Podcast

Nasıl Anda Kalacağız? I Konuk: Psk. Kıvılcım Kıran

İzle
Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

Yakın İlişkiler'in bu bölümünde Psk. Dr. Gizem Sürenkök; Klinik ve Örgütsel Psikolog Kıvılcım Kıran'ı ağırlıyor. İkilinin bilinçli farkındalık, anda kalmak, öz şefkat ve daha pek çok konuya değindikleri bu keyifli sohbetini kaçırmayın.



Tüm bölümler ve daha fazlası için ⁠⁠⁠⁠podbeemedia.com⁠⁠⁠⁠'u ziyaret et!



----- Podbee Sunar -------

Bu podcast reklam içermektedir.

Bölüm Transkripti

6.888 kelime · ~34 dk okuma

Herkese merhaba. Bugün benim için de heyecanlı bir gün. Yanımda Kıvılcım Kıran var. Ben Kıvılcım'ı çok uzun zamandır aslında Instagram'dan sizler gibi takip ediyorum. Ve kendisini çok beğeniyorum. Çünkü meslektaşlarım arasında kendi gibi olan ve kendi gibi paylaşabilen insanlar görmek beni hep çok mutlu ediyor. Sahice yüzler görmek beni hep çok mutlu ediyor.

Kıvılcım hem bir klinik psikolog hem bir örgütsel psikolog... ...hem de aslında onun kariyer gelişiminde... ...beyni alana sonradan girmek istemesi ve girmesiyle... ...böyle kendisini hayran bırakan bir taraf da var. Kıvılcım, hoş geldin. Hoş bulduk. Kliniksel bir tanıtım oldu bu. Çok teşekkür ederim. Kendimi iyi hissettim. Teşekkürler. Seninle uzun zamandır ben karşılıklı bir şeyler yapalım istiyordum. Bugüne nasipmiş. Evet, kısmet böyleymiş. Ben de çok memnunum burada olduğum için. Çok teşekkürler geldiğin için. Hemen ben başlayayım. Ben de heyecanlıyım çünkü başlarsak bence geçer benim heyecanımdan. Tamam.

Seni böyle incelediğimizde, baktığımızda yani seninle ilgili benim en çok... ...dikkatimi çeken kavramlardan bir tanesi. Bu anda kalmak, mindfulness kavramını aslında çok da böyle... ...yedirerek diyeyim günlülük hayata kullanıyorsun. Senin de eğitimle de önemli bir yer taşıyor aslında mindfulness. Biraz hani böyle dinleyenlere mindfulness ne demek? Sen bunu nasıl ele alıyorsun? Biraz anlatalım mı?

Transkriptin tamamını oku

Tabii, evet, aynen öyle. Ben Mindfulness'ı kendi hayatımda, kişisel hayatımda da kullanıyorum. Bunun eğitimlerini de veriyorum. İşte psikolog olarak da çok kullanıyorum. Gerçekten de elimden geldiğince hayatın içine yediriyorum. Burada belki kişisel olarak nasıl başladım, onu anlatsam biraz daha böyle açıklayıcı olur ben bugünlere nasıl geldim. Senin de dediğin gibi benim ikinci kariyerim aslında. Ben daha önce kurumsal hayatta, beyaz yaka bir çalışandım. O işimi de çok seviyordum, çok severek yapıyordum. İnsan kaynakları alanında çalışıyordum.

Ama böyle bir 35 yaşlarıma falan geldiğimde... ...böyle bir devam edememeye başladım. Tabii ki o güne kadar psikoterapi almıştım. Bir sürü işte böyle kişisel gelişim lafından... ...hiçbirimiz çok hoşlanmıyoruz. Kavramın içi biraz böyle artık boşaldığı için ama... ...kişisel gelişimle ilgili şeyler yapmıştım. Zaten çok okuyan, yazan... ...etrafa bakan bir insandım ama böyle bir şeyler... ...tam olmuyor gibiydi ve çok stresliydim. Çok kaygılıydım. Hani duramıyordum. Zihnim de durmuyordu. İşimden ispat ettim. Dedim ki sorun iş olsa gerek.

O sırada da eşimle de tanışmıştım. İşte ona da güzel böyle bir romantik ilişki devam ediyor. İşte evleneceğiz falan. Ondan sonra dedim ki ben bir okula geri döneyim. Çünkü yarın bıraktığım bir yüksek lisansım vardı. İstanbul Üniversitesi Darvanış Bilimleri'ydi. Yarın bıraktığım yüksek lisans. Ama baktım bölüm kapanmış.

Buna en yakın ne olabilir? İşte, Bilgi Üniversitesi'nde örgütsel psikolojiye girdim. İşte, insan kaynakları, örgütsel psikoloji. Tamam, hani ben zaten kurumsal hayattan ayrıldım. Buralardan bir şeyler yaparım ben. Bildiğim yoldan devam edelim. Bildiğim yoldan giderim. Danışmanlık yaparım falan. O zamandan beri psikolog olmakla ilgili bir fikir yoktu aklımda. Böyle oturup da, düşünüp de bir şey yapmadım aslında. Ve hayat iyi gidiyor. Yani işimden istifa etmişim, okula geri dönmüşüm. İşte kocayı da bulmuşum, her şey yolunda gibi. Ama gene mutsuzum, gene kaygılıyım, gene böyle çok kötü falan. Bir arkadaşım dedi ki, sen bir meditasyon yapsana, rahatlarsın dedi. Yok dedim, hiç benlik şeyler değil, çok antin kuntin işler onlar. Arkadaşım sonradan itiraf etti, baymış benden artık. Yani ben böyle sürekli artık ne kadar çok hani sürekli stresimden, rahatsızlığımdan, kaygımdan bahsediyorsam... Gerçekten de çaresiz olduğum bir anda bir uygulamadan bir beden taraması yaptım. Şimdi hayatın bize bir sözü var değil mi? İşte eşini, işini, paranı, yolunu halledersen, sağlıkta iyiyse mutlu olacaksın. Ama işte mutlu değildim. Yani kendimce böyle bütün problemleri düzeltmiştim ama yine de iyi hissetmiyordum kendimi. Yıllarca psikoterapiye de gittim. O işe yaramadı mı diyeceksin. Yaradı tabii ki. Hatta bir arkadaşım şaka yapıyor bazen. Bir bu diyelim, bir sen bitmedi sizin terapiniz diyor. Ama yine de böyle tam olmayan bir şeyler vardı. Ama o beden taramasından, o ilk yaptığım çalışmadan... Bir an için böyle bir zihnimdeki o sürekli sesler durdu. Yani bir anda böyle bedenim varmış falan böyle. O sesler durabiliyormuş. Dikkatimi toplayabiliyormuşum, yönetebiliyormuşum. Bunları fark ettim. Şimdi nöro atipik bir durumum da olduğunu biliyorum. Hani daha önce teşhis tam böyle hani oralarda böyle biraz spektrum şey ya zor ya onun teşhisini koymak falan. Zaman zaman ilaç desteği de almıştım ama... Hani ilk defa elimde böyle kendi uygulayabileceğim bir yöntem var ve çalışıyor. Böyle böyle mucize gibiydi. Sonra tabii ben merakımı takip ettim. Herhalde hani sen de dedin ya böyle hani sonradan alana girdin ne oldu falan. Merakımı takip etmek herhalde en iyi yaptığım şeylerden bir tanesi. Hayat boyunca da öyle oldu. Merakımı takip ettim. Bu nedir? Nasıl çalışıyor? Niçin çalışıyor? Nasıl oldu? Niçin oldu? Böyle arkasında bir dünya olduğunu, bunun böyle bir antin kuntin bir şey olmadığını, bilimsel koskocaman bir dünya olduğunu,

Çok uzun yıllardır aslında psikoterapilerin de içinde yapıldığını, bunların işte formal eğitimlerinde olduğu, üniversitelerde okutulduğunu falan böyle öğrendim. Sonra da o sırada bir eşimle bir seyahatimiz olmuştu Amerika'ya. Orada da böyle Kaliforniya'da böyle sürekli mindfulness falan bunun böyle bir kocaman bir kelime olduğunu ve arkasında da çok fazla bir dünya olduğunu fark edince ben kendimi İrlanda'da koyunların, kuzuların arasında falan böyle bir inziva merkezinde bir mindfulness eğitmenlik programında buldum. Ama çok takip edemiyorum, anlamıyorum falan.

Tabii ondan önce de Türkiye'de yapmaya devam ettim. Bir sene, bir buçuk sene kendi başıma çalıştım. İşte online programlara katıldım. En çok tabii Budist ekolden, Budist psikolojiden gelenleri anlatıyor. Budist bir hocayla çalıştım falan derken en sonunda da bu eğitmenlik eğitimine gittim ve dedim ki bu çalışıyor ve uygulanabilir güzel bir yöntem. İnsanlar binlerce yıldır stresleri, kaygıları, acıları, otomatik düşünceleri, rahatsızlık verici o zihin halleriyle boğuşuyorlar. Bunun içinde bir sürü bir sürü tabii ki yöntem var.

dünyada. Bu da onlardan bir tanesi ve çalışıyor ve pek çok şeyin içine de böyle sokulup çıkartılabiliyor, kullanılabiliyor. Ben bunu anlatayım dedim, hoşuma gitti. Oradan ilerledim. Önce Mindfulness eğitmenliğine başladım. Ondan sonra o bana böyle yolları açtıkça dedim ki ben bunu daha iyi yapmalıyım falan. İşte o eğitimi aldım, bu eğitimi aldım. Böyle bir hep bir böyle olmaz daha iyi yapmalıyım falan.

Sonra dedim ki, ben psikoloji okuyayım. Sonra da işte sınava girdim, lisans psikoloji. O sırada örgütsel psikolojiyi bitirmiştim. Sonra psikolojiyi bitirdim. Hep böyle bunu daha iyi yapmalıyım, daha iyi anlatmalıyım. İşte bu stres kaygı, zihinalleri. Ama özellikle de travma ile mindfulnessı birleştirmek için çok büyük bir arzum vardı. Yani onu da yolda keşfettim. Yoksa hani böyle... Mindfulness, travma, süper olur diye bir fikir gelip de öyle gitmedim. Böyle yaparken, bir dakika ya, ama şimdi travmatik deneyimleri olan insanlar nasıl yapacak? Çünkü sen de biliyorsun, travmatik deneyimi olan insanların bedenle ilişkisi, anda kalmayla ilişkisi iyice zor. Benim de kendime düşen paylar var travmadan. Kendim yapamama halimden ve uygulayamama halimden hep yola çıkarak, tamam şimdi buna ne iyi gelir, buna ne iyi gelir diye diye travmayla mindfulness'ın nasıl güzel çalıştığını fark ede, fark ede böyle yollar ilerledi. Sonra işte şefkat Bunun bir komponenti olduğunu öğrendim. Onu da ekledim. Hani özetle ben şu anda geriye baktığım zaman görüyorum ki özellikle de travmatik deneyimleri olmuş ve beden zihin bağlantısı kopuk, disosyasyon diyoruz biliyorsun ve bunun çok farklı şekillerde yaşayan ama bununla da başa çıkabilmek için hayatın içerisinde bir sürü adaptasyon geliştirmiş insanlara bu kadar çok acı çekmeden de yaşayabilirsinizi anlatmayı böyle bir kendime görev edindim.

Biraz şey yapalım mı? Dinleyen, izleyen insanlar için. Yani o travmanın bedendeki yansıması nasıl oluyor? Hani dedin ya, asosyasyonu bedenimizde nasıl hissediyoruz? Ya da zihnimizde nasıl hissediyoruz? Yani o kimi zaman sanki böyle bir dışarıdan izliyormuşuz gibi kendimizi. Ben burada değilim ki gibi. Kimi zaman hiç sanki konuşulanlar bizimle konuşulmuyormuş gibi hissedebiliyoruz. Başka da deneyimler olabiliyor. Biraz anlatalım mı o kısmı? Evet.

Şimdi aklıma böyle bir sürü şey geldi sen söylediğin zaman. Biraz böyle kendi kişisel deneyimim üzerinden anlatıp... ...oradan daha böyle genel ve klinik uygulamaları bağlayacağım. İnan ben de onu yaptım bu arada, getirdiğim örneklerin hepsini. Kendi deneyimlerimi diyorsun. Bir keresinde birisi bana şöyle bir yorum yapmıştı, böyle yıllar yıllar önce. Böyle demişti, hani burada varsın ama yoksun. Böyle bir balon içinde gibisin demişti.

Gerçekten de benim yıllar boyunca, sonradan düşününce, bence bu böyle alan dışı birisi, normal bir insan, gözlemleyen bir insan beni. Travmayı en iyi tanımlayan, o travmatik beden, travmatik olma halini, travmayla orada bulunma, anda olamama... halini en iyi tanımlayan bence cümlelerden biriydi. Böyle gerçekten de bir balon var ve o balonun içindesin. Buradasın ama değilsin. Bir yandan burası var ama bir yandan yok. Sen başka bir yerdesin. Traumanın klinik tanımını da öğrendiğimiz ve bildiğimiz için ne kadar uyumlu değil mi? Çünkü travmada zaman kayboluyor.

Traumatik deneyimlerde normalde hani dinleyicilere de kısacık bir bilgi verelim. Normalde yaşadığımız deneyimleri zihin alıyor, işliyor ve böyle bir katalogluyor, anlamlandırıyor, yerlerine koyuyor ve zihin bunu yapmak üzere programlı. Ama traumatik deneyim dediğimiz şey o kadar büyük ki zihin onunla ne yapacağını bilemediği için zaman bağlamı kopuyor, anlam bağlamı kopuyor. Sadece kocaman bir ne yapacağını bileyemediği, işleyemediği bir duygular ve bedensel semptomlar ve anlamsızlık kalıyor ve sen de bunları biriktiriyorsun içinde ve böyle içinde şey topları olur ya böyle deli gibi giden tenis topları olur ya hani bir makine var böyle tenis çalışılır atıyor fırlatıyor. Onun gibi böyle bir deli gibi gezen toplar var gibi ve sen bütün onları tutmaya çalışırken de çeşitli adaptasyonlar geliştiriyorsun ve gerçekten de hani hem orada olma hem orada olamama sürekli bir dışarıdan ne gözüküyor? Gerçek mi bu? Benim deneyimim ne? Falan böyle değişik bir ruh halinde kalıyorsun. Şimdi anlatınca böyle neredeyse değil mi? Hani işte borderline'la da birleştiriyoruz ya aslında hani o sınırlarda, psikosun sınırlarında bir hale geliyorsun. Yaşadığın şey gerçek mi, değil mi? Dış gerçeklik, iş gerçeklik hiçbir zaman tutarlı olmuyor. Ben tabii ki terapiye gitmiştim. Hatta şöyle bir deneyimim vardı. İşte böyle birkaç seans gittim. Sonra işte ben de travma terapisi aldım tabii ki. Terapistim şey demişti, sana rahatsızlık veren anıları bir düşün. Yaz gel istersen veya bir hazırlık yap. Sonraki seansta biraz daha konuşuruz demişti. Ben pır, iki sene sonra gittim adama. İki sene sonra böyle elimde bilgisayarıyla geldim. Böyle on sekiz sayfa. Front and back. Hani böyle Friends'de var ya böyle. Aynen. Onun gibi önünü arkadan on sekiz sayfayla geldim. Ondan sonra ben geldim diye tabii adam böyle dosyasını karıştırıyor. Nerede kalmıştık falan diye. Traumatik anıyla, deneyimle de yüzleşmek, o anıları da hatırlamak, düşünmek kolay değil gerçekten de. Dolayısıyla da hatırlamamanın, bypass etmenin, düşünmemenin en güzel yollarından bir tanesi hisseden varlığınızı kapatmak. O da nedir? Beden. Yani bedendeki hisler, çünkü işte korku, acı, işte utanç, üzüntü, panik, her şeyin bedende bir yansıması var. Ve bu yansımalar, o travmatik deneyimin sırasında tabii ki çok kuvvetli bir nörofizyolojik akış şeklinde geliyor. Ve sen anlamlandıramadığın o deneyimi tekrar tekrar hatırladığın zaman, bütün o paket komple açıldığı için bedende, bu çok zor. Bununla yaşayamazsın. Ne yapıyorsun? Onları kapatıyorsun, bypasslıyorsun, bypasslıyorsun, bypasslıyorsun.

Ve bir süre sonra gerçekten de bir sürü şeyi hissetmemeye başlıyorsun. Fark etmemeye başlıyorsun. Traumatik deneyimleri olan insanlar da tabii şuna çok karşılaşıyoruz değil mi? E bana da olurdu. Mesela böyle gün biter, akşam eve gelirim. Gömleğimde kan var falan. Aa diyorum, elimi kesmişim. Yani acıyı bile bypasslayabilirsin. Yani şeyler kolay. İşte yok yemiyorum. Tuvalette gitmiyorum. Bütün gün çalışıyorum. Uykuyu bypasslıyorum. Yemeği, içmeyi bypasslıyorum. Onlar kolay yani böyle. Acıyı bile bypasslayabilirsin. Ya da hiç beklemedik anlarda da... Büyük patlamalarla orantısız tepkiler verebilirsin, değil mi? İlk defa zaten bu travmatik deneyimlerin, işte senin de bildiğin üzere, Vietnam Savaşı, değil mi? Savaş sonrası gazilerdeki deneyimlerden görüyorlar. Şimdi mindfulness da ise diyorsun ki kişiye, hadi otur bedeni hisset, hadi bedeni fark et, işte dikkatini sol parmağına getir, parmağın nasılmış?

Yapan insan diyor ki, sol parmağım nasıl mı falan, hiç düşünmedim. Çünkü bütün bir adaptasyonu bedeni hissetmemek ve fark etmemek, bypasslamak üzere yapmış. Böyle bir jonkler gibi sürekli top havada onu çevirerek yaşamışsın. Dolayısıyla Mindfulness bu anlamda bir yandan çok acı verici, travmatik deneyimleri olan insanlar için. Yapamıyorlar da zaten, donak alabiliyorlar falan. Bir yandan da çok sağlatıcı. Çünkü tekrar bedenle ilişkisini kurmalarına yardımcı oluyor.

Ama onu yaparken de çok böyle minik minik, minnoş minnoş yapmak lazım. Neden? Çünkü çoğu insanın tekrar travmatize olduğunu bilebiliyoruz mindfulness, inziva, meditasyon, yoga çalışmalarında. Ben de bunu kendimde yaşadım. Başkalarının da yaşadığını gördüm. Onun için de böyle mindfulness çalışmaya başlayınca bunun çalışabildiğine dair böyle bir fikir edindim ama...

Sonra dedim ki, o kadar da çok travmatik deneyim olan insan var. Tabii ki daha çok bu tip şeylerin satın alan, bu hizmeti satın alanlar daha çok kadınlar ve kadınların travmatik deneyimleri, özellikle de bedenle ilişkileri çok daha zorlayıcı erkeklere göre. Erkeklerin acıları yok demiyorum kesinlikle ama kadınların bu konu biraz daha tabağı dolu. Baktım yani bu kadın popülasyona gelen insanlara da yardımcı olmak için de daha da fazla travma ve psikoloji bilmen lazım.

Mindfulness çalışmalarında bunu düzgün yapan insanların bir numaralı söylediği şeydir zaten bu. Travmatik deneyim hassastır. Travmayla ilgilenebilecek beceride değilsen, ona göre bir popülasyona Mindfulness anlatmalısın diye. Ben de zaten bunu yapmak istiyorum. Oradan ilerledi. Dolayısıyla travmatik bedenle, travmatik deneyimle, böyle bir geçmişi olan insanlarla Mindfulness

Çok güzel oturuyor, harika bir şekilde çalışıyor. Ama tabii ki hani tekniğini, sistemini nasıl ilerleyeceğini, o çalışmıyorsa nasıl egzersiz önereceğini, minik minik hani fizyoterapist nasıl çalışıyor, işte ne bileyim bir özel eğitimci nasıl çalışıyor ihtiyacı olanlarla. Aynı şekilde iyi bir somatik mindfulness uygulayıcısı da bilen biri. Her zamanda psikolog olması şart değil biliyorsun sen de. Ama tabii ki genellikle hani o arka planda çok büyük bir işe yarıyor.

Travmatik deneyimleri olan bir insanın tekrar yaşamla, bedenle daha fazla bağlantı kurması, daha fazla hissetmesi, daha fazla canlı hissetmesi, yaşaması ve oradan da nereye gitmek istiyorsa oraya gitmesi için bir yol olabilir, yardımcı olabilir. Bazen diyor hocalarımız işte biz zaten Mindfulness'e anlatıyorduk işte travma terapisinde yok mu bu? Var. Ama sen de biliyorsun ki beden çok uzun süre aslında konuşma terapilerinde eksik olan kısımdı. Kesinlikle. Dolayısıyla da hep konuş, konuş, konuş, konuş, hani zihinden bedene indirmek, onu entegre etme kısmının önemi özellikle son yıllarda da çok çok anlaşıldığı için de bütün konuşma terapilerinin içine de klasik o aklınıza ne geliyorsa hani dinleyicilerinde hani konuşma terapisi deyince oturuyoruz anlatıyoruz falan böyle. Onların hepsinin içine artık egzersizler, beden, hareket, duyusal şeyler sokuyoruz. Entegre etmek için beden zihine. Güzel de çalışıyor. Ben şöyle düşünüyorum. Çok güzel anlattın bu arada. Yani çok basitçe ben birkaç bölüm önce dinleyenleri hatırlatma olsun. Donma tepkisi hakkında bir bölüm kaydetmiştim. Orada yani o donma tepkisinden çıkabilmenin çok En etkili yöntemlerinden bir tanesi bile. Çok minik minik yani parmaklarını oynat. Hafifçe ayağını salla. Bedeninle ilişkiyi minik minik kur. İşte ayak parmaklarını sık, gevşet. Gözümde hep şey canlanıyor. Belki kötü bir benzetme ama hani buzluktan bir şey çıkardığımız zaman böyle onun kenarlarını birazcık biraz böyle bir şeyle...

Evet, buz kalıbından şöyle. Ama çok sert de yapmamak lazım. Aynen, çünkü kırılır. Minik minik yapmak lazım. Belki böyle biraz kenarlarını vurmak lazım ki daha çabuk çözülüyor aslında. Kendim için de onu düşünürüm ben. Yani şu anda sen dondun kaldın ve buradan bir anda çıkamayacaksın.

O yüzden gizem küçük küçük başlar. Bedeni küçük küçük hareket ettirir. İşte küçük küçük kelimeler kur. Ve öyle çık bunun içinden. Hakikaten kendime de söylediğim bir şey o benim. Şimdi sen mindfulnessı bu şekilde anlatırken, bedenle iletişimi kurmak. Ben dinleyenlerde bu kalsın istiyorum. Çünkü mindfulnessı aynen senin de ilk söylediğin gibi antin kuntin gibi.

