Podcast

181- 506 Numaralı Kulübe: Kim Hricko

Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

Kim ve Steve Hricko, Sevgililer Günü kaçamağı için romantik bir tatil köyüne gitmişti. İnsanlar yıllardır buraya hep aynı sebeple geliyordu — bir şeylerden kaçmak, yeniden yakınlaşmak ya da nefes almak. Fakat o gece Kim kocasına aşk değil, ölüm hediye etmişti. Unuttuğu şeyse şuydu: Ateş bazen her şeyi yok etmezdi.



‎Sunan: Sezgi Aksu‎Hazırlayan: Aslı Candaş, Sezgi Aksu‎Ses Tasarımı ve Kurgu: Ada Suay Tekdal‎Yapımcı: Podbee Media‎‎‎Canlandıranlar:‎Görevli: Ada KanburSteve: Umut Güloğlu‎Phillip: Batın Şahin‎Kim: Şevval Balkan‎‎‎Tüm bölümleri dinlemek ve daha fazlası için ⁠⁠⁠⁠⁠⁠podbeemedia.com⁠⁠⁠⁠⁠⁠'u ziyaret et!‎‎------ Podbee Sunar -------‎‎Bu podcast reklam içermektedir.‎

Bölüm Transkripti

2.000 kelime · ~10 dk okuma

İyi misiniz beyefendi? Ben, ben elimden geleni yaptım. İçeri girdim ama kurtaramadım. Tamam, tamam beyefendi sakin olun.

Bir yerinizde herhangi bir yanık var mı? Rahatça nefes alabiliyor musunuz? Kurtarmaya çalıştım ama olmadı. Bir anda alevler yükseldi.

Hiçbir şey yapamadım. Çıkarmaya çalıştım. Oradaydı ama çıkaramadım. Yani denedim ama olmadı.

Transkriptin tamamını oku

Zaten yüzü de tamamen yanmıştı. Ben Sezgi Aksu. Burası Karanlık Dosyalar. Bugün sizlere ikinci şansların, yeni umutların ardına gizlenmiş bir ihanetin hikayesini anlatacağım.

Ne dersiniz? Hazırsanız başlayalım mı? Maryland'deki Chesapeake körfezinin Sisli kıyılarında bir tatil köyünün içine saklanmış küçük bir kulübe bulunuyordu. Kulübe 506.

İnsanlar yıllar boyunca buraya hep aynı sebeple gelmişti. Bir şeylerden kaçmak, yeniden yakınlaşmak ya da nefes almak. O kadar huzurlu bir yerdi ki gündüzleri körfezin sakin sularını, geceleri ise odun sobasının çıtırtısını duymak mümkündü. Ancak bir gece o sessizlik bozulmuştu.

Sabaha karşı tüm kasaba aynı şeyi konuşuyordu. Kulübe 506 yanmıştı ve o gece kulübenin içi boş değildi. Steve ve Kim Rico'nun hikayesi dışarıdan bakıldığında sıradan bir evlilik gibiydi. Birbirlerini gördükleri ilk andan itibaren hemen anlaşmış, kendilerine mutlu bir aile kurmuşlardı.

Steve iri yapılı ama yumuşak kalpli bir adamdı. Genelde sessiz ve düşünceliydi. Kim ise tam tersi neşeli, dikkat çekmeyi seven ve girdiği her ortamın havasını değiştiren bir kadındı. Aslında zıtkutuplar olarak evliliklerini 9 yıl devam ettirebilmeyi başarmışlardı.

Fakat yıllar geçtikçe bu denge bozulmaya başladı. Steve giderek içine kapanmış, depresif birine dönüşmüştü. Artık günlerini evin bodrumunda, loş bir ampulün altında geçiriyor ve kimseyle konuşmadan saatlerini harcıyordu. Bir zamanlar eşine çiçek getiren ve kızını güldürmek için her şeyi yapan adam, şimdi kendi evinde bir hayalete dönüşmüştü.

Aylar süren tartışmaların, sessizliklerin ve suçlamaların ardından ilişkileri kırılma noktasına geldi. Steve, ben artık dayanamıyorum. Ne? Ben boşanmak istiyorum.

Şimdi ne diyorsun sen? Lütfen bana bir şans daha verir misin? Ben sana o şansı defalarca verdim Steve. Ya ne olur bak son bir tane daha.

Yemin ediyorum değişeceğim. Steve bu sefer gerçekten kararlıydı. Kimle eskisi gibi olmak istiyordu ve değişmek için elinden geleni yapacaktı. Bunun için haftalarca süren sessiz bir hazırlığın içine girdi ve her akşam gizlice bir şeyler planladı.

Her yaklaştığında Steve sesini alçaltıyor ya da telefonu hemen kapatıyordu. Çünkü Kim'e bir sürpriz hazırlayarak ilişkilerini kurtarmaya çalışacaktı. Steve sevgililer günü için özel bir kaçamak planlamıştı. Romantik bir tatil, ilişkilerine yeniden başlayabilecekleri bir fırsat olabilirdi.

