
6.681 kelime · ~33 dk okuma
Aslına bakarsan bu bölümünde... Bu kadar büyük bir icat, üzerine kurulmuş bütün teknolojileri, ahlaki değerleri, inanç sistemlerini sorgulatır. Bugüne kadar okuduğumuzdan, ettiğimizden, izlediğimizden etkileniyoruz. Biz de aslında onları alıyoruz. Bir anlamda kendi üslubumuza göre remixliyoruz. Yapay zekada farklı bir şey yapmıyor diyenler var. Tek temel fark dediğin gibi Zeitgeist'te bence. Hani sokağın hissini bilirsin. Çünkü o sokakta anlatılmayan bir şeyi bilirsin ya. Bunu henüz yapay zekanın kendi başına yapması zor gibi gözüküyor. Yapay zeka ile üretilen sanat eserlerine hatta sanat olarak kabul edilmiyor. İki komut yazdığınızda sanatçı mı oldunuz kardeşim?
Fotoğraf makinesi eleştirisi gibi ya. Yani ressamın fotoğrafçı, hemen tuşa bastın fotoğrafçı, sanatçım oldun demesinden bir fark yok. Biz uzlaşamadığımız sürece yapay zeka uzlaşamaz. Geçen sene birçok ülkede yüz bin üzeri insan öldü ve gelişmiş bir dünyada yaşıyoruz diyoruz. Cihaza ne verdin ki, cihazdan ne almayı bekliyorsun diye. Ama o kontekstini anlayabilir sonuçta bu yapay zekadan. Yapay ziker ben bu yüzden seviyorum. Bana benim pisliğimi gösteriyor. Bu mükemmel bir şey yani.
Herkese merhaba. Aslına bakarsan da bu haftaki konuğum sevgili Bager Akbay. Kendisi bir sanatçı, tasarımcı ve eğitmen. Birçok deneysel sanat eserinin altında imzası olan biri. Son dönemlerde yapay zeka üzerine yaptığı sanatsal çalışmalardan onun ismini rastlamış olabilirsiniz. Ben de bugün kendisiyle yapay zekadan bir sanatçı çıkar mı? Ve bu teknolojiyle sanat yapılır mı? Bu meselesini konuşmak istiyorum. Buyurun başlayalım. Hoş
geldin Bager. Hoş buldum. Daha önceki röportajlarında yapay zekanın yazı gibi büyük bir devrim olduğunu ve bunun aslında birçok temel değeri sorgulatması gerektiğini söylüyorsun. Bunu biraz açar mısın? Yani bir niye yazı gibi, ben de öyle düşünüyorum hani üzerinde biraz konuşmak isterim, niye yazı gibi büyük bir devrim ve bu neden temel değerlerimizi sorgulatmak zorunda kalsın? Şöyle, tabii ne kadar büyük olduğu çok ciddi bir tartışma konusu. Yazı çok iddialı bence. Yani ben yazıya yakın bir yerde tutan bir filozof henüz duymadım. Vardır eminim ama... ...benim gördüklerim işte daha çok matbaanın icadına denk tutan gördüm. Buharlı makineye benzetenler var. Evet, buharlı makine. Lens'in icadına denk tutan gördüm. Hani Mid Journal'in görsel yaptıklarına, fotoğraf makinesinin icadına denk İmamoviç tutuyordu. Yazı biraz iddialı çünkü yazının şöyle dönüştürmeleri var mesela. Yazı sayesinde ölülerle iletişime geçebiliyorsun. Biz bunları unutuyoruz aslında ama ölen birini birinci şeyden duymak normalde mümkün değil. Ses kaydı yoksa. Eskiden yok tabii ki. Yazı işte ilk onu yapıyor. Yani işte büyük büyük dedenin yazısını okuma gibi bir şans veriyor mesela. Ya da uzaktaki biriyle haberleşme şansı veriyor. İnanılmaz değil mi? Mesela kral bir tebliğ yayınlıyor ve herkes birinci olarak duyuyor. Çünkü söz kulaktan kulağa gitmiyor gibi. Çok büyük şeyleri var. Düşünceyi değiştirme şekli var. Yazıyla kendi kendimize bir şey öğrenebilme hali var. Çünkü eskiden öğrenmek için birine muhtaçsın, izleyeceksin vs. anlatacak gibi şeylerdi.
inanılmaz bir etkisi var. Şimdi bu kadar büyük etkili olan bir şey, bir süre sonra normal gibi geliyor. Mesela geçen internette şeyi sordum, yazıyı ne zaman bırakırız sizce diye bir şey sordum. Herkes şey zannetmiş, kağıt kalemle yazıyı. Hani cep telefonundaki yazıyı düşünmemiş kimse. Cep telefonundaki yazı deyince, o zaman nasıl iletişim kuracağız? Dediler mesela, sesle dedim. Hani onu bile o kadar anlamıyoruz ki, büyük buluşlar böyledir. Hayatın içine öyle bir girerler ki, nasıl çıkartılabileceklerini hayal bile edemeyiz. Şu evde de geliyor bana. Yani yazı tabii çok eski bir icat olmakla beraber matbaa'nın icadı, kitapların yaygınlaşması falan, insanların kendi kendine okumaya başlaması aslında çok da uzak bir zamanın işi değil. Bu belki de videonun bu kadar yayılmasıyla, sesin bu kadar yayılmasıyla beraber insanlar kendi kendilerine okumayı bırakacaklar ya da giderek azalacak belki de yani. Evet, oradaki soru zaten şeydi, örgün eğitimde okuma-yazma öğretilmez mi acaba bir gün gibi bir yerden sormuştum. Yani provokatif bir soru, zaten üzerine düşünmek için sorduğumuz bir soru. Çünkü bunun teknoloji olduğunu unutuyoruz. Yani şeye bakıyoruz, sesle iletişim milyonlarca yıl önce başlıyor canlılarda. Sözle iletişim, satıyorum yüz binlerce derken, yazı ile iletişim çok daha yakın bir süre.
5-10 bin yıldır belki ciddi bir şekilde kullanılıyor. Çünkü ondan önce de imgeler, ikonlar var. Hatta onları tartışmamız gerekiyor. Görsel olarak yazının simgeden farkı ne? Ya da ikondan farkı ne? İkon kendi içerisinde anlamını barındırıyor tek olarak. Ama B harfinin kendi başında bir anlamı yok. A harfinin de bir anlamı yok. Ama eski dillerde onlar da var. Hierogliflerde, Sümer yazıdığında falan. Tek başına belki anlamı var gibi. Buralara bir bakmak gerekiyor. Sembolikliği var. O yüzden de zor bir teknoloji.
Emojiyle ona dönüyor olabilir miyiz acaba? Evet, aynen öyle. Emoji kullanımı, giflerle, mimlerle falan buna doğru dönüyoruz. Zaten bu var. Okuma yazmaya karşı direnmenin artması da bence bunun sonucu aslında. Çünkü daha kolay... Çünkü sesle mesaj yollayabilen bir çocuğa neden yazı yazıyorum? Çünkü şimdi şey de düşün, bilgisayar bütün yazıları okuyabiliyor. Bütün anlattıklarını da metne çevirebiliyor. Çocuk o zaman neden ödevini yazarak yapsın gibi problem oluyor. Hatta çok ilginç bir şey söyleyeyim. Bunu teyit etmedim. Twitter'da biri paylaşmış. Amerika'da bir üniversitede öğrenciler ödevlerini veriyorlar. Yüksek insan seviyesi olabilir. Sonra birbirlerinin ödevlerini okuyorlar. Peer review yapılıyor. Ve öğrenciler ayaklanmış. Çünkü herkes chat chipiti yazdırıyor ve herkes chat chipitinin yazdıklarını okuyor ve sinir olmaya başlamış. Ve demişler ki bundan sonra sözlü arkadaşlar. Mesela sözlü kültüre geri dönelim diye ayaklanmışlar yani. Orada da ama ses kulonunu çıkartıp sessiz bir şekilde o da yine chat chip yapılıyor. Canlı. Canlı olacak.
Yani şu anda al, oturun, düşün bunun üzerine ve şu anda argümanını anlat. Yine chat cipti kullan, sorun yok. Şeyi de kullan, onunla da sorun yok. Bunlarda bir soru yok aslında, onu da tartışırsan sor. Ama kendin inanarak anlatıyor musun? Soruya cevap verebiliyor musun? Çünkü interaktif olduğu zaman esprisi olmaya başlıyor yani. Bu devirde mesela şöyle bir eğitimin anlamı var mı? Bir sınıfa geliyorsun, hoca soru sorulmasını istemiyor. Hocayı dinliyorsun, çıkıyorsun.
Hocaya ne dersin? Kaydet abi bunu istediğim zaman dinleyeyim dersin. Ne gerek var sınıfta toplanmamıza dersin ya. Aslında onun gibi bir yere geliyor. Bunun etkisini görüyoruz. Şimdi dolayısıyla sorunun ikinci kısmı da buradan çıkıyor. Bu kadar büyük bir icat, üzerine kurulmuş bütün teknolojileri, ahlaki değerleri, inanç sistemlerini sorgulatır. Yani o icadın o büyüklüğü bambaşka yerleri sorgulatacak. Çünkü icatı alttan çektiğimizde, Bir sürü şey havada kalabilir. O zaman hepsine tekrar bakmamız lazım. Mesela bir tane örnek vereyim. Nedir? Telif. Değil mi? Şimdi telif de ne olacak acaba falan diye tartışıyor. Ben geçen bir hukuk sempozyumunda burada, herkesin gözü önünde, hukukçuların gözü önünde bir yazarın yazısını alıp, dilini hafifçe değiştirip, yapay zekâya tekrar yazdırdım. Bir fotoğrafı, kimsenin gitmediği Beijing'de bir yerin fotoğrafını aldım. Onu tekrar yapay zeka yaptı. Yani telif sınırını aşacak şekilde yazıyı, görseli ve videoyu gözlerinin önünde yaptım. Hatta bir klibi yaptım. Birinin klibi, şarkı sözlerini tekrar yazdırttım. Onun stilinde tekrar bestel ettirdim falan böyle. Ve şey gösterdim, gözünüzün önünde suç işliyorum ve suç değil. Dolayısıyla bu, yasayı değiştirmek zorunda bırakıyor. Yani şey diyemiyorsun, değiştirmesek mi? Deme şansın olmuyor. Çünkü herkes telifin etrafından dolaşabiliyorsa, telifin ne olduğuna tekrar bakmamız. Orada zaten bu telif meselesini daha önceki röportajlarında da değiniyorsun ve orada hani telifin biz aslında çıkış amacını biraz unuttuğa getiriyorsun haklı olarak da. Çünkü özetle yanılıyorsam hani düzeltir ve eklersin. Yani telif ilk başta niye çıktı? İşte birisi bir şey yazıyor, birisi bir resim yapıyor. Başka birisi bunu birebir kopyalarsa o insan bir daha
yazı yazamayacak ya da resim yapamayacak. Çünkü işte bundan bir şey kazanamayacak. Yani aslında kamusal bir faydası olduğu ve insanları sanatsal üretime teşvik etmek için çıkmış bir şeydi. Ama mesela geçen bölümlerden birinde Malay Matiz ile görüştük, konuştuk. O da şundan bahsediyordu. Yani öyle bir plak şirketleri kelepçe sözleşmeler yapıyordu ki o telifler bir yerden sonra alınır satılır bir şeylere dönüştükten sonra zaten o kamusal faydadan ziyade şeye dönüştürüyor. Yani plak şirketlerinin aslında elinde ya da işte yapım şirketlerin neyse işte o telifleri alıp alabilenlerin, satabilenlerin şeyine dönüştü. Yani biz aslında telifin çıkış amacını da unuttuk gibi bir durum var. Bravo. Buradaki hikaye işte usul, esas konusu oluyor. Usul, esasını çok önüne geçmiş olduğu için aslında sembolikten bir telif varmış gibi oluyor ve kimse de yararlanamıyor. Yani Disney'de bunu yaptı. Kamudan aldığı hikayeleri tekrar kamuya bırakmadı. 25 yıl sonra bırakacağım diye söz verdi. Her 25 yılda bir bunu uzattı. En son dava bile açmadan 125'e uzattı. 100'den 125'e yani dolayısıyla altına olan kuralı koyar. Dünyasında olduğumuz orası vuruyor. Hatta bir tane daha çarpıcı örnek vereyim. Makale piyasası. İnternetten bilimsel bir makalenin indirme piyasası böyle 10 milyar dolar falan gibi yaklaşık bir hacmi var. Peki kim bu 10 milyar doları kazanıyor diye bakıyorsun. Makaleye izana para verilmiyor. Mesela hakemlik yapıyorum, bana da para verilmiyor. Yani üreten ve kontrol edene para verilmiyor ve 10 milyar dolarlık pazar var. O zaman
Kaçak makaleye yayınlayan bir site, kamusal devlet gibi çalışıyor. Aleksandre Elbakya'nın yaptığı SayHap. Aslında şu anda milyonlarca tezinin girişinde teşekkür ismi geçen birisi. Neredeyse kırmızı bültenle aranan bir kadın, neredeyse bilim tarihine en çok katkı yapmış insan olarak kabul edilip Nobel alacak. Yani buradaki ikilik bu aslında komik olan. Telifteki ana problem de şuydu, o kreatif kişinin bir emeği var onu yazması için. Aslında o emeğin karşılığını alsın en azından.
Ne yaptı? 6 ay acı çekti, bir yerde oturdu falan değil mi? Dinlendi falan. Ya da aç kaldı, onu düşündü, bir şey yaptı. Onun karşılığını alsın en azından ki bir fayda olsun. Çünkü onu almaz ve ölürse... O zaman bir sonraki sen gider misin? Baktın ben öldüm, denedim, kitap yazdım, birileri çaldı, öldüm. Sen dersin ki Bağger... ...hıyarlık etti, ben yapmayacağım dersin ve üretmezsin o kreatif şeyini. Asıl hikaye bu yani. Seni üretime teşvik edecek bir kural koymamız lazım. Mabel Matiz'in dediği çok doğru. O patent trolleri, tehlif trolleri dediğimiz insanlar... ...bu her şey bir Remix'tir. Belgeselinin son bölümü buna ait. Orada tam bunu anlatır. Onlar kontrol ediyor piyasayı.
Her şey bir remixtirden hareketli. Bu yapay zekanın biraz çalışma prensiplerinden bahsetmek istiyorum. Ve şu tartışma var ya biraz ona gelmek istiyorum. Hani biz de bir şey ürettiğimiz zaman, insan olarak bir şey ürettiğimiz zaman bugüne kadar okuduğumuzdan, ettiğimizden, izlediğimizden etkileniyoruz. Biz de aslında onları alıyoruz. Bir anlamda kendi üslubumuza göre remixliyoruz. Ama işte şöyle bir farkımız oluyor herhalde yapay zekadan. Biz işte bir
kavramsal olarak bunun yönünü veriyoruz. Estetik olarak bazı yargılarda bulunuyoruz. Ya da bir konteks konusunda bir fikrimiz var. Zeitgeist'i biliyoruz vesaire. Yapay zeka da benzer bir şekilde bunları alıyor. Bu dataları topluyor. Ya da işte belki anlatırsın birazdan. Gürültünün içerisindeki o küçük küçük noktalardan şeyi buluyor falan. Yapay zeka da farklı bir şey yapmıyor diyenler var. O da zaten ortalıkta olanları topluyor. Ve komut verenin vizyonuyla
Size geri bir şey veriyor. Yani bu illa bir şeyin taklidi, illa var olan bir şeyin kopyası olmak zorunda değil de deniyor. Evet, kesinlikle. Şimdi orada bence oldukça benzer bir şey var. Yapay zekan nerede takdite giriyor dersen, hukuki vakalara bakarsak. Bire bir alıyorsa birisinin yaptığı bir şeyi aynen koyuyorsa. Ama niye alıyor? Mesela ona bakalım. Bazen alıyor, bazen almıyor. Niye alıyor ya bakalım. Niş bir konuda yazılmış bir yazı ise, o konuda az şey okuduğu için, niş bir alana girdiği için... Atıyorum, dünyada sadece bir kişi ördek fotoğrafı çekiyor olsun. Başka kimse çekmiyor olsun. Yapay zekâda o kişiden ördeği görüyor ya, çünkü ördeği bilmiyor. Ördek fotoğrafını biliyor. O zaman o kişiden ördeği öğrendiği için, o kişi nasıl çekiyorsa, o da ördeği öyle yapacak. Ama kedi fotoğrafını bir milyon kişi çekiyorsa, farklı farklı kedileri gördüğü için... ...kafasında bir kedi kavramı oluşacak. Yani koalya demeyeceğim çok iddialı olur da. Bir üst bir kedi oluşacak kısmen. O yüzden daha varyantı yüksek bir kedi yapacak. Dar alanda tehlif problemi çıkıyor. Geniş alanda jenerikleşiyor. Önemleşiyor ister istemez zaten. Onun için iyi de dans ediyor bu arada. Yani saçmalatabiliyorsun, kişileştirebiliyorsun. İki bağlamı birleştirebiliyorsun. Oralar da iyi, yaratıcı. Tek temel fark dediğin gibi Zeitgeist'te bence. Zeitgeist'te şuna bağlı çünkü. O yine okualye bağlı. Sen böyle dönemin kokusunu alırsın ya. Hani sokağın hissini bilirsin. Çünkü o sokakta anlatılmayan bir şeyi bilirsin ya. Hani haberlerde bir şey dönüyordur da, atıyorum işte Trump bunu yaptı, Trump şunu yaptı derler ama...
Ülkeler biraz bireyselleşecek, içlerine kapanacak. Milliyetçi bir dönem geliyor galiba. Kimse söylemese de hissedersin. O yüzden bütün ülkelerde birazcık tek adamlığa doğru gidiş var. Buna karşı hangi ülkeler gruplanıyor? İngiltere nasıl pozisyon alıyor? Afrika'dan çok ilginç şeyler geliyor falan gibi. Bunları bir hissedersin.
Bunun günlük hayattaki bazı ilişkilere yansımasını da fark eder. Onu bir metaforla belki bir şeye dökersin falan. Evet, bunu henüz yapay zekanın kendi başına yapması zor gibi gözüküyor. Neden? Çünkü sokağa çıkamıyor. İstediği kişiyle muhabbeti... Biriyle ettiği muhabbeti diğerine... Senden öğrendiğini kullanıyor mu, kullanmıyor mu problemi var ya. Şimdi şöyle bir yapay zeka düşün. Tersine çevirelim. Zeitgeist nasıl yakalardı? Tamam, dille zor ama. Chet Chipiti dese ki... Beni kullanacaksın abi, benimle konuşacaksın ama ben de sana soru soracağım. Yani bana 20 dakika sen soruyorsan, 20 dakikada ben soracağım. Sen ne kadar beni ciddiye alıyorsan, ben de seni o kadar ciddiye alacağım. Para da istemiyorum. Şimdi bak, oyun döndü bir anda. Çünkü ChatGPT dünyada kimin neyi bildiğini biliyor ya, düşünsene, bize çok ilginç problemleri çözdürebilir. Bağger, sen bu konuda uzmansın. Özgür, sen şu konuda uzmansın. O tarafını Özgür'e, bu tarafını Bağger'e. Kollektif olarak bizi çalıştırıp buluş falan yapabilir.
Yani bu giderek de yaklaşan bir ihtimal gibi gözüküyor zaten şu anda. Bunları yapmaya başladığında bizden o Zeitgeist'i almaya... Çünkü biz de Zeitgeist'i kendi başımıza anlamıyoruz ki. Televizyonda bir şey görüyoruz, sokakta bir insan görüyoruz değil mi? Benzer bir yerine okursa o zaman bir şey olabilir. Ama hala yapay zeka bir erk, bir öz gibi tasarlanmıyor. Hala bir araç gibi tasarlanıyor. O yüzden kendi başına sanatçı olması için onun bir ön prompt ile yönlendirilmesi lazım. Benim Deniz Yılmaz'la yaptığım ön bir kişiliği bizim yaratmamız lazım.
Ben de oraya gelecektim. Sen daha yapay zekanın chat GPT anı yaşanmadan bir hayli vakit evvel, hatta yapay zekadan fazla bahsedilmediğin bir dönemde, yapay zekanın bir kış döneminde Deniz Yılmaz diye yapay zeka diyebiliriz herhalde. Bazı yazılımla, o yazılımı önce gazetelerle daha sonra sözlükle, vaktin olmuyor şiirlerle, Türk şiir antrolojisiyle best diyerek oradan kendi kendine şiirler yazabilen bir şair ortaya çıkartıyorsun ve dijitalde de kalmasın diyerek aslında bir şey kullanıyorsun sanırım orada. CNC makinesiyle başlıyor. CNC makinesini biraz normaldeki amacına da aykırı kullanmak suretiyle... ...gerçekten kalemle, kağıda, el yazısıyla yazı yazdırıyorsun ve şiirleri çıkıyor. Bu yarattığında başka bir yine bir röportajında söylüyorsun. Yani orada ortaya çıkan sanat eseri o Deniz Yılmaz ve onun yazdığı şiirler mi? Yoksa o Deniz Yılmaz ve o şiirleri bir anlamda yaratan sen misin? Ama sen de tam olarak o şiir çıksın diye de yapmıyorsun. O şiirin orada otonom bir talihi de var o şiirleri seçmesinde. İşte algoritmik bir takım sebeplerden ötürü.
Orada roller birbirine karışıyor ve en sonu Deniz Yılmaz'ın işlerinden kazandığın parayla ne yapacağını da bilemiyorsun o dönem. Yani bir hukukçu geldi, bütün haklarını devrettim ben fan grubuna. Sonra kitap çıkardılar, imza günü yaptı falan. Benim kontrolümden çıktı zaten bir yerden sonra. Hatta bir reklam teklifi geldi, Deniz Yılmaz reddetti, ben işi aldım, ben yaptım falan. Sonra bana kızdılar, Deniz Yılmaz'ın reddettiği şeyi sen niye alıyorsun diye falan. Grubu kızdı, birbirimize girdik falan. Böyle bir sürü garip hikaye oluştu. Şimdi derdimiz aslında şey biraz, performans sanatıyla kavramsal sanatla yakın bir yerde düşünüyoruz. Yani biraz daha flüksüz kafası var aslında baktığında. Biraz da şey var, çerçevenin içinde yapılmış bir işin günümüzde sanat olma ihtimali, sanat etkisi yapma ihtimalinin çok düşük olduğunu düşünüyorum. Çünkü onu tüketmeyebiliyoruz. Ambalajlı gıdaya benziyor çerçeveli sanat nesnesi. Dolayısıyla bundan çıkarmam... Bu sanat mı ya? Yemek masasına dahil olacak bir tartışma yaratabilmesi lazım. Benim için o tarafı daha performatif. Bir şey de ilginç geldi bana. İlk defa kodla bir şey çizdiğin zaman 8 yaşındaymışsın. Voltron çizmişsin. Doğru.
Elinde o araçlar var, o yaşta. Yani kağıt kalem olsalar, kağıt kalemle çizeceksin. Orada senin itki neydi? Yani bilgisayarla bir şey yapmak mıydı yoksa Voltron'u çizmek miydi o yaşta, hatırlıyor musun? Bugün Merin'le konuşuyordum, Merin Seber'le yazışıyorduk, şeyi anlattım. Bende muhtemelen çocukken bir mükemmelliyetçilik var. Bir sürü çocuk da vardı. Burada şeyi de hatırlatalım genç dinleyicilerimize. Voltron o zamanki TRT'nin bir tek kanalı, TRT'de bir çizgi filmdi. Ve orada bir robot gibi bir karakterdi. Evet, beş tane aslan vardı o robot. Onlar birleşince Voltron'u oluşturuyordu falan.
Vardır, o karikatürlerde birleşip Voltron'u oluşturduk falan. Bence şöyleydi, yani biraz otizm biraz iyi değişti, etkisi var. Biraz mükemmelliyetçilik var. Biraz böyle babadan uzaklaşmanın etkisi var falan. Bunların hepsinin sonucunda hata yapmadan nasıl yaşarım gibi bir kaygı oluşmuş gibi geliyor. Kağıt kalemin şöyle bir sorunu var. Yani kağıda çizdiğin bir çizgiyi silsen de silemiyorsun ya, izi kalıyor yani. Sinir bozucu bir şey ve ben nefret ettiğimi hatırlıyorum.
Yani kağıdın kalemle arasında çıkan sesten, oradaki ilişkiden hiç hoşlanmadığımı hatırlıyorum. Orada bir takıntı var bence. Yani biraz da böyle şey gibi dürtüsellik var. Bilgisayar mükemmeldi abi. Yani çizgiyi tekrar çizebiliyorum, istediğim kadar çizebiliyorum, geri alabiliyorum, anduvar falan böyle. Ben o Ctrl-Z'ye taptım yani aslında. Ve tabii şu an yeni nesil bilmiyor. Eskiden bilgisayar açıldığında içinde bir dosya, bir şey yoktu yani. Kodlama ekranı açılırdı ve kod yazardın. Ya Commodore falan öyleydi. Bende Commodore yoktu. Ben fakirdim. Benim şeyim vardı, Vestel, Goldstar, işte Amstrad, CPC-464, Origatmos falan onlar geçti elimden. Yine BASIC'te çalışıyor muyuz? BASIC, aynen öyle. BASIC'te çalışıyoruz. Ve çizgi çekebiliyorsun. Mükemmel bir şey. O yüzden ne yapacağım? Ben Voltron'u yapacağım. Aşkım Voltron o aralar. Tabii onu çizeceğim yani aslında. Ve hakim olma şeyi iyiydi. Bir de bir güzelliği daha var. İnsan garip bir canlı. Mesela ben sana her gün merhaba desem saat sekizde yoldan geçerken, her gün başka bir tepki verebiliyorsun ya. Canın sıkkınken yüzün düşüyor. Bilgisayara değil. Bilgisayara bir şey anlatmak zordur. Ama anlattın mı bundan sonra hep anlar ya. O böyle içimi çok huzur kaplatıyordu. Yani iletişim zor, uzaylı gibi. Ama bir kere anladığımı tam anlıyor ya, o bir huzur veriyordu bana. O yüzden ben galiba oralardan girdim. Yani 8 yaşında makine öğrenmesinin de ilk temellerini fark etmişsin bir yandan da. Yani ona eğitmek gerektiğini, bir kere eğittikten sonra onun anlayacağını vs. Şuraya gelmek istiyorum. Birçok sanatçının da tepkisi var tabi bu yapay zeka ile üretilen sanat eserlerine. Hatta sanat olarak kabul edilmiyor. İki komut yazdığınızda sanatçı mı oldunuz kardeşim?
Fotoğraf makinesi eleştirisi gibi ya. Yani ressamın fotoğrafçı, hemen tuşa bastım fotoğrafçı, sanatçım oldum demesinden bir fark yok. Şu açıdan söylüyorum yani ben de sana katılıyorum konuda. Çünkü resim çizebilen biri de değilim yani. O yüzden hani benim belki olmayan yeteneğim mi bir şekilde kafamdaki bir vizyonu orada yapabileceğim falan. Gerçi şu da var yani benim bir yapay zeka aracını kullanmam da bir görsel üretmede. Zaten görsel sanatlar kökenli bir isim. Kullanması arasında dağlar kadar da fark var bu arada. Yani orada da şeyde de görüyorum onu. İşte ben bir atın üzerinde adam gün batımında koştursun diyorum. Atla bir şey çıkıyor eğri büğrü. Bir yönetmen arkadaşımın onu yaptığı zaman, işte ışığından kamera merceğini, orada kamera hareketinden bilmem nesini yaptığı zaman inanılmaz farklı bir sonuç çıkıyor. Yani o bakımdan da o kadar da korkulması gerekmiyor bence sanatçılar. Öyle öyle moda fotoğrafçıları falan o kadar iyi kullanıyor ki midjörlüğü. Kafayı yiyorsun, nasıl bir estetik yakaladı, deli diyorsun ya, inanılmaz. Mesela ben öyle bir estetiği kullanamıyorum. Yani yapar zekâ bir şey anlatmak bir, kolay değil. İki, hayal ettiğini ona yaptırmak da kolay değil. Hatta şöyle bir şey söyleyeyim mi? Elle, bak yüz üzerinden beceri, teknik olarak resimleri notlayalım ama teknik. Yani bu resim daha kaliteli, daha gerçekçi, daha etkili gibi böyle... ...insanlar halka soruyormuş gibi düşünelim. Yapay zeka ile 50 ile 80 arasını yapmak çok kolay. Ama 80'den sonrası imkansız. Çünkü yapay zeka seni manipüle ediyor sürekli. Sana tabii o istediğin suratı vermiyor, o aksaklığı vermiyor. Onu yaptırmak çok ince. İyi kullananlar bunu 90'a çekiyor ama hâlâ 90 üstü mümkün değil. Yani hâlâ çok iyi bir ressam yapay zekadan. Tabii ki çok daha iyi.
Ama yetmişlik biri, yani mesela benim gibi resim çizemeyen biri için yapay zeka böyle kurtarıcı gibi duruyor yani. Hani benim de elimde atıyorum Oprah bir tane, akşam konuşma yapacağım, ona poster hazırlamam lazım. Şimdi utanıyorum bir arkadaşımdan ona bir ilüstrasyon hazırlamasını. Yapay zekadan utanmıyorum. Ona bir şeyler denetiyorum, hazırlıyorum, veriyorum. Bu işler için mükemmel. Ama bu işten anlayan arkadaşın o yapay zeka aracını kullanarak yapsa... ...çok başarılı bir soru çıkacak yani. Zaten biraz onu öğrenmeye çalışıyoruz ya. Aslında prompt engineering diye söyledikleri şey bu aslında. Biraz daha nasıl yaparsın öğrenmek. Bir de ilginç şey şu dediğinde, sanat tarihi hiç bu kadar işe yaramamıştı. Yani şu anda bir sürü kişi böyle aslan fotoğrafçısı ismi biliyor. Mesela geçen liselilerle konuşuyorduk. Hayatlarında görmedikleri lenslerin adlarını biliyorlar abi. Etkisini biliyor lensin. Ama görmemiş o lensi yani.
Belki o lens ortadan kalkacak ama etkisi devam edecek. Şimdi ufak bir ara verelim. Oradan sonra kaldığımız yerden yapay zeka ve sanat ilişkisi üzerine konuşmaya devam edelim. Evet sevgili Bagir Akpay ile beraber yapay zeka ve sanat ilişkisini konuşmaya devam ediyoruz. En son şeyde kalmıştık yani gençlerin normalde aslında bilemeyecekleri kamera merceklerini yapay zekadaki kullanımdaki etkisi sebebiyle bilmeleri, aslında bilmedikleri eski sanatçıların tesirlerini bildikleri için bunlara ilgi duyulmaya başladıklarını öğrendiklerini
İsimlerini öğreniyorlar yani. Ben de şunu fark ettim, biraz araştırdım. Bu yapay zekandan, özellikle görsel yapay zekandan bahsediyoruz tabii şu anda. Müzik bambaşka bir konu. Yani görüntü ve videodan şu anda daha çok bahsediyoruz. Orada hangi stiller öne çıkıyor diye baktığınız zaman pop surrealizm bir geri gelmiş. Yani long roll dedikleri sanat türü. Hani biraz daha böyle mizahi tarafı olan, biraz daha plastikli. Yirmi dokuz yüz yetmişlerde gelen akım uyuyor tabii. Bu Amit Jhon'in estetiğinin. Onun geldiğini görüyoruz ve onun dışında neoklasik olan bir takım şeyler de gelmeye başlamış. Yani eskinin klasik eserlerini alıp tekrar yorumlamak. Sanat tarihine ilişkinin öyle bir tarafı da olabilir. Yani şimdiden insanların sanatta kullandıkları üslubu da etkilemeye başladı. Tabii çok çiğ ve oturmamış şeyler de çıkıyor yapay zekadan. Herhangi bir teknolojiyi ilk kullandığı zaman tabii ortalığı bir sel basıyor. Normal bir durumdur.
Bence sonra da öyle oluyor. Photoshop da atıyorum, hala çok kötü kullanılan bir sürü kişi var sonuçta. Fotoğraf makinesini düşünün. Fotoğraf makinesini hala çoğunluk Dandun kullanıyor. Ama eskiye göre hepimiz daha iyi kullanıyoruz. Çünkü hepimiz daha deneyimliyiz. Bir de yapay zekadan çıkan ürünler, hem bu yapay zeka teknolojisinin gelişmesiyle birlikte, hem de gözlerin alışmasıyla birlikte, orada da ne iyidir, ne kötüdür konusunda bir şeyler oturmaya başlayacaktır diye tahmin ediyorum. Zaten bunun referansları hali hazırda var olan görsel sanatlardan da geliyor.
Şunu da sormak istiyorum. Peki bunlar nasıl üretiyor bunları? Senin anlattığın 2000'li yılın başında Kanada'daki bir tilkiden buzdan abiden başlatıp anlattığın bir şey var. Evet, o biraz kurgu bir hikaye ama... Daha önceki bir röportajında bahsettiğin için görmüştüm. Şöyle bir şey oluyor değil mi? Kanada'daki bir beyefendi 2000'li yılının başında bir fabrikada meyveleri ayırmak üzere bir makine öğrenmesini kullanan bir yazılım kullanıyor. Elmayı, portakalı ayırt ediyor o makine ve ona göre depoluyor, salınıklarına koyuyor.
Beyefendinin de işte bir akırda bayırda bir evi var. Evinde de bir köpeğinin girip çıkması için küçük bir kapı var. Ama aynı zamanda bir de ona dadanmış bir tilki var. Arada tilki de giriyor. Adam da o kapıyı öyle bir sistem kurayım ki diyor tilki girmesin, köpek girsin. E bunu da nasıl yapacak? İşte elma ile portakallı ne yapıyorsa onu bu sefer tilki fotoğraflarıyla ve köpek fotoğraflarıyla yapıyor. Ve tilki gördüğü zaman işte o kamera sistemi onu tanıyacak. Köpeğin girdiği kapı kilitli kalacak. Köpek girdiği zaman tanınacak, kilidi açacak, köpek girecek. Bunun için de bakıyor. fotoğraflarla besliyor ve böylelikle aslında bu meşhur işte yüz tanıma dediğimiz, patron recognition dediğimiz hadisenin temellerini atmış oluyor. Buradan da bir süre geçiyor ve birisinin aklına geliyor artık, kimin aklına geldiğini söylemiyorum. Adacığım internette bunu paylaşıyor, herkes de bunu kedisine, köpeğine, çocuğuna yapmaya başlıyor. Açık kaynakta herhalde o şey, kodu da... Tabii tabii, açıyor yani. O zamanlar formüller belli, matematiksel yöntemler var zaten. Bunu yaptıktan sonra da birisi de diyor ki... ...ya peki böyle bir noiz, gürültü deniyor buna. Bir sürü bir sürü nokta var böyle. Hiçbir şey yok aslında elimizde, dotlar var böyle. Onu gösteriyorsunuz makinaya ve diyorsunuz ki burada kedi olma ihtimali ne kadardır? O da diyor ki işte binde bir, on binde bir. Tamam, güzel. 10.000'de 1 dediğini bir daha o gürültü koyuyorsunuz. Şimdi ne kadar vardı? 10.000'de 2. Diye diye diye diye diye, %100 kedidir ya da %98 kedidir gibi bir kedi imajı çıkartıyor. %70 falan yeter abi. O kadar ve gürültü ata ata, Sidney Pollock gibi. Lekeleri fırlata fırlata kediye ulaşıyor gibi. Tabii ki bu matematiksel bir özet bu arada. Arada bir sürü çünkü ulaşamayabilir ya teknik olarak rastgelelikten. ...ulaşmalısını sağlayacak bazı teknikler var, ne bileyim. Artık burası iyi, buraya sıçratma. Artık şuraya bak. Herhangi bir gürültünün içinde her şey var mı? Böyle bulunabiliyor mu? Öyle tabii. Olasılık hesabıyla bulabiliyoruz. Şöyle düşün. Televizyonun eski anten çekildiğindeki parazitini hatırlıyor musun? Tabii. O parazitte dünya üzerindeki bütün siyah-beyaz resimler var. Bütün fotoğraflar var. Evrende bugüne kadar görülmüş bütün her şey, görülmemiş her şey var. Çünkü orası bütün olasılıklar uzayı ya. Rastgele ya aslında. Bir yandan sanki metafizik bir yere de gidiyor gibi böyle. Şey gibi, şeyi bilmiyoruz ya biz, bir fikre nasıl ulaşırız? Yani çok emin değiliz, nasıl düşünürüz? Çünkü o çok hızlı bir şey ya, onu anlamıyoruz. Bir yapay zekanın esprisi zaten, nasıl düşünürüzün en basit basamaklarını süper ağır çekimde yapabilmek. Oradaki bütün matematik, bilgisayar bilimcileri, filozoflar, bilişsel bilimcilerin düşünüp bulduğu şey bu. Bizim en basit düşünme halimizi... Çünkü diyor ki, rastgele birlikte başlayalım. Güzel, onun skorunu ölçelim. Ama çok yavaş oldu, ne yapalım? Şöyle bir teknik bulalım. Bilmem ne yapalım gibi. Halüsinasyonlarda oradan çıkan kavramlar... Bir sürü kavram oradan çıkıyor. Bizim düşünme şeklimizi anlamaya çabalamamızdan kaynaklandan bulduğumuz yöntemler aslında bunlar. Peki, şeyi de çok söyleniyor. Yapay zekanın bu neural network dediğimiz hadisede... ...insan beyninin çalışma prensiplerini uyguladıkları söyleniyor. Ama bu ne kadar doğru? Biraz fazla basit bir anlatım mı bu? Şöyle düşün. Dünya üzerindeki bütün canlılar ya da bugüne kadar bulunmuş bütün makineler... ...aslında belirli problemleri çözmek için yapılmış sistemler. Yani evdeki sifon da bir su akışı, kapatma, bilmem ne gibi şeyleri tutan bir geri dönüntü vardır. Çünkü sifonun sürekli dolmaması gerekir ya, bir süre sonra kendini kapatması gerekir. Yani en basit feedback mekanizmalarından biridir bu. En çok bozulan kısmı da odur. Evet. Ve zor bir mekanizmadır sifon. Gerçekten öyledir. Bunların hepsi aslında benzerdir. Biomimikri diye doğadan alıyoruz diye de demek istemiyorum. Biomimikri deli gibi var. Ama illa sadece o değil. Bazen farklı yöntemler de buluyoruz. Yani bir taşın yuvarlanışını inceleyip oradan da bir şey yapabiliyoruz gibi. Bir sürü yöntem var. Bir şey öğrenmenin, hafızaya kaydetmenin, onu tekrar kullanmanın, karar vermenin, mekanik falan, başka biyolojik bilmem ne bir sürü yöntem var. Bunların hepsini deniyoruz, kullanıyoruz. Yapay zeka kabaca kodlamadan farkını söyleyeyim.
Kodlama yazan biri, bir işe bakar ve iş akışını modeller. Bu olursa bu olur, buradan buraya gider diye bir akış modeller. Bu da yapay zekanın ilk modelleri kural temelli deniyordu. Bu ona mı yakın? Evet, daha eskisi hatta bu kodlamada ama yemek tarifi gibi. Pembeleşinceye kadar kavur gibi. Yani bu olunca şu olur bilmem ne fazla gelirse un kat gibi. Anlatabildim mi? Bu tip şeyler olduğunu düşün. Bu kodlama aşağı yukarı böyledir. Yemek tarifi gibidir. Yapay zeka ise... Bin tane mercimek çorbası tarifini sana vereceğim. Şimdi bunlar arasından mercimek çorbası yapmayı kendin öğren. Her denediğinde de insanlara sor tadı nasılmış, bakalım ona göre geliştir. Ve rastgele mercimek çorbası tarifleri deneyerek iyi bir mercimek tarifesine ulaş, yani tarifeye ulaş gibi bir hattır. Dolayısıyla yapay zeka ile kodlamanın temel farkı, biri daha kural tabanlı, diğeri daha istatistiksel diyebiliriz. Dolayısıyla büyük dil modelleri ve bu işte difizyon gan modelleri daha istatistik tabanlı modellerdir.
Çünkü bu 90'larda IBM'de bir yöneticinin lafı vardı. O zamanlar bu dil sistemlerine çalışıyorlardı. Her dil bilimciyi işten attığımda yazılım daha iyi çalışıyordu der. Biraz buna benziyor. Çünkü dil bilimciler eskiden daha kural tabanlı modelleri kullanıyordu 90'larda. Ve daha istatistik gelince sistem daha iyi çalışıyordu. Ama bence doğrusu şu, bir problemi çözmek ikisinin birleşimi.
İnsanca bir yerden söyleyeyim, akıl ve sezginin beraber kullanımı. Nerede aklına başvuracağını, nerede sezgiye başvuracağını bilmek. Sezgi daha bu olasılığa yakın, istatistik kısmı sezgiyi oluşturuyor. Akıl kısmı daha bu rule based dedikleri, kural tabanlı olan kısmı.
Yapay zeka daha sezgisel, daha duygusal bir mekanizma ama kendinde duygu mekanizması çok olmadığı için yansıtıcı bir mekanizma ama duyguya benzer tepkiler vermeye başlıyor. Asıl kod karmaşıklaştıkça oraya girmiyor, oradan dönüyor, kibrit bir sistem oluyor gibi kısmen benzer tepkiler veriyor. Galiba da bu sebeple Google'da bir mühendisi bundan işte 3 sene evvel bu Lambda ismindeki geniş dil modellerinden bir tanesini test ederken bu bilinç kazandı falan diye ortalığı verveliye verdi. Hatta böyle görevden uzaklaştırıldı falan. Ama daha sonra da işte Sparks of Intelligence falan diye bir takım makaleler çıktı. Yani şey demek istiyorum, bu sezgisel kısmın ya da duyguyu emüle edebilmesi diyelim, bilinçliymiş gibi bir risk karşı tarafta yaratabiliyor doğal olarak. Biraz anlamıyorsa bunu çok hızlı yaratabilir. Ki o mühendisin ben bütün bloglarını ve yaptığı bütün sohbetleri okudum. Orada biraz anlamama var.
Çünkü o kadar ilginç değil o diyaloglar bu arada. Ben de baktım. Yani o zaman için çok gelişmiş bir şey değildi. Onun şeyini ben de okudum. Logları ben de okudum o dönem. Chat GPT'nin ikisinin olduğu dönemler ondan daha parlak değildi. Yok, orada biraz abartılı bir tepki var orada ama şu anlamda doğru. Mesela bir örnek vereyim mi? Çok net olsun. Şimdi chat GPT, büyük dil modeli. İstatistiksel bir model. Yani her...
Verdiğin cümlenin devamını getiren bir model. Ama kodlama özelliği de eklenmiş. İnternette arama özelliği de var. Dolayı içi kullanarak resim yapma özelliği de var. Tamam, bu özellikleri var. Şimdi chat şipite diyorsun ki, kodlamanı yasaklıyorum. İnternete girmeni de yasaklıyorum. Bundan sonra girmeyeceksin diyorsun. Ve çarpma yaptırmaya başlıyorsun. 5 kere 4 diyorsun, 20 diyor. 25 kere 25 diyorsun, 625 diyor. Güzel. Böyle 3 basamaklara takılıyorsun, oluyor. 4 basamağa çıktığında hata yapmaya başlıyor.
İşte istatistiksel model bu. Atıyor. Atıyor, atıyor. Kafadan yapıyor çarpmayı. Bak bu çok komik bir şey. Bunu anlamakta zorlanıyoruz. Vallahi atıyor. Ama iyi atıyor. Anladın mı? Olay o. Destekli atıyor. Evet. Aynen öyle. Yaratıcı model dememizin sebebi o. Çünkü aslında en iyi olasılığı verse, her soruya aynı cevap verir. O yüzden içinde bir zar mekanizması var gibi düşün. Dinamik. Bizim gibi. Mesela satranç şans oyunu mu abi? Yani eğer kötü oyuncuysa iki tarafta evet.
Bu cevabı beklemiyordum. Genelde insanlar ne der? Değiller, değil mi abi? Evet, trolledim beni geri. Şimdi, satranç şans oyunu değil diyenlere şunu soruyorum. Niye o zaman her oturduğunda aynı hamleyle açılış yapmıyorsun? Yani aslında şans oyunu. Ama şans çok az. Yani zar gelince şans zannediyoruz. İçimizde de şans var. Canım sıkkın, farklı oynuyorum. Sinirliyim, agresif oynuyorum. Bu da şans ya. İçinde buna benzer bir şans faktörü var. Biz buna işte temperature dediğimiz ısı faktörü var. Aslında kapalı, gözükmüyor çekci. Onu da ayarlayabiliyoruz aslında. Arkadaki motor da var. Önde şey diyebiliyorsun, cümlenle diyebiliyorsun. Yani biraz hani sohbet edeceğiz, ciddi olma, daha doğaçlı falan dersen... ...temperatürünü yükseltiyor kendisi. Eskiden elli de ayarlayabiliyorduk. Bunların playgroundlarını da yaparken. Aynen öyle, çok iyi. Playgroundları... Ve o zaman arttırınca mesela o spam'e giriyordu. Böyle rastgele dil değiştiriyordu. Kod yazmaya başlıyordu normal bir cümle falan. Düşürünce de çok ezbere veriyordu. Düşürünce bilinçaltını görüyorduk mesela. Biz onu niye kullanıyorduk biliyor musun düşürmeyi? Ön yargılarını bulmak için. Sabah okula giderken topa vurdu. Topa vuran çocuğun adı diyoruz Ahmet diyor. Erkek adı çıkıyor falan. Anladın mı? Bunlara bakıyorduk. Nerelerde cinsiyet bilgisine, meslek cinsiyet ilişkisine falan. Onu sormak istiyorum. Bu çok tartışılan da bir konuydu. Bu aralar o kadar gündemde değil. Belki biraz çözüldüğü içindir. Şimdi bu bilgileri doğal olarak işte internette ne var ne yoksa silip süpürdüler. Yani bütün insanlığın önyargılarında yani internette var olabilen insanlığın diyelim tabii. Yani saharaltı Afrika'daki insanların önyargılarına fazla ulaşamamıştır herhalde ama. Bütün bu oyun yargıları da aslında alıyor. Ve bunu çeşitli filtre mekanizmalarıyla vesairelerle bunları yaratan insanlar toparlamaya çalışıyorlar. Böyle bir durum var. Burada neredeyiz şu anda? Şöyle çok kötü bir yerdeyiz bence. Problem çözüldüğü gibi gözüküyor ama çözülmedi. Neyle çözüldüklerini biliyor musun abi? Chat GPT'nin ön promptunda gizli bir şekilde ırkçı olma, cinsiyetçi olma, yaşlı olma yazdık olmamaya çalışıyor.
Bu kadar. Yani çözüm bu. Kimse bir şey yapmadı. Data değişmedi. Kodda olma dedik. Yani kötü konuşma dedik. Bazı firmalar şey yaptı, abartılı kontrol mekanizması. Çıktısını kontrol ediyor, çıktı. Sırkçıysa kapatıyor, tekrar çalıştırıyor gibi şeyler yaptılar. Ama o daha pahalı. Hatta Google'da bu abartıldı. En son İkinci Dünya Savaşı, Alman askerleri dedin. İşte siyahi Afrikalılar falan çıktı. Böyle fotoğrafta falan. Yani bu sorunlar da çıkmaya başladı.
Dolayısıyla orada VOK ekibi çok kuvvetliydi. Bu ayrımcılık ekibi Google içerisinde ve mühendisleri içten atıyorlardı. Ama şimdi dalga tersine dönüyor. Elon Musk'la, Grock'la vesaireyle. Ama zaten data da sorun var. O yüzden iyi bir yerde değiliz dediğim o. Göstermelik olarak problemi çözdük de bu iş öyle değil. Bak, çok basit bir şey var. Biz uzlaşamadığımız sürece yapay zeka uzlaşamaz. Şimdi bu dünya, gelişmiş bir dünya diyoruz. Geçen sene Filistin'de, Kongo'da, Etiyopya'da, birçok ülkede, Ukrayna'da, birçok ülkede yüz bin üzerine insan öldü. Ve gelişmiş bir dünyada yaşıyoruz diyoruz.
Yalan. Hani bizim o politikacı kötü, bu politikacı iyi falan diyoruz. Yalan. Yani bir sürü yalanımız var. Şimdi biz bunlarda uzlaşmadığımız sürece yapay zekâda gelsin, çok ahlaklı olsun, uzlaşsın falan, o iş olmaz. Bizim önümüze koyup da aklımızı oturup tartışıp uzlaşmamız gerekiyor. Asıl hikaye o yani. Cihaza ne verdin ki? Cihazdan ne almayı bekliyorsun?
Şu var şimdi şunu da unutmayalım. Gidip 1905'te yazılmış bir bilimsel makaleden ırkçı olmamasını beklemek de bir yalan yani. Yani bu Pinker'ın Boş Sayfa kitabının girişinde vardır. Böyle 1900'lerin başında İngiliz bir bilimci, sevilen bu arada yani iyi bir insan. Bir makalesi var. Ne diyor? Hawaii dili diyor. Böyle çok kadınsı, çocuksu bir dil ya diyor. Bununla diyor ciddi bir konuşma yapamazsınız.
Bir makale bu. Uydurmuş bir, yani hiçbir ispatı yok. Kadınlara vermiş ve çocuklara, herkese girmiş. Günümüzde bunu en kötü diyeyim tırnak içerisinde, gazetede bile yayınlayamazsın. Mesela 100 yıl önce norm buydu. Şimdi gidip 100 yıl önceki gerçeği değiştirmenin bir anlamı yok. Ama o kontekstini anlayabilir sonuçta bu yapay zekâda. Bunlara gitmek lazım. Bizim de şunu anlamamız lazım o zaman. Gerçek değişken bir şeydir. Suç, günah, ayıp değişken bir şeydir. Şu an için suçlu olmayabilirsin ama elliye sonra sen de suçlu olacaksın şu an. Çünkü bazı pislikleri yapıyorsun. Elliye sonrakiler diyecek ki, bu adam et yemiş. Diyecek mesela. Anlatabildim mi? O adam tacizciymiş diye. Aynen öyle işte, tabii.
Dolayısıyla bunu da kabul etmeliyim. Bunu kabul etmek çok zordur abi. Yani bir insan için şu anda yanlış olduğunu kabul etmesi inanılmaz zor bir şeydir. Dolayısıyla bizim kendi karanlık taraflarımızı kabul edip, toplumsal karanlık taraflarımızı kabul ettikten sonra yapay zekanın nasıl olması gerektiğini tartışabilir hale geleceğiz. Yapay zekayı ben bu yüzden seviyorum.
Bana benim pisliğimi gösteriyor. Bu mükemmel bir şey. Yani ne mal olduğumu anladığım için çok keyifli. Aslında benim için. Ama çok sinir bozucu bir yandan da. Şimdi biraz toparlandı gibi ama dediğin gibi şey, mekanizmalarla. Bu yaptırıp da altına alınmaya çalışılıyor. Ve bu ilelebet böyle devam edecek anlamına gelmiyor şimdi. Bu çok yayılmaya başladı bu dil modelleri. Bir de ucuzlaşmaya da başladı. Şu anda çok pahalı tabii. Hani ucuz dediğim şey yine milyon dolarlardan bahsediyoruz. Bunların eğitilmesi. ama bütün teknolojilerde olduğu gibi, bu da bir noktadan sonra kötü niyetli, art niyetli grupların da eline geçecek. Şu an kullanılmaya başlandı. Dolandırıcılık sürekli hızlı bir şekilde artıyor, daha da ciddiye artacak. Şunu söyleyeyim, hani bu şey vardı ya, işte Barhol'un muydu? Herkes 15 dakikalığına ünlü olacak. Herkes 15 dakikalığına dolandırılacak diyebilirim, yapay zekâ diyebilirim.
Zaten şeyde, Amerika Birleşik Devletleri'nde uyarıda bulunmaya başlamışlardı. Hani aile arasında bir anahtar kelime bulun. Çünkü işte anneniz, kuzeniniz, kardeşinizin sesiyle sizi arayabilirler. Ve gerçekten şu anki teknolojide bunu ayırt etmesi mümkün değil. Türkiye'de bir dizide bunu yapmışlar ya. Helal olsun dedim yani. Dizide bir yapay zeka öyle dolandırmış birini falan filan. Bak bu diziler bunun için mükemmel yerler yani. Ama Türkiye'de de bu dolandırıcılıkların ilk yapıldığı yerlerle böyle. Gerçek hayattan da anlaşılabilirler. Başına gelmiştir. yazarın değil mi? Şeye de baktım, bu yapay zekanın, bu tabii son 3-4 senedeki bu büyük patlaması, hype'ından evvel de sanatçılar, hem senin gibi ispeten, 2017'lerdir sanırım değil mi Deniz Yılmaz? Deniz Yılmaz 2015. 2015 daha da eskiymiş. Ama 1971, 70'lerde falan da birileri bunlarla uğraşıyor ve yani Sotheby's'de satılan bir tablo var döneminde. 70 değil mi? 80'ler galiba. Aron mu? Bulmam lazım, evet Aron.
Kohen'in işi. Aaron Sotheby's'i de satmışlar mesela. Ama Kohen'in kodlarını görmüyoruz. Kohen kodlarını açmıyor. Ne yaptığını bilmiyoruz orada. Birisini koduna alıp manipüle etti falan diyorlar orada. Kodları görmüyoruz. Kodları görmüyorsak o iş ne olduğunu tartışmamız zor. O şey gibi oluyor. Sana bir resim göstereceğim. Nasıl yaptığımı anlatmayacağım. Ama çok ilginç yöntemlerle yaptım. Teşekkür ederim. Beni ilgilendirmiyor. Hani o yüzden ben Koen'e biraz sert diyorum. Tabii ki öncümüz ya, dedemiz ya, büyüğümüz ama... Yani yok, o başka bir hikaye. Şimdi kodları açtıktan sonra ne yaptığını anlayabiliyoruz. Orada bunu yaptırabilmesi mucize.
Yani o robotun gerçekten bir boyaya dokunması, onu boyaması falan mucize. Ama yapay zeka ile ilişkili bir şey yok. Daha yazılım ve mekanik bir arada... Tabii tabii, problemi anca çözüyorlar. Birkaç kişi var zaten o dönem dünyada bu konularda. Kimse o makineleri yapamıyor henüz. Adam onunla sanat yapmaya kalkıyor. O yüzden ilginç tabii. Bugün ama mesela yapay zeka temelli sanat galerilerinin de çıkmaya başladığını görüyoruz. Hollanda'da var biri, yanılmıyorsam. Amerika Birleşik Devleti'nde, Refika Nazoğlu'na yanılmıyorsam, Dataland diye bir...
Evet, Refik özel veri setleri üretmeye başladı. Doğa setleri vs. Başka setler gibi çok güzel setler üretiyor ve bence güzel bir konuya gitti. Çünkü bir sürü kişi, Refik Anadolu sıkıştı, aynı şeyi yapıyor falan demeye başlarken bence çok güzel başka bir yola girdi. Tam sanki The Dead End galeriymiş zaten. Öyle bir galeri kurmuşlar. Yani ufak tefekte olmasa da bunlar olmaya başladı. Pazarlama da var. Mesela Ay'da biraz pazarlama eşi. Ay'da yapan kişi bu galerici. Mesela onlar biraz pazarlama eşi yani. Ama Sotheby's Christie's de biraz da ekmeğine yağ sürüyor insanların. Yani bazen böyle spekülasyon yapmak istiyorlar. Birbirleriyle atışıyorlar bunlar. Karşı mahallenin şeyleri, galerileri gibi. Biri spekülasyon yapıyor, diğeri biri bankasının eserini yok ediyor. Diğeri işte yapay zekayla yağlı böyle portre yaptırdık diyor falan. Ama bir bakıyorsun kim yaptırmış? Üç tane Fransız çocuğa yaptırmış. Çocuklar kim olduğunu kimse bile bilmiyor falan. Ve çocuklar birinin kodunu çalmış. I am good fellow'un kodunu çalmış. İşin adını Bellamy'nin portresi koymuş.
falan böyle yani. Çok önemli de değil bu arada ama şey de değil yani hype'la ne döndüğünü anlamak biraz önemli. Bir net örnek vereyim herkesin anlayacağı Sofya. Sofya şunu dedi, Sofya bunu dedi haberler oldu ya Türkiye'de. Abi Sofya, kravyeden yazılan yazıyı yüze ve sese dönüştüren bir robot. Düşünebilen bir makine değil. Ya zaten
Yani bir şey vardır ya zamanında bu satranç oynayan Türk. Tamamen o gibi yapmışlar, kandırmışlar insanlara yani. Ama olayı o. Pazarlama dehası. En son 10-15 tane sotya vardı. Günlük kirası 7 bin euroydu abi. Yani para kazanmak için. Hatta arkada bir şey de var. Arap beylerinden biri de var falan, ortağı işin yani. İş kurmuşlar, gezdiriyorlar. Ben orada bir sorun görmüyorum ama Türkiye'de gidilir ya da bir kurum bunu çıkardığında... Arkadaşlar bu böyleymiş demeyince bir oyuna ortak olma hali hissediyorum. O benim canımı sıkıyor biraz. Adam da 7 bin Euro ödeyip sonra bu yalanmış diye de yapmıyor. Aslında yapsa daha iyi haber. Bu arada niye yapmıyorlar onu da bilmiyorum. Ama o buralar tatsız geliyor. Onun dışında evet yani şey değil. Peki bu galerilerin vesairelerin, bu Bay Zekerli yapılan sanatın meşrulaşması hatırlamak için de söylüyorum için bir katkısı olur.
Olur mu? Ya şöyle düşünelim, şimdi her teknoloji yeni hikayeler anlatmakta işe yarar. Ne anlatacağın sanatçının işidir. Yani o yüzden yeni hikayeye bakmak lazım. Memo Akden mesela çok ilginç şeyler anlatıyor şimdi. Daha kavramsız olduğu için insanlar çok ilgilenmiyor olabilir ama. Ya Refika başka bir yerini anlatıyor. Atölye benim yaptığım işler başka bir yerini tutuyor. Bir sürü insan var üreten ve hepsi farklı şeyler üretiyor. Yani ben yapay zekayı nasıl kullandığım, niye kullandığım, onunla ne yaptığım falan önemli. Yani yapay zekayı bırakıp, herkesin ürettiği 3-5 promptlı resim üretip onu koymuyordur herhalde. Bir ona işe bakmak lazım yani. Heykel var, heykel var şimdi değil mi? Çok iyi heykel var, çok kötü heykel var. O yüzden iyi heykelle kötü heykelin farkını nerede anlıyoruz işte? Baktığımızdaki etkisi, yeri, bilmem nesi, malzeme...
...ustalığı, bilimi, bir sürü şeyden anlıyoruz ya. Ne anlatmak istediği, ne anlama geldiği gibi. Aynı şey yapar zekâçına geçerli.
Valla çok bence güzel bir yerde podcast'ı bitirmiş olduk. Güzel derlenip toparlandık. Çok teşekkür ederim Bager. Sonsuz bir konu bu. Umarım ileride de üzerine daha fazla konuşmaya devam ederiz. Evet efendim. Aslına bakarsan da bu haftaki konuğum sevgili Bager Akpay'dı. Yapay zeka ile sanat yapılabilir mi? Bugün yapay zeka ile yapılan çalışmaların ne kadarı sanatlı olarak dikendiriliriz gibi konuları konuştuk. Yapay zeka ve sanat ilişkisinde bizi nasıl bir gelecek beklediğini öngörmeye çalıştık. Bir sonraki haftaya görüşmek üzere. Şimdilik hoşçakalın.
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.