Bazen Twitter'a düşüyor ya işte böyle birbirlerine sarılarak dans eden... ...hippie gençlerin yaptığı şey. Öyle bir şey değil aslında. Yani öyle bir şey olmasının bir sakıncası olduğu için de söylemiyorum ama... Tabii ki sarılmak ve dans gayet güzel bir sıkıntı. Orada da yargılanacak bir şey olduğu için ama... ...buradaki kullanımı, burada bizim gündelik hayatımıza entegrasyonu, iyileşme... ...hissi içerisindeki yeri başka bir şey aslında. Evet. Şimdi ultra spritüel bir şeymiş gibi falan düşünülebiliyor. Aynen. Çok teşekkürler. Tam aradım. Yani böyle veya işte böyle hani bu enerji işleriyle alakalı bir şeyler olabiliyor. İşte ne bileyim böyle anda kalmak çok güzel bir şey. Nefes falan böyle romantize edilerek anlatılabiliyor. Aslında gerçekten de hani anda kalmak çoğu insan için gerçekten

...kaygılıysanız, travmatik deneyiminiz varsa... ...ne bileyim, OKB falan gibi patolojileriniz varsa... ...Borderline, Bipolar falan bir sürü patolojisi olan insan var yani. Ya da bu kadar gitmeyelim, ilişkilerde zorlanıyorsan... ...çeşitli kişilik örgütlenmelerin varsa... ...bütün buralarda anda kalmak çok acı verici bir şey. Öyle romantize edici falan bir şey değil. Ben anda falan düşünsene mesela böyle aklıma geldi. Mesela gidiyorsun aile yemeğine, anda kalman lazım.

Orada böyle anneler, teyzeler, anneanneler, dayılar, amcalar konuşuyor. Mesela anda kalmaya çalışıyorsun. Hatta bu yaz komik bir şey oldu. Anlatayım onu. İşte bizim Bodrum'daki aile evinde bir sürü kuzen geldi, akrabalar falan geldi. Ben böyle kitap okuyorum. Oradan bana laf atıyorlar kuzenler. Bu da işte kitap okuyor falan.

Kızım dedim, ben dedim hayatımı bu ailede böyle dedim, survive ettim dedim. Sürekli oradan. Bir adaptasyon olarak kitap okuyarak. Evet, hiçbir şeye karışmayarak, sürekli kitap okuyarak dedim. Ama bir an anda dinliyorum ne konuştuklarını, bana laf atıyorlar falan. Gel, sohbete katıl diyorlar ama ben böyle, çok bilmiyorum güvenli mi burası falan.

Değil mi? Şimdi bu işin tabii böyle şakası ama gerçekten de düşünürseniz eğer... ...hani yaşadığımız çocuklukları, aileleri, ilişkileri, ortamları, okulları... ...iş yerlerine, travmatik deneyimleri düşündüğünüz zaman... ...anda kalmak çok hani böyle her zaman da güzel bir şey değil. Zor bir şey, acı verici bir şey. Bütün duyguları aynı anda maruz kalmak demek ve... Mesela mesleki deformasyon sende de oluyordur muhtemelen. Şimdi bir ortamdayken orayı takip etmek, hem oranın bütün duygularını absorbe etmek, hem hayır bu duygu seninle ilişkili değil deyip kendi bedeninde kalmak müthiş, ciddi yük isteyen bir şey. Dikkat kasını onun için çalışıyoruz. İnsanlar ilk Mindfulness eğitimlerine gelince... ...bir hayal kırıklığına uğruyorlar. Diyorlar ki hayatın anlamını öğreneceğiz. Bir şey söylenecek, hop her şey harika olacak. Mindfulness binlerce yıldır yapılan, bilimsel olarak da kanıtlanmış... ...bir program falan. Dolayısıyla çok güzel şeyler yapacağız diyorlar. Ama ben sürekli dikkati oraya getir, dikkati buraya getir. Ayağına getir, nefesine getir. Küçük başlayalım, hadi bir duralım, nefes alalım falan.

İnsanlar böyle bazen sinirleniyorlar. Üçüncü, dördüncü haftada bana kızan... ...işte danışanlar, katılımcılar falan oluyor işte böyle. Siz de bir şey anlatmıyorsunuz falan. Ben çünkü sürekli böyle bir şey söylüyorum. Bu sana nasıl hissettirdi? Bu bedende bir yansıması var mı falan böyle işte. Sürekli tekrar tekrar kişinin dikkatini kendisine getirmeyi öğretiyoruz değil mi? Dışarıdan içeri çeviriyoruz. Sanki bir hani o metaforu ben çok beğeniyorum. Karanlıkta bir el feneri var ve o el feneri sürekli sana. Bu olan sana ne yaptı? Bu olan sana ne yaptı? Bu olan sana ne yaptı? Sürekli bedende bunun izlerini öğrenmeye başlıyorsun ve... ...gerçekten de mucizevi bir şekilde bunu yeteri kadar pratik edilecek. Aslında çok da mucizevi bir şey yok. Yani beceri olduğu için beceriyle öğreniyorsun. Kas diyelim, değil mi? Kas, evet. Yani yaptıkça... Onu çünkü hep vurgulamaya çalışıyorum ben. Yani ben de, bak çok serin bir şey söyleyeceğim, böldüm seni. Yok, yok. Bundan bir 4-5 sene önce işte duygu regulasyon tekniklerinde... ...işte bu mindfulness çalıştığımda hep şey oluyordum.

Gizem, bunu sen yapamazsın. Saçmalama. Sana mı kaldı mindfunuz? Anlatmaya geçtim. Kendime yapmaktan bahsediyorum. Yani işte burada oturuyorum. Kollarımın altında işte bu koltuğu hissediyorum. Popomun altında yastığı hissediyorum. Siz de hissedin. Nefes alıp veriyorum falan. Yok yani bana çok yabancı geliyordu. İlk zamanlar ilk zamanlar. Gülerim ben.

Sonra bir şeyi fark ettim, mesela... ...böyle yorucu geçen bir toplantıdan, bir görüşmeden sonra... ...ona yaptığımı fark ettim, tuttuğumu... ...ve bedenimi mesela, kasma halimi yavaşça gevşettiğimi... ...işte sonra... ...bunlar çok küçük teknikler, biliyorum hani senin anlattıkların ya da mutfağın çok basit... ...hani al bu kahve fincanı... ...işte elimde onun sıcaklığını hissetmek... Yok, yok biz de böyle küçük şeyler anlatıyoruz. Çok başka bir şey anlatmıyoruz. Ya bu mesela, bak bu kahve fincanın sıcaklığını hissetmek... Geçenlerde bir arkadaşımla konuşuyorum. Bana çok zor bir anısını anlatıyor, çok zor bir tecrübesini anlatıyor. Dışarıda oturuyorduk böyle hafif serin de hava ama o zamana kadar ikimiz de tişörtlerimizle oturuyoruz. Anlatmaya başlayana kadar hiçbir sorun yoktu. Anlatırken şeyi fark ettim.

Aldı, hemen üzerine giyindi. Bu, yani o bedenine... ...sıcaklık vermek, aslında şefkat vermek. Çünkü aynı yerden kaynaklanan... Sevdiğim bir hocam bedene dostluk diyor. Çok seviyorum. Anlatılan da şefkate gelindi. Sonra bunu şeyle bağdaşladım. Ben mesela doktora araştırmamda şey çalışmıştım. Tez araştırmamda. Partnerimizin yanımızda hayal ettiğimizde o da bize daha sıcak geliyor. Partnerimizin bizden uzak olduğunu düşündüğümüzde o da soğuyor.

Üstelik de partilerimizin uzak olduğunu düşündüğümüzde... ...mesela sıcak bir içecek içmeye daha meyil doluyoruz. Onlar ne kadar... Hepsi birbiriyle çok pahalantılı. Seni böldüm, bunları anlatmak için. Yok, çok güzel şeyler söyledin. Ben de sen konuşurken bile zihnimde bir sürü şey dönüyordu. Bir kere John Kabatzie'nin bu Mindfulness programlarını... ...halka açan diyeyim, onu da anlatırım. Küçük şeyler, onlar küçük değil diyor. Dolayısıyla buranın sıcaklığını hissetmek hiç küçük bir şey değil aslında. O anda olayın içerisine, o kadar büyük deneyimin içine sürüklenip gitmemek...

...kendini merkezleyebileceğin ufacık bir şey bulmak... ...kahve fincanının sıcaklığı... ...inanılmaz derecede koruyucu. Tabii ki insanlar böyle... ...psikolojik sağlatım deyince... ...böyle katarsisler, büyük deneyimler, titremeler... ...yuvarlanmalar, ağlamalar falan bekliyorlar... ...ve böyle çok büyük dönüşümler yaşamak istiyorlar.

Bazen böyle patlamalı, tazyikli şeylerin de olduğu oluyor tabii ki. Ama aslında bize sinir bilimi son senelerde özellikle bu polivagaller falan falan biliyorsun diyor ki... ...büyük tazyikli patlamalı şeyler aslında senin için iyi değil. Onu küçük küçük yapman lazım diyor. Şimdi... Şu demek değil. Tabii ki bir deneyim yaşayabilirsin. O senin için dönüştürücü olabilir. Çok gerçekten de bir aha moment diyorlar ya, böyle bir an yaratabilir senin için. Ama genellikle insanlar o büyük tazikli değişimleri, patlamaları bir yandan da çok tehlikeli. ...ve yeni yeni ikinci traumatizasyon dediğimiz süreçleri açıklık... ...ve sinir sistemini ekstra yük olarak deneyimliyorlar. Dolayısıyla biz aslında hep o küçüklerden yanayız, o minik şeylerden. Öyle öyle, öyle öyle. Bir küçük, bir küçük, bir küçük daha gidiyoruz. Bu emek işi değil mi? Her gün kalkacaksın, küçük bir şeyler yapacaksın. E onu istemiyoruz. Kim istiyor ki? Ben istiyorum ki bana birisi bir magic pill versin. Böyle al sana sihirli bir ilaç. Al bunu, bütün dertlerini çöz. Ben ilk Mindfulness çalışmaya başlayınca... Budist bir hocayla çalışıyordum. O zaman böyle bayağı eski, çok da çok iyi bir hocaydı. Ben böyle işte çok heyecanlıyım. Bütün derslerine falan gidiyorum. Yargısızlığı öğrendim ve zihnimin ne kadar yargıladığını fark ettim. Bundan sonra hiçbir şey yargılamayacağım. Kimseyi de yargılamayacağım falan. Ya Kıvılcım bu mümkün değil falan. Hayır, hayır hocam. Ben kimseyi yargılamayacağım. Hiçbir şeyi yargılamayacağım. Kendimi de yargılamayacağım. Aslında yargılamamak mümkün değil, değil mi? Çünkü zihnin işi yargılamak. Yani beyin dediğimiz, yani beyinsiz olacağım diyorsun aslında sen yargılamayacağım dediğin zaman. Çünkü beynin işi sürekli doneleri alıp, muhakeme edip,

İyi kötü, iyi kötü diye devamlı yargılıyoruz. Yapmaya çalıştığın şey o zaten. Beynimiz varsa yargılayacaksın zaten. Ama yargıladığını fark ederek demek. Ben onun için Mindfulness'ın tanımını sordun ya, bir de sen nasıl açıklıyorsun? Mindfulness aslında beynin sürekli yargıladığını bilerek bu işi yapmaktır. Böyle bir zihne sahip olduğunu bilmektir. Demeyi ben seviyorum. Tabii böyle bu hocayla çalışırken bir yandan da şey de diyordum ben böyle, işte şu eğitimi alsam olur muyum? Bunu olur muyum? Ne zaman olurum?

Şunu da yapsam olur mu? Meditasyonlarımı kırk dakika yapsam olur mu?" falan. Böyle yaparsan hiç olmaz dedi. Yani dolayısıyla bu böyle sürekli o eğitimi de aldın, bunu da okudun, şunu da yaptın diyebileceğin de bir şey değil. Her gün küçük küçük bu işte kas geliştirme gibi çalışmaları yapıyor. Bir gece oturup sabaha kadar yirmi bin bekik çekemezsin. Yani değil mi? Onun bir prosesi var. Yani böyle çekiyorsun, işte proteinini alıyorsun, yemeğini yiyorsun, zaman geçiyor. Bir sürü başka şey var. Böyle böyle oluyor o çabalar.

Zihnin de böyle çalıştığını bildiğin zaman, bazı becerilerin de böyle çalıştığını bildiğin zaman bir ışık doğuyor. Bir an, bir dakika ya, bu mümkün hale geliyor. Ve o inancı ve merakı takip ettiğin zaman da yol açılıyor. Benim bu konuda çok sevdiğim bir kitap var. Dan Harris diye bir kişi var. Canlı yayında biliyorsundur. Spiker. Haber Spiker'i. Canlı yayında panik atak geçiriyor biliyorsun. Dan Harris. Öyle başlıyor Mindfulness.

çalışmalarına. Canlı yayında panik atak geçiriyor adam ve diyor ki bu böyle gitmez hayat diyor. Böyle bir stres yaşanamadan böyle bir şey olmaz diyor. Marathonist çalışmaya başlıyor ve işe yarıyor. Sonra soruyorlar yani çözdü mü, nasıl iyi geldi mi, işte çok mu mutlusun falan. Yüzde on daha mutluyum diyor. Bence bu nefis bir cevap. Gerçekten öyle. Evet yüzde on daha mutluyum. Yani yüzde on problemlerimi çözdüm ve bu yeterli. Çünkü bu eşit üstü senin artık canlı yayında panik atak geçirmemeni sağlayacak. bir yere getiriyor seni. Sonra da oradan da başka kapılar açılabiliyor ve bu mümkün olduğunu görüyorsun. Oralardan da ilerliyorsun.

Bunu şeye bağlamak istiyorum, nöroplastisteye bağlamak istiyorum. Aslında o beyindeki yeni networkler, yeni gelişmeler, davranışı ve düşünce şeklini değiştirebilme hali bence zaten küçük küçük ancak olabilen bir şey. Yani işte birine, bunu böyle dalga geçer gibi insanlara anlatıyorlar ama benim çok hoşuma giden bir şey. Bugün birine hayır diyebildim.

bütün bu podcastlerde neyi nasıl yapalımı anlatıyorum ama hep anlatırken şunu söylüyorum yani ben bu anlattıklarımın hepsini becerebiliyorum sanmayın beceremiyorum çünkü onu anlatırken şeyden bahsediyordum ben nereye gitsem bir şekilde konu açılıyor işte sesiniz ne kadar tatlı işte ne bileyim hangi mesleği yapıyorsunuz ben hep söylüyorum yani psikoloğum diye sonra da nereye gidersem gideyim bir cins seansa dönüşü Bir kere şey olmuşu var yani gerçekten gideceğimiz yere varmamıza rağmen taksici çekti kenara dörtleri yaktı ve bana derdini anlatmaya devam etti. Ben de şey diyemedim yani benim gitmem lazım işim var diyemedim. Dedim çünkü çok zor bir durumu vardı ve anlatmayı çok Ben bir çözüm bulabileceğimden değil zaten ama onun meselesi anlatmak zaten yani ihtiyacı o. Ama işte bir kere hayır diyebildim, bir daha hayır diyebildim, bir daha hayır diyebildimle sanki aslında o büyük yerlere varabiliyoruz ya. Şimdi hayır diyebilmeyi de bedene bağlayacağım aslında. Hayır diyemediğimizde ve mesela ben o taksiteki deneyimde şey hatırlıyorum. Bütün bedenimle benim gitmem lazım gerginliğim var. Ama bir yandan da dinlemeye çalışıyorum ve o ikillik hali yani gerçekten sanki bedenimin yarısı taksimin dışında ama kafam orada ve böyle o andaki sıkışmışlığımı hissediyorum. Bu benim zaman zaman hayır diyemediğim yerlerde yaşadığım da bir deneyim. Şimdi o yüzden aslında bunu böyle küçük küçük yapabilmek, bedenindeki o sinyali alabilmek yani sen burada çok sıkışmış hissediyorsun ve burada asla kalmamalısın. O yüzden bedenin hangi tarafında durmak istiyorsan oraya geç diyebilmek. Biraz böyle abartarak anlatma ama

Anladın diye tahmin ediyorum. Evet, tabii tabii. Hatta aklıma terapi soruları geldi. Şimdi ben şunu sorsam, işte hayır demenin seni ne zaman öğrendin hayır dememen gerektiğini falan diye böyle aklıma terapi soruları geliyor öyle sanki konuşurken. Şunu sorsam keşke hemen oradan travmatik anıları çıkarsam, başlasam işlemeye falan. Değil mi? Hemen böyle bunlar hep işte mesleki deformasyonlar geliyor aklımıza. Tam da dediğim gibi yani aslında işte bunları böyle romantize ediyorlar. Yüreğinin götürdüğü yere git falan.

Yüreğinin götürdüğü yere gitseydin keşke sen de orada. Hiç de yapamadım. Oralar zor değil mi? Yani şimdi orada bu taksici küçük bir deneyim. Daha göreceli olarak küçük bir deneyim. Yoksa içindeyken kocamandır eminim de. Kesinlikle ama bir sürü hayır diyemediğimiz çok daha büyük denemlere göre çok küçük deneyim. Ben bununla ilgili bir şey anlatacağım. Sen dedin ya, her zaman yapamıyoruz diye. Şimdi mesela bırakabilmek, değil mi? Bunları da öğreniyorsun. Ve hayır diyebilmek, bırakabilmek, sınırını bilebilmek... ...ittirmemek, kaktırmamak, işte bunları da anlatmaya çalışıyoruz. Bir keresinde oğlum ve bir gruba katıldı, bir şeyler yapıyorlar böyle. Pokemon'la ilgili bir sunum yapacakmış. Böyle kağıdı hazırlıyorlar işte karakterleri, anlatacaklar falan.

Benim aklıma şahane bir fikir geldi. Dedim ki, sen sadece kağıttan anlatma, Pokemon oyuncağı da götür. Oğlum dedi ki, hayır. Ben böyle, neden? Neden götürmüyorsun Pokemon oyuncağı? Bu seni ön plana çıkaracak, bir adım öne geliyor. Çocuk böyle 6-7'ye işte, ben böyle Pokemon'u sınıfında ittiriyorum böyle. Bunu da götür, bunu da götür. Ben ne götürmeyeceğim? Götürelim, götürelim falan. Bir yandan da tabii pedagoji biliyorum ya böyle. Tamam oğlum, bakarız falan. Ben yine çantama koyayım. Aynen öyle, çaktırmadan böyle Pokemon'u, oyuncağı çantama koyuyorum falan böyle.

Nereden bildiğimi sorma. Yapmamışsındır eminim öyle bir şey. Ondan sonra ben böyle götürdüm bunu böyle o etkinliğe. İşte böyle girdi. Çıktı çocuk böyle yüzü ışıl ışıl. Bu arada Pokemon'un da hala böyle kağıdı ile beraber. Pokemon'u da sokuştururum onun cebine. İzlerken şey yapsaydın. Ondan sonra anne dedi. Bir de çünkü kaygılıydı biraz sunum yapmak konusunda işte anlatacak falan. Çok böyle biraz çalıştık falan. Ondan sonra çok mutlu bir şekilde çıktı. Ben böyle Pokemon oyuncağını da gösterdim. Hayır dedi. Bir daha da bana bir şey sorma dedim çocuğa.

Sonra dedim, Kıvılcım nereden çıktı bu içinden, bu canavar, değil mi? Halbuki biliyorum, çocuğun bir sınırlarına saygı göster kararı var, o yapacak sunumu, o rahat ve yüzü ışıl ışıl çıktı. Zaten o cümleyi söyleyecek çocuk kaldı böyle. Şimdi biliyoruz ama yapamıyoruz. Şimdi orada ne oldu bana? Çünkü benim çok dahiyane bir fikrim var. Pokemon oyuncağını göstermesi lazım. Ben buna takılmışım. Tutmuşum bunu. Neden? Çünkü daha kreatif, daha inovatif, daha bilmem ne bir şey sunmasını istiyorum. Neden? Bunu yaparsa onun için iyi olacağını düşünüyorum. Çünkü böyle kafamda orada böyle bir anda böyle bir ışık hızında bir şey var. Pokemon'u gösterirse bütün hayatı boyunca bütün sunumları harikulade yapacak ve çocuğum çok başarılı olacak gibi böyle bir ışık hızında böyle bir senaryo kuruyor zihnim. Değil mi? Ama o Pokemon'u göstermezse bütün bir akademik ve iş hayatı trajedilerle dolu olacak.

Felaketleştirmeye bak, tamam mı? Siyah beyaz düşünce ve ışık hızında felaketleştirme, genelleştirme, her türlü arayacağın zihinsel çarpıtmalar mevcut. Bir Pokemon'dan bütün bir hikaye yaratıyor zihnim o anda. Tabii bunu sonradan düşünüyorum. Yani neden ben böyle bir şey yaptım? Çünkü oturuyorum orada, yani niye çocuğu bu kadar zorladım? Çünkü zihnim böyle çalışıyor değil mi? Işık hızında özellikle de ne kadar çok önem veriyorsak, değer veriyorsak, korkuyorsak, korumak istiyorsak, kollamak istiyorsak, önem veriyorsak, zihnimiz kaygı, korku, felaket, senaryosu, siyah-beyaz düşünceye o kadar çok meyilli oluyor.

Sonra çocuktan özür diledim. Özür dilerim dedim. Bu seninle alakalı değil, bu benimle alakalı. Benim aklıma çeşitli düşünceler geldi. Bunu yaparsan çok iyi olacağını düşündüm falan. Ve ilk defa çocuğa, oğlum peki sen neden Pokémon'u götürmek istemedin diye sormayı akıl ettim. Ve çocuk dedi ki, çünkü dedi, kurallara uymak istiyorum. Herkes kağıttan anlatıyor. Ben ek bir, yani hoca ek bir çalışma şeyi getiremez. Getirmemizi söylemedi. Ben de buna uygun olmayacağını düşündüm. Ne kadar rasyonel ve mantıklı değil mi?

Şimdi bunu neden anlattım? Şimdi biraz evvel sen dedin ya, yapıyoruz ama anlatıyoruz, biliyoruz ama yapamıyoruz. İşte taksici deneyimi, benim bu deneyimi. Şimdi zihnimiz felaket senaryolar üretmeyi, bunları böyle bir gerçek sanmayı, bir anda inan, ben bir anda böyle çocuğu otuz yaşında bir berduş yaptım, böyle bütün sunumlar yaptım. Benim yazımdan, Spaces'in de Pokémon'a bakıp ağlayan bir adam vardı, işte o. Böyle şeyler geliyor yani aklımıza ve o olmasın diye... ...aşırı bir adaptasyon ve telafi içerisinde bir şeyler yapmaya çalışıyoruz. Tutmaya, germeye, çekmeye, sıkıştırmaya çalışıyoruz. E bu beni şişiriyor, çocuğu şişiriyor, ilişkiyi şişiriyor. Oradan hemen yakın ilişkileri sana pas atayım. Nasıl hocam şey yapıyor, ilişkileri geriyor?

Ben sana soracaktım. Evet, oradan böyle ilişkiler geriliyor falan böyle ve bir tane, bir tane, bir tane daha. Şimdi ben biliyorum ki ben bunları yapabilen bir zihin haline sahip bir anneyim. Bundan sonra buna göre davranmak konusunda kendime daha fazla özen gösterme ve ilişkime de daha fazla özen gösterme yönünde bir bilgece niyet koyuyorum.

İşte burada şefkat, değil mi? Yani şefkat dediğimiz şey de acıyı gidermek ve ileride de olabilecek acıları gidermek için bilgece eyleme geçmek aslında. Şimdi ben burada yaptığım hatayı anladım. Acıyı da gördüm çocuğun suratındaki o hayal kırıklığını. Takdir etmek yerine niye onu yapmadım, batmadım, niye didikliyorum hala? Kendimdeki acıyı da gördüm. Hani bunu uygulayamamış olmanın, çocuğumu üzmenin veya işte ona zarar vermiş olma ihtimalinin. Aman Allah'ım, tabii biz bundan da çok korkuyoruz ya. Aynen öyle. Böyle modern annelerin en büyük korkularından biri çocuğuma travma şey etmiş miyimdir? Bağımız zedelenmiş midir? Bunları da gördüm. Hani yapabilme ihtimalleri mi?

Bundan sonra ona uygun davranmak için ne yapabilirim? diye düşünme hali de aslında bilgece eyleme geçmek, acıyı gidermek için hem psikolojik hem fizyolojik, fiziksel acıyı, işte bu da şefkat. Ve mindfulness, şefkate böyle bağlanıyor. Yani soruyorlar bazen arasındaki ilişki tam olarak nasıl? Çünkü böyle çok güzel, romantik, şairane bir laf var. İşte mindfulness ve şefkat, bir kuşun iki kanadı. Neden? Çünkü şefkat uygulayabilmek için önce fark etmen lazım. Yani benim sana bakıp, sen acı çekiyorsun, bir sıkıntım var. Sonra bunu umursamam lazım.

Omuzumu silip, arkamı da dönebilirim. Sonra o sıkıntıyı tolere edebilmem lazım. Yani mesela senin o kahve fincanın hikayenin onun için güzeldi. Arkadaşın bir sıkıntı anlatıyor. Sen o alanı tutabilmek için, kendini de merkezlemek için... ...oradaki fiziksel farkındalığını kullanıyorsun. Yoksa tutamayacaksın. Onu da tutamayacaksın, kendini de tutamayacaksın. Halbuki ona şefkatli bir dostluk sunabilmen için, orada eşlik edebilmen için... ...o fiziksel acıyı, onun anlattıklarının sende yarattığı yansımaları tutabilmen lazım.

Ondan sonra da hani o isterse işte veya hani yol oralara giderse... ...işte travma bilgili veya işte ne bileyim şefkatli bir şekilde de yardım önermen lazım. Ben daha kendi felaket senaryolarımı aklımda tutamazken... ...çocuğa Pokemon sunumunda nasıl yardımcı olacağım değil mi? Dolayısıyla da işte buralarda... Şefkat ve mindfulness günlük hayatında ebeveynliğe, terapiye, ilişkilere, her şeye de böyle yedirilebilen şeyler. Onun için de çalışıyor. Güzel yani terapinin yeri ayrı. Bu terapinin içerisinde kullandığımız araçlardan biri zaten. Hani terapi bir süreç kocaman. Bu onun için de kullandığımız çalışmalardan biri. Bir tanesi, başka şeyler de var senin de bildiğin üzere. Bir sürü protokoller falan var. Ama bunun güzelliği bir kez öğrendikten sonra... ...kendi başına da uygulayabiliyorsun. Çok sevdiğim yine bir arkadaşım, o da Mindfulness Şefkat'i anlatıyor. Güzel bir lafı var. Aslında bu sende olan bir beceri. Zaman içerisinde hayat içinde tozlanıyor. Biz bu eğitimlerle bunun tozunu alıyoruz. Tekrar parlatıyoruz diyor. Çok güzel bir tabir o. Sende olmayan bir şey değil zaten. Bu sende olan bir şeyi tekrar kullanmaya başlıyoruz.

Kesinlikle. Kıvılcım, şimdi bu şefkat, mindfulness konusunu bir yere bağlamak istiyorum. Geçtiğimiz günlerde duydum ben de bu arada bunu. Skillful action diye bir kavram varmış. Türkçe'de aslında yani tam çevresi becerikli aksiyon olurdu. Ama sen daha iyi biliyorsundur belki. Yani şimdi oralarda farklı çevirler var. Psikoloji dilinden alırsak işlevsel ve işlevsel olmayan derdik. Evet. Ama budist psikoloji ya da daha böyle bir mindfulness, şefkat dilinden alırsak... Hünerli davranış, hünerli olmayan davranış, işte bilgece davranış ya da cahilce davranış diye geçiyor. Mesela çünkü Budizm'de cehalet aslında hani böyle okumamışlık, yazmamışlık değil, uygun aksiyonu yapamama hali olarak çevriliyor. Dolayısıyla biz bilgelik ve cehalet, ustalık cehalet, hünerli, mahir davranış, mahir olmayan davranış gibi çeviriyoruz.

Bunu kendime, yani bunu dinlediğim yerden kendime şunu şu şekilde not aldım. Sana soracağım, dinleyicide de kalsın istiyorum çünkü bunu öğrendiğimden beri kendimce yapmaya çalıştığım bir şey. Şöyle dinledim ben bunu. Bu davranış sana ve karşındakine karşı nasıl bir niyet içeriyor?

Yaptığın her davranış iyi niyetli olmalı. Karşındaki insanı da gözeterek hareket etmelisin. Yani sadece bencilce ya da bazen karşındakini sırf kırmak için söylediğim bir şey vardır. Ya da işte ne bileyim onu düşünmeden yaptığım bir şey vardır. Bunlar daha cahilce, hünersiz davranışlar. Ama hani onun da iyiliğini gözeterek yaptığın davranışlar daha... ...hünerli davranışlar, mahir davranışlar. Ne dersin? Yani sen nasıl tanımlıyorsun? Evet, hayat bilgisi gibi değil mi? Sen bunları konuşurken benim çok sevdiğim bir söz var. Sık sık da söylerim. Derviş yürüyormuş. Demişler ki, derviş nereye? O da demiş ki, yürüyorum öyle karıncaları ezmeden. Ben bunu çok benzetiyorum. Bu söylediğin şey, bu hünerli davranış işte... ...mahir davranış ya da öyle olmayan davranış diye. Şimdi tabii ki hani ben Budist felsefeden anlatacağım bunu.

Çünkü öyle bir yerden dinledim. Çünkü en çok oraları çalıştım ben. Ama bu başka öğretilerin içinde bu yoktur anlamına gelmiyor. Ama ben hocam Budizm'den geçtim bunu. Onun için oradan anlatacağım. Şimdi Budist felsefede bütün bir olay... Şimdi biliyorsun Budizm'de tanrı yok aslında. Dolayısıyla da aydınlanma dediğimiz şey var. Aydınlanmanın da aslında tabii ki hani çok böyle metafizik falan böyle senin kafanda, dinleyicilerin kafasında bir sürü kelime uyandırdığını tahmin ediyorum. Ama aslında biraz böyle dibine baktığın zaman özellikle de Theravada Budizminde. Çünkü Budizminde kolları var. İşte bu Dalai Lama'nın falan olduğu kısım. O biraz daha böyle Nepal şamanizmiyle Zen Budizmi karışık. İşte Theravada biraz daha Zen Budizmi. Zen Budizminin zaten bu Theravada'nın şeyi The Way of the Elderly. Eskilerin yolu. Hani kadim hocaların yolu gibi çevriliyor. Şimdi onlar diyorlar ki. Dünyada acı vardır. Acıdan hiçbir yaşayan varlık kaçamaz. En şanslımız bile sonuçta hastalanabilir, ölebilir. Bu da bir acıdır. Yakınlarını kaybeder. Herkes acı çeker. Acının giderilmesi için de yol aslında işte şunları, şunları, şunları yaparsan da daha az acı hissedersin diye de bir sonra da işte sekiz dilimli yol dedikleri bir öğreti var.

O öğretiyi de takip ettiğin zaman aslında pek çok farklı öğretideki benzer şeyleri görüyorsun yani. Pek çok din, manevi yollar, antik Yunan'daki stoğacılıktan işte Mevlevilere kadar, tasavvufa kadar, sufilere kadar hepsi böyle benzer şeyleri anlatıyor. Yani işte bu Hokonoponoma gibi bir şey var ya böyle eski bir Havaillerde falan onları da çok söylüyorlar. Dolayısıyla da hepsine bakınca da benzer bir şey var. Orada dedikleri şey şu. Acı dediğimiz şey... ...özellikle de insan doğasına baktığımız zaman... ...insan tekil bir varlık olmadığı için... ...hani biz hani... ...bu işte nörosepsiyonlar, karşılıklı etkileşimler... ...ilişkide olma hali... Aynı nöronlar. Aynı nöronlar falan. Yani diyor ki bütün bu öğretiler... ...insan... ...tek başına mutlu olabilen bir varlık değil. Eğer öyleyse bir... Büyük ihtimalle patolojisi vardır zaten değil mi? Yani böyle psikopatiler, sosyopatiler falan.

Dolayısıyla da biz aslında grup içinde olan, birbirimizi gözeterek, birbirimize bakım vererek, birbirimizin iyiliğini gözeterek mutlu olan canlılarız. Karette karette gibi değiliz diyorum ben. Sık sık böyle eşeleyip, yumurtayı bırakıp gitmiyoruz. Emek yoğun bir şekilde yavrularımızı dünyaya getiriyoruz ve seneler sürüyor yani. İlişkileri öyle şekilde. İnsanın da doğadaki, evrendeki, dünyadaki başarısına baktığın zaman çok hassas bir işbirliği ve rekabet dengesindeyiz biz. Bunu da örgütsel psikolojide hep anlatıyorum. Mesela kurumsal şirketlere gidiyorum diyorum ki, yani diyorum siz burada hem işbirliği yapıyorsunuz, hem rekabet halindesiniz. Ve bunun hassas bir dengesi var, değil mi?

Bu ikisini bir arada tutabilen ve bunu bilgece tutabilen insanlar hem kendisini hem karşı tarafı gözeten şirketler, gruplar, takımlar kazanıyor. İlişkilerde de böyle. Şimdi dolayısıyla da böyle baktığın zaman o senin biraz evvel dediğin kendime de iyi bakıyorum, sana da iyi bakıyorum dediğiniz hal aslında insanın kurtuluşu için tek reçete. Onun için de bu Budizm'in içerisinde şefkatten bahsedilirken hep işte altruizm, diğerkamlık, başkasına iyilik yapmak, kendimi gözetirken seni de gözetmek, seni gözettiğim için kendimi iyi hissetmek, bir alışveriş var ve bunu çok güzel açıklıyorlar. Diyorlar ki...

Ya diyorlar, sen hani böyle bir şey değilsin. Tekil bir varlık değilsin. Bir sistemin içerisindesin. Bütün bir doğanın parçasısın. İnsanlık aleminin parçasısın. Evrenin parçasısın. Ve sen bir yandan iyi olmak için başkasının da iyiliğini, canlıların varlıklarında iyiliğini gözetmelisin. Bunun içinde mümkün olduğunca az acı üretme niyetiyle yaşamak diyor. Şimdi senin söylediğin şey işte. Niyet nedir?

Şimdi mesela ben aslında o Pokemon örneğine gideceğim. Amacım ilerideki acıları önlemek değil mi? Böyle kendimce kafanda bir acı var. Olacak bu. İşte bütün sunumlar ve iş ve akademik hayatın hepsi korkunç şeyler olacak. Ama bu Pokemon'u sunarsa her şey süper gidecek diye kendimce orada bir niyetim var. Ve acıyı gidermeye çalışıyorum. Ama bunu çok cahilce bir şekilde yapıyorum. Yanlış bir şekilde yapıyorum.

Orada uyguladığım şey, yol, yöntem ve düşünce şekli cahilce. Neden? Kendimi kontrol edemiyorum. Kendi regulasyonum sağlam değil o sırada. Ben korkular içindeyim. Aman oğlum başarısız olacak Pokemon sunumunda diye. Dolayısıyla farkındalık orada lazım. Yani bir sakin, regulasyon.

Hizalan. Tolerans pencerene geri dön. Sen ne yapmak istiyorsun? Ve ilerideki niyetin için sen nasıl bir aksiyon alırsan... ...gerçekten de hem bu çocuğa hem ilişkiye hem kendine zarar vermeden... ...olabilecek en iyi niyetle nasıl yapabilirsin? Bunun kötü uygulanma şekline zaten cahil şefkat diyoruz. Idiot compassion. Bu da da şefkat. Mesela işte ne bileyim anne babalar... ...biliyorsun terapinin şanındandır. Bir dönem böyle anne babaya çok öfkelenmek. Sonra oradan geçmek. Sıyırılmak. Sıyırılmak. Dolayısıyla da çoğu anne baba çok iyi niyetleri, çok kötü şekillerde uyguladıkları için aslında biz zarar görüyoruz. Yoksa böyle herkesin annesi babası korkunç canavarlar değil. Yani olanları da vardır muhakkak hani kimsenin deneyimine şey yapmayalım, yatsımayalım. Ama çoğu ebeveyn çok iyi niyetli... Niyetleri çok iyi, uygulaması çok kötü. Uygulamaları çok kötü oluyor. Ya da bazen kendi niyetlerinin de dediğin gibi farkında olmuyorlar. Dolayısıyla da işte bu mahir davranış, hünerli davranış, şefkatli bilgece eylem dediğimiz şey insanların hem karşı tarafı hem kendini gözetebilmeleri için farkındalık içerir, uzun vadeli çözümler içerir. Bazen sıkıntıya tolerans içirir. Orada benim işte Paul Gilbert, bu şefkatli zihin ve şefkat odaklı terapi yaklaşımını öğrendiğim hocamız çok güzel bir şey söyler. Mesela işte itfaiyeci değil mi? Şefkat için bir arketiptir der. Çünkü yanan binaya girer ve risk alır. Bir şeyler yapar. Ama eylem planı da vardır kafasına göre girmez. Dolayısıyla da cesurdur, bilgedir, ileriye doğru hareket etmeyi önemser. Bütün bunlar işte o skillful action dediğimiz şey. Onun için de aslında şefkat ve farkındalık çok dönüştürücü ve aktivist eylemler. Bazen işte böyle mindfulness ve şefkat insanları işte bireyselleştiriyor, kendi dünyalarını çeviriyor. Sadece bireysel iyilik düşünüyoruz diyorlar ama ben böyle şaşırıyorum öyle diyen insanlara. Böyle içimden yanlış mı acaba uyguluyor olabilirsiniz diye düşündüğüm zamanlar da olabiliyor. Ama aslında demek ki o da yolculuğunun orasında. Ama aslında doğrusu şudur ki, şefkat bile çok aktivist bir eylem. Kesinlikle. Yani farkındalık çok aktivist bir eylem. Skillful action da sam senin dediğin gibi. Hem bireysel hayatta hem de toplumsal hayatta. Çok dönüştürücü ve bayağı kazan kazan sistemi kuran bir sistem. Kesinlikle. Ben bakın koca bir şey hazırlayayım. Şu kadarını konuştuğumuz bu yayında maalesef bitirmek durumundayım. Ama çok, çok, çok teşekkür ederim sana. Benim için çok keyifliydi. Bir de sosyal medya üzerinden izlerken, ya ben bu kadınla bir araya gelsem çok keyif alırım onu dinlemekten, konuşmaktan dediğim şeyi gerçekleştirdiğim için de çok teşekkür ederim. Çok sağ ol, çok teşekkür ederim. Hakikaten yani ben doyamadım. Seni daha müsait olduğum bir zamanda bir kere daha bence konuk edeyim. Olur, çok memnuniyetle gelirim. Başka sorularda hızlı. Başka anneliğimde, ebeveynimde nasıl?

Başarısız olduğumuzu anlatalım. Güzel bir bölüm olur gerçekten. Bence burada anlatı anlatı bitiremeyiz. Çok çok teşekkürler. İyi ki varsın. Ben de çok teşekkür ederim beni konuk ettiğin için. Bu bölümün tamamını eğer izlemekte isterseniz podriimedia.com'da bulabilirsiniz. Daha sonra da ben konuklu podcastlere devam etmek istiyorum çünkü gördüğünüz gibi Kıvılcım'la olan sohbetimiz çok güzeldi. Eğer sizin de bana konuk önerileriniz varsa her zaman ulaşabileceğinizi biliyorsunuz. Gerek Instagram'dan gerek Twitter'dan her zaman yazabilirsiniz. Çok teşekkürler hem izlediğiniz hem de dinlediğiniz için.

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)