Podcast

Dertsiz Komedyen Olur mu? | Konuk: Serkan Altuniğne

Aslına Bakarsan

1 yıl önce
İzle
Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

Stand up, Türkiye’deki en parlak günlerinden birini yaşıyor. Birçok açıdan mizaha yönelik tabularımız yıkılıyor. “Çekingen bir toplumuz” yargısı yavaş yavaş tarih oluyor. Peki güldürenin, yani komedyenin tarafında bu süreç nasıl yaşanıyor? Aslına Bakarsan’ın bu bölümünde, bu sorunun cevabını arıyoruz. Karikatürist ve komedyen Serkan Altuniğne ile Türkiye’de değişen mizah anlayışı, stand up’ın yükselişi ve komedyenin dert edindiği şeyler üzerine kafa yoruyoruz.






Tüm bölümler ve daha fazlası için ⁠podbeemedia.com⁠'u ziyaret et!

------ Podbee Sunar -------

Bu podcast reklam içermektedir.

Bölüm Transkripti

7.790 kelime · ~39 dk okuma

Aslına bakarsanız bu bölümünde... Bütün çizerlerin yaşadığı aynı çizgili şeyleri okumayı seviyorsun ve sen de yapmak istiyorsun. Bu kadar basit miydi? Evet, aynen öyleydi. Ben de çizeyim ya, çok eğlenceliymiş diye başlayıp ondan sonra devam ediyorsun hayatına. Yani böyle dertlerim var, anlatmak istiyorum bir şekilde. Kendi kendime eğlenmek de istiyorum. Gerçekten çizmeyi üşendiğim için de ama mizah da yapmak istediğim için ne yapayım filan derken işte stand-up girildi devreye. Amerika'daki anlamıyla bir stand-up kültürünün Türkiye'de artık oluştuğunu gördüm. Tabii tabii yani bundan ne bileyim 20 yıl önce bu kadar komedyen yoktu. Dolayısıyla geri döndü diyemeyiz ama Türkiye'de yeni başladı gibi. O interaktif meselesi Türkiye'de biraz böyle yüz göz olmaya doğru gidiyor gibi. Evet, ne haber lan iyi seyirler. Öyle bir saçma muhabbete döndük. Ama seviyor insanlar bunu. Biraz böyle terapi gibidir o interaksiyon. Çekingen bir toplumuz aslında biz idik. İdik. Meğer... Değiliz. Bitti mi o iş? Ya içeride fırtınalar kopuyor.

Buna gülen gerizekalı, abi sen gülmedin diye. Diğer gülen insanlar niye gerizekalı? Herkese aynı şeyi gülemez ki yani. Bütün arkadaşlarınız seninle bile bile aynı mizahın başına sahip olduğunu düşünsene. Aşırı sıkıcı bir dünyadan bahsediyoruz. Eh abi yeter, birisi farklı bir şey söylesin.

Herkese merhaba. Aslına bakarsan da bugünkü konuğum sevgili Serkan Altun yine. Serkan'ı uzun yıllar Penguin dergisinde çizdiği karikatürlerden tanıyoruz. Fakat son dönemde yaptığı stand-up gösterileri de ralarımıza giriyor kendisi. Ben de bugün onunla Türkiye'deki mizan değişimini, stand-up kültürünün yükselişini ve Serkan'ın Berlin'deki yaşamı üzerine konuşmak istiyorum. Buyurun başlayalım.

Transkriptin tamamını oku

Hoş geldin Serkan. Hoş bulduk. Şu sıralarda daha çok çizmeye üşendim isimli stand-up gösterinle uğraşıyorsun. Ben de bu yaz izleme fırsatını buldum bu olduğunda. Evet. Çok da beğendim. Bu mizah başlamasına, bu neden mizah vardır ya bütün mizahçılara sorulması artık o kadar çok espresi yapıldı ki artık hiç sorulamıyor. O yüzden neden mizahla ilgilendiğinizi hiç kimse bilemiyor.

Bütün mizahçılar hep beraber neden mizah sorusunu şeytanlaştırarak neden mizahla uğraşmaya başladığınızdan bahsetmeyi engellediniz. E ama artık bu tabuyu yıkıyoruz. Neden mizah diye soruyorum ve senin bir röportajından bir alıntıyla. Diyorsun ki bütün çizerlerin yaşadığı aynı. Çizgili şeyleri okumayı seviyorsun ve sen de yapmak istiyorsun.

Bu kadar basit miydi? Evet, aynen öyle yani. Ben de çizeyim, çok eğlenceliymiş diye başlayıp... ...ondan sonra devam ediyorsun hayatına. Çizebildiğini görüyorsun galiba. Çünkü ben de denedim, baktım bir şeye benzemiyordu. Bıraktım yani. Tabii ki bütün çocuklar, çizgi, roman falan okuyan çocukların hepsi bir şekilde heyecanlanıp... ...ben de çizeceğim, ben de çizeceğim. Ama ben de çok iyi çizebilen birisi değilim. Çizerliğim kötüdür aslında. Zaten okullu falan da değilim. Sadece çok fazla inat ettim, yapacağım bunu diye.

Ama senin de... Böyle bir seviye galiba. Senin de çizgiliğin uzaktan görünce sana ait olduğunu hemen anlıyoruz. Yani üslup sahibisin yani. E tabi canım birazcık... Ya şimdi o kadar da kendimizi gömdük ama... Benim de bir kafam var bir yandan. Ama biraz öyle hakikaten ya. Yani inat etmek... Mesela bizim Selçuk Erdem de öyle çok iyi bir çizer değildir. O da çok inatçı olduğu için çizmeye başladı. Yani tabii burada hani işi tamamen böyle büyük sanatçısı olanlar var. Bahadır Baruter gibi falan. Yani orada başka bir dünyadayız zaten. Tasarım dünyası, heykel dünyası falan.

Sizde daha başlatılan mizah galiba zaten. Mizahın bir aracı olarak karikatür, bir aracı olarak senaryo, bir aracı olarak stand-up sanki. Evet, aynen öyle. Yani benim dertlerim var, anlatmak istiyorum bir şekilde. Kendi kendime eğlenmek de istiyorum. Çizmekten sıkıldım diye dert mi olur ya bu günümüz dünyasında ya? Millette ne dertler var abisi? Çizmekten mi sıkıldın Serkan'ım demezler mi?

Ya tabi herkesin bir derdi kendine abi de ben ne bileyim 30 yıl çizince azıcık bir sıkılıyorsun yani abi. Ya ben gene mi göz çizeceğim gene mi ağız falan diye. O yüzden gerçekten bu son 3-4 yıldır hissettiğim bir his özellikle bizim rahmetli Bobo'dan sonra iyicene uzaklaştım olaydan. Gerçekten çizmeyi üşendiğim için de ama mizah da yapmak istediğim için, ne yapayım falan derken stand-up girdi devreye. Yani babanın ölümünde bir katalizör oldu büyük ihtimalle. Çünkü babayı çizdiğin dönemde sonra da devam ettirdin. Gerçi ama yani o dönem de senin hayatında, kariyerinde önemli bir dönemlerden biri.

En az Penguen'deki devrin kadar kız daha kısa bir süre olsa bile akıllarda yer bıraktı. Hem Bobo hem senin. Bobo fenomen oldu ya kendi başına. Şimdi mesela sahnede azıcık Bobo'dan bahsetmeye başlayayım. Seyirciler arasında genellikle kadın seyircilerimiz. ''Aaaam''lar başlıyor hemen. Sonra da çok gülüyorlar. Çünkü çok da özleniyor anladığım kadarıyla kendisi. Ki ben de özlüyorum, çok normal. Kariyerimde de olsun, hayatımda da olsun çok büyük bir parça zaten. Heriften kopamıyorsun bir şekilde. Yani hepimizin de yüreğini bir şekilde bağladın babaya. Yani o da çok ilginç oldu. Hiç tanımadığımız halde hepimizin sevdiği bir köpek oldu. Ama köpeklerle biraz vakit geçiren herkesin anlayabileceği bir karakterdi gerçekten. Kesinlikle, kesinlikle. Gerçekten... Gerçi bir nasıl... Bu hani çoğu çoğu olmasının da getirdiği denyolukla diyeyim. Ama yani her cinsin bir denyoluğu yok mu? Var var ama... Gerçekten çoğular çok gerizekalılar yani. Bütün köpek cinsleri arasında en az eğitilebilir köpek çoğu mesela yani. Çünkü gerçi kedi gibi bir şeyler aslında. Mantık olarak öyeler. Bir tek çok iri kedi. Şimdi babanın vefatından sonra şimdi Pablo var. Şimdi Pablo var evet. Pablo'yu çizmeyi düşünüyor musun? Yok. Ya çünkü abi ben aslında çok seviyorum Pablo'yu çok seviyorum ayrı yani çizecek kadar da çok seviyorum hatta. Yani şu kadar seviyor ki geçenlerde Pablo'nun yaş günündeymiş yani o kadar seviyor. Doğum günü parsiyonlu o kadar deliyiz yani.

Yani çok seviyorum Pablo'yu ama çizmek istemiyorum abi. Çünkü sonra zaten hayatından çıkınca onlar çok üzülüyorsun. Bir de işin içinde böyle çizgi falan olunca iyicene çok kötü vuruyor beni. Yani o yüzden bir daha o topa girmek istemiyorum. Anlıyorum yani. Ama yani bir gün çizersen de Pablo'yu da merak ediyoruz. Çünkü senin de köpeklerle ilişkin bir hali enteresan. Sen de sıradan bir köpek sahibi değilsin. Orada şeyi görürsün, çok empati sahibi bir sahibi olduğunu köpeğin anlıyorsun. Bayağı empati kurmaya çalışıyorsun hayvanlara.

Ne düşünüyor diye anlamaya çalışıyorum. Bazen ben de aynı paralel düşüncelerde düşünüyorum. Sonra Ezgi toparlıyor bizi hep. Kendinize gelin diye Pablo'ya ayrı, bana ayrı. Bobo varken Bobo'ya ayrı, bana ayrı. Bir de bana kızıyordu. Bu çocuğu yoldan sen çıkartıyorsun falan diye. Ya ama hayvanların ne düşündüğünü gerçekten insan merak ediyor. Ben bir gün böyle bir kırlık mırlık yerde bir tavuğun peşine takıldım. Yani bu tavuklar ne yapıyor acaba bütün gün? Hani nasıl bir gündemleri var falan diye. Gıp gıp gıp gıp yürüyor. Ben de yanında yürüyorum. Ben yürüyünce o da rahatsız oluyordu. Ondan sonra yanında kafamı onun gibi hareket ettirip yürüyünce belli bir tempo tutturduk. Abi şunu fark ettim. Sürekli yürüyorlar. Pek bir hedefleri de yok. Bomboş geziyor. Hiç bokçu bu kadar boş gezen bir hayvan görmedim ama çok da eğlenceliydi yani. Ben en çok hayvanların şu şeyine çok gülüyorum. Mesela Pablo'da da, Boba'da da öyle. Köpekler üstünden örnek verirsem kediler de aynı şey geçerli. Her şey sürpriz abi. Yani aslında onlar sabahleyin uyanıyorlar. Mesela biz Pablo ile şimdi Berlin'den Türkiye'ye geldik 15 gün önce. O sabah uyandı Pablo ve hiçbir fikri yoktu Türkiye'ye geleceğine dair.

Evde takılıyordu, böyle oyuncağıyla oynuyordu. Ona öttürüyordu falan, koşuyordu, moşuyordu. Bir anda kucakladık, herifi havaalanına götürdük. İşte çantaya girdi, uçağa bindi. Bambaşka bir yere geldi. Her şey sürpriz yani, hiç bilmiyor. Ben ona çok gülüyorum açıkçası. Bir yandan da, ulan keşke biz de böyle sürprizle bir yaşasaydık. Bu kadar şuursuz olmak da iyi gibi. Heyecanlı bir şey. Ama bir yandan da çok zor lan.

Tabii ama bir de şey de var yani biz de bence insan olarak her şeye çok kolay alışıyoruz. Mesela ne bileyim bence her asansöre bindiğimizde falan hala biraz şaşırıyor olmamız lazım yani. Ama gayet normal bir şeymiş gibi davranıyoruz. Normal bir şey mi? Bir kutunun içindesin yukarı çekiliyorsun. Evet saçma sapan.

Ve hani ne kadar da güvenli acaba diye. Ya ben şimdi bile buraya gelirken biraz asansör fobim var. Orada bir kıllandım böyle. Vırt vırt oradan kapandı, buradan açıldı falan. Düşmesin abi. İşte orada asansör denetim firmalarına güveniyoruz. Orada bir şey oluyor onların rutin denetimleri. Bakıyorsun mavi bir kağıt yapıştırıyorlar. Tarihine bakıyorsun. Altında bir menajesi var. Peki hiç denetim yapılırken gördün mü? Ben sadece kağıdı görüyorum. Adamı hiç görmüyorum ki. Kağıdı yapıştırmaya zahmet ettilerse biri de bir bakar ya. Ayıp yani. Gelmişken hani şöyle bir bir iki kurcalamıştır herhalde.

Umarım kurcalıyordur ya. Neyse şimdi asansörden sakar konumuza dönelim. Tamam abi pardon. Bize de anlatın komik bir şey varsa aranızda konuşmayın herhalde. Şimdi derdi olmayan çizemez demişsin bir röportajında. Senin dert edindiğin şey ne oluyor? Temel bir dert mi var yoksa dertler değişiyor mu? Dertler değişiyor. Temel bir dert yok. Ama sürekli bir dert var ne bileyim abi. Senin de öyledir. Sen niye mesela podcast yapıyorsun yani? Bir şeyler merak ediyorsun. Mesela senin de derdin bu. Mesela bu Serkan niye böyle demiş falan diye merak ediyorsun. Başkası geliyor onunla ilgili bir şeyler. Zeytinyağı falan anlatıyordun diğer podcastlerinde. Dinledik onu.

5 kere falan derim. Çünkü bunlar dert yani. Senin için de dert. Hani bu zeytinyağı nedir diye merak etmişsin, öğrenmişsin derdim. Bir de anlatayım insanlar. Çünkü ben onu merak ettiğim zaman o bilgiyi bulamadığımda böyle acayip bir açlık oluyor. Bulduğum zaman da hani bir iki merak eden başkaları da varsa hani en azından işlerini kolaylaştırayım istiyorum yani. Ben o derdi çektim, sen de çekme kardeşim gibi. Ve bunu dert ediniyorsun bu sefer. Yani dertler sürekli değişiyor. Benim de dönem dönem kendi hem kişisel hayatım ya da ne bileyim gündemimiz dertlerimizi belirliyor bir yandan. Sağ olsun gündem de hiç boş bırakmıyor bizi sürekli. Evet o konuda iyi ama, iyi bir gündemimiz var. İyi de iyi yeter de yani o kadar da gündemimiz olmasa mıydı acaba? Bir gündem olarak kendisi olarak başarılı. Dünyada ilk 3'e 5'e gireriz herhalde. Türkiye'nin dünyada başı çektiği alanlardan bir tanesi gündem yaratmak olabilir.

Twitter'ın adı Twitter iken, başında daha Jack var iken, o zaman New York Times'e şöyle bir haber okumuştum. Gezinin biraz öncesiydi galiba. Melih Gökçe'nin böyle çılgın attığı dönem Twitter'larda. Böyle büyük harflerde. Bizarhashtogwarsinturkeydi

haberin başlığı. Türkiye'deki bir tuhaf bizarhashtag savaşları. Şimdi şeyi düşünmüştüm o zaman, bir Amerikalısın falan, gazeteyi açıyorsun. Ya bu nasıl bir manşet ya? Bizar hashtag wars in Turkey. Ya bir de Türkiye'de ne yapıyorsunuz abi siz? Neyin peşindesiniz? Hayır bir de haber metnini çevirmeye çalışmış. Yani şey bir hashtag açmış Melih Kökçek. Gerçekten anlaşılır gibi değil o zamanın gündemiyle ilgili abuk sabuk bir şey. Bir de onu İngilizce'ye çevirmeye çalışmışlar. Ona gelen muhafifetin cevaplarını falan. Türkiye'deki trollerin fotoğrafını çekmeye çalışmışlar. Olacak gibi değil yani. dediğin 12-13 yıl önceden bahsediyoruz. Evet evet yani. Hem uzak hem yakın bir zaman. Şimdi iyicene artık hashtagler. Gerçi bir toparladı gördüğüm kadarıyla. Twitter mi? Yani hashtag kısımları en azından. Mesela 5-6 sene önce iyicene saçma sapan, anlamsız hashtaglerle bir takım böyle gündem belirleyici şeyler kovalıyorlardı ya. Evet orası çok acayip bir dünyaydı o. Bir de ona tıklayınca birbirine hiç benzemeyen ard ardın tweetleri görüyordu. Evet ve hepsi haini falan. Çok acayip. Botlar bunun yaptığı bir şeylerdi herhalde o yani. Herhalde işte aklımız ermesi teknolojik. O kadarını da şey yapmayın. Çokta kurcalarsan bu şeye... İnstagram'a falan gidin, Serkan'ın bir iki videosunu görün, bir karikatürünüz. Yeter. Yeter ya yeter kim nerede ne yemiş, bu yemeği nerede yiyebiliriz? Mesela benim Instagram'da en ilgilendiğim şeylerden bir tanesi şu ara şey, kuşlar. Kuş takip ediyorum. Sen algoritmada tabii sen mi kuş takip ediyorsun, sen kuş mu takip ediyorsun? Al sana kuş bir tane daha, bir tane daha, bir tane daha yardım edeyim. Evet yani kuş dediğimde güvercin falan değil tabi ki yani şey, papağanlar. Şu ara mesela onlara çok kopuyorum, çok istiyorum. Keşke bir papağan gelip konsa da satın almak istemediğim için tabi ki. Peki daha önce yani papağan sahiplerinin forumlarına falan girmeye başlamışsındır diye tahmin ediyorum. Yok ona girmedim çünkü bu hissimden sonra uzaklaşırım diye. Çünkü oraya dertleri anlatacaklar. Bir sürü derdi var. Ama yani hazırlıklı olman lazım.

Ama işte zaten benim de papağan edinmek için bir papağanın gelip balkona konup bana sahiplenmesini umuyorum. Yani bu da çok düşük bir ihtimal olduğu için şu anda sadece Instagram Reels izleyerek mutlu oluyorum. Tamamen ulumlu tarafındayım diyorsun yani. Evet, tabii tabii canım. Yalnız olsa gerçekleşmeyecek. Aynen öyle. Konuşuyor, havluyor falan. Güzel. Böyle yurt dışında okurken şofbenim bozulmuştu ve tamirci getirmek falan şofbenin değiştirmesi gerekiyordu. Çok eskidi 500 euro falan gibi paraydı yaz başlangıcıyla. Ben dedim ki soğuk duş yaparım ben. 3 ay falan direneyim. Yazımızı atlatayım, tatil harcayayım o parayı. Ondan sonra hallederiz diye düşünmüştüm. Ve bir süre sonra o kadar çok üşümeye başladım ki çok baya soğuk yani. Yaz da olsa Fransa yazı yani.

İnternette forumlara gidiyorum. Soğuk duş yapanların forumları var abi. Ve bazıları o kadar kararlı ki bu konular. Yani forum açılmış, nicknail'ler alınmış. Bu nasıl bir işsizliğin seviyesi? Evet, avantaj ve dezavantajlarını yazıyorlar. Birbirleri tavsiye verenler var. Ben kendim onu okurken buldum. Yani bazısı ekoller var, hemen suyun içine gir diyenler var. Alıştıra alıştıracılar var. Oğlum duş üzerinde bu kadar konuşulur mu ya? Abi kettle'da su ısıtıp ılıştıranlara karşı hardcore şeyciler var. Soğuk su, su bardağı. Sen ne saçmalıyorsun?

Gerçekten insanoğlunun denyoluğunun sınırı yok ya. Yani papağanda da neler vardır neler. Papağan da inanılmaz ağabey. Papağanlar çok iyi ya. Çünkü süper. Full troller bu arada. Ağabey bir de şey var ya, papağan değil de böyle arkasına doğru saç böyle taç gibi olan beyaz bir arkadaş var. Çılgın gibi. Bir de bir papağan türü galiba. Papağan, papağan hepsi papağan. Ben onun büyük hastasıyım. Onlar büyük troll. En kötü onlar yani. Ama en eğlenceli de onlar. Evet de yani onu böyle evde mevde olsa yaşatmaz seni herhalde. Tabi tabi delirtir. Şeyleri seviyorum ben. Şu yanakları böyle kırmızı olanlar var. Böyle sanki rujla yanağına sürmüş gibi. Onlar çok tatlı abi. Papağanın hep bir gündemi var yani kendi kendine. Hep ona bakmak zorundasın gibi. Evet ilgiyi topluyor bir şekilde. Belli ki o kadar video gördüğüme göre ıslık çalıyorlar falan. en çok çaldıkları melodi ya bu herhalde instagram yüzünden dağılmış bir melodi çünkü 10 papağandan bir tanesi şunu çalıyor

Full bunu çalıyorlar. Hani bu papağanların bir şarkısı gibi mi? Ya da bir şekilde... Yani papağan da diğer papağanı internetten görüyorsa... ...hani bu internetin getirdiği bir papağan... Olabilir çünkü onu da gördüm. Instagram Reels kaydıran papağan da gördüm patisiyle falan. Şey pati ne o? Pençesiyle. Peki böyle böyle papağanlar kendi aralarında... ...Instagram'da falan iletişim kurup böyle bir şuur sıçraması yaşayıp... ...akıllansalar falan harika olmaz mı? Konuşsalar böyle gerçekten hani. Cümlenin devamı gelse yani. Sadece böyle boncuk babacım demese de... Yeter ulan! Akıllı olun!

İnsan oldu. Çok iyi tavsiyeler falan veriyormuş. Böyle papağandan ayrılamıyormuşsun. Abi ben ayrılamam. Bu arada gerçekten konuşuyorlar ya baya. Cümle kuranları var. Hakikaten var bu arada. O kadar bilinçlisi var. Böyle sahibiyle şey yapıyor. Sahibi de demeyeyim de insanıyla böyle atışıyor falan. Duruma göre o herhalde söylediği şeyin sahibinde yarattığı reaksiyonu öğrenmiştir. Büyük ihtimalle. Muhtemelen. Öyle olduğunu umuyorum. O kadar da akıllı değildir diye düşünüyorum ama

Papahanların o kadar da akıllı olduğunu bilen ve bunun hakkında somut delili olan lütfen bize ulaşsın. Ya da Serkan Bey ulaşsın. Çok o bakıyor kuşlara gibi gözüküyor. Serkan asansörden sonra kuşlardan da çıkalım. Sürekli gündem kaydıran adam. Gerçekten harika oldu.

Şimdi Türkiye'de son yıllarda böyle bir stand-up'ın bir rönesansı, bir geri dönüşü, bir stand-up meselesi var ülkemizde veya dünyamızda da. Bunu konuşmak istiyorum. Niye stand-up bu kadar? Niye yani? Ne oldu şimdi durduk yere? Türkiye üzerinde bence geri dönüş değil, aslında tam aslında çıkışı. Çıkışı. Amerika'daki anlamıyla bir stand-up kültürünün Türkiye'de artık oluştuğunu görüyorum. Aynen öyle yani. Tabana yayılması. Tabi tabi yani bundan ne bileyim 20 yıl önce bu kadar komedyen yoktu. Dolayısıyla hani geri döndü diyemeyiz ama Türkiye'de yeni başladı gibi. Yani geri döndü dediğin bir dönem işte Cem Yılmaz'ın çıktığı dönem birkaç kişi yine Atatürk'e vesaire hani böyle stand up Türkiye'de vardı. Evet ama 5 yani. 6. adam desen sayamazsın. Stand-up'ı değil, komedyeni konuşuyorduk. Stand-up'ı daha sonra konuşmaya başladık. Bunun bir tekniği olduğu, kültürü olduğu, gösteri, matematiği olduğu falan yavaş yavaş genel kitleye yayıldı demek ki. Hala da tam yayılmış değil. Ben sahneye çıktığım zaman görüyorum. Genelde insanların şöyle beklentisi oluyor. Başka komedyen arkadaşlarımla da konuştum. Onlar da yaşamışlar bunu. gösteriye bir daha geliyor mesela, ya aynısı oldu falan. Abi evet bu bir oyun ya yani bir sürü insan şeyi zannediyor yani her akşam çıkıp böyle hadi bakalım bugün de ne konuşacağız acaba diye çıkıyormuşsun zannediyorlar. Değil yani bir metnimiz var. Burada da şu anda hani bunu bilmeyen insanlar varsa söyleyeyim. Belli bir süre o metne oynuyoruz yani bir sene iki sene. Ama şu oluyor, yani ben aynı oyunlara iki defa gittiğim oldu stand-up'ta gösterilere. Arayı biraz açarsanız bir sene gibi, aslında şovun da bazı değişikliklere uğradığını görüyorsunuz. Çalışmayan şakalar gitmiş, daha yeni çalışanlar eklenmiş, zamanlamalar değişmiş. Yani bir stand-up'cunun 1. yılında falan çok daha olgunlaşmış bir eserini görüyorsunuz. Evet, oyunun yani en iyi zamanı aslında başladıktan bir sene sonraki zaman en iyi zamanı haline geliyor. Çünkü o arada hakikaten dediğim gibi çalışmaya şakalar atılıyor. Sen o sırada ne bileyim çoklu gösterilere çıkıyorsun ya da sürpriz işte açık mikrofona çıkayım da birkaç şaka deneyim diyorsun filan. orada çalışan şakayı alıp oraya ekleştiriyorsun bilmem ne derken, bir sene sonra o oyun aslında en iyi haline geliyor. Bir de tabii ister istemez bir şekilde şey de var şu anda, Türkiye'de özellikle. Yine bir grup insan stand-up'u böyle sanki komedyenle işte sahnede Hasan Cankaya yüzünden böyle bir şey gelişti. O interaktif meselesi Türkiye'de biraz böyle yüz göz olmaya doğru gidiyor gibi sanki. Evet, ne haber lan iyiliklerine falan öyle bir saçma muhabbete döndü. Ama şeyde de yani bu interaktif yurt dışında da var. Türkiye'ye de geldi bu Dragon var mesela. Çok da başarılı yani bence. Birkaç örneği daha var. İşte bir İngiliz abi var ya kravatla çıkıyor sürekli. Onu da getirdi tuz biber ama. Jimmy Carter. Ha evet mesela onun da interaction'ı falan kuvvetli. Belki izleyici de ha bu böyle bir şey demek ki diye geliyor. Ama bizde de... Normalde öğrenciler bile derste soru sormaya çekindiği bir kültürden hızlıca buna nasıl da evlilik açıyorlar. Evet, ne ara değil mi? Yani ben mesela şeylere falan çok şaşırıyorum işte. Hasan Cankaya'da ya da ne bileyim işte, tutkun boğuşmakta falan. İnsanlar böyle hayatlarını anlatıyorlar ya mikrofonda. Bir de çekiliyorlar yani. Abi aklım almıyor benim. İnsan gidip bunu niye anlatır? Benim eski sevgilim yavşaktı falan diye böyle bir şey anlatmaya başlıyor. Abi o da izleyecek ya. Bir de şey bir kamera çekiyor, farkında değil misin diye. Yani herkes görecek falan hani ne bileyim.

Ama seviyor insanlar bunu. Biraz böyle terapi gibi de o interaction biraz... Evet ama bazıları bayağı sert şeylerden bahsediyor. Tabii tabii canım. Dramatik şeylerden bahsediyor. Ve buna gülünüyor ve bu kötü bir şey de değil gibi geliyor bana. Tam bilemiyorum yani böyle bazen de iyi bir şey de değil gibi de geliyor. Ya orası bir karışık. Ben de çok anlayabilmiş değilim ama dediğim gibi en çok herkesin bu kadar kendini rahat rahat anlatabiliyor olmasına şaşırıyorum yani. Yani ben böyle bir toplumda büyüdüğümü hatırlamıyorum. Hani ne ara oldu bu?

Bence şöyle bir şey var, herkes çok yalnız. Bunu mesela şimdi sosyal medyadan da anlayabiliyorsun aslında. Şimdi bir sürü böyle iyi takipçisi çok olan sosyal medya fenomeni, halk ekmek gibi şeyler gibi hesaplar falan. O hesapları mesela böyle not defteri gibi kullanan çok insan var. DM'den sürekli ona bir şeyler atıyorlar, yazıyor öyle. İşte bugün Burcu'yla ayrıldık falan diye. Bana da başıma geliyor. İlk başta hani takıntılı birisi ya da işte ne bileyim herhalde bir akıl sağlığı sorunu var falan diye düşünüyorsun. Sonra şeyi fark ediyorsun, bu bayağı oraya hayatından dolayı bana bir şey sormuyor. Benimle hiçbir ilgisi yok. Hayır. Sen onun tanımadığı birisisin ya. Dolayısıyla sana anlatıyor. Sen de onu yargılamayacaksın. Çünkü onu yargılayacak kadar tanımıyorsun. Aslında birazcık böyle bir durum var. Bir şey de yazmıyorum ama böyle ara ara karşıma çıkan birkaç hesap var. Bir tanesi böyle teyzesinin kızının düğününe mi gitmiş bilmem. Hiç anlamıyorum da konuyu da bilmiyorum. Böyle iyi falan deyip devam ediyorum hayatıma. Tabii çünkü sen anla diye anlatmıyorsun. O kendisi içinden çıkartmak istiyor. Onu bir şekilde bu interaktif

komedi şovlarında da aynı şey geçerli. O yüzden mesela 2024'ün kelimesi Türkiye'de biliyorsun kalabalık, yalnızlık seçildi. Bu aslında çok net anlatıyor. Herkes aslında çok arkadaşında var ama... Şimdi biz seninle takılıyoruz ama ben sana bir şeyimi anlatsam, bir derdimi... Ben orada senin mesela bir bakışını yakalayacağım. Ya da hiçbir şey yakalamasam bile sonra sen gidip arkandan, ''Oğlum Seherihan neler yapmış ya?'' falan diye anlatacaksın. Ama şimdi alakasız birisi olunca dedikodumu da yapamazsın. O yüzden ben her şeyimi anlatabilirim.

Ya da Hasan Can Geki ya da Tutkun Boğuşmakta gibi, yap ulan yap. Orada böyle bir tavır da var. İddiada var. Dedikodumu yapmasınlar, ben anlatıyorum zaten hepinize, hepiniz duyun. Dedikoduya da dönmez artık. Yaydım abi, public bir şey oldu benim derdim gibi. Evet, evet. Değişik bir durum. Çünkü gerçekten yurt dışında okurken yabancı hocalardan şeyi duyardık. Türkiye'de ya da bazı Balkanlardan da, Orta Doğu'dan gelen öğrencilerin...

Hocalarına genelde daha itaatkar oldu. Çinliler de öyle demiş mesela. Hiç çok soru sormadı vesaire. Batı ülkelerinden gelenlerin, Batı Avrupa ve Amerika'dan gelenlerin de özellikle Amerikalıların car car car hocaya sürekli o niye böyle, bu niye böyle diye böldüğünden bahsederlerdi. Yani bir tavır farkı olarak. Ondan ötürü diyorum yani çekingen bir toplumuz aslında biz idik. İdik. Meğer... Değiliz. Bitti mi o iş? Ya içeride fırtınalar kopuyormuş, bitti o iş. Yırtıldık mı ya? Yırtıldık. Ve stand-up dünyasında da yansıması şöyle oldu. Bu kadar çok komedyen nereden çıktı falan. Evet, gene herkesin derdi var. Dertli bir sürü insan var. Ve şöyle de bir, aslında bir inanış da var. Ve çok yanlış bir şey de değil. Ya ben de komiğim lan, inanışı var. Çok yanlış değil. Herkes bunu böyle değilsin gibi ya da işte madem komiksin çık anlat falan gibi bir şey yapıyor. Herkes bunun tersi çıkıyor. Ben öyle düşünmüyorum abi. Evet, herkes de çok komik. Bazı adamlar hiç kendisinin farkında değil ne kadar komik olduğunu. Bir de şöyle bir şey var. Herkes hayatında boyunca bunu yapmak zorunda değil. Bazısının bir 10 dakikalık öyle bir hikayesi vardır, bir anlatır ki başka da bir hikayesi yoktur belki. İnsanları güldürecek ama yani delirebilirsin. Çok komik olabilir o. Evet, aynen öyle. Ve hani... Hayatınız boyunca bunu yapmak zorunda değil ama bir kere sahneye çıkıp bunu anlatabilir yani. Tabii ki. Yani bu... Yani niye çıkmasın ki yani? O yüzden gerçekten böyle bir saldırı... Zaten bir sürü insan da şey... Okuyorum böyle sosyal medyada yine tabii ki. Ya bu kadar komedyene ne gerek var? Abi işte çoğu kötü olabilir. Hani illaki günün sonunda zaten iyi olanlar devam edecek. Bir de şöyle bir şey de var. Halka şu yok mu? Yani bu da kötü diyorsun da, tek bir kanal var ve birileri bu komedyenleri seçmiş ve akşamın sekizinde tek kanaldan sana zorla vermiyor ya. Kapat, başka şey izle. Aynen öyle yani. YouTube denen şey öyle bir şey değil evet. Yani bir planlı bir yayını yok. Sen de ona maruz kalmak zorunda değilsin. Dediğin gibi kapatabilirsin. Bir de şöyle bir şey var bizim halkımızda.

Genelde, yani bilmiyorum belki yurt dışındaki insanlarda da vardır o. Ama Türkiye'de daha çok maruz kaldığımız için biliyorum. Buna gülen gerizekalı... Abi sen gülmedin diye. Diğer gülen insanlar niye gerizekalı? Herkese aynı şeyi gülemez ki yani. Böyle bir dünya da yok. Yani kabul et. Ya ne kadar kötü olurdu düşünsene. Herkesin aynı mizah anlayışına sahip olduğunu. Bütün arkadaşlarınız seninle birebir aynı mizah anlayışına sahip olduğunu düşünsene. Aşırı sıkıcı bir...

Dünyadan bahsediyoruz ya. Eh abi yeter, birisi farklı bir şey söylesin. Zevkler diğer zevklerde de aynı. Bir de değişiyor da yani ben 20 yıl önce güldüğüm şeye bazen şimdi görsem gülerim, belki de hiç gülmem yani bir fikrim de yok. Orası öyle canım. Eski karikatürler çok gülmüyorum mesela. Ya ben kendi çizdiğim 20 yıl önce çizdiğim karikatüre bakıyorum, bazen Allah belamı versin diyorum. Nasıl çizmişim bunun şakasını zaten. Bana da oluyor bazen. Bunlara mı gülüyorduk? Biz yaa falan. Abi, hani hem o... Ya bir de şey... Ben de hafif aptalmışız gibi hissettiriyorum. Hafif mi? Biz, Serkan biz aptal mıydık acaba? Abi büyük geri zekalıydık. Bizim jenerasyon da... Hala da tartışılır. Yani ciddi bir deniyoluk vardı galiba ya. Var abiciğim. Bizim jenerasyon hala aynı geri zekalılıkla hayatımıza devam ediyoruz. Bu X kuşağı dediğimiz. Hiç kimseyi de çıkartamadık da. Bakma yani bir numaramız da yok. Bir numaramız da yok sadece... Böyle tarihe geçecek bir şahsiyet çıktı mı? Yok. Kim yani X'ten... Yılın mask var olur mu?

O bizden küçük değil mi ya? Y kuşağı. Yok o büyük. O 72'li falan hatta. Ha öyle mi? O büyükmüş. Baya büyükmüş. Ekperiyet ilkesine göre. X'in başıymış o. Ama işte X'in başını da tutan da bu. Ya da ne bileyim Trudeau var. Kanada'da. Öf sıkıcı. Fransa'da da Macron var. Oğlum böyle kuşak mı olur ya? Çok kötü valla bizim kuşak. Bir tek biz böyle içip sıçıp hıyar gibi gezmeyi biliyoruz gibi geliyor bana. Tek bildiğimiz şey bu. Abi biz galiba böyle dünyanın enteresan bir refah çağının son dönemine denk geldik. Oduncu gömlekle falan gezdik. Ki hala üstümde gördüğün gibi. Evet onu fark ettim zaten. Yani her şey de iyiye gidecek ya. Güzel ya böyle falan gibi bir aptalca bir imsallikle buralara vardık diyerek ufak bir ara verelim. Aradan sonra Serkan Altun yineyle birlikte ağlaşmaya devam edeceğiz.

Evet, Serkan Altunili'yle beraberiz ve ne üzerine konuştuğumuzu tam olarak hatırlamıyorum. O da hatırlamıyor galiba. İşte neden mizah? Neden mizah konuşuyorduk? Ama şeye gireceğim. Şimdi bu neden mizah da Türkiye'de arttı dedik. Gerçekten çok çeşitliliği çok arttı mizahın. Mizah dergilerinin dijitalleşmeyle beraber ortadan kalkmasıyla ben çok üzüldüm mesela o dönem. Gerçekten işte Selçuk Erdem'le de o dönem çok konuştuk. Acaba kurtulabilir mi vesaire mi? İşte böyle bir takım danışmanlara gidildi. Ben gittim.

O bana geldi, işte acaba kurtarabilir miyiz diye. Hani finansal tanışmaları falan filan. Ama yürümüyordu, belliydi yani. Yok, hiç. O bitti ama stand-up'la özellikle ve YouTube'daki komedi mizah şeyleriyle, ne derler adına programlarıyla, kanallarıyla, daha sonra ana akımlaşmasıyla Türkiye'de bir mizah patlaması olduğunu görüyoruz. Yani bir şey öldü zannederken aslında başka bir şey doğuyormuş meğer. Ama aynı zamanda memlekette insanın böyle espriye, şakaya, tamir seviyesi bazı yerlerde çok düştü, bazı yerlerde çok yükseldi gibi geliyor bana. Böyle kafam çok karışık. Ne diyorsun? Yani hiç eskiden yapılamayacak espriler yapılabiliyor cinsellik ya da inanç konusunda bizim gençliğimize göre. Ama bir yandan da en alakasız şeyden bile birdenbire insanlar tetikleniyorlar bu yeni ifadeyle. Tahammülümüz yükseldi mi, aşağı mı indi? Ben anlayamıyorum. Açıkçası ben de çok net bir şey söyleyemeyeceğim. Bir tek şey mizahın çeşitlenmesiyle ilgili bir şey daha bu Instagram reels skeçleri mesela o da ayrı bir... Orada sırf skeç yaparak. Çok komik skeçleri olan insanlar var. Onların bir kısmı sahneye de gittiler falan. Hani sahnede de çıkalım falan diye. Bazısı çok iyi, bazısı çok kötü. O da güzel ama. Evet o da güzel. Ya bir de bazısı mesela, yani çoğunun skeçlerine çok bayılıyorum. Sahnede izlediğim zaman, bazısı hakikaten sahnede de aynı istikrarlı, aynı performans veriyor. Çok komik herif falan ya da çok komik kadın falan diyorum.

Ama bazısı da evet sahnede olmuyor. Ben şey diyorum o zaman abi keşke skeçten devam etse ama skeçte devam ediyor. O da onu öğreniyor işte. Öğreniyor abi yani. Bu benlik bir durum yokmuş abi burada diyor öbürü de deniyor. Evet yani bunu denemeden de öğrenebileceğim bir şey değil yani mecbursun zaten bunu yapmaya. Yani işte ben bilet alıp izleyici olarak gittiğimde bir özellikle mizah gösterisi beklediğimi vermiyorsa üzülmüyorum. Yani en azından devam etmeyecek onu görüyorum.

Orada bir de zaten komedyen iddiasıyla sahneye çıkan adam daha çok üzülüyor, emin ol. Çok zor bir şey. İnsanlar sana zaman ayırıyorlar, para ayırıyorlar falan. Hani onun karşılığını veremediğini anlarsan da çok üzülüyorsun. Yani benim bazı sahnelerim kötü geçiyor. Mesela o günler baya ben çok mutsuz oluyorum. Bir buçuk saatimi aldın lan sana bakışlarıyla. Evet yani demese bile ben şey hissediyorum ama ayıp oldu lan insanlara falan. Adam o kadar gelmiş. Hani hakikaten bir saat yol, bir de yolu var bunun. Bir saat geldi, bir saat gitti.

Evet de insan var, neler yapıyorlar abi o bir saatlerde ya. İzleyiversinler ya. Riyazılara bakıyor, TikTok'a bakıyor o bir saatte millet. Ya olsun ama gene de insan bir geriliyor. Doğru. Ama şeye açısından da... Trafik falan evet o biraz sorumlu. Evet abi onlar çok şey. Şakaların hangilerini yapabiliyoruz falan. Evet o sınırlar çok karıştı. Bazı şeylerde bu SJV dediğimiz işte hani politik doğuruculuk ki katılmakla beraber politik doğuruculuğa, politik doğuruculuğun bizi çok yorduğunu görüyorum ben mesela. Hani aman abi onu öyle demeyelim, bunu böyle demeyelim derken hiçbir şey diyemeyen hale geliyorsun ya bir anda. Ya evet yani ben de o ikilemde kalıyorum. Ya eskiden taraftar olduğumuz bir şeyi şu anda hani biraz cılkı mı çıktı işte falan diye böyle düşünüyorsun. Biraz değil bayağı cılkı çıktı. Sonra şunu düşünüyorum, ulan yaşlandıkça ben mi muhafazakarlaşıyorum? Kafası mı geldi lan bunun diyorum. Aslında diyorum doğrusu bunlar da hani ben mi acaba, aa diyorum ihtiyarladım galiba falan. Sonra yok lan o kadar da değil, daha genciz diyorum. Falan kafalar gidip geliyor, sen ne durumdasın? Ya ben açıkçası ya bu politik doğruculuk kısmında yani bir kere zaten karım dolayısıyla çok dışına çıkma şansım yok yani ister istemez yani. Çıkarsam da o beni yoluma sokuyor bir şekilde. O da bir kafa rahatlı değil mi be? Rahat tabii canım hani. Hanım köylüsün yani. E tabii çok denyolaşırsam o diyor ki gerizekalı gibi konuşuyorsun. Ha tamam diyorum. Okey doğru haklısın falan. Kendimi düzeltiyorum birazcık. Ama bir yandan da dediğim gibi çok şikayet etmeye başladım artık. Şey yani hiçbir şey söyleyemez hale geldi herkes.

Aman onu söylemeyelim abi. O zaman hiç derdini anlatamıyorsun. Bu da sakıncalı. Ve işte bu... Ya hele mizahta abi. Mizahta evet. Ben her şeyi söyleyebilmediğimi... Onun şakası yapılır, hala Erbuk'un şakası yapılır kesinlikle. Bu 20 yıl hacı da fikrim buydu. Hala değişmedi. Ben orada şey diye bakıyorum ya. Yani her şeyin şakası ve her türlü kelimeyle bence yapılabilir. Önemli olan kontekstine bunu. Üslubu ne ve niyeti ne? Niyetine. Aynen öyle. Yani bu üçü konteks, üslub ve niyette eğer bir sorun yoksa her şeyin şakası yapılabilir yani.

Kesinlikle. Ya onda da üslup kötüyse de onun tepkisi bunun şakası yapılır mı değil, bu üslupla yapılır mı? Ulan bu ne biçim şey. O teknik bir mesele ama yani şakanın işte icra edilmesiyle, delivery ile ilgili bir sorunu yani. Aynen öyle ve bunu yapan çok iyi bir mizahçı da olsa işte ister stand-upçı, ister karikatürist, ister skeç komedyeni neyse ne yani ister televizyona ya da film yapan birisi olsun.

Yanlış da yapabilir çok iyi birisi olmasına rağmen o delivery'i beceremeyebilir o şaka özelinde. Ama onu uyardığın zaman da bu şekilde uyarırsan da o da kendini toparlar. Zaten Allah'tan benim gördüğüm kadarıyla komedyenlerin, mizahçıların büyük çoğunluğu bu şuurda. Bunun şakası yapılır mı diye cevap geldiği zaman hiç o kafaya girmiyorlar yani. Demek ki iyi anlatamamışım diye düşünüyorlar. Herkes kendisini öyle toparlamaya çalışıyor. Bu çok önemli bir meziyet ama çok olan bir şey değil özellikle. Benim tanıştıklarımın çoğunda bu meziyet var. Yani öz eleştiri açıklar diyorsun. Açıklar açıklar. Herkes bir şekilde o feedbacklerle besleniyorsun ya.

Biraz sektörün dinamizmi de bunu getiriyor olabilir. Çünkü bir seti denemek için çoğu zaman maddi karşılığı hiç tatmin edici olmayacak kadar az sayıda insana da çıkıyorsunuz, sık çıkıyorsunuz. Çünkü onun oturması lazım o setin. Yani bazen görüyorum işte 20 kişi, 30 kişi tamam. Yani yapılıyor, onun ekonomisi ne olacak zaten. Ama bu şeyi gösteriyor. Yani para için yapılmıyor. Bu set otursun diye prova gibi aslında.

Üzümlü prova gibi bir şey. Aynen öyle. Benim 13 kişiye çıktığım da oldu, 500 kişiye çıktığım da oldu. Hep oluyor yani. Bunlar şey değil. Bu da şey getiriyor tabii yani, herkes herkesi izliyor. Altılı altılı çıkılıyor, tek tek çıkılıyor. Yani istediğiniz an izleyebileceğiniz bir stand-up performansı var. Ve eğer komedyenseniz siz de zaten izliyorsunuz, yorum yapıyorsunuz. Onun herhalde çıkışında işte kulisi var öncesinde, sonrasında gidiliyor, birileri içiliyordur böyle. Genelde mesela ne bileyim 6'lıların kulisindeki hani böyle sahneden Özgür indin de orada şu şakayı abi şöyle yapsaydın filan diye kimse bir şey söylemiyor çoğunlukla genelde inen adama

Ağabey iyiydi, çok iyiydi falan, zart zart. Hani böyle bir... Ya ilk başta olur, emeğine sağlık, gönüllüne sağlık, yüreğine sağlık. Ama sonra böyle bir... Sonra arkasından konuşuluyor o. Mesela çünkü bence samimi olan da o. Ben arkadaşlarımla mesela arkamdan konuşmasını istedim. Normal bir sosyal deneyim. Beni niye yoruyorsunuz? Kendi aranızda konuşun yani. Oradan bir sonuç çıkartın, bana yansıtın. Ben hazırlık çalışmalarında bulunmayayım mı benim yargılanmamın? Evet abi çok sağol. Beni direkt yargılamayın ya. Arkadaşlarımda da öyle beklentim odur benim. Ben arkamdan konuşan adam benim arkadaşımdır abi. Böyle gelip hani dost acı söyler. Söylemesin lan zaten yani böyle dost mu olur? Delikanlı arkadan konuşur diyorsun. Tabi abi yani çünkü o öyle olucak. Ben de herkesin arkasından konuşuyorum. Arkadaşımım şey demem yani. Çünkü üzülür abi herif bir iş yapmış. Bu ne biçim filan. Bir de şu da var. Belki ben de çok anlamamışımdır. Ha evet. Şimdi yani ben de kimim ki yüzüne yüzüne söylüyorum doğruları yani. Aynen öyle çünkü dedikoduyu yaparken düzelme ihtimalim de var. Yani ne bileyim mesela mimar bir arkadaşım var diyelim ki nasıl olmuş abi mutfak çok iyi ya bravo eline sağlık falan diye çıkıp sonra başkası oğlum ne biçim mutfak yapmış falan dediğin zaman öbürküsü

Olur mu abi gayet iyi bak bilmem ne falan bir şey dediği zaman sen ha evet ben anlamıyormuşum demek ki diyebilirsin yani. Abi yani uzmanı olmadığın bir alanda çeke akıl olmak okeydir bence ya. E tabi. Yani ben ne bileyim abi. Yani şeyi bir arkadaşım beni uyandırmıştı bu İstanbul'daki vapurların bir ara tipi nasıl olsun diye bir oylama yapıldı internetten. Evet evet en son buldum. Yıllar evveldi. Zaten o oylama sonucuna bakamadı da. Ben de bunu çok hoşuma gitmişti gitti. falan, gittim gururla oy verdim. İşte biz belli bir kesim, belli ki bir tipe oy veriyorduk. O bile bir siyasi bir şeydi belli ki. Evet, ben de oy verdim. Eski vapura benzeyen bir vapur vardı. Hep beraber, niyeyse o da, ben de gururla oy verdim falan. Bir arkadaşıma da anlatıyorum, işte böyle ne güzel dedim, her şeyi böyle sorsalar halka falan. Adam dedi ki, abi dedi, bence bana sormasınlar dedi. Ulan ben ne anlarım dedi, geminin yanaşması için kaç metre olması lazım, denizcilikle ilgili hiçbir kavramı bilmem, ne kadar yakıt yakıyor onu bilmem.

Hiçbir fikrim yok. Oğlum bize sormasınlar manyak mısın? Her şeye sorulur mu insanın? Evet, kesinlikle doğru bu arada. Doğru. Hiçbir fikrim yok ki. Zaten o yüzden seçilmiyor musunuz abi? Kararları alın. Ama mümkünse düzgün karar alın. Bizde de bir de ama şöyle bir sıkıntı var. Ülkecek. Ama ütüye de benzemesin tabii yani. Evet, ütüye de benzemesin. Kararı siz alın diye bırakan insan da sonra her şeyi bırakıyor. Öbürsünü ne karar alırsa alsın. Abi dur öyle de değil ya. O kadar da salma adamı biraz. Ya bir şeyin niye olmadığını da, niye onu tercih etmediğini de anlat.

