Podcast

Bir Müzisyen Kendi Yolunu Nasıl Çizer? | Konuk: Mabel Matiz

Aslına Bakarsan

1 yıl önce
İzle
Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

Dünya gibi müzik de hızlı bir dönüşüm geçiriyor. Algoritmalar çağında müziğin üretim yöntemleri de tüketim alışkanlıkları da şekil değiştiriyor. Peki yapılanlar ne kadar özgün? Müzisyenler eserlerine kendisini ne kadar yansıtabiliyor? Ve en önemlisi böyle bir çağda bir müzisyen ne kadar bağımsız olabilir? Aslına Bakarsan’ın bu bölümünde Mabel Matiz ile bu sorulara kafa yoruyoruz. Mabel’in yakın zamanda yayınlayacağı remake albümü “Aklı Selim”den yola çıkarak, müzik dünyasının geçirdiği değişimi anlamaya çalışıyoruz.







Tüm bölümler ve daha fazlası için !

------ Podbee Sunar -------

Bu podcast reklam içermektedir.

Bölüm Transkripti

5.766 kelime · ~29 dk okuma

Aslına bakarsan bu bölümünde sen de büyüdün, dinleyici kitlen de büyüdü, çeşitlendi fakat müzik tüketiliş ve sunuluş şekli de çok değişti. Müzikal üretimlerinde, müzik endüstrisinin dinleme alışkanlıklarına dair neler düşünen bir haber var. her ne kadar algoritma ile oynama gibi bir takım şeyler de söz konusu olsa da artık kimin dinlenir dinlenmez olduğuna doğrudan dinleyici karar veriyor. Yani o top 50'de her taraftan müzisyen görebiliyoruz ve dolayısıyla daha doğrudan bir ilişki var. Müzikte, kültür yönetimde böyle her şey yapıldığı gibi bir yaklaşım da var. Yani çok sık ifade ediliyor. Her şey her şeyin remixi halinde aslında deniyor. Yani yeni bir şey üretmek zor fikir. Hakkında ne düşünüyorsun?

gökyüzünün altında sanki söylenebilecek tüm sözler söylenmiş gibi bu kayıt altına alınmış olsun veya olmasın. Ama bir yandan da hala bunların mixajlarını bunların üstüne yeni bir takım hibrit fikirler koyarak yeni versiyonlarını üretmek de hala bir yandan da mümkün gibi geliyor bana. Yeni alan araştırması ve yeni bir içe dönme dönemi içindeyim aslında bir sonraki Persona ve ERA için. Peki bize bir iki anahtar kirli verir misin? Bir sonraki era için var mı şimdi böyle beliren? Yine bir aşk albümü. Track listi şu an düşündüğümde böyle çok renkli. İçinde daha önce yazmadığım türde şeyler de var.

Herkese merhaba. Aslına bakarsan da bugünkü konuğum sevgili Mabel Matiz. Mabel şu aralar Aklı Selim isimli remake albümüyle kulaklarımıza sızmak üzere. Biz de kendisiyle bugün bu parçalar üzerine konuşacağız. Aynı zamanda Ekim 2025'te bağımsız müzisyen olmanın ne anlama geldiğini ve müzik sektörünün nasıl bir dönüşüm geçirdiğini birlikte anlamaya çalışacağız. Buyurun başlayalım.

Transkriptin tamamını oku

Hoş geldin Mabel. Hoş bulduk. İlk olarak yeni çalışmanın aklı silimle başlamak istiyorum. 2012'de yayınladığın Yaşım Çocuk albümünden Zor Değil ve Kerem gibi şarkılarını Ma Beyaz Virgin ibaresiyle paylaştın. Bunun dünyada da benzer örneklerini görüyoruz. Taylor Swift'e benzer bir şey yapmıştı. Bir röportajında şey diyorsun, ilk albümü çok severim ama yıllar geçtikçe eksiklerini daha net görebildim. Albümün duygusunu, anlattıklarını, saflığını bana yaşattıklarını hala seviyorum. Ama acemiliklerimi de görüyorum deyip sert bir cümleyle devam ediyorsun. İlk albümde şarkı söylemeyi bilmiyordun.

Orada bir manşet vermişsin. Hakikaten öyle mi düşünüyorsun? Her zaman biraz kendime fazla acımasız davranıyorum bence. Bu huyumu da bırakmaya çalışıyorum aslında. Yani her albümümde teknik ve performans değerlendirmelerim olur benim sonrasında. O biraz böyle galiba işte başaklıktan geliyor. Hep daha iyi nasıl olabilir diye çok sorgulamamdan geliyor.

İlk albümümü teknik açıdan bu tarz değerlendirdiğimde o ilk kemik kitlem çok darılıyor. Yani o çok iyi bir albüm işte bize çok iyi şeyler yaşattı, niye öyle diyorsun falan filan. Aslında bana yaşattığı, hissettirdiği hiçbir şeyle bir problemim yok. Her albümümün kendi erasını çok beğeniyorum. Çünkü biliyorum aslında o dönem yapabildiğimin en iyisini yaptım. Yani ilk albümde de kayıt stüdyosunda şarkı söylemeyi bilmiyordum ama

o şartlar altında o yetilerle yine epey bir didindik kurcaladık yani onu defalarca belki kaydettik bazı şeyleri O yüzden aslında onun duygusu ve bendeki yeri hep ayrı. Yani buradan tekrar bir highlight edeyim o ilk kemik kitleme. İlk albümümü çok seviyorum. Çok renkli repertuarı vs. anlattığı hikayeler, hikayeli dağılımı açısından güzel bir albüm. Ama tabii gerçekten acemiydim. O acemiliğin verdiği bir saf yani tatlı bir his de var tabii ki tüm çalışma boyunca kulağa gelen.

Ama zamanla bu işi yapmayı biraz daha iyi öğrendikçe, her albümde hem teknik, hem performans, hem sanat anlamında biraz daha ileri götürdükçe ilk acemilikleri daha iyi sezar hale geliyor insan. Hakikaten ilk albümde içgüdüsel şarkı söylüyordum. Yani bir konser tecrübem bile neredeyse yoktu, hatırlıyorum. Birkaç tane böyle Kadıköy Gitar Cafe konserimiz vardı. İşte Beyoğlu'nda 60 Metrekare diye bir yer vardı, orada çalmıştık. birkaç konser tecrübemle stüdyoya girip böyle kulaklıkla kendimi içeriden duyarak şarkı söyleme tecrübesi edinmiştim. O da tabii acemi bir yerden tınlatmıştı albümü bence. Ama tabii ki tutarlı ve güzel bir albüm. Yani 25 yaşımın, 24-25 yaşımın o sıfır bilgiyle yapabildiği en iyi şey. O yüzden onu bir yandan dışarıda bırakmıyorum yani.

Zaman içinde tabii yani yapa yapa öğreniyor insan pek çok şey olduğu gibi. Hayatta da öyle. Zaman içinde oralarda bir ilerleme kaydettim. Ama dersen ki memnun musun şu an? Şu anda da çok kurcalıyorum. Yani işte bu aklı selimi defalarca girip girip söyledim bazı şarkıları. Peki bunu yani aklı selimi sadece teknik sebeplerle mi işte o acemilik diye gördüğün şeyleri biraz düzeltmek, değiştirmek için mi yoksa başka sebepleri de var mı?

O küçük bir yerini kaplıyor. Yani dediğim gibi, vokalim de ilerledi. Her albümde daha değişik bir vokal soundu oldu. 12 yıl, 15 yıl önceki gibi söylemiyorum gerçekten. O farkı da bir highlight etmek istedim. Bakın ben buraya çalışıyorum arkadaşlar falan şeklinde. Çünkü hala o ilk zamanlarımdaki nazal, mabel şakaları yapılıyor. Yani bir yanım gülüyor ve onu boşvermiş durumda, bir yanımda hala bakın,

Görmüyor musunuz lan bunu çok çalışıyorum yani falan gibi içe içe bir sinir de geliyor. Hem onu highlight etmek istedim. Hem evet sound anlamında da bir gelişim oldu. Yani mix, mastering ve aranjman aşamalarında da epey bir yol ve fark var.

Bir de o ilk albümlerimin fonogramları bende değil. Yani sonsuza kadar belli başlı insanlara bağlanmış albümler. O dönemin, o çağın bir neticesiydi. Kaset, CD çağının albümleri bunlar. Dijitale geçiş çağıydı. Dijital henüz ortada ya yoktu ya da henüz çok bebek adımları vardı.

Bende dahil bütün müzisyenlerin albümleri, şarkıları sonsuza dek dünyada, Mars'ta, evrende, tüm paralel evrenlerde sonsuza dek o işte bir takım patronların veya şirketlerin hakiniyeti altına girdi yani. Uzay hakları falan yazardı değil mi sözleşmelerde her şey için? Acayip geliyor. O zamanlar çok idrak edemiyorduk tabii ki. Bir de o zamanlar başka türlü de müziğe giremiyorsunuz zaten. Yani o yapım şirketleri olmadan. Plak şirketleriyle olması lazım. El mecbur bir durum vardı. O sebeple de dünyada da bu çok tartışılıyor. Türkiye'de de özellikle bu eser hakları konusu, müzik sektöründe çok tartışılan bir konu. Sen de 2019'dan bu yana şarkıları kendi plak şirketinde... Evet, bağımsız oldum. Çıkartıyorsun. Şimdi de bu yeniden bu şarkıları yorumlayarak aslında onları yeniden sahipleniyorsun. Evet, aynen. Çünkü eski hallerinden sen bir şey de kazanamıyorsun değil mi? Hayır, hiçbir müzisyen kazanamıyor. Bunu biraz açar mısın? Röportajında da en son biraz belirtmişsin. Tehlike'de okuduğum röportajında ama önemli de bir konu gerçekten. Çok önemli bence de. İşte o zamanlar 10 yıl önce, 15 yıl önce

O şirketlere bağlanan albümler ve işte şey deniyordu o zaman, biliyorsunuz CD kaset artık satmıyor, biz de bir şey kazanmıyoruz, blablabla. Ama bir dijital çağa giriş eşiğiydi o aslında. Sonra mesela o şarkılar dijitale satıldı. O patronlar, şirketler o albümleri, o sanatçıların eserlerini aktardılar. Ve milyonlarca, yüz milyonlarca dinlendi o albümler. Dinleniyor, hala dinleniyor. Kim bilir kaç CD'ye eş değer. Mesela bu asla konuşulmuyor. Belki ben yüz binlerce CD sattım yani. Ama mesela o değişim daha sonra revize edilmedi. Bir iyileştirilmeye gidilmedi. Şeffaflık da yok galiba. Ne kadar dinlenmiyorsunuz, ne kadar ona kalıyor. Hiç hiç kesinlikle yok. Bunlardan yakama sıyırmam gerçekten uzun zaman aldı. 2018'in sonlarında bu adımları attım ve uzayan bir sözleşme vardı. O biter bitmez dedim ki ben artık bunları kendim yapacağım. Kolay değil tabii yani bir yanda tamamen homemade bir senaryoya geçmek. Böyle ufak ufak adımlarla oldu. Ama iyi ki de oldu diyorum yani 6 yıl olmuş. 6 yıldır yayınladığım her şeyin fonogram hakları bende, dinlenme gelirleri bende. Artık çağda öyle bir yere gidiyor zaten. Yani müzisyenlerin ve üretimlerinin asıl mesele olduğuna dair bir bilinç daha yeni yeni gelişiyor. Eskiden sanki güç, plak şirketlerinde onu finanse eden veya onu prodüse eden insanların elindeymiş gibi bir algı vardı ama

Hep dediğim bir şey vardır, aslında asıl olan şarkılardır. Şarkıları dinleriz, şarkıları söyleriz, şarkılara klipler çekilir, şarkılar promo edilir. Neredeyse bence müzisyenin bile üstündedir şarkı. Dolayısıyla o bilinç yeni yeni geliyor. Bu albümde, Aklı Selim albümünde bütün o teknik anlattığım hikayelerin yanı sıra böyle bir

karşılığa da sahip. Yani o besteler benim. İstediğim zaman istediğim şekilde söylerim. Şu an güncellenen versiyonumla bunları tekrar prodüse edip sunuyorum. Ha tabii dinleyici istediği versiyonu dinleyebilir ama altında böyle bir hikaye olduğunu bilmeleri bence gerekiyor. sadece benim değil, bütün bir müzisyen topluluğunun ve bütün bir sektörün aslında konusu. Peki bu genç müzisyenler açısından da önemli. Çünkü sizin döneminizde, daha önceki dönemlerde gerçekten de plak şirketlerinin direttiği koşullara uymak zorunda kalıyordunuz. Yoksa zaten piyasada var olamıyordunuz. Ama şimdi hem teknoloji gelişti ve kayıt imkanları da sanırım hem ucuzladı. Artık Bedroom Pop diye bir şey var. Yani evde yatak odanda kendi kendine onu kaydedip, tüm bir albüm prodüs edip yayınlayabilirsin. Çok daha kolay.

Ama yayınlayıp duyurması nasıl olacak? Belki plak şirketlerin orada bir faydası oluyordu promosyonu bakımından. Aslında yoktu. Hatta benim ilk başladığım yıllarda da bu böyleydi. PR ve promosyonla plak şirketi konuları ayrılırdı. Yani plak şirketi oraya karışmazdı. Orası sizde derdi. Onun için ayrı basın danışmanı, PR grubu vs. basın yayın organlarıyla ilişkiler...

O dönemler mesela radyo, TV çok majör bir etkiye sahipti. Yani falanca TV, müzik kanalı seni çalıyorsa varsın, çalmıyorsa yoksun. Şimdinin Spotify Top 50'si gibi mesela. Oralarda da çok büyük mücadeleler dönerdi.

Şimdi bakıyorum, zor değil ve Kerem gibi bakıyoruz. 12-13 yıl öncesine gidiyoruz böylelikle. Bu geçen 12-13 yıl içerisinde birçok şey değişti. Yani sen de büyüdün, dinleyici kitlen de büyüdü, çeşitlendi. Fakat müziğin tüketiliş ve sunuluş şekli de çok değişti işte bu konuştuğumuz hadiselerden ötürü. Peki şimdi bütün bu 12-13 yılın sonunda nasıl bir mabel var? Yani müzikal üretimlerinde, müzik endüstrisinin dinleme alışkanlıklarına dair neler düşünen bir mabel var? Hani ilk başta ne düşünüyordun, bugün ne düşünüyorsun? Daha sinirleri bozuk bir mabel var, o kesin.

daha anlamış, daha belki bir takım kazıklar yemiş, onları sindirmiş, bunu nasıl avantaja dönüştürürüm, buradan ne ders çıkarıp kendimi değiştirebilirim diye düşünen bir mabel var. Kırkıma şurada ne kaldı? 6 ay kaldı. Gerçekten 40 yaşına yaraşır bir mindsetim var bence. Tabii yıllar içinde dediğim gibi her şey değişti. Plak şirketlerinin, menajerlerinin konumu, etkisi, o saydığım radyo ve TV'lerin etkisi. Radyolar hala bence önemli.

ama hani kimin çalınıp kimin çalınmaya değer olmadığını karar veren bir bazı belli başlı mekanizmalar vardı. Bence onlar ortadan kalktı. Dijital platformlar ve dijital çağı da kendi içinde bir takım komplikasyonları içeren mekanizmalar gibi düşünebiliriz. Onların da iyi ve olumsuz yanları var ama şöyle bir şeffaflık geldi bence. Her ne kadar algoritma ile oynama gibi bir takım şeyler de söz konusu olsa da,

Artık kimin dinlenir dinlenmez olduğuna doğrudan dinleyici karar veriyor. Yani o top 50'de her taraftan müzisyen görebiliyoruz ve dolayısıyla daha doğrudan bir ilişki var. Yani bir müzik kanalının ya da radyonun ya da medya patronunun empoze ettiği bir takım müzisyenler değil de işte gençlerin, dinleyicinin ya da genel dinleyicinin dinlemek istediği şeyler, beğenin veya beğenmeyin, estetik bulun veya bulmayın, onlar öne çıkıyor. Dolayısıyla o ara mekanizmalar ortadan kalktı. Çok daha kolaylaştı albüm kaydetmek, şarkı kaydetmek, klip çekmek. Klip yani illaki bir stüdyo ortamında dev prodüksiyonlar olmak zorunda değil. Yani hikayeye hizmet eden, samimi bir görselle o şarkı birleştiğinde boom oluyor. Yani her şey olabilir.

İyi yanları da var, olumsuz yanları da var. Ki daha önceki, anladığım kadarıyla daha önceki dönemin sorunlarına baktığımız zaman, şimdiki dönemi daha avantajlı buluyorsun. Avantajlı buluyorum. Müzisyenler, üretenler ve bu işin yapım safhaları açısından çok daha kolay ve özgür. Kimseye bir müzisyen, genç bir müzisyen kendini bağlatmak, işte 7-8 yıl gibi böyle absurd, uzun sürelerce kelepçe sözleşmelerle o özgürlüğünü kısıtlatmak zorunda değil. Çok büyük bütçelere ihtiyaç duymak zorunda da değil. Müziğin yapımı çok daha kolay. Dinleyiciye ulaşmak, kitleye ulaşmak çok da kolay. Instagram çağı, Rails çağı. O yüzden daha kolay olduğunu düşünüyorum. Keşfedilmesi o kadar kolay değil galiba ama. Öyle mi diyorsun? Şundan ötürü diyorum. Çok fazla seçenek var. Evet, plak şirketleri varken onlar birkaç kişi, yani sonuçta sınırlı sayıda müzisyen vardı. Ama işte bu yeni çağında bir yandan da bu kadar insan müzik de yapamıyordu. Doğru. Yapamıyordu. Çok doğru. Artık video edit denen şey bile gündek hayatımızın bir parçası oldu. 15 yıl önce belki sorsanız. 3 tane video editör vardı belki ortamda. O taraftan bakınca haklısın, evet. Daha çok şey olduğu için, iştirak mı diyeyim? Yani daha çok üretim olduğu için daha çok isim var. Daha çok isim de belli isimlerin kaybolmasına sebep olabilir ama orada ben hep şeyi düşünüyorum. Yani biraz hani bunca şeyi yaşayıp bu yaşa gelmiş olmamın da etkisi var galiba. Gerçekten sahici, samimi bir derde, bir davası olan bir cümleniz, bir üretiminiz varsa, bugün değilse seneye, seneye değilse üç yıl sonra, beş yıl sonra, o artık kendi zamanını da tayin eden bir şey bence. Mutlaka, yani bir mesajı olan bir müzisyenin veya sanatçının mutlaka er ya da geç, artık o algoritma mı dersin, o ortam, yani Instagram mı, sosyal medya mı, bir şekilde orada karşılığını bulacağını düşünüyorum. Biraz romantik miyim? Ondan da emin değilim ama yani müzisyenlerin kendi işlerindeki güce konsantre olmalarını hep öğütlemeye çalışıyorum. Yani evet bir algoritma var, evet çok fazla isim var, evet dünya kötüye gidiyor sürekli ama

Buna mı odaklanacaksın yoksa kendi söylemek istediğin şeye mi odaklanacaksın? Bence diğerine odaklanmak yolu daha aydınlatacak bir şey. Yani şunu da fark ettim. Normalde bu algoritma sebebiyle ya da işte bu yeni dijitalleşme sebebiyle müzik yapmakta tercih edilen bazı durumlar var. Yani albüm çıkartmak yerine single çıkartmak. O singleları algoritmaya uygun yapıp viral olmaya çalışmak ki oradan da konser sayısını arttırmak gibi söyleyebileceğimiz böyle bir hat görüyoruz. Sen bunu yapmıyorsun. Evet, ben albümcüyüm hala. İnatla. Double CD. Onun yerine mesela 2023'te 25 şarkıdan ulaşılan Fatih Ergün'ü yayınladın. Bu mesela genel trendin çok tersine bir durumdu. Bunun olumlu ya da olumsuz sonuçların ne oldu sence?

Olumlu sonuçları, gerçekten insanlar o albümü dinledi. Yani iki yıl üst üste, 2023 ve 2024'te en çok dinlenen pop albümü. Hala da günlük dinlemeleri gayet güzel gidiyor. Bunun hala yapılabileceğini gösterdi. Ve dünyada da aslında albüm hala çok geçerli bir akşe. Yani hala albüm yapılıyor aslında dünyada. Bizde o single çağı biraz geriden geldiği için hala oraya biraz tutunma eğilimi var. Ama aslında baktığınızda

tutarlı bir hikayesi olan bir şeyler anlatan albümler hala dinleniyor. Dünyada da böyle, Türkiye'de de böyle. Ben biraz da tabi işte o kaset CD çağından geldiğim için Y kuşağı biraz boomer mıyım bilmiyorum ama hep oraya teşneyim. Yani paket olarak sunmayı o era mı yani işte 2018-2023 arasının albümüdür o Fatih May'a yaptıktan hemen sonra yazmaya başladığım şarkılar.

Araya pandemi girdi, arası da uzadı. Yani aslına baktığımda yine belki 15-16 şarkılık bir albüm olabilirdim maksimum. Ara uzayınca yazdığım her şeyi oraya koymak istedim. Hala yakın arkadaşlarım, etrafımdaki müzisyenler yani deli gözüyle bakıyor. Hani ne yaptın falan. Yapma diyen çok oldu mu?

Çok, yani ben hariç herkes ne yapıyorsun dedi. Ben çok emindim niyeyse. Beni tatmin etti, insanları da tatmin etti. Bir de böyle mesela albümün sunumu da enteresandı. Eski Cartoonhead mantığıyla her şarkının hikayesini anlattık bir dijital platformda. Ve insanlar her şarkıyla ayrı ayrı bağ kurdular gerçekten. Şimdiki aklım olsa, bunu Ozan çok söylemişti o zaman yani işte bu volume 1, bu volume 2 gibi yapalım, sindirmesi biraz daha kolay olsun vesaire.

Belki öyle yapardım. Yani hani duman bir, duman iki albümü gibi. Onlar yirmi şarkı sunmuşlardı ama iki ayrı CD gibi sunmuşlardı. Ben bunu tek bir albüm gibi sundum. Belki şu anki aklım olsa, iki yıl önceye dönme şansım olsa ikiye ayırırdım. Çünkü her ne kadar albümün büyük bir bölümü dinlense de, sevilse de, bir beş altı tane şarkı mutlaka şeyde yani, gidiyor, kaynıyor arada.

İşte klip çekemediğim, hala içimde ukde kalan birkaç şarkı var. Böyle Mor Perdeler, işte Yeni Yaz falan gibi şarkılar. O şarkıların kaynamasını istemezdim. O yüzden de belki ya bizi bir tık daha küçük tutardım tracklisti veya da ikiye ayırırdım. Sunumunu öyle yapardım. Şimdi sıradaki işte, diyorum ki benim elimin kolumu bağlayın. Ben artık bundan sonra eskisi gibi, ilk albümlerimdeki gibi 11-12 şarkı max öyle albümler yapmak istiyorum. Lütfen beni durdurun arkadaşlar, ben onu arttırırsam. 25'e varmadan durdurun beni.

Yani 13'ü 14'ü görmek istemiyorum niyetimi. Şimdi ufak bir ara verelim. Aradan sonra sevgili Mabel Matiz'le beraber müziğin değişen dünyasında Mabel Matiz nasıl değişti, nasıl değişiyor? Onunla konuşmaya devam edeceğiz.

Evet, Mabel Matiz ile konuşmaya devam ediyoruz. Albümlerden bahsediyorduk, albüm yapmaktan hala bu çağda albüm yapmanın sana iyi geldiğinden de bahsediyorduk biraz. Ben de mesela bütün çocukluğumda, ilk gençliğimde radyoda program vardı, her planın bir hikayesi var diye. Biz de bir albümün hikayesi, albümün motifi, albümün anlattıkları falan tabii biraz şeyler de belirliyor, mecralar da. Kasette olduğu zaman A1'deki şarkının rolü ayrıydı, B1'deki şarkıya başka gözle bakardın.

Rock albümüyse illa bir balad olurdu, o baladın nerede olacağı belli olurdu falan. Ama bir yandan da bir hikayeleri oluyordu gerçekten. Bütün albümleri biz bir hikayesiyle birlikte alırdık. İşte Cartoon 18'e bakardık bilmem ne yapardık, o içindeki sözlere bakardık falan. Yani onun da bitmemesinde fayda var bence de. Ve de yani hiçbiri birbirine düşman değil yani. Single eskiden de vardı 45'lik plak olarak. Doğru, doğru. Yani onun da çok tatlı bir tarafı da olabilir yani arada sırada single çıkartmak. Ben de single yapmayı seviyorum aslında. Bütün fokusu o da o şarkıya verdiği için. Gerçekten böyle birkaç ay tek odak, tek şarkıda olduğunda bence de çok keyifli. Seviyorum yani. Bu dijitalleşmeyle ilgili bir araştırmaya denk geldim. Fikirlerini merak ediyorum o konu hakkında. Viyana Üniversitesi'nde bir araştırma yapmışlar ve yaklaşık 500 bin şarkıyı incelemişler. Tabi yani teknik olarak incelemişler bilgisayarlarla falan. Ve burada çok hani özetleyerek söylüyorum. Bir sürü başaltı canlılara bakmışlar, altı canlılara bakmışlar falan.

Gördükleri şey şu, bu algoritmaların etkisiyle ve dinleyicilerin talepleriyle beraber, müzikte genel olarak bir jenerikleşme, bir homojenleşme ve akustik varyasyonların azalmasına rastlamışlar. Ve biraz da bu hani böyle geri besleme loopu diyorlar ya, feedback loop şeklinde. Yani dinleyici bunu talep ettiği için bu gelmeye başlamış, sonra da ya dinleyici bunu dinliyor galiba diye sürekli o getirilmeye başlamış. Sen bunu hissediyor musun? Yani bu araştırmayı teknik olarak ölçmüşler tabii. Hani ne kadar doğrudur bilmiyorum ama işte önemli bir üniversite benziyor. Birkaç araştırma daha var. Bu konu hakkında yani 15 tür ve 374 alt türü incelemişler. Medical University of Vienna diyor Avusturya'da. Hissediyor musun böyle bir şey? Yani jenerikleştiği mi ortaya çıkmış? Özet bilgi. Jenerikleşmiş, homojenleşmiş ve akustik varyasyonlar azalmış, daha basitleşmiş. Tektifleşmiş, basitleşmiş. Yani çağın ilerlemesiyle çok ilgili zannediyorum. 2000'lerle beraber internet çağını yaşadık. Sonra sosyal medya çağı geldi. Hani SELAM, ASL hizasında anlaşmaya, tanışmaya başladık. Bazı uzun uzun kendini anlatma ve betimlemelere belki hayatın içinde daha az mı yer kaldı acaba diye düşünüyorum. O da bence hem gündelik hayata, hem müziğe, hem sanatın tüm dağlarına yansımış olabilir. Ben ne düşünüyorum?

Yani incelikli ve şairhane üretimler her çağda vardı. Her çağın kendi şeyleri vardı. Yani daha basit ve jenerik duyulan işleri vardı bence. Hani 90'ların başında da hatırlıyorum ben çocukken bir pop patlaması vardı ve herkes o popçulardan şikayetçiydi. Şimdi o popçuların şarkılarını yere göğe koyamıyoruz. Şimdi klasikleştiler.

Evet, klasikleştiler. O yüzden aslında çok da katı yargılarım, katı düşüncelerim yok. Çünkü o belki ilk etapta birilerine jenerik gibi gelen, daha basit gibi gelen cümlelerin, şarkı sözlerin veya soundların yarın bir gün bize ne ifade edeceğini aslında bilmiyoruz. Belki de basit olana ihtiyacımız vardır. Daha direkt, doğrudan iletişim için. Bu demek değil ki sürekli çöp dinleyelim veya bir inceliği olmasın. Ama şey değil yani, sadece kötüye gidiyor gibi düşünmüyorum ben. İki tarafı da var. Evet, bir şeyler basitleşiyor olabilir ama bir şeyler de kolaylaşıyor. Bir şeyleri daha derinden yapmanın da yolları var. Mesela yıllar içinde yapılan müziğin artık tekrar edildiğine dair de bir kanı geldi ki ben de öyle hissediyorum. Değil mi? Böyle müzikte, kültür üretimde böyle her şey yapıldığı gibi bir yaklaşım da var. Yani çok sık ifade ediliyor. Bir de her şey, her şeyin remixi halinde aslında deniyor. Yani yeni bir şey üretmeye Zor fikir. Aklında ne düşünüyorsun? Zor mu hakikaten? Sürekli de bir şey ürettiğine göre. Yani yeni bir şey önermek zor gerçekten. Çünkü gökyüzünün altında sanki söylenebilecek tüm sözler söylenmiş gibi bu kayıt altına alınmış olsun veya olmasın. Tüm soundlar, tüm ritimler, tüm janrılar denenmiş gibi. Ama bir yandan da, hala bunların miksajlarını, bunların üstüne yeni bir takım hibrit fikirler koyarak yeni versiyonlarını üretmek de hala bir yandan da mümkün gibi geliyor bana. Evet, geçmişten ilham alıyoruz. Evet, son 40 yılın, 50 yılın majör sound ve janrı değişimlerinden hala etkileniyoruz ve aslında onların varyasyonlarını yapıyoruz. Ama bu zamanın aklıyla yapıyoruz, bu zamanın teknik ve performans değişimlerinin katkılarıyla yapıyoruz. Mesela 2018'de yaptığım albüm, Maya albümünü Anadolu Pop türü gibi tanımlamıştım ben ilk çıktığında. Çünkü folk temaların olduğu bir albüm ama elektronik beatlerle birleşen bir albüm. Baktığınızda Anadolu Pop'un belki 50-60 yıllık geçmemişi var ama

Şunu fark ediyorum, tüm o albümlere ve sanatçılara baktığında, evet onlarla bir bağı var Maya albümün, hem de çok güçlü bir bağı var. Yani referanslarını aldığı yerler var ama böyle bir Anadolu Pop versiyonu ilk defa yapılıyor bir yandan da. Öyle bir sound yok mesela, her ne kadar onun varyasyonu gibi görünse de. O yüzden hala ümit var sanki, biraz da olsa. Bir de farklı soundlara girmekten çekinmiyorsun. Halbuki burada elektronik picklere de çok girebiliyorsun. İbanadolu ezgilerine girdiğin dönemlerin de oluyor. Bir yandan da bu işin oyuncaklı tarafında da varsın. Çok statik bir müzik anlayışın yok. Hiç yok. Yani her an, her yana kayabilir. Böyle tutarsız ve çok da ayakları yere basmayan bir yerde görüyorum. Yani dönem dönem neyle ilgileniyorsam, müzikal sound'um ve yaklaşımım da oraya kayıyor. İlk albümlerim daha pop rock'tır. Daha hatta progressive izler bile vardır. Üçüncü albümle beraber daha pop, daha pop ağırlıklı bir yere evrilmiştir. Maya daha folk'tur. İşte beşinci albüm Fatih. Daha Türkçe pop tarihi güzellemesi gibi bir albümdür. seviyorum yani çünkü belki 5 albümün 5'ini de aynı sanda yapsaydım da yine benzer bir kitleye veya benzer bir dinleyici sanatçı ilişkisine belki erişirdim ama çok uzun vadeler aynı şeyi yapabilecek bir insanda değilim yani kendimi değiştirmeyi kurcalamayı çok seviyorum. Orada da referans aldığım, hayranı olduğum, yani gençliğimde, hala gencim de, yani ilk gençliğimde, ergenliğimde, takip ettiğim müzisyenlerde de hep onu gördüm ve oradan çok beslendim. Yani işte Bowie'nin de her albümü çok değişiktir. Hep hep bir personaya evrilmiştir ve bunu çok büyüleyici buluyorum. Yani her 3 yılda bir, 2 yılda bir nasıl sürekli persona değiştirebiliyorsun? Çok acayip bir adam o Deniz Kofil. Acayip, gerçekten. Ta 90'larda internet hakkında falan söyledikleri, toplumsal konulardaki tespitleri falan. Eşek ferici bir... Çok zamanın ötesinde bir bakış açısı.

Onun diskografisinden çok etkilenmişimdir o anlamda. Sezen'in keza, yani her albümde farklı bir persona yapmıştır. Çok ağır Türkçe pop balatları yapmıştır. Dans şarkıları yapmıştır. İşte Işık Doğu'dan Yükselir gibi çok folk ve gerçekten milli kültür mirasa bir armağan olan bir projesi vardır. Herhalde en sevdiğim. Benim de, en sevdiklerimden. O farklılıklar beni çok etkiledi. Dolayısıyla kendimi üretirken de kendime yeni oyun alanları yaratmaya çok gayret ettim. Fatih albümünde de şeyi fark ediyoruz, kendini daha cesur bir şekilde ifade ediyorsun. Daha doğrudan hikayeler anlatan bir kaleme ve üsluba sahip olmuşsun. O yaşla ilgili bir şey mi yoksa yani o dönem öyle mi yapmak istedin? Yaşla ilgili galiba. Yani daha dolaysız, daha doğrudan, daha çabasız bir iletişim şekli. Hem gündelik hayatımda, yani ikili ilişkilerimde hem bunun peşindeyim. Daha saf yani, daha rolsüz. Tamamen rolsüz olmak da imkansız tabii, insanız. Çünkü güvenlik alanlarımız var, kendimizi belli ölçüde ortaya koyabiliyoruz.

Orada da bir pay bırakıyorum ama mümkün mertebe daha safiyane ve dolayısız bir yerden kendimi anlatmayı çok önemsedim. Özellikle de dediğim gibi yaş aldıkça. Her albümde bir tık daha o kabuk kırıldı zannediyorum. Fatih bunun gelebildiği en çıplak nokta oldu şimdilik. O yüzden de ismi Fatih oldu aslında. Artık o utangaç, Mabel personasının yani arada ikinci bir perdenin etkisine de daha az ihtiyaç duyduğum bir döneme tekabül ediyor.

O yüzden söyleyeceklerimi daha doğrudan ifade ettiğim bir albüm oldu bence de. Belki de Mabel'le başladığın bir yolculuğu Fatih'le bitirip şimdi yepyeni bir yolculuğa açılıyorsun gibi hissediyoruz. Uzaktan öyle gözüküyor en azından. Tabii yani her albüm erası gerçekten yeni bir dönemin ve personanın doğuşu bence. Tipimle saçımla başımla da çok oynuyorum. Yani hem görsel bir değişim oluyor hem albümlerin anlatımı açısından zaten bir değişiklik oluyor. Şimdi işte aklı Selim umuyorum Nisan

dolaylarında çıkacak, bir takım retrolar varmış o yüzden erteledim. Aklı Selim çıktıktan sonra onu kendi katılımım için yapıyorum. Sonra artık yazın galiba ufak ufak yeni eramın, yeni şarkılarımın aralığı başlıyor. Ufak bir repertuar çalışmasına başladım yani Fatih'in üstünden bir buçuk yıl geçmiş. Zaten şimdi başlasam anca o iş toparlanacak bir yıl içinde.

O yüzden ufak bir yeni alan araştırması ve yeni bir içe dönme dönemi içindeyim aslında. Bir sonraki persona ve era için. Peki bize bir iki anahtar kelime verir misin? O bir sonraki era için var mı şimdi? Tabii vereyim. Yine bir aşk albümü.

Öncelikle değişen çok bir şey yok. Fatih'te başlayan bir hikaye vardı. Fatih'in az bir bölümüne sirayet etti aslında. Fatih'in az bir bölümüne sirayet ettiği için geçen yıl o dönem yazdığım yeni şarkıları hep böyle eş dostla paylaştım. Onların ağzından dinlemeyi çok istedim. İnsan yeni bir şey yazdığında onu hemen realize etmek istiyor. Böyle bir fokus grubun gibi arkadaşlardan oluşan bir grubun mu var? Var. Hem seslerini, müzikal bakış açılarını sevdiğim hem de müzik kulaklarına çok güvendiğim yani bana böyle feedbackler de veren geniş bir fokus grubum var aslında. O dönem yazdığım böyle aşk teması, tutkusu gerçekten yüksek ve daha çıplak bir dizi şarkı var. Onların bir bölümünü o kadınlardan dinledik geçtiğimiz yıl. Şimdi bir bölümünü de ben yeni albümde toparlıyorum. İlk defa zannediyorum bütün bir albüm tek bir hikayeye ithaf. Yani o hikayenin farklı dönemlerine, inişlerine, çıkışlarına, başlangıcı, ortası veya işte daha yüksek olduğu bazı günler veya daha düşük ve hırçın olduğu bazı günlere tekabül eden bir şarkılar serisi. Tracklist'i şu an düşündüğümde böyle çok renkli. Yani içinde daha önce yazmadığım türde şeyler de var. Club şarkısı var. Yani dans şarkısı daha önce yazmıştım. Ya bu işler ne de bir dans şarkısı.

Ama bu tam böyle benim sevdiğim o 2000'ler başı haas, dans türünde sayılabilecek bir şarkı. Ve mesela o da bu hikaye zincirinin bir noktasını temsil ediyor timeline'da. Aşkın başında mı, sonunda mı dans ediyoruz? Ortalarında.

Henüz sonunu görmedik. İnşallah görmeyiz bilmiyorum. Ama o biraz böyle laf sokan ve komik söylemleri olan bir şarkı yani gerçekten. O şarkıyı çok önemsiyorum albümde. Ama bütün albüm bir dans albümü değil. Yine o klasik Mabel balatları yer yer kendini gösteriyor. Hani 9-8'lik bir şarkı var ilk defa hayatımda. 9-8'lik yazdım. O beni inanılmaz mutlu ediyor. Mesela onu bir an önce duyurmak istiyorum dinleyicilere. Bir anlamda o da bir dans, şarkısız olacak. Evet, aynen. Daha bu coğrafyanın dans ritmine tekabül eden bir şarkı. Bir tane Gazze ile ilgili yazdığım bir şarkı var. Aslında belki de albümde tek o aşk hikayesinin kısmen dışında kalan parça. Ama işte bunların yaşanda hissedildiği dönemin ana temalarından da biri aslında Gazze. O yüzden ben o hikaye dahil sayıyorum. O çok heyecanlandırıyor.

