündeyse yarısına kadar okunmuş bir kitap ve bir takım ilaç kutuları vardı. Bunların Andrew'un her gün kullandığı ilaçlar olduğunu fark eden polisler adamın arkadaşlarının haklı olduğuna kanaat getirdi. Belli ki Andrew kendi isteğiyle bir yere gitmemişti. Polis eli boş bir şekilde evden ayrılacakken beklenmedik bir ipucu ortaya çıktı.

Ah ah zavallılar. Susuz mu kaldınız siz bakayım? Görüyorsun değil mi ana? Kaç gündür mahvolmuş güzelim çiçekler. Boynunu bükmüş hepsi. Evet amirim yazık. Neyse tamamdır çıkabiliriz artık. Amirim! Amirim bir dakika bir dakika durun! Ne oldu? Niye heyecanlandın? Bir şey mi buldun yoksa?

Evet, galiba. Bakın, takvimde 26 Haziran'ı işaretlemiş. Yanında da Bruce yazıyor. 26 Haziran. Son görüldüğü günün ertesi günü yani.

Andrew'un evindeki güvenlik kameralarını inceleyen polisler ilginç bazı görüntülere rastladı. 26 Haziran günü Andrew'un kapısının önüne kırmızı bir minivan yanaşmıştı. Araç uygun bir yere park ettikten sonra durup beklemeye başladı ve çok geçmeden Andrew dışarı çıktı. Aceleyle evinin kapısını kilitleyen Andrew koşar adım araca doğru ilerledi.

Kendisine almaya gelen misafirini bekletmek istemediği her halinden anlaşılıyordu. Andrew'un binmesiyle birlikte kırmızı araç tekrar çalıştı ve hızla uzaklaşarak kameranın görüş açısından çıktı. Kamera kaydında Andrew'u evinden alan bu minivanın plakası ve sürücüsünün yüzü görünmüyordu. Ancak en azından marka ve modeli açıkça ortadaydı. 2004 model, kırmızı bir Dodge Caravan. Eldeki bu sınırlı bilgi, polise araştırmaya nereden başlaması gerektiğini işaret etmeye yetmişti. Amirim, istediğiniz sorguyu yaptım. Eyalet genelinde bu marka, model ve renkte 6000 araç kayıtlıymış.

Ama bunlardan yalnızca beşinin sahibinin adının Bruce olduğunu tespit ettik. Hepsini araştırdım ve galiba hangisinden başlayacağımızı biliyorum. Bruce eşcinsel olmasına rağmen aile baskısıyla evlenmiş, talihsiz bir adamdı. Senelerdir devam eden evliliği ve iki çocuğu olmasına rağmen Bruce'un içindeki dürtüler kaybolmuyor, aksine yıllar geçtikçe daha da şiddetleniyordu. Bruce nihayet cesaretini toplayıp eşinden ayrılmayı başardığında 46 yaşındaydı. Boşanmanın ardından hemen Toronto'ya taşınarak Gay Village'e yerleşti. Bruce yeni hayatını yaşamaya başlamak için sabırsızlanıyordu.

Gay Village onun hayallerinden bile güzeldi. Artık cinsel yönelimini gizlemeden özgürce yaşamanın tadını çıkarıyordu. Hayatını anlaşmalı olduğu evlerin bahçe bakımlarını yaparak kazanıyor, iş dışındaki tüm zamanı ise Gay Village'de geçiyordu. Ta ki o güne kadar. Bruce McArthur, 2001 yılında bir seks işçisine saldırmış ve onu hastanelik etmişti. Canını zor kurtaran adam, Bruce'tan şikayetçi olsa da ciddi bir ceza almasını sağlayamadı. Kısa bir süreliğine Gay Village'e girmesi yasaklanan Bruce, cezası bittikten sonra buradaki hayatına kaldığı yerden devam etti.

Fakat tek vukuatı bu değildi. 2016'da Nefes Nefese 911'i arayan bir adam Bruce'la cinsel birliktelik yaşadıkları sırada kendisini boğmaya çalıştığını, ölmek üzereyken elinden zar zor kurtulduğunu ve ondan şikayetçi olduğunu söylüyordu. Çok geçmeden ifade vermeye gelen Bruce, tüm soğukkanlılığıyla ortada bir yanlış anlaşılma olduğuna polisi ikna etmiş, hakkında hiçbir suçlamada bulunulmaksızın olayı kapatmayı başarmıştı. Ancak Andrew'un kaybından sonra Bruce'u şüpheli hale getiren olaylar bunlar değildi. Bu herif 2013'te de sorgulanmış amirim. Ee? Houston projesi kapsamında. Bir dakika, bir dakika. Şey değil miydi o ya? Hani bir ara göçmenler kaybolup duruyordu Gay Village'de. Andrew, Gay Village'de kaybolan ilk kişi değildi. Buradaki akıl almaz kayıp vakaları 2010'da başlamıştı.

10 Eylül 2010, 40 yaşındaki Skandaraj Navaratham'ın kayıp olduğu bildirildi. Skandaraj'ın Kanada'da bir ailesi yoktu. Sri Lanka göçmeni ve eşcinsel bir adamdı. En son 6 Eylül'de Gay Village'deki bir barda görülmüştü. Hakkında çok detaylı bir araştırma yapılmadan dosyası kapatıldı. 29 Aralık 2010, 42 yaşındaki Abdülbasir Faizi'nin kayıp olduğu bildirildi.

Abdülbasir, Afganistan göçmeni, evli ve iki çocuk sahibi bir adamdı. İki farklı hayat yaşıyordu. Ailesinin yanında olmadığı zamanlarda Gay Village'daydı. En son 28 Aralık akşamı yine burada görülmüştü. Hakkında çok kapsamlı bir arama yürütülmedi. 25 Ekim 2012, 58 yaşındaki Majid Kayhan'ın kayıp olduğu bildirildi.

Afganistan göçmeni Majid Kayhan uzun süren bir evlilikten sonra boşanmış ve Gay Village'da yaşamaya başlamıştı. Yakınlarının onun eşcinsel olduğundan hala haberi yoktu. Majid'in kayıp ihbarı oğlu tarafından yapılmış, bu ihbara polisin verdiği cevap ise bardağı taşıran son damla olmuştu. Babamdan günlerdir haber alamıyoruz. Evinde yok. Telefonlarına cevap vermiyor. Etrafındaki kimse de görmemiş. Bir anda ortadan kayboldu. Başına bir şey gelmiş olmasından korkuyorum. Lütfen yardım edin. Siz Afganistan göçmeniydiniz değil mi? Yani. Belki de babanız memleketini özlemiştir. Bir anda ülkenize gitmiştir. Ne dersiniz?

Polisin bu cevabı yaşanan tüm bu kayıp göçmen vakalarına yaklaşımına özetler nitelikteydi. Polis açık ve net bir şekilde daha koyu ten rengine sahip bu insanlar hakkında etraflıca araştırma yapmıyor, adeta olanları görmezden geliyordu. Fakat üst üste gelen bu vakalardan sonra basının ilgisi ve halkın tepkisi artmış, polis bu kayıplar hakkında bir şeyler yapmak zorunda kalmıştı. Bu nedenle 2013 yılında oluşturulan bir ekip, Houston projesi kapsamında kayıp göçmen vakalarını araştırmaya başladı. Yapılan basit bir soruşturmayla kayıp iki adam arasında bağlantıyı tespit etmek uzun sürmedi. Şimdi kısa bir ara verelim. Döndüğümüzde bu kayıpların izini sürmeye devam edeceğiz. Polis, Skandaraj Navaratam ve Majid Kayhan'ın bir dönem aynı adama aşık olduğunu keşfetti. Bruce McArthur.

Bu durum 2013 yılında kendisine sorulduğunda, Skanderaj'la sadece arkadaş olduğunu söylemişti. Majit'le ise romantik bir ilişkileri vardı ama bitmişti. Bu birliktelik sonrasında da bir dönem bahçe işlerinde yanında çalışmıştı. Fakat kaybolmalarına ilişkin herhangi bir bilgisinin olmadığını iddia ediyor, zavallı adamların bir an önce bulunmasını diliyordu. Polis, Bruce'un her söylediğine inanarak konuyu daha fazla araştırmaya gerek duymadı. Dolayısıyla diğer kayıp Abdulbasir Faizi'nin de bir arkadaşlık sitesindeki son konuşmasını Silver Fox 51 kullanıcı adına sahip Bruce McArthur'la yaptığını fark edemedi.

Bu noktada araştırılacak başka bir şey olmadığına kanaat getiren yetkililer, delil yetersizliği sebebiyle Houston projesine son verdi. Fakat polisin bu araştırmayı sonlandırması ne yazık ki eşcinsel göçmenlerin bir anda ortadan kaybolmasını durduramadı. 15 Ağustos 2015'te İran göçmeni Soroş Mahmoudi, 20 Nisan 2017'de ise Türkiye göçmeni Selim Esen'in kayıp olduğu bildirildi. 29 Haziran 2017'de kaybolan Andrew Kinsman ise bu kayıpların son halkası oldu. Fakat o diğerlerinden oldukça farklıydı. Cinsel yönelimini saklamıyordu ve en önemlisi Kanadalı, beyaz bir adamdı. Gelen ve gelecek olan tepkilerle mücadele etmeyi göze alamayan polis ilk kez bir kaybı gerçek anlamda araştırmaya başladı. Demek bu herif daha önceki kayıplarla ilgili de sorgulanmış ha? Aynen amirim.

Şimdi, elimizdeki son kayıp Andrew Kinsman. Onu evinden alan kişinin adı Bruce. Ve ne tesadüf ki Bruce'un kırmızı bir doçu var. Aynen Bruce McArthur gibi. Sizce de bu kadar tesadüf biraz fazla değil mi? Değil hanım. Hem de hiç değil. Artık şu meşhur doçu bulalım bir an önce.

Polis, Andrew'un kaybolduğu gün onu evinden alan kırmızı aracın Bruce McArthur'a ait olduğuna kanaat getirmiş, arama izni bile çıkarmıştı. Fakat bu kez de kırmızı Dodge ortalıkta görünmüyordu. Bruce nedense tam da bu günlerde 13 yıllık minivanını elden çıkarmaya karar vermişti. Aracın peşine düşen polis şehrin altını üstüne getirdi. Satıldığına dair herhangi bir kayıt görünmüyordu. Peki satılmadıysa nerede olabilirdi?

Bir yere saklanmış, terk edilmiş veya bir hurdalığa bırakılmış olma ihtimali vardı. Fakat polisler son olasılık üzerinde yoğunlaştı. Zira hurdalıktaki araçlar bir süre sonra imha edilip, yeryüzünden sonsuza deksiliniyordu. Hem de içindeki tüm kanıtlarla birlikte. En yakındakinden başlayarak girmedikleri hurdalık bırakmayan polislerin umudu artık tükenmek üzereydi. Kırmızı doj gözlerinden kaçmış ya da çoktan imha edilmiş olabilirdi. Bu isteyecekleri son şeydi. Bir umut şehrin en doğusundaki hurdalığa gelen polisler binlerce araba içinde 2004 model kırmızı bir dojla karşılaşmak umuduyla etrafı incelemeye başladılar. Her şeyi kırmızı görmeye başladım artık resmen. Nerede bu araba ya?

Şuradaki olabilir mi amirim? Şurada bir kırmızı bir araba var. Çok eski model ya, baksana. Doğru. Oho, bir de genç olacaksınız. Ben senin yaşındayken var ya... Ana, ben çiçekleri sulamış mıydım çıkarken? Hiç dikkat etmedim amirim. O ne ya? Amirim, amirim orada pres makinesinin altında! Hey! Durun! Durun! Durun! Durun! Yapmayın! Yapmayın!