Bunu tercih ettim çünkü işte bu böyle böyle özelliği var. Diğerini istemedim çünkü şöyle şu sebeple oluyor. Yani ben de zaten çok uğraşmam herhalde işim var, gücüm var. Tabii ki herkesin kendi gündemi var neticede. Yani papağan gibiyiz. Peki

bir de Türkiye'de bu siyasi mizah meselesi ara sıra gündeme geliyor. Genelde şu söylenme işte 90'larda, 80'lerde eskiden işte siyasi seçtilerle ooo nasıl dalga geçilirdi. Şimdi hiç cesaret edemiyoruz. Acaba neden? Şimdi bu doğru gibi. Çünkü biz çocukken falan, hatta ilk gençliğimizde böyle kukla plastik şov falan vardı. Kukla başbakan, kukla diğer bakana falan komiklikler yapıyordu. Kimsenin de pek bir şey olmuyordu. Bir dava mava başladığından hatırlamıyorum onları. Bildiğim kadarıyla yok. Bir iki açılan oldu ama onlar da sonra geri çekildi falan gibi. Hani öyle bir gündem olmuyordu. Evet yani zaten hayatın içinde bir şey değil. Yani Demirel'in ya da Özal'ın ya da başka bir siyasetçinin kadın kıyafetinde göbek atarken bir karikatürün görülmesi ne onların itibarını azaltıyordu ne de bizi çok etkiliyordu yani. Ayrıca politik doğruculuk açısından yanlış bir hareket. Niye kadın olunca itibarın mı düşüyor? O zaman onlar yoktu. Nazım Hikmet için anlatırlar. Yıllar evvel Nazım Hikmet gençken Moskova'da komünistlik ediyor, üniversitede okuyor falan. Gaza gelmiş iyice. Bir tane iddiatçı nispeten yaşlı, herhalde biz yaşlarda. Bir abi de Fransa'dan Bransa'dan eski iddiatçı geliyor. Bu iddiatçı Paşa'ya kızıyor. Paşa'm elinizde imkan vardı, niye sosyalist devrim yapmadınız?

Adam diyor ki, evladım bizim zamanımızda o devrim vardı, onu yaptık. Sizin zamanınızda bu devrim var, siz de bunu yapın. Mantıklı. Doğru bir şey söylemiş adam. Onu da sen yapaydın ya. Ne bileyim, o yoktu işte o zaman. O zaman da bu kadar bir politikalı, korek bir durum yoktu ve bunlar evet, iyi örnekleri değil tabii. Ama bunun haricinde iyi örnekleri de vardı bugünkü. Vokkalçının da helal olsun diyebileceği kadar güzel bir örnekleri de vardı. Siyasi mizah Türkiye'de önemli bir şey. Aynen öyle. Şimdi yok tabii ki. Götüs taraf edersin. Çünkü şöyle bir şey var.

Konjonktür gereği de bir şey de yapamıyorsun ve herkes çok kutuplaştı. Şimdi 90'larda bir de şöyle bir rahatlık vardı abi. Ya bir hükümet en fazla bir yıla gidecek yani onu biliyorsun ya sürekli değişiyordu. Yani kimse de o kadar böyle hegemonyasını kuracak kadar yani bugün iktidar olan yarın muhalefet oluyor, öbürsü gün tekrar iktidar oluyor, bir iki gün koalisyonunu ortağa alıyor filan kimsenin garantisi de yok. Tabii vatandaşta şeysi de vardı. Sen yine düşersin benim ocağıma, yine oy istersin.

Aynen öyle. O yüzden de hani böyle bütün politikacılar da böyle höt zöt herkes akıllı olsun falan o kafada değillerdi. Tabi şimdi ülkede öyle bir durum yok yani 20 küsur yıllar. Dolayısıyla da bazı şeyler daha zor oluyor ama... Sen Serkan abi koalisyonlardan bu ülke çok çekti.

Bu ikinci çekmediği şey var mı ya? Koalisyondan da çekti be. Olmadı, hiçbirisi olmuyor. Ne yapacağız bilmiyorum. Oluşma süreçleri falan Medina'yı takip etmesi eğlenceliydi abi onların ya. Ona kaç bakanlık verilecek, o neyi alacak, onun yüzde kaç oyu var. Milletvekili satışları falan. Tabii arada gidenler gidenler. Hafif bu altılı masada biraz onu hatırlattı. Biraz hatırlattı. Orada da ufak çaplı bir demosunu yaptılar. Demosunu yaptığı için seçimi kaybetti zaten muhtemelen. Allah belanızı versin.

Zor ya siyasetçilik de zor iş bak ben sana söyleyeyim. Yani benim ailemde de siyasetçi oldu işte annem siyaset yaptı ama o biraz daha tipik bir örneğiydi. Meclis başkanı falan olunca sınıf başkanı gibi duruyorsun orada işte. Ya bir de sen şartlar anneni oraya itti yani. Tabi bir de itti yani şeyden değil meslek olarak siyasetçi değildi öyle figürler elbette var işte akademiden gelen vesaireden gelen işte uzmanlık alanı başka olan ama bir de mesleği siyaset olanlar var. Ve ben en sıkıldığım, bana göre dünyanın en işe yaramaz insanları onlar ya. Kusura bakmasınlar da. Yani benim şöyle bir düşüncem var zaten. Hani herhangi bir insanın ben sizi idare edeceğim ulan diye ortaya çıktığı zaman önce bir dayak yemesi. Ondan sonra hani kanaatinde iddialıysa devam etmesi gerektiğini düşünüyorum. Böyle bir şey denebilir mi abi ben hepinizi idare edeceğim? Evet. Ben de bir primatım, sen de bir primatsın. Bakıyorum böyle milyonlarca primat var bana benzeyen. Ben bunları idare ederim abi diyorum. Bu dayaklık bir hadise değil midir? Evet kesinlikle öyle. Bir de şöyle bu insanlar da... Şu kafada mesela apartmanda olsak hep beraber, gel abi apartman yöneticiliğini sen yap desen hepsi kaçar bu arada. Çünkü hani Angarya ve zor bir şey var. Ülke bunun bin katı lan hani ama tabii mevzu başka. Sen apartman yöneticiliği yaptın mı hiç? Yaptım ya bana kilitlediler bir kere. Zor bir şey değil. Abi bana zararla kapattım ya. Abi zaten yani genelde zararla biter o. Çünkü işte bir ekstra bir şey çıkar, çatı bir şey olur bilmem ne olur falan. Kimse ödemiyor falan. Para yoktur, sen cebinden ödersin, sonra alırım dersin, o aidat gelir gelmez. Ben bir de yani otopark yeri kavgası diye inip toplantıya finalde yönetici olarak elde dosyalarla... Çok güzel kitlemişler. Çok güzel. Bir otopark işini de çözemedim. Bir de istedik ben gene hani arabayı sokağa bırakıyordum. Çünkü olmadı işte 7 numara bozuluyor falan diye. Peki sonlara doğru gelirken sohbetimizde yani bir defa Berlin demedik ya. O kadar sen Berlin'deki hayatın üzerine oradaki göçmenlik... Bizim dinleyicilerimiz de %20'ye yakın yurt dışından dinliyor. Öyle mi? Evet.

Öyle bir durum var. Arkadaşlarına merhaba demek ister misin? Selam Berlinliler. O zaman sana kısaca şunu soracağım. Yani abi kışın Berlin'de yaşayacak kadar mı ülkeni sevmiyordun ya? Gidilir mi oğlum oralara o soğukta? Soğuk değil bu arada problem.

Berlin kışıyla ilgili problem asla soğuk değil abi. Soğuk dedin, mont giyiyorsun, kaşkol falan çözüyorsun. Ama karanlık, rezalet. O yüzden de işte bu sene bir ay buradayız yani. İşte ailecek toplandık, geldik güneş görelim diye. Yani şakası bir yana tabii ama oraya artık gidenler kalıcı oldu diyebiliriz değil mi? Yani bu ikinci dalga giden, bu yeni jenerasyon. Daha beyaz yaka, daha şehirli eğitimli, işte geziden sonra ayağı kırıklığına uğramış diyelim. O ekip sanırım oradalar artık değil mi? Orada mısınız abi siz? Ya şöyle oldu. Aslında bu arada bilimsel bir gerçek. İki buçuk yıldan sonra gittiğin yerde kök salıyorsun. Ama çocuk okula gidiyor bilmem ne oluyor. İşinde ilerliyorsun normalde. Filan falan bir şeyler. O yüzden de hani o şartlara alışıyorsun. Oradan çıkman daha zor oluyor. Dolayısıyla... Kurulu düzenin mi Kuruldu var? düzen ama işte onu hep söylüyorum. Kuruldu düzen dediği bizim grubetçi eski Almancı tayfanın o Almanya imiş burası değil yani. Kendi hayatı değilmiş adam böyle tek elba. Kuruldu düzen kuramıyorsun. Çünkü ben önceden şey dedim lan tek elba in var işte onu boz gel burada da açarsın nedir filan o değil ama Almanya'da bir düzen olduğu için ondan bahsediyormuş onlar. Ama Türkiye kaos futboldur hocam. Türkiye sürprizli abi. Sabah, kiminle olacağı hiç belli değil. Gerçekten hiç belli değil yani. Yorucu tabii. Yani oradaki dinginliği ve düzeni ne kadar çekecek edebileceğini tahmin ediyorum ben de yurt dışında uzun seneler yaşamış biri olarak. Zaten yani söylerkenden, eleştirel bir yerden söylemedim. Gayet de iyi anlıyorum. Bu noktadan sonra zaten şuna bakmak lazım. Tamam bu insanlar artık oradalar.

Bu bir ülke için de avantaja çevirmemizin yolları var. Türkiye'nin yurt dışında şu anda eğitimli, yürekimli kariyerlerini de ilerlemiş, yurt dışındaki yabancı topluluklara bağlantısı olan, networke olan ve bazı noktalarda da belirleyici kararlar alıcılara da yakın olabilecek insanlar var şu anda. Türkiye'nin de bir güçü var aslında. Evet ama farkında değil bir yandan Türkiye, bir yandan... Giderseniz gidin diye bakarsan insanlara tabii ki kullanamazsın bu parayı. Ağabey bir yandan Almanya da az deniyor değil yani onlar da ellerine gelen potansiyelin çok farkında değiller. Özellikle şimdi Almanya'da seçimler olacak önümüzdeki ay. Aşırı sağ parti yani aşırı sağ diye yumuşatıyoruz da nazi partisi yani baya bildiğin. İkinci parti olma ihtimali yüksek. Yükseklik şu an ikideler hatta en son işte nerede Magdeburg'da oldu saldırı işte Noel pazarına ki yapan herif de bu arada AFD'li yani. Abi sadece herif yani insanları trollemek için yapmış gibi yani. Tabi 3 kişi öldü ciddi bir şeyden bahsediyoruz ama abi sen nasıl Suudi Arabistanlı ateist Nazi partisi üyesi bir göçmen olabilirsin yani? Bu nedir? Bir de 50 yaşında adam terörizm mi yapar abi? Abi inanılmaz ve bu arada... Yaşlı başlı adamsın.

Ben ilk olay oldu herifin Suudi olduğunu duydum falan. Sonra böyle işte ateistmiş mateistmiş diye şeyler çıkınca gidelim. Kesinlikle bu herif AFD'li ve şey diye düşündüm muhtemelen. AFD iktidara gelsin istiyorum ne yapabilirim? Aa ben Suudi'yim lan. Gidip birilerini Noel pazarında öldürürsem iyicene oy toplarlar diye düşündüm. Muhtemelen partisinin hizmet için yaptığı bir şey. AFD'liler protesto gösterene başladılar ve bu adamın AFD sempatizanı ya da üyesi olduğu iddialarını reddediyorlar şu anda. Krizi fırsata çevirme peşindeler şu anda. Aynen öyle. Yani dolayısıyla Almanlar da çok farkında değiller. Olan neye olacak onu bilmiyorum. Peki tedirgin hissediyor musunuz peki bu gelişmelerden sonra? Genelde Almanya'da zaten hep tedirgin hissedersin ya. Çünkü Almanya çok güzel. Hakikaten güzel bir ülke. Bir tek Almanı çok. Bu kadar Alman'a ne gerek var diye düşünüyorsun bir laftan sonra. Yani yarısı da olsa olurdu bence. Ama Almanya yetkililer dinlemeyecek inşallah.

Yok ya, severler beni. Sağ olsunlar. Ya tabii yani savaşın sonuçta kendi ülken değil, kendi kültürün değil. Sen de şey diyorsun, ben buradaki hayattan pek beslenemiyorum. Çünkü başka bir hayat var burada. Bir röportajda demiştim. Onu anlamaya çalışıyorum diyorsun. Bir defa o vakit alıyor. Ne kadar da anlayabiliriz o da belli değil. Çünkü ben de yurt dışında yaşarken şunu fark ediyordum. İşte Fransa'da, Fransız arkadaşlarım var okuldan falan. Artık 3-4 yıllar arkadaşım. Beraber tatillere falan gidilmişim. Aralarında çocukken izledikleri bir Fransız çizgi filmiyle ilgili bir espri yapıyorlar. Hayatta ben bunu sonradan öğrensem ne olur, öğrenmesem ne olur.

Bazı şeylere hiç gidemiyorsun. Evet, maalesef öyle bir şansın yok. Anca orada doğup büyümüş olman lazım. Bir şey ifade etmiyor ya da tam ona ifade eden şey sana ifade etmiyor. Bir de o kadar da öğrenesinde gelmiyor. Fransız'da değilsin sonuçta, Alman'da değilsin. Yani bilmeyi vereyim diyorsun burada. Mesela Almanya üzerinde örnek verirsen, evet üçüncü, dördüncü nesil Almancılar yani orada doğup büyüyenler. Onlar mesela zaten Alman yani direkt. Adı Osman ama kendisi Alman. Mustafa, Ayşe, fark etmiyor. Net Almanlar yani. Zihniyetleri de öyle.

Ama bizim sonradan gitip ona girmen, evet yok öyle bir şansın yok. O da seni ister istemez hep bir tetikte, bir tedirgin. Bu genel bir durum. Bir de bu yeni siyasi tabloda, yani Fransa'da Le Pen'in gelme ihtimali yüksek. İşte burada Hristiyan demokratların belki de koalisyon ortağı olacak Naziler, yani Neonaziler. Ve artık neonaziliklerini de pek sakladıklarını söyleyemeyiz yani. Eskiden Almanya'da böyle şeyden bahsedilemezdi bile. Şimdi göğsünü gere gere neredeyse nasıl izleyecekler? 15 yıl önce Alman bayrağı astığınız zaman konu komşun ne yapıyorsun sen falan diyordu. Şu anda öyle bir şey yok yani. Çok fazla değişti. Ama işte insanoğlunun gerizekalının gerçekten sınırı yok ve... Ya bütün dünyada şu anda bir genel otoriterleşme, milliyetçileşme falan var. Fakat bu her zaman tabii hakim gruba üye olmayanlar için bir tedirginlik verici bir durumdur. Aynen öyle. O da biraz tabii sizde yayılıyordur şu anda diye düşünüyorum. E tabii tabii yani ben gerçekten şimdi bir azınlık olarak Almanya'da gerginiz tabii ki. Yani aman bu herifler bizi ne zaman paketler, paketleyebilirler çünkü.

Yani paketlemeleri, dışarıya doğru paketlemeleri iyi bir şey bir de. Biliyoruz öncesini çünkü 45'ten önce yaşananları da. Yani ben şimdi durduk yere bir kampa girmek istemiyorum yani. Avrupa'nın da yani tersi pistir. Almanın özellikle abi. Zaten herifin havası bozuk. Bir de ekonomi bozuldu mu o herif içi çok tehlikeli bir şey oluyor. Evet ya o BMW'ler hep kapanıyormuş şimdi orada değil mi? Otomotif sektörü vs. Volkswagen fabrika kapattı.

İşte boş etkilenmiş ondan, bilmem ne, oralarda da şey yaptılar. Bir teknolojik gerilikleri de var. Çinliler üretici diyor bir şeyleri, diğer artık diğerlerin ürettiği para etmiyor galiba. Peki abi, bu kadar batı kültürü falan yıllardır alıştı bu dünya 200 yılları falan. Şimdi bu saatten sonra Çin operasını sevmeyi mi öğreneceğiz abi biz? Yok, öyle olmayacak abi. Yine bence o kültürel yön o taraf ama parasal yön öbür taraf. O parasal yönü o kültürü desteklemek zorunda kalacak falan. bir dengesi kurulur ama öncesinde galiba yine bir dövüşeceğiz yani. Öyle gözüküyor da az ötede dövüşsünler Tayvan'da. Ya bir de bizim morukluğumuza denk geldi bunlar. Ben biraz onu tutuluyorum abi. Kaçsan kaçan, koş desen öleceğiz falan. Ama abi işte gençliğin de böyle mis gibi 90'ları, hani Türkiye'nin tabii 90'ları çok sertti de birçok şey de vardı ama dünya savaşı ihtimalinin hiç olmadığı zamanlardan, nükleer tehditinin olmadığı zamanlardan biz el bebek, gül bebek. Şimdi ihtiyarlığımızda

Güzel bunları göreceğiz. Evet efendim, Aslına Bakarsan'ın bu bölümündeki konuğum sevgili Serkan Altun yineydi. Serkan'ın de yükselen stand-up'tan, çizmeye üşendim gösterisinden, Türkiye'deki mizan dönüşümünden ve biraz da göçmenlikten konuştuk. Gelecek hafta görüşmek üzere, hoşçakalın.

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)