Fakat aslında bu, onlar için bir son olacaktı. 14 Şubat sabahı çift valizlerini toplayıp bagaja yerleştirdi, 8 yaşındaki kızlarını komşularına bıraktılar ve doğuya, Körfez'in kıyısına doğru yola çıktılar. Radyoda çalan eski aşk şarkıları eşliğindeki bir buçuk saatlik yolculuklarının ardından Maryland'in doğu kıyısındaki manzaralı Harbor Town Golf Resort'a vardılar. Resepsiyondaki görevli gülümseyerek iki kadeh şampanya uzatmış ardından da odanın anahtarını vermişti.

Ve o anahtar tarihe geçecek bir gecenin kapısını açacaktı. Kim içeri adım attığında bir anlık nefesi kesilmişti. Kulübe 506, sade ve zarif dekoruyla adeta kataloglardan fırlamış gibiydi. Ahşap sobası, pencereden yansıyan su manzarası, sade ama zarif dekoruyla bu kulübe tam anlamıyla kusursuzdu.

Her şey fazlasıyla mükemmeldi. Kim etrafta dolanırken masanın üzerinde duran bir şey dikkatini çekti. Adeta bir düğün davetiyesini andıran beyaz, kalın bir kart vardı. Merakla eline aldı ve üzerine okudu.

Bu gece gerçek aşkın sahnesine hoş geldiniz. Bir an Steve'e baktı ve gülümsedi. Bu sadece şarap içip sohbet edecekleri bir akşam değildi. Steve aynı zamanda otelin sevgililer gününe özel organize ettiği tiyatro oyununa rezervasyon yaptırmıştı.

Ağlayan Gelin isimli bu oyun, sahte bir düğünün gizemli bir cinayete dönüşmesini anlatıyordu. Fakat bu, o gecenin sonunda yaşanacakların yanında hafif kalacaktı. Üstelik izleyiciler de oyunun birer parçasıydı. Kimi suçlu, kimi ise kurbandı.

Kimin gözleri parladı. Tiyatro, gizem, oyun... Tam ona göre bir geceydi. Steve'in tüm bu detayları düşünerek özel olarak böyle bir gece planlaması onu etkilemişti.

Kim heyecanlı bir şekilde Steve'e sıkıca sarıldı. O anda ikisi de kısa bir zamanlığına da olsa her şeyin yeniden yoluna girebileceğine inanmışlardı. Akşam oyun saati geldiğinde Kim zarif kırmızı bir elbise, Steve ise şık bir takım elbise giyiyordu. İkisi de uzun zamandır giydiklerine böylesine özen göstermemişti.

Etkinlik salonuna adım attıklarında karşılarında tam anlamıyla bir düğün sahnesi vardı. Tüller, mumlar, pembe ışıklar... Damat ve Nedimeler rolündeki oyuncular davetlilerin arasında dolaşıyor, herkes oyunun bir parçasıymış gibi davranıyordu. Konuklar da bu sahneye katılıyor, kendilerini gerçekten bir düğün misafiri gibi hissediyordu.

Kimin keyfi çok yerindeydi. Ama her defasında Steve'e baktığında aynı şeyi görüyordu. İfadesiz, donuk bir yüz. Ne gülümsüyor ne de ilgileniyormuş gibi yapıyordu.

Sence kim yaptı? Sence? Steve! Sence kim yaptı?

Bilmem. Steve gözlerini sahneden ayırmadan öylece oturuyordu. Sanki oyun da karısı da orada yokmuş gibiydi. Kim bir an duraksadı ve ona baktı.

Kendi kendine gülümseyerek gözlerini yeniden sahneye çevirdi. Steve belki de sadece yorgundu ya da heyecandan öyle görünüyordu. Sonuçta bunca şeyi planlamıştı. Belki de tek istediği her şeyin kusursuz geçmesiydi.

Oyun bittiğinde salonda alkışlar yankılandı. İkili dışarı çıktıklarında loş ışıklarla aydınlatılmış patikalardan yürümeye başladılar. Kim, körfezin sessizliğinde birlikte bir kadeh şarap içmek ve sonrasında da kulübeye geçmeyi teklif etti. Steve o gece uzun zamandan sonra ilk kez gülümsemişti.

İkisi ellerinde içkilerle odalarına döndüler. Her şey olması gerektiği gibi sakin görünüyordu. Kim, üzerine rahat bir şeyler giymek için birazdan gelirim diyerek yatak odasına gitti. Steve'in gözlerindeki donukluksa hala geçmemişti.

Bir süre kapının önünde öylece durdu. Gözlerini odanın içinde gezdirdi. Sonra yavaşça ön kapıya yürüdü. Elini kilide uzattı ve sessizce çevirdi.

Bu sırada tatil köyü de sessizleşmiş, herkes yavaş yavaş odasına çekilmişti. Fakat bu sessizlik gece bir sularında aniden bozulacaktı. Tatil köyünde kalan bir konuk olan Philip Parker, balkona hava almaya çıktığı anda yakınlardan gelen duman kokusunu fark etti. Koşarak odasından çıktığında yan kulübeden gelen alevleri gördü ve sesi ise gecenin sessizliğinde yankılanmaya başladı.

Yangın var! Kulübe yanıyor! İçeride biri var! Yardım edin!