Neyse ki polisler araç parçalanmadan yetişmeyi başarmışlardı. Uzun bir araştırma sonucu buldukları aracı titizlikle incelemeye başladılar. Dodge'un içi oldukça karmaşık ve pis görünüyordu. Her bir yanda çöpler ve yarım kalmış kahve kutuları birikmişti. Aracın içinde ilk bakışta dikkat çeken bir kanıt yoktu.

Fakat bu, gözle görünmeyen izlerin olmayacağı anlamına gelmiyordu. Doge'un içindeki tüm kalıntılar titizlikle toplanarak analize gönderildi. Çıkan sonuçlar şaşırtıcı olmasa da kan dondurucuydu. Bruce McArthur'un aracında Andrew Kinsman ve Selim Esen'e ait DNA örneklerine rastlanmış, ayrıca Andrew'a ait çok az miktarda kan bulunmuştu.

Sonunda Bruce McArthur resmi olarak şüpheli konumundaydı. Fakat polise göre araçtan toplanan kanıtlar onu içeri tıkmak için yeterli olmayabilirdi. Bruce McArthur'un hak ettiği cezayı alması için daha güçlü kanıtlara ihtiyaçları vardı. İstedikleri delillerin adamın evinde ya da bilgisayarında olabileceğini düşünen polisler derhal hazırlıklara başladı.

Bruce'un evine girmek ve harddiskini kopyalamak için izin aldıktan sonra, planı hayata geçirmek için yapmaları gereken tek şey, uygun anı yakalamaktı. Ve nihayet bekledikleri fırsat geldi. Bruce'un evden çıktığı ve hemen dönmeyeceğine emin oldukları bir gün, ekipler adamın dairesine gizlice sızdı. Bruce eve gelene kadar ortalığı iyice aramaları ve bilgisayarını kopyalamaları gerekiyordu. Büyük bir profesyonellikle gereken yapıldı. Polisler evi arayıp harddiski kopyaladıktan sonra hiçbir iz bırakmadan evi terk etmeyi başardılar. Harddiskten silinen öğelerin geri getirilmesi için yoğun çaba harcayan ekipler sonunda istedikleri dosyaları elde etmeyi başardı. Fakat ele geçirdikleri materyaller korkunçtu.

Bruce McArthur, Andrew Kinsman ve Selim Esen'i boğarak öldürmüş, bununla da yetinmeyip adamların cansız bedenlerinin onlarca fotoğrafını çekmişti. Artık bu gözü dönmüş katili tutuklamanın zamanı gelmişti. Bruce'un evinin önünde adeta kamp kuran ekipler, ona hissettirmeden her anını izliyor, şüpheli bir hareketini bekliyorlardı. Günler süren nöbet, Bruce'un bilinmeyen bir adamla eve girmesiyle son buldu. Ve nihayet o an gelmişti. Polisler, baskın için harekete geçti. Bruce McArthur! Aç kapıyı! Sana sesleniyorum! Kapıyı aç!

Geç şöyle, geç geç geç! Tamam, tamam ben bir şey yapmadım. Adama bir şey yaptın mı söyle! Tamam ben bir şey yapmadım! Tamam! Adam burada! Yaşıyor mu? İyi mi?

Amin. Bu ne? Bu ne hal? Ne yaptın adama hayvan herif! Allah belanı versin senin!

Polisler içeri girdiğinde Bruce ile birlikte gelen zavallı adamı yatakta bağlanmış, ağzı bantlanmış ve kafasına poşet geçirilmiş bir halde buldu. Neyse ki bu gözü dönmüş cani bir insanın daha hayatını karartmadan yetişmişlerdi. Bruce McArthur oracıkta tutuklandı. Şimdi sıra işlediği suçları birer birer ortaya çıkartmaktaydı.

Bruce'un evinde bulunan harici disk ve USB bellekleri inceleyen polis, adamın manyaklığı karşısında hayrete düşmekten kendini alamadı. Zira Bruce, 2010'dan bu yana kaybolan 6 adamın isimlerini verdiği ve kaybolma sıralarına göre açtığı klasörlerde onlarla ilgili sayısız fotoğraf biriktirmişti. Her birinin canlı iken ve öldükten sonra çektiği fotoğraflarının yanında hepsine aynı kürkü ve şapkayı giydirerek farklı versiyonlarda çektiği pek çok fotoğraf da vardı. Adamlara cinsel ilişki esnasında eziyet ettiği ve ardından boğarak öldürdüğü de fotoğraflardan açıkça anlaşılıyordu. En son açılan ve John adını verdiği klasör polisin dikkatinden kaçmadı.

İçinde herhangi bir fotoğraf içermeyen bu dosya, tutuklandığı gün polisin kurtardığı adam için açılmıştı. Belli ki Bruce onu da öldürmeyi tasarlamış ama neyse ki bu iğrenç emellerini hayata geçirecek zaman bulamamıştı. Ayrıca harici diskte rastlanan iki farklı klasör ve içlerindeki korkunç fotoğraflar Bruce'un bilinmeyen iki kurbanını daha ortaya çıkardı. Seks işçisi Dean Lisovic ve Sri Lankalı Kirushna Kumar Kanagarathan Bruce'un hayattan kopardığı insanlar arasındaydı. Bruce'un öldürdüğü kesinleşen bu insanların bedenlerini bulmak için arama çalışmaları başladı.

Bruce McArthur'un bahçıvan olarak çalıştığı evler ve bu evlerin arazileri çeşitli arama teknikleri ve kadavra köpekleriyle didik didik edildi. Ve maalesef çok geçmeden aranan bedenler ortaya çıktı. Bruce'un uzun yıllardır çalıştığı bir evin bahçesindeki dev saksıların ikisinde üç kişiye ait iskelet kalıntıları bulundu. Genişletilen aramalar kapsamında çalıştığı diğer evleri de arayan polis, Bruce'un tüm kurbanlarına ulaşmayı başarmıştı. Zavallı insanları parçalara ayırıp bahçe düzenlemesinde kullandığı saksıların içine gömen Bruce McArthur'ın onlara yakın olmaktan sadistçe bir zevk aldığı anlaşılıyordu. Soruşturmayı yürüten polisler için Bruce McArthur olayı unutamayacakları bir vaka olarak hafızalarına kazındı.

Bu manyak yüzünden hayatta en sevdiğim şeyden soğudum ya. Saksı görünce içim bir kötü oluyor. Haklısınız amirim. Neyse ki başkalarını da öldürmeden yakaladık sonunda.

Nihayet yargılamasına başlanan Bruce McArthur hakkında 8 kez birinci derece cinayet suçlamasında bulunuldu. Bruce kendisine yöneltilen ithamlar karşısında hiçbir itirazda bulunmadı. 29 Ocak 2019'da 8 suçlamanın tamamından suçlu bulunarak 68 yaşındayken 25 yıl şartlı tahliye imkanı olmaksızın ömür boyu hapis cezasına çarptırıldı. Bruce McArthur, Andrew Kinsman'a kadar kurbanlarını hep göçmen ve kırılganlıkları olan bireylerden seçmiş, onların bir anda ortadan kaybolmasıyla polisin çok da meşgul olmayacağını düşünmüştü. Gerçekten düşündüğü gibi de oldu. Polis teknolojinin bu kadar geliştiği günümüzde, şehrin ortasından birdenbire yok olan bu insanların bulunamadığını söyleyerek dosyalarını kapattı.

Peki ya Bruce'un son kurbağanı beyaz bir adam olmasaydı, etrafındaki bütün göçmenleri öldürmesine daha ne kadar göz yumulacaktı? Bruce McArthur acımasız bir cani, soğukkanlı bir katildi evet. Ama ondan seri katil yaratan biraz da bu çarpık sistem değil miydi? Kim bilir, belki polisler işini zamanında ve düzgün bir şekilde yapsaydı, burada adı geçen masum insanlar hala hayatta olabilirdi.

Bugün bölümü insanların ter renklerine göre ayırt edilmediği, hayatlarını özgürce ve güvenle yaşayabilecekleri bir dünya dileyerek kapatıyorum. Bir sonraki karanlık dosyada görüşmek üzere. Kendinize iyi bakın.

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)