12-13 max şarkılık güzel bir albüm olacak gibi hissediyorum. Yer yer pop rock tınlarında olduğu belki. O ilk albümlerime de hafif bir göz kırpan. Farklı stilleri bir arada tutan ama hikayesi tek olduğu için belli bir ortada buluşan şarkıların albümü olacak gibi görünüyor. Bir isim dolaşıyor mu kafanda? Dolaşıyor evet dolaşıyor. Anlayamayacağım tabii, hiçbir şey yapmasın. İsim de dolaşmaya başladıysa o demek ki bayağı bir hisse oluşmaya başlamış. Şimdi çok soyut bir soru soracağım. Ama bu soru merak ediyorum. Ama cevabı da herhalde vermesi kolay değildir. Çünkü sözünü ve müziğini yazan nadir sanatçılardan birisin. Ve yazdığın sözlerde duygulandığını da çok net hissediyoruz. Bir soracağım, mizahçılara sorarlar ya, neden mizah diye nefret ederler onlar da. Sende nasıl bir süreç beste yapmak ve şarkı sözü yazmak? Hiç bilmediğim için soruyorum. Ne hissediyorsun o sırada?

Hangisi önce geliyor? Melodim önce geliyor, yazım önce geliyor, hisim önce geliyor? Teknik anlamda hiç belli olmuyor. Bazen bir sözle başlar, o bir şarkıya dönüşür. Bazen önce melodiyi bulurum ki son yıllarda öncelikle melodileri yazıp sonra üstüne söz...

yazıyorum. Gerçekten formülü olduğunu düşünmüyorum. Yani bu bir yer olsaydı ve bildiğim bir yer olsaydı her gün oraya giderdim ama o bağlantının ne zaman nerede kurulacağı hiç belli olmuyor. Tanrısal bir bağlantı olduğunu düşünüyorum. Yani spritüel bir şey var gerçekten orada. Ve bence az çok bütün sanatçılar benzer yerlere bağlanıyor ve benzer şeyleri düşünüyorlar bu anlamda. Yani bunun bir ev adresi yok ki her gün gidelim veya bir formülü yok ki o formülüyle her gün üretelim.

Her an her yerde yazabilir, üretebilir bence sanatçı. Artık o kafaya geldim. Eskiden daha bunun bir tetikleyicisi olması gerektiğini düşünürdüm. Çok aşık olmalıyım, işte çok acı çekmeliyim ki çok iyi bir aşk şarkısı yazmalıyım gibi. Tabii ki itici güçlerin, insani zaafların katkısı elbette oluyor. Söyleme ihtiyacını biraz daha hızlandırıyor.

Ama temelde ben bunun yüksek bir bağlantının ürünü olduğunu, bana bile ait olmadığını düşünüyorum. Ben aslında bir iletkenim ve belli zamanlarda, belli yerlerde ki genelde en olmayacak yerlerde oluyor, böyle uçaklarda falan veya işte havaalanlarında, yolda giderken o bağlantının kurulduğunu hissediyorum. kafa berraklığı biraz önemli galiba yani hani nasıl diyeyim titreşim çok düşükse o bağlantıyı kurmak daha zor oluyor ama bir yani kendi içinize merkezlendiğinizde ve böyle o sis dağıldığında o okyanusun dalgası da belki dinginleştiğimde bağlantı daha kolay ve daha güçlü oluyor zannediyorum O dinkinleşme de yaşta biraz edinilen bir tecrübe. Yani o 20'li yaşların fırtınası içerisinde insanın titreşimleri sürekli değişiyordur herhalde. Kesinlikle her gün ve her an değişiyor. Çok da o yani titreşimdir, bağlantıdır öyle de yaşamıyorsunuz zaten. İşte hepsini ben yazdım, ben akıl ettim gibi yaşıyor insan o yaşlarda. Sonra zamanla aslında bunun herkese mahsus bir durum olabileceğini idrak ediyor insan. Yani ben herkesin aslında bir şeyler yazıp üretip ortaya koyabileceğini düşünüyorum. Çünkü o bağlantıya aslında hepimiz sahibiz. Bazılarımız biraz daha onun yeteneğiyle belki dünyaya geliyoruz ama

Aslında herkese açık bir yer orası gibi hissediyorum artık. Jacques Brel'in bir lafı var. Çok yeteneksizlisiniz sayın Brel diyorlar. Hem şarkı sözü yazıyorsunuz, hem beste yapıyorsunuz, hem söylüyorsunuz vs. O da diyor ki, insan mesela çok açsa diyor ve bir ıstakoz geldi karşısına ve ıstakozu ilk defa görüyor ve nasıl yiyeceği konusunda hiçbir fikri yok. Çok açsa bir şekilde onu açar ve yer diyor. Yetenek bir şey yapmak istemektir diyor.

Ben bunu yapmayı çok istedim diyor. O kadar da yetenekli değildim diyor. Sesim de o kadar iyi değil aslında diyor. O kadar da iyi gitar çalmıyorum diyor. Ama hepsi birleşince gerçekten ortaya Jack Prowell çıkıyor. Belki de buna benzer bir durum. Çok doğru bir bakış açısı. David Bowie'nin de benzer bir açıklaması var. Yani bu şarkıları kendim söylemek istemezdim. Sesimden hoşlanmıyorum diyor. Ama kimseye de ben kadar yakışmayacağı için ben söylemek zorunda kaldım diyor. Öyle bir tarafı var gerçekten.

Bir sürü insana da ilham olur umarım. Yani bir şey çok çalışınca da elde edebiliyorsunuz aslında. Bence zaten aslında gerçekten çok çalışmakla asıl şeyi elde ediyoruz. Yani yetenek belli bir kısmını bence kapsıyor. Onun belki iki üç katı kadar çalışmak, orada sebat etmek, o mesajda, o yapmak istediğin, söylemek istediğin şeyde ısrarcı olmak zor da olsa, yani her zaman kolay olmayabiliyor. Çünkü insanı durduran çok fazla dünyevi iş statistik var. Ama zor da olsa orada üretmeye devam etmek, çalışmak gerçekten bence asıl hikayeyi şekillendiren şey. Bana da sorsan, aslında ben kendimi bir frontman olarak 20 yıl önce hayal etmiyordum. Çok utangaç bir çocuktum. Daha böyle işin arkasında, şarkı yazarı, producer, yani o şarkıları, şarkı sözlerini yazıp başka birilerine söyleten, arkadaki o yapımcı veya şarkı yazarı gibi hep kendimi hayal etmiştim.