Fakat etrafta kimse yok gibiydi. Philip tereddüt etmeden kuzeniyle birlikte dumanın geldiği yöne doğru koştu. Kulübenin pencerelerinden koyu ve yağlı dumanlar dışarı taşıyordu. Fakat Philip defalarca denemesine rağmen ne ön kapı açılıyor ne de içeriden herhangi bir ses geliyordu.

Var gücüyle denedi ama kapı kıpırdamıyordu. Başka bir yol aramak için hemen arka tarafa koştu. Philip devam etmeye çalışıyor ama nefes almak onun için gittikçe güçleşmeye başlıyordu. Bu sırada sürgülü cam kapının hafifçe aralık olduğunu fark etti.

Gömleğini ağzına bastırıp dizlerinin üstüne çöktü, yere yakın bir şekilde ilerledi. İçerisi artık neredeyse görünmezdi. Philip eliyle önünü yoklayarak ilerledi. Derken gözü bir gölgeye takıldı.

Yere uzanmış bir çift ayak. Hey! Beni duyuyor musun? Phillip vücudu sarsıyor, bağırıyor ve uyandırmaya çalışıyordu.

Fakat hiçbir tepki yoktu. Sadece odunların patlama sesi ve yanan kumaşın keskin kokusu geliyordu. Panik içinde bacağı kavrayarak bedeni sürüklemeye başladı fakat gücü yetmiyordu. Duman her nefeste ciğerlerini yakıyordu.

Phillip'in tek isteği oradan sağ salim çıkmaktı. Fakat her şey giderek zorlaşıyordu. Tam umudunu kaybetmeye başlamıştı ki o sırada kuzeni içeri girmeyi başardı. Beraber tüm güçleriyle vücudu sürükleyerek dışarı çıkardılar.

Bedenin uzuvları sağlam olmasına rağmen yüzü tamamen yanmıştı. Alev sanki sadece orayı hedef almış gibiydi. Fakat maalesef artık her şey için çok geçti. Steve o gece yanarak ölmüştü.

Şimdi burada kısa bir ara verelim. Ardından kaldığımız yerden dosyamıza devam edeceğiz. Aslında ilk bakışta her şey bir kaza gibi görünüyordu. Belki soba devrilmiş ya da bir mum düşmüştü.

Ve kim çalışanlara kocasının hala içeride olduğunu söyleyerek bağırıyor, ağlıyor ve çırpınıyordu. Ama o an hiç kimsenin bilmediği bir şey vardı. Yangın kazayla başlamamıştı. Kim o kapı kilitlenmeden çok önce planını yapmıştı.

Gecenin ilerleyen saatlerinde odaya geldiklerinde Steve yatağında uzanmış, yarı uykulu bir halde tavana bakıyordu. Bir ara Kim'in ayak seslerini duydu. Adımları hafif ve dikkatli gibiydi. Belki mutfağa gitti diye düşündü.

Geri döndüğünde kapı sessizce aralandı ve Kim elinde küçük bir metal tepsiyle içeri girdi. Yüzü ifadesiz, gözleri buz gibiydi. Sanki başka birine dönüşmüştü. Hiçbir şey söylemeden yatağın yanına geldi ve yavaşça eğildi.

Sanki sevgiyle dokunacakmış gibi yaklaştı. Sonra birden tepsideki şırıngayı derisine sapladı. Steve ne olduğunu anlayamadan önce bir yanma hissetti. Bu his kalbinden ellerine doğru hızlıca yayıldı.

Sonra da hiçbir şey. Kim... Ne yaptın sen? Aşkım merak etme.

Hemen geçiyor. Sonra hiçbir şey hissetmeyeceksin. Sakın korkma. En doğrusu buydu.

Steve'in vücudu felç olmuştu. Ne hareket edebiliyor, ne konuşabiliyor, ne de bağırabiliyordu. Ve gözleri artık yalnızca Kim'e kilitlenmişti. Kim tepsiyi kenara koydu.

Dolabın altından küçük bir şişe çıkardı. İçinde çakmak sıvısı vardı. Bir an bile tereddüt etmeden şişeyi eğdi, sıvıyı yatağın üzerine, halıya ve perdelerin ucuna doğru akıttı. Steve'in tek yapabildiği şey, gözleriyle Kim'in hareketlerini takip etmekti.

Kim ardından cebinden kibrit kutusu çıkardı ve bir kibrit çaktı. Karanlık oda, göz açıp kapayıncaya kadar alevin turuncu ışığıyla dolmuştu. Steve'in gözünden bir damla yaş akarken gördüğü son şey karısının kendi elleriyle onu ateşe vermesiydi. Kim soğukkanlı bir şekilde odadan çıkmak için arkasını döndü.

Tam kapıya gelmişti ki durdu ve bir süre alevleri izlemeye başladı. Yüzünde hiçbir ifade yoktu. Ne pişmanlığı, ne korku, ne de öfke. Sadece sanki yıllardır beklediği bir şeyin sonunda gerçekleştiğine dair o garip durgunluk vardı.

Alevler büyümeye başladıkça arka kapıya yöneldi. Fakat kