Podcast

128 - Bir Rastlantı: Yosemite Cinayetleri

Karanlık Dosyalar

1 yıl önce
Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

Takvim yaprakları 16 Şubat 1999’u gösterirken, San Francisco havaalanı her zamanki gibi oldukça kalabalıktı. Fakat Carole, Juli ve Silvia gelen yolcular arasında değillerdi. Adeta ortadan kaybolmuşlardı. Onların yaşadığı kabus, yıllar önceki bir başka karanlık olayla hiç beklenmedik şekilde ilintiliydi. Bu bağlantıyı bulmaya çalışan müfettişleriyse zorlu bir süreç bekliyordu.

Sunan: Sezgi Aksu
Hazırlayan: Gülşah Dim
Ses Tasarımı ve Kurgu: Tolgacan Bozca
Yapımcı Podbee Media

Canlandıranlar:
Müfettiş Rinek: Tolgacan Bozca
Müfettiş Boles: Hazal Beril Çam
Cary: Umut Güloğlu
Anne: Kevser Yağcı Biçici
Polis: Şevval Balkan
Resepsiyonist: Gülşah Dim
Tanık: Umut Coşkun
Sekreter: Ada Kanbur



Bu podcast reklam içermektedir.

Bölüm Transkripti

2.002 kelime · ~10 dk okuma

Amirim, olay günü kardan kapanan yolların listesini çıkardım. Şöyle buyurun. Ne bu şimdi? Ne yapacağım ben bununla? Bir ayın sonunda ulaşabildiğimiz tek şey iki ceset. Diğer kızın nerede olduğu bile belli değil. Böyle mi iş yapıyorsunuz? Aramadık yer bırakmadık. Konuşma odamız... Tamam yeter. Bize doğrudan kanıt lazım. Tahmin değil, söylenti değil. Kanıt. Gir.

Komiserim, merkeze isimsiz bir zarf geldi. Size söylemeden açmak istemedim. Getir. Neymiş bu? Çizimi mi göndermişler bize? Haritaya benziyor amirim. Aynen, harita harita. Al bak, bir de not göndermiş katilimiz. Siz bulmayı beceremediniz bari ben yardım edeyim demiş. Anlamadım? Görmüyor musun şu noktayı? Bak işaretlemiş. Dalga geçer gibi bir de not yazmış bize.

Bakayım. Bununla eğlencemiz biraz daha uzun sürdü. Ne demek ki bu? Söyle ekipler hazırlansın. Don Pedro Barajı'na gidiyoruz. Ben Sezgi Aksu. Burası karanlık dosyalar.

Transkriptin tamamını oku

Bugün kasvetli bir çocukluk trajedisine inecek, Yosemite Parkı'ndaki ağaçların ardında saklanan canavarlarla yüzleşeceğiz. Ne dersiniz? Hastalıklı bir zihne ilham veren kötülüğün peşine düşmeye hazırsanız başlayalım mı? Takvim yaprakları 16 Şubat 1999'u gösterirken San Francisco havaalanı her zamanki gibi oldukça kalabalıktı. Kimileri telaşla uçağa yetişmeye çalışıyor, kimileri ise sevdikleriyle kavuşabilmek için dakikaları sayıyordu.

42 yaşındaki Carol Sandt, 15 yaşındaki kızı Julie Sandt ve arkadaşı 16 yaşındaki Sylvia Peloso da gelecek yolcular arasındaydı. Ne var ki Yosemite'den kalkan uçakları üç koltuğu boş şekilde havalanmıştı. Üç kadın San Francisco'ya dönmek bir yana uçağa çekin dahi yapamamıştı. Carol'ın eşi saatler geçmesine rağmen ailesinden haber alamayınca derhal polise gitti ve kayıp ihbarında bulundu. Polis anne ve iki genç kızı bulmak için hemen harekete geçti. Fakat sanki toz olup havaya karışmışlardı. Ne kendilerinden ne de seyahatleri için kiraladıkları kırmızı Pontiac arabadan eser yoktu.

Üçlünün en son Yosemite Ulusal Parkı'nın girişine 5 dakika uzaklıktaki Cedar Lodge isimli motele yerleştikleri kayıtlarla sabitti. Fakat bundan sonrası bir muamma idi. Üstelik kış tüm sertliğiyle bastırıyordu. Etraf derin bir kar tabakasıyla kaplanmış, kimi yollar trafiğe kapatılmıştı. Polisler, kadınların bu şartlar yüzünden anayolun dışına çıkıp kaybolmuş ve hatta bölgedeki derin kanyonlardan birine düşmüş olabileceklerini göz önünde bulunduruyordu. Arama ekipleri günlerce çevreyi tarasa da hiçbir ize rastlanmadı. Şubat ayı geçmiş, havalar ısınmıştı. Sant ve Pelosa ailelerinin içlerini kemiren bilinmezlik 19 Mart günü yasa dönüştü.

Polislerin her yerde aradığı kiralık araba eriyen karların altından tüm kırmızılığıyla ortaya çıkmıştı. Yosemite Ulusal Parkı'na saatlerce uzaklıktaki ücra bir arazide kundaklanmış haldeydi. Fakat asıl facia arabanın bagajında saklıydı. Orada bulunan iki beden tanınmayacak derecede yanmıştı.

Kimlikleri ancak diş kayıtlarıyla belirlenen bu cesetlerin anne Carol Sand ve Sylvia Peloso'ya ait olduğu anlaşıldı. Bu bir kayıp değil, cinayet vakasıydı. Fakat izine ulaşılamayan üçüncü kişi, yani Julie hala ortada yoktu. Durumun vehametiyle eskisinden de yoğun bir arama çalışması başlatıldı ama sonuç yine hüsrandı. Ne var ki, sadece bir hafta sonra polis merkezine isimsiz bir zarf geldi. Zarfın içindeki elle çizilmiş haritaya bir çarpı atılmıştı. Bu işaret polislere yönelikti. Kağıdın arkasındaki not, Julie'nin başına kötü şeyler geldiğini ve bedeninin orada bırakıldığını ima ediyordu.

Nitekim genç kızın cesedi tecavüze uğramış ve boğazı kesilmiş halde mektupta çarpı atılan konumda bulunmuştu. Bölgede yaşayanlar korku içindeydi. Bu vahşeti gerçekleştirmiş olan Cani dışarıda bir yerde özgürce geziyordu. Fakat bu normalde huzurlu oluşuyla bilinen Yosemite Vadisi'ndeki ilk skandal değildi. 27 yıl önce bir çocuk güpegündüz kaçırılmış ve çok uzun süre ortaya çıkmamıştı.

Yedi yılın ardından ailesi onun yaşıyor olabileceğine dahi ihtimal vermiyordu. İyi akşamlar. Polis merkezinden geliyoruz. Bayan Stainer siz misiniz? Evet benim. Ne oldu? Kötü bir şey mi oldu? Bir şey mi var? Bayan Stainer, aslında size iyi bir haber vermek için buradayız. Oğlunuz bulundu. Oğlum? Yok, Keri zaten burada, içeride.

Bayan Steiner diğer oğlumuz, Steven. Steven? O yaşıyor mu? Steven Steiner, sabıkalı çocuk tacizcisi Kenneth Parnell tarafından henüz 7 yaşındayken kaçırılmıştı.

ve tam 7 yıl boyunca tutsak hayatı sürmüştü. En sonunda kaçma fırsatı elde ettiğinde artık 14 yaşındaydı. Bu süre zarfında Parnell onu oğlu Dennis olarak tanıtmış ve yakalanmamak için sürekli başka kasabalara taşınmıştı. Stephen ergenliğe girdiğinde ona olan ilgisini yitiren sapkın adam başka bir kurban arayışına girdi. Harnell'in 5 yaşındaki bir başka çocuğu kaçırması Stephen için son nokta olmuştu. Küçük çocuğu kendisininkine benzer bir sondan kurtarma düşüncesi onu bir kaçış planı hazırlamaya yöneltti. Harnell evden çıktığında diğer çocuğu da yanına alan Stephen belirlediği rota boyunca koştu.

Yolun geri kalanını da otostop çekerek tamamladıktan sonra en yakın polis karakoluna ulaştı. Polisler ona kim olduğunu, nereden geldiğini soruyorlardı. Geçmiş yaşantısına dair her şey flüydü. Fakat Steven tek bir şeyden emindi. Gerçek isminden. Polislere adını söyledi ve başına gelenleri anlattı. Onu dinleyenler unutulmaya yüz tutmuş bir kayıp vakasının baş kahramanını karşılarında gördükleri için şaşkınlardı. Bu şaşkınlık bir gün sonra tüm kente yayılacak, Steven komşular ve medya tarafından ilgi yağmuruna tutulacaktı.