Sonra garip bir şekilde hayat beni sahne önüne getirdi ve madem bu oldu o zaman buna çalışmam lazım diye diye de bugüne geldik galiba. Ama şimdi bir albüm de yapıyorsun. Yapımcılık kısmında tarafında başladı galiba. Evet başladı. Yolun en başında hayal ettiğim şeyi nihayet yapabiliyorum. İlk dış prodüksiyonum. Sevgili Ben Gülbeker'in ilk albümünü prodüse ettik. Yeni bitti zannediyorum.

Önümüzdeki haftalarda yayınlanacak. Çok değişik bir his. Yani bunun keyfinin, mutluluğun başka olduğunu ben de yeni tecrübe ediyorum. Devam etmek istiyor musun yapımcılığa? Emin değilim.

Yani zaman alan bir şey. Ara ara yapmak isterim. Yani devamlı bunu yapmak gerçekten zor. Kendi albümlerim, kendi konser ve turnelerim, kendi işlerim ve hayatım olduğu için de bunu yönetmek zor. Ama devam etmek isterim. Çünkü bir sirkülasyon da yaratmak istiyorum. Biraz daha bireysel bir çağdayız. Artık kimse kimseye çok bu tür

Kolaborasyonlarla gelmiyor. Ama o işte 80'lerde 90'lardaki o kolektif ruh beni hep çok etkiler. Bir albümde beş ayrı bestecinin olduğu, birden fazla prodüsörün olduğu, yeni bir sesin var edildiği albümler beni hep çok etkilemiştir. Biraz böyle o kolektif ruha da göz kırpıyor yaptığım şey. Her zaman olmasa da ara ara bunu yapmak isterim. Çok keyifli.

Peki son olarak sana şunu sormak istiyorum. Bu Podbie ekibiyle biraz konuştuk senin hakkında ve şu ortaya çıktı ki hepsinin aklında kazınmış bir şarkın var. Bu da Yıldızların Peşinde, Maya albümünde. Çok etkilendim şarkı seçiminizden. Ekipte genel bir konsansüs olmuş bu konuda. İşte bu parçada Yıldızların Peşinde hayal kuran bir çocuk var. Yani işte Zeki Sezen, Ajda Tarkan, Barış Aysel, Müjde Türkan. Onlar değmiş gökyüzüne. Kimmiş korkan yıldızlardan diyor şarkıdaki o çocuk. Ve şarkıyı şöyle bitiriyor. Şairlerden çaktım, yuttum şöhretin şaşmış hapını. Buna da her iki soru sormak istiyorum. İlk olarak bir müzisyen olarak çocuk olmanın sendeki yeri nedir?

çocuk olmanın bendeki yeri, büyük bir beslenme kaynağı. Yani hani şey geyiği vardır ya, ilk 7 yılda kaydettiklerimiz bütün patternimizi ve hayatımızı ve bakışımızı etkiler. Gerçekten bizi temelden biçimleyen ve tanımlayan bir şeyler olduğunu hissediyorum. O yüzden olayı büyük bir ilham kaynağı olarak görüyorum. Müzik yaparken de genelde o çocukluğumda heyecan duyduğum, beni heyecanlandıran şarkılardaki tadı mümkün mertebe yakalamaya çok çalışırım. Yani önce kendim ve o küçük çocuğun heyecanlanacağı türde bir şeyler önermeye çok çalışırım. Hepimizin çocukluğu hepimiz için çok kıymetli, çok özlenilisi. Çok da iyi geçmese bile özlenilisi, çok garip bir şekilde. Yani çocukluk aslında karanlıkta bir yer. Çok fazla zorbalığa, kodlamaya, ailesel duruma maruz kalıyoruz.

Ama işte üstünden 10 yıllar geçtikten sonra orası böyle çok pırıl pırıl, cennet gibi bir yer gibi de kalıyor insanın aklında. Her şeye hayret edebildiğimiz bir dönem. Sonra o hayret duygusu azalıyor ya alıştıkça dünyaya. Her şeye hayret edip, her şeye inanabildiğimiz. Yani ben kendi çocukluğuma dönüp baktığımda hep en çok onunla rastlaştım. Her söylenene inanıyormuşum. Ve böyle çok daha sınırsız bir bakış açısı var. Yani her şey olabilir hayatta gibi. O yüzden çocukluk hem çok dramatik ve tuhaf bir alan, hem de çok besleyici, ilham dolu. Bugün hala bunca yıl sonra üretirken bile o güç alabileceğimiz bir yer benim için. Peki o şarkıda bahsettiğin o çocuk işte bunca sene geçti, yıldızların peşinden koşarken yuttuğu şöhretin şaşma şapından döndüğünü buldun mu?

Yani bir şekilde bir şeyler yapacağımı hissediyordum galiba içten içe ama bu kadar göz önünde olacağımı zannediyorum ben de bilmiyordum. Çünkü içe kapanık bir çocuktum. Dolayısıyla müzikten ve o zamanlar müzikle ilgili kurduğum hayallerden ne bekliyordum? Orası çok flu. Ama şöhreti ve şöhretle kurduğum ilişkiyi iyi yönettiğimi düşünüyorum. Şımarık bir tarafım da var. Bahsedilmekten hoşlanan ama yani... Durmam gereken yeri de iyi biliyorum galiba. Her insanın bir şaşma pali vardır. Şöhret mutlaka sizi bir silkeler. O alanlara da zaman içinde girip çıktım. Yalan yok. Ama yani sağlıklı bir yerde tutmaya çalışıyorum ilişkimizi ve onu iyi kullandığımı düşünüyorum. Şöhretimi. Şimdilik. Bilmiyorum. Umuyorum Allah şaşırtmaz.

Amin diyelim. Çok teşekkürler Kırmadın Bizi geldi. Meraklı bekliyoruz Aklı Selim'in diğer şarkılarını da. Evet efendim. Aslına bakarsan bu bölümünde konuğum sevgili Mabel Matiz'de. Kendisiyle hem yeni çalışması Aklı Selim üzerine konuştuk hem de günümüzde müzisyen olmanın kreatif ve sektörel boyutlarını anlamaya çalıştık. Bir sonraki bölümde görüşmek üzere. Şimdilik hoşçakalın.

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)