
2.313 kelime · ~12 dk okuma
Hey! Hey, bakar mısın? Efendim? Bana yardım eder misin lütfen? Köpeğim kayboldu. Max. Kaç saattir yok. Çok korkmuştur şimdi. Havada karardı. Tamam, tamam. Sakin ol. Nasıl bir köpekti? Kaniş. Beyaz bir kaniş. Tamam, tamam. Gel beraber arayalım. Tamam, buluruz bence. Gerçekten mi? Tamam. İsmin?
Meks! Meks! Meks! Ben Sezgi Aksu, burası Karanlık Dosyalar. Bugün sizlere henüz 12 yaşındayken kaybolan ve acımasızca hayattan koparılan Shang King'in hikayesini anlatacağım. Ne dersiniz? Bu kayboluşun ardındaki karanlık gerçeği birlikte açığa çıkarmaya hazırsanız başlayalım mı?
27 Kasım 1987 günü Shawn Kingi, okul çıkışı annesi Linda ile Queensland, Nusa'daki küçük dükkanlarda buluşmuştu. Birlikte vitrinlere bakmışlar, birkaç parça bir şey almışlardı. Hava sıcaktı. Denizden gelen hafif rüzgar şehir merkezine kadar sokulmuştu. Alışveriş bitince 12 yaşındaki Shawn, annesine birazdan geleceğini söyleyerek bisikletine atladı.
Pedallar dönmeye başlamıştı. Ancak o birkaç dakikalık yolculuk asla sona ermeyecekti. Sean genellikle Pinaroo Parkı'ndan geçen kestirme yolu kullanır, neredeyse ışık hızıyla eve varırdı. Bu yüzden Linda arabasını garaja çekerken kızını kapıda bekler halde bulmayı umuyordu. Ama kapı boştu. Sessizlik öğleden sonra güneşinin altına sarkmış gibiydi.
Linda, Sean'ın yolda bir arkadaşına rastladığını, biraz oyalanıp akşam yemeğine kadar döneceğini düşünmüştü. Henüz endişelenmek için erkendi. Saatler ilerledikçe ve Sean'dan hala bir haber gelmeyince, Linda'nın içindeki kıpırtı büyümüş, ağır bir sıkıntıya dönüşmüştü. Telefonun başına geçmiş, kızının arkadaşlarını tek tek aramıştı. Ama yanıtlar birbirinin kopyasıydı. Hiçbiri Şanı okul çıkışından sonra görmemişti. Bunun üzerine eşi Beri ile birlikte arabaya atlayıp sokak sokak kızlarını aramaya koyuldular. O an artık her dakika geç kalınmış gibi hissediliyordu.
Arayış sürerken parkın kıyısındaki çalılıkların arasında tanıdık bir şey fark ettiler. Şan'ın sarı bisikletiydi bu. Tekerlekleri eğrilmiş, zinciri yerinden çıkmış, gelişi güzel yere bırakılmıştı. Sanki biri onu aceleyle oraya fırlatmış gibiydi. Artık içlerini kemiren endişe yerini karanlık bir gerçeğe bırakmıştı. Vakit kaybetmeden en yakın karakola gidip Şan'ın kaybolduğunu bildirdiler.
Her ne kadar birbirlerine itiraf edemeseler de en kötü ihtimal çoktan zihinlerine sızmıştı. Hava kararmıştı ama beklemek gibi bir seçenek yoktu. Polisler hemen Pinaroo Parkı'nda arama başlattı. Etrafta olan biteni fark etmiş olabilecek herkesle konuşmaya koyuldular. O gün parkta vakit geçiren birkaç kişi dikkat çekici bir araçtan bahsediyorlardı. Beyaz bir Holden Kingswood Station vagon gördüm. Direksiyonda garip bir adam vardı. Saçı sakalı birbirine karışmış. Sanki aylardır yıkanmamış gibiydi. Korkutucu görünüyordu.
Ön koltukta bir kadın oturuyordu. İri yapılıydı. Saçları, kıyafeti dağınıktı. İfadeler bu ikilinin orada tesadüfen bulunamayacak kadar dikkat çekici olduğunu ortaya koyuyordu.
Şan'ın kayboluşunun üzerinden altı gün geçmişti. Aramalar sürerken Tinbirwa Dağı'nın derinliklerinde çalışan bir meyve toplayıcısı devlet ormanındaki kuru bir dere yatağında durdu. Önce ormanın sessizliğinde tuhaf bir şey dikkatini çekti. Çalıların arasında mavi-beyaz bir kıyafet. Yaklaştıkça bunun bir okul forması olduğunu fark etti. Ve ardından hareketsiz yatan bir beden. Üzerinde hala okul forması vardı. Genç bir kızdı bu. Burası, Shawn'ın en son görüldüğü yerden yaklaşık 15 kilometre uzaklıktaydı. Ceset kısmen çürümüştü. Ama yine de kimliği tespit etmek zor olmadı. O kız, Shawn King'iydi. Ve artık bir kayıp değil, bir cinayet kurbanıydı. Yapılan otopside, Shawn'ın en az bir düzine bıçak darbesi aldığı ortaya çıktı. Bunun yanı sıra boğulmuş ve cinsel saldırıya uğramıştı.
Şan'ın ölüm haberi yayıldığında, Nusa'da hava değişmişti. Dalgaların sesi bile farklı geliyordu artık. İnsanlar sarsılmış, öfke sessizliğin altına gömülmüştü. Herkes aynı soruyu soruyordu. Bunu kim yaptı? Adalet duygusu yasın önüne geçti ve suçluların bulunması için 10 bin dolarlık bir ödül açıklandı. İhbarlar yağmaya başlamıştı. Telefonlar susmuyor, yerel emniyet birimleri günleri gecelere katıp çalışıyordu. 700'ü aşkın ihbar günbegün dosyalara eklendi. Kiminin anlattığı yalnızca bir sezgiydi. Kimisi ise duyduğunu iddia ettiğini tekrarlıyordu.
Ancak aralarında bir tanesi vardı ki, çok daha dikkatli dinlenmesi gerekiyordu. News Polis Merkezi, nasıl yardımcı olabilirim? Merhaba, ben bir ihbarda bulunmak istiyorum. Eşimle Kesteray Beach'teydik, denize girmiştik. Sahilde bir adam vardı, böyle garip garip hareketler yapıyordu. Tedirgin oldum, haber vermek istedim. Ne tür bir gariplikten bahsediyorsunuz beyefendi? Bizi izliyordu.
Ya sürekli aynı noktaya dikilip bize bakıyordu. Bakımsız ve üstü başı dağınık bir tipti. Bu kişiyle herhangi bir temasınız oldu mu peki? Hayır ama sanırım bizim onu fark ettiğimizi anladı. Sonra aceleyle bir araca bindi. Beyaz teşrimagon bir araç. Plaka bilgisi alabildiniz mi? 594DBJ. Bilmiyorum ama o adam orada sadece denize bakmıyordu. Kesin başka bir şey vardı. Anladım. Verdiğiniz bilgi için teşekkür ederim. Ekibimiz durumu değerlendirecek.
Dedektifler ihbar edilen plaka numarasını sistemde sorguladıklarında aracın Volmay Beck adına kayıtlı olduğunu tespit ettiler. Beck'in geçmişi sıradan bir trafik cezasıyla başlamıyor. Küçük hırsızlıklardan silahlı soyguna kadar uzanan karanlık bir sabıka listesiyle devam ediyordu. Araştırmalar Volmay Beck'in yalnızca adli sicilini değil, karmaşık özel hayatını da gün yüzüne çıkardı.
44 yaşındaki kadın 6 çocuk annesiydi. Ancak bu çocukların hiçbiri onunla yaşamıyordu. Kimisi devlet koruması altındaydı, kimisi ise babaları tarafından büyütülüyordu. İki evlilik yapmış, her biri geride sorunlar bırakarak sona ermişti. Şu anda kendisinden 10 yaş küçük bir adamla, geçmişi suçla örülü Barry Watts'la evliydi. Ve birlikte oluşturdukları bu karanlık birliktelik, soruşturmanın seyrini tamamen değiştirecekti. Soruşturma derinleştikçe çiftin geçmişindeki başka çarpıcı detaylar da gün yüzüne çıkmaya başladı.
Sean'ın kaçırıldığı ve öldürüldüğü dönemde hem Barry Watts hem de Wall M. Beck'in şartlı tahliye altında oldukları anlaşıldı. Bu bilgi şüpheleri daha da güçlendirmişti. 11 Aralık'ta polis Queensland'in Lowood kasabasındaki kiralık evlerine ulaştığında içeride kimse yoktu. Ev boştu. Eşyalar toparlanmış, geride yalnızca aceleyle terk edilmişlik hissi bırakılmıştı.
Ev sahibiyle görüşen polis, çiftin yaklaşık bir hafta önce hiçbir açıklama yapmadan aniden taşındıklarını öğrendi. Ve en dikkat çekici detay şuydu. Taşındıkları gün, Şan'ın cesedinin ormanda bulunduğuna dair haberler basında ilk kez yer almıştı. Bu zamanlama artık hiçbir şeyin tesadüf olmadığını düşündürüyordu. Geriye tek bir ihtimal kalmıştı. Kaçıyorlardı.
Burada kısa bir ara verelim. Ardından davamıza kaldığımız yerden devam edeceğiz. Ev sahibinden gerekli izni aldıktan sonra polis ekipleri çiftin geride bıraktığı eve geri döndü. Evin her odası dikkatle incelendi.
En küçük detay bile gözden kaçırılmadı. Banyoda buldukları kesilmiş saç parçaları ve boş saç boyası şişeleri önemli bir ihtimali işaret ediyordu. Barry Watts ve Wall Mayback ortadan kaybolmadan önce kimliklerini gizlemek için görünümlerini değiştirmiş olabilirdi. Bu yalnızca planlı bir kaçış değil, aynı zamanda geride hiçbir iz bırakmamaya yönelik soğukkanlı bir çabaydı.
Soruşturmanın seyrini değiştiren kritik bir gelişme ev sahibinin polise teslim ettiği bir zarfla geldi. Beck tarafından 10 Aralık'ta gönderilmişti. İçinde yalnızca o ayki kira bedeline ait bir havale vardı. Ancak asıl değerli olan zarfın üzerindeki posta damgasıydı.
Damga, mektubun New South Wales'daki küçük bir sahil kasabası olan The Entrance'dan yollandığını gösteriyordu. Polis bu iz üzerinde hiç vakit kaybetmeden harekete geçti. 24 saat içinde Wall Mayback ve Barry Watt bulundukları yerde yakalandı ve gözaltına alındı. Kaçış sona ermişti. Ama gerçekler henüz tam olarak ortaya çıkmamıştı. Daha en başından itibaren dedektifler çiften bilgi almanın kolay olmayacağını anlamıştı. Barry Watt tek kelime etmemeyi seçmişti. Suskun, soğuk ve tamamen içine kapanıktı.
Volmay Beck ise cinayetteki rolünü küçültmeye çalışan, gerçekle yalanı birbirine karıştıran belirsiz ifadeler veriyordu. Gerçeğe ulaşmak için dedektiflerin sıradan yöntemlerin dışına çıkması gerekecekti. Bu nedenle Beck ve Watts aynı nezarethane bloğunda yan yana hücrelere yerleştirildi. Polis gizli kayıt cihazlarıyla bu alanı dinlemeye aldı. Ve çift gece saatlerinde fısıltılarla konuşmaya başladı.
O benzinlikteki çocuğu hatırlıyor musun? Şu ufak kasabada, gece vardiyasındaki. Elindeki bozuk paraları dökerken nasıl titriyordu? Sanki senin paran kasadaki. Başta bir trenmişti ama ben silahı çıkarınca gözlerin nasıl açıldı? Sen sahi diyorsun, o parmaklarıyla hesap yapmaya çalışıyor. Ama
Ziya'm, o başka bir şeydi. O son bakışı hala aklımda. Gözlerindeki o çaresizlik. İşte onun tadını unutamıyorum. Hatta biliyor musun? Bir daha yapmak istiyorum.
Watson bu sözleri karanlık bir fantezinin sıradan bir cümle gibi döküldüğü andı. Ancak kayıtlarla yüzleştirildiğinde hiçbir şey olmamış gibi davrandı. Her kelimeyi inkar etti. Sesin ona ait olmadığını, konuşmaların çarpıtıldığını öne sürdü. Beck ise direnmedi. Sessizliğini bozdu ve konuşmayı seçti. Fakat söyledikleri, duymaya hazırlıklı olanları bile rahatsız edecek cinstendi. Beck'in anlattığına göre evliliklerinin henüz ilk yılında her şey bozulmaya başlamıştı. Eşi artık ona bakmaz olmuş, gözlerini başkalarına çevirmişti.
özellikle de çok daha genç, açık tenli kızlara. Beck bu değişimi fark ettiğinde Watts'ın ilgisini yeniden kazanabilmek için türlü yollar denemişti. Saçlarını sarıya boyamış, okul kızı gibi giyinmiş, hatta çocuk taklidi yaparak onun ilgisini çekmeye çalışmıştı. Ama ne yaparsa yapsın işe yaramamıştı. Çünkü Watts bakışlarını çoktan başka bir yere çevirmişti.
ve Beck bu sapkın yönelimi durdurmak yerine onunla birlikte karanlığın içine yürümeyi seçmişti. Sean'ın öldürülmesinden aylar önce Barry Watts'ın zihninde rahatsız edici bir saplantı filizlenmişti. Gittikçe daha açık konuşmaya başlayan Watts takıntılı bir şekilde bakire bir kızı kaçırıp cinsel saldırıda bulunup öldürmek istediğinden söz ediyordu. Hedefi kurbanının ilk ve son partneri olmaktı.
ve bu karanlık düşüncelerini hayal olmaktan çıkarıp bir plana dönüştürmek istediğini açıkça söyler olmuştu. Wallmay Beck içinse bu itiraflar tehlike çanlarından çok bir bağlılık testiydi. Watts'ı kaybetme korkusu ahlaki sınırlarının ötesine geçmişti. Eşinin gözünde değer kazanmak için en karanlık ihtimalleri bile tartışmaya hazırdı.
Watts'ın görünüşünün genç birini ürkütebileceğini biliyordu. Bu yüzden güven verici bir yüz olarak sahneye ilk çıkan kişi olmayı kabul etti. Planlarına göre av tuzağa böyle düşecekti. Kaçırma günü geldiğinde Barry Watts sabah saatlerinde karısına dönüp yalnızca tek bir cümle kurmuştu. Evet. O gün bugün. Çift planlarını uygulamaya koydu.
O gün boyunca uygun gördükleri birkaç genç kıza yaklaşmayı denediler. Ancak her seferinde bir şeyler ters gitti. Ya kızlar şüphelenip uzaklaştı ya da zamanlama tutmadı. Plan ertelenmedi ama sabırla yeniden denendi.
Şan'ın ölümünün ardından geçen haftalarda ve aylarda çeşitli bölgelerden genç kızlar ve kadınlar polise başvurdu. Cinayetten kısa bir süre önce aynı çift tarafından rahatsız edildiklerini anlatıyorlardı. Bazıları o günlerde dahi şikayetlerini yetkililere iletmişti. Fakat o an için bu uyarılar gereken dikkati görmemiş, şikayetler birer not olarak dosyalara eklenip öylece kalmıştı. Şimdi ise o notlar geç kalınmış bir gerçeğin kanıtına dönüşüyordu.
Barry ve Walmay tam her şeyin boşa gittiğini, o gün için artık harekete geçemeyeceklerini düşünmeye başlamışlardı ki, parkta bisikletiyle tek başına dolaşan Sean'ı fark ettiler. Fırsatın bu kez ellerinden kaçıp gitmesine izin veremezlerdi. Walmay Beck hemen harekete geçmişti. Üzerinde telaş izleri taşıyan bir ifadeyle Sean'a yaklaşıp, köpeğinin kaybolduğunu ve onu bulmak için yardıma ihtiyacı olduğunu söyledi.
Hayvanları çok seven, yardım etmeye istekli bir çocuk olan Sean tereddüt etmedi. Beck'le birlikte çalılıklara doğru yürümeye başladı. Sean çalılıkların içine yöneldiğinde, Barry Watts onu arkadan yakaladı. Ne olduğunu anlayamadan elini Sean'ın ağzına kapatarak sessiz kalmasını sağladı. Ardından onu arabalarına doğru sürükleyip hızla içeri attı. Kaçmasını engellemek için ellerini ve ayaklarını bağladı.
Plan artık işlemeye başlamıştı. Geri dönüş yoktu. Arabayı kullanan Beck'ti. Tinbeerva Dağı ormanına doğru sessizce ilerlediler. Ağaçların sıklaştığı, sesin bile yankılanmadan yutulduğu tenha bir noktada aracı durdurdular. Watts ona dışarıda kalmasını ve çevreyi gözetlemesini söyledi.
Bunun üzerine Beck, motorun hala sıcak olduğu arabadan inip, çevresine kulak kesilerek beklemeye başladı. İçeride neler yaşandığını görmedi ama neler olup bittiğini anlamak için görmeye de gerek yoktu. Kısa süre sonra Watts geri döndü. Yüzünde ifade yoktu. 12 yaşındaki Sean artık hayatta değildi.
Cinsel saldırıya uğramış, defalarca bıçaklanmış ve boğazı kesilmişti. Artık geriye yalnızca yok edilmesi gereken izler kalmıştı. Şan'ın cansız bedenini ormanın içindeki kuru dere yatağına bıraktılar. Ardından aceleyle ama dikkatlice izlerini sildiler. Geride ne iz, ne tanık, ne de ses bırakmak istiyorlardı. Her şeyin bittiğinden emin olduklarında arabaya binip eve döndüler.
O akşam sıradan bir günün sonunda yapılacak ne varsa onu yaptılar. Televizyonu açtılar. Sessizce oturup izlediler. Beck'in ifadesine göre o gün yaşananlar tüm dehşetine rağmen çift arasında tuhaf bir bağ kurmuştu. Sanki birlikte işledikleri suç onları birbirine daha da yakınlaştırmıştı. Bu, Beck'in en başından beri hayalini kurduğu şeydi.
Watts'ın gözünde vazgeçilmez olmak. Ne pahasına olursa olsun. Ancak Beck'in hesaplamadığı bir şey vardı. Sean'ın kaybolmasından bir hafta önce, Barry Watts başka bir dosya nedeniyle mahkemeye çıkmış, ancak berat etmişti. 31 yaşındaki Helen Mary Feeney, Brisbane'da bir otoparktan kaybolmuştu.
Kısa süre sonra aracı camları kırılmış ve içi altüst olmuş halde bulundu. Cesedine hiçbir zaman ulaşılamadı. Ama araçta bulunan izler bir cinayetin işlendiğini açıkça gösteriyordu. Tüm şüpheler Watson üzerinde toplanmıştı. Yine de jüri delillerin kesinlik taşımadığını söyleyerek onu serbest bıraktı.
Bir katilin ellerini kollarını sallayarak mahkeme salonundan çıktığı bu elim olaydan yalnızca 7 gün sonra Sean Kingi kayboldu. Çift yakalandıktan sonra Wall Mayback eşinin yalnızca Sean'ın değil Helen Feeney'nin ölümünden de sorumlu olduğunu doğruladı. Eğer jüri farklı bir karar vermiş olsaydı, Watt 27 Kasım'da tutuklanıp hapse atılmış olacaktı. Ve Shawn bisikletiyle eve dönebilecekti. Ama dönemedi. Nisan 1988'de Wall Mayback, Shawn King'i kaçırma ve olay sırasında işlenen diğer suçları kabul etti. Ancak cinayette herhangi bir rolü olmadığını savundu.
Mahkeme jüresi ise onun gerçeği gizlemeye çalıştığını ve suç ortaklığını hafife aldığını düşündü. Ekim ayında cinayetten suçlu bulundu ve 14,5 yıl sonra şartlı tahliye imkanıyla ömür boyu hapis cezasına çarptırıldı. Barry Watts'ın yargı süreci ise iki yıl sonra tamamlandı. Aralık 1990'da Shawn King'i kaçırmak, cinsel saldırıda bulunmak ve öldürmek suçlarından hüküm giydi. O da şartlı tahliye şansı 30 yıl sonra olmak üzere ömür boyu hapis cezasına mahkum edildi. Watts 2020 yılında ilk tahliye başvurusunda bulundu. Ancak reddedildi.
2022'de yeniden başvurdu fakat sonuç yine değişmedi. Bugün hala cezaevinde. 2021'de Şan'ın hikayesi yalnızca hafızalarda değil, yasaların satırlarında da yer buldu. Devlet, belki de geç gelen adaletin bir daha gecikmemesi için yeni bir düzenleme getirdi. Şan yasası.
Bu yasa, Barry Watts gibi tehlikeli hükümlülerin ait oldukları yerde, yani parmaklıklar ardında kalmalarını sağlamak için tasarlanmıştı. Yeni düzenlemeyle birlikte Şartlı Tahliye Korulu artık bir mahkûmun başvuru tarihini 10 yıl erteleme yetkisine sahip. Örneğin, 2026'da tahliyeyi hak kazanan bir hükümlünün çıkış tarihi hiçbir gerekçe gösterilmeksizin 2036'ya ertelenebiliyor. Dahası, bu karar yalnızca bir kezle sınırlı değil. Toplum güvenliğini tehdit eden vakalarda aynı uygulama defalarca tekrarlanabiliyor. Yani sistem artık yalnızca suçun cezasını değil, geride kalanların güvenliğini de gözetmek üzere yeniden şekillendirilmişti. Beck, 1990 yılında Barry Watts'tan boşandıktan sonra kalan hayatını cezaevinde geçirdi.
Mayıs 2008'de 64 yaşındayken kalp hastalığı nedeniyle cezaevi hastanesinde hayatını kaybetti. Hapiste geçirdiği yıllar boyunca dine yöneldiğini söylese de Şan'ın ölümündeki rolü konusunda hiçbir zaman gerçek bir sorumluluk almadı. Ölümü tahmin edileceği üzere çok az kişi için bir kayıp anlamı taşıdı. Barry Watts ise hala hapiste. Sean yasası sayesinde bir sonraki şartlı tahliye başvurusu ancak 80 yaşına geldiğinde değerlendirilecek. Tabii o güne kadar yaşarsa. Bugüne kadar ne suçunu kabul etti ne de en ufak bir pişmanlık gösterdi. Mahkemeler ve şartlı tahliye kurulu onun cezaevinden yalnızca bir tabutla çıkabileceğini açıkça belirtti. Yani artık onun için çıkış yolu yok.
Ne mahkemelerde ne de toplumun vicdanında. Evet, bu haftanın karanlık dosyasının da sonuna geldik. Bir sonraki karanlık dosyada görüşmek üzere. Kendinize iyi bakın.
Allah Allah! Allah Allah!
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.