Fakat tüm bu ilgiyi ve oluşan kamuoyu baskısı, Kenneth Parnell'in hak ettiği cezayı almasını sağlamadı. Sadece 7 yıllık bir hapis cezasına çarptırılmıştı. Yaptıklarının karşılığı, Stephen'in hayatından çaldığı süreye denkti. Kenneth Parnell bu işi tek başına yapmamıştı.

O dönemde Yosemite Ulusal Parkı'nın içinde yer alan motelde gece muhasebecisi olarak çalışıyordu. Pek de parlak bir zekaya sahip olmayan iş arkadaşının beynini yıkamayı başarmış, çocukları dini eğitim vermek için kaçırdığına inandırmıştı. Parnell aşağılık bir suçlu olsa da bir katil değildi. Fakat bölgede en son yaşanan kayıp vakaları polisin aklına ister istemez onu getirmişti. Carol, Julie ve Sylvia'nın ölümünden kaldıkları otelde kalan biri veya birileri sorumlu olabilirdi. Bir suçlu veya suç ortağı arayan müfettişler hızla Cedar Lodge Moteli çalışanlarını mercek altına aldılar.

Ne var ki pek çok kişiyle konuşmalarına rağmen sabıkalığı ya da şüphe çeken birine rastlamamışlardı. Polisin üzerindeki baskı bir tutuklama yapmalarını gerektiriyordu. Sonunda yakın zamanda çökerttikleri bir uyuşturucu şebekesinin faillerini olayla ilişkilendirerek birkaç şüpheliği hapse attılar. Kabusun geride kaldığını düşünseler de yeni facialar kapıdaydı.

İşlenen cinayetlerle yıllar önce yaşanan kaçırma vakası hiç umulmadık şekilde birbirine bağlanacaktı. Şimdi kısa bir ara verelim. Ardından dosyamıza kaldığımız yerden devam edeceğiz. Yosemite polis karakolu aynı yılın 22 Temmuz günü vahşet dolu bir görüntüyle sarsıldı.

Yosemite İnstitüsü'nde doğa bilimci olarak çalışan 26 yaşındaki Joey Ruth Armstrong'un arkadaşları ondan haber alamadıkları gerekçesiyle polisi aramışlardı. 26 yaşında gencecik biri öldü. Hani failleri yakalamıştık amirim? Hani her şey bitmişti? Bu ne şimdi? Bitmediğini sen de biliyordun. Kendimizi kandırdık işte. Bunu yapan kişi aynı kişi mi sizce?

Evet, eminim. Her şeye baştan başlıyoruz. İlla bir görgü tanığı bir şey vardır. Hayalet değil ya bu. Joey Armstrong'un arabası kamp alanında konakladığı kabinin önündeydi. Ama kendisi yoktu. Üstelik odası bir mücadeleye tanıklık etmişçesine darma dağındı. Olan yerine gelen polisler kabinin biraz uzağında genç kadının kanlar içindeki bedenini başından ayrılmış halde buldular.

Bu cinayetin arkasında kim olduğu henüz belli olmasa da aylar önce bitti sanılan kabusun sürdüğü açıkça görülüyordu. Doğayla iç içe yaşayan bu barışçıl topluluk tekrardan korku ve şüphenin esiri olmuştu. Herkesin potansiyel bir katil olarak görüldüğü günlerdi. Görgü tanıkları hızla sorguya çekildi. Hanımefendiyi pek tanımıyordum. Kabinleri temizlerken birkaç defa karşılaştık. O olaydan bir gün önce kabinin önünde bir araba vardı.

72 model mavi bir Scott. Başka bir şey bilmiyorum. Kanıt açlığı çeken polisler hemen bu bilginin peşine düşmüştü. Mavi arabanın kime ait olduğuna dair kapsamlı bir soruşturma başlatıldı. Aylar önce ifadesi alınan kişilere ve uğranılan mekanlara geri dönüldü. Bunlardan biri de ilk kurbanlarının konakladığı Cedar Lodge Moteli'ydi. Buraya bakan yok mu?

Buyurun. Aa, sizi hatırlıyorum. Müfettiş Rinek, öyle değil mi? Doğru. Hafızanız kuvvetli. Bakın bakalım. Bunu da hatırlayabilecek misiniz? Bakayım. 72 model International Scout. Burada çalışan kimse de gördü mü bu arabayı? Evet. Evet, bu araba Carrie'nin. Tamircimiz. Ne oldu ki? Carrie demek. O nerede peki? Bilmiyorum. Birkaç gündür ortalarda yok. Bir şey mi oldu?

Bu kişiyle ilgili biraz daha bilgi verebilir misin bana? Aslında onunla tanıştınız birkaç ay önce. Hatırlamıyor musunuz? İşte yıllar önceki kaçırılma vakasıyla o yıl yaşanan cinayetler burada birleşiyordu. Motelde tamirci olarak çalışan Kerry, yedi yaşındayken kaçırılan Steven Steiner'ın abisiydi.

Aylar önceki soruşturmada temiz geçmişi ve sakin duruşuyla polislerin dikkatini çekmemiş, kimse de geçmişini irdelememişti. Kardeşine böyle bir kötülük yapılan, travmayı bu kadar yakından tanıyan birisi bu acımasız cinayetleri işlemiş olabilir miydi? İnsanlıktan bu denle uzaklaşması mümkün müydü? Polisler buna ihtimal vermemiş olsalar da kabinin önünde görülen araba kesin olarak Carrie'nindi. Üstelik lastikler ormanda bırakılan izlerle örtüşüyordu. Arabanın içindeki sırt çantasından kolibandı, ip gibi şüpheli malzemeler de çıkmıştı. Artık geriye tek bir şey kalmıştı. Carrie'yi bulmak.

Yosemite Vadisi'ne ve çevre kentlere üzerinde Carrie'nin resmi olan posterler asılmış, onu görenlerin derhal polisle irtibata geçmesi gerektiği vurgulanmıştı. Birkaç gün sonra telefon hiç beklemedikleri bir yerden, 3 saat uzaklıktaki Laguna Del Sol Çıplaklar Kampı'ndan geldi. Burada konaklayan tatilcilerden biri Carrie'yi tanımıştı. Kıyafetleriyle duran tek kişi olarak dikkat çekiyordu.

Dedektif Rinek, hiç vakit kaybetmeden ekibiyle yola çıktı. Kampa vardıklarında Carrie, havuz kenarında bir köşede, uzaklara dağılmış, hareketsizce oturuyordu. Rinek yavaşça yanına yaklaştığında, gözlerini baktığı noktadan ayırmadan onunla konuştu. Sizce de 7 yıl az bir ceza değil mi? Kardeşimi 7 yıl tutsak etti, kendisi o kadar bile yatmadı.

Steven yirmi dört yaşında öldü. Gencecikti. Bu orospu çocuğu altmış sekiz yaşında hala geberemedi. Sizce bu adil mi? Kerim buraya senin için gel... Senin için geldiğinizi biliyorum. Zorluk çıkarmayacağım. Sadece bir soru sormak istedim. Sizce bu adil mi? Hayır. Hayır, adil değil.

Polis memuru Jeffrey Rinek sözünü kesmeden dinlediği Kerry'nin kendisine güvenmesini sağlamıştı. Tıpkı aylar önce olduğu gibi son derece sakin bir görünüm çizen Kerry, polis merkezine götürülmeyi de sorunsuzca kabul etmişti. Sorguda geçen birkaç saatin sonucunda Joey Armstrong cinayetini işlediğini de itiraf etti. Ama daha söyleyecekleri bitmemişti. Ağzından dökülen her bir bilgi için pazarlık yapmaya hazırdı.

Size her şeyi itiraf ederim. Ama şartlarım var. Şartmış... Neymiş o şartlar? Şimdi... Beni ihbar eden kişiye vereceğiniz para aileme gidecek. Ailemin yakınındaki bir hapishaneye sevk edineceğim. Son olarak da... Evet? Resim istiyorum. Çocuk resimleri.

Carrie'nin polislerle böyle bir pazarlığa girme cüretini kendinde bulması inanılır gibi değildi. Polis, sunduğu şartların hiçbirini yerine getirmemiş olsa da, Carrie sonunda Carol Sand, Julie Sand ve Silvia Pelosa cinayetlerini de üstlendi. Sanki konuşmak, anlatmak istiyordu. Bu saldırıyı bir yıldan fazla süredir planlamıştı. Ama normalde hedefinde o dönemki sevgilisi ve onun iki kızı vardı.

Bu vahşi planı sevgililer gününde hayata geçirecekti. Ama evde başkalarının olduğunu görünce bu planı suya düşmüştü. Ne var ki bu, o gece birilerinin ölmesine engel olmadı. Morali bozuk bir halde motele dönen Carrie, perdesiz bir kabin fark etmişti. Açık pencereden kızların ve annenin sesini duyabiliyordu. İçeride bir erkek olmadığını anladığında, vahşet dürtüsünü buraya yönlendirmeye karar vermişti. Kapıyı tıklatmış, banyonun tesisatındaki bir sorunu kontrol etmek için geldiğini söylemişti. İçeri girdikten sonra da adeta bir cinayet kitini andıran sırt çantasının içinden silahını çıkartmıştı.

Eğer zorluk çıkartmazlarsa kimseye zarar gelmeyeceğini söyledi. Ama bu bir yalandı. Carol ve Sylvia'yı oracıkta öldüren Carrie, Julie'yi zorla arabaya götürdü. İki ceset ve korku içindeki genç kızla birlikte aracı Don Pedro barajına sürdükten sonra Julie'yi de orada katletti. Müfettişler ona cesedin konumunu polis merkezine neden yolladığını sorduklarında cevabındaki kayıtsızlık tüyler ürperticiydi.

Size haritayı gönderdim. Çünkü bulunmasını istedim. Diğerlerini buldunuz. Onun orada yalnız kalması beni rahatsız ediyordu. Carrie işlediği cinayetlere de hiçbir açıklık getirmiyordu. Ona göre bu karanlık arzular kendini bildiğinden beri içindeydi. Hiçbir sebebi yoktu. Size şu yüzden oldu diyemem.

Kardeşimin başına gelenlerle de bir alakası yok. Çocukken de böyleydim. O kaçırılmadan önce bile kadınları öldürmekle ilgili fanteziler kurardım. Fakat bu kayıtsız adam mahkemede gözyaşlarına boğulmuş, işlediği cinayetlerin sebebini kendisinin bile bilmediğini, pişmanlık duyduğunu söylemişti.

akli dengesinin yerinde olmadığını iddia etse de onun için verilen son karar idam cezasıydı. Kaliforniya'da idam cezaları 2006 itibariyle durdurulmuş olduğu için 63 yaşındaki Kerry Steiner bugün hala ölüm hüzresinde sırasını bekliyor. Muhtemelen o sıra hiç gelmeyecek. Ne bu yaşananları ne de Kerry Steiner'ı belirli bir kalıba sokmak bir sebep göstermek zor.

Kendisi kardeşinin yaşadığı travmadan etkilenmediğini söylemişti. Fakat Steven'ın yokluğunda ailesinin yaşadığı yaz sebebiyle geri planda kalan Carrie, kardeşi bulununca da patlayan flashların ve medya ilgisinin gerisinde kalmıştı. Dürtüleri olayla ne kadar bağlantılıydı bilinmez. Ama zihnindeki çarpık imgeler onu ele geçirirken, sakin duruşuyla kimsenin radarına takılmamıştı. Sevgilisinin çocukları ona güvenirdi.

çalışma arkadaşları iyi biri olduğunu düşünürdü. Oysa gerçek emellerini sürekli yanında taşıdığı çantasında gizliyordu. Kendisi de o sırt çantası gibiydi. İçinde kimsenin tahmin etmediği istekler, takıntılar, planlar vardı. Yapabileceğimiz tüm çıkarımlar, iki olayla ilgili kurabileceğimiz bağlantılar belkilerden ibaret.

Ama bildiğimiz bir şey var ki, bir trajedi aynı ailede Steven gibi dirençli bir kahramanı da, Carrie gibi duygusuz bir canavarı da ortaya çıkarabiliyor. Evet, bu haftanın karanlık dosyasının da sonuna geldik. Bir sonraki karanlık dosyada görüşmek üzere. Kendinize iyi bakın.

Allah Allah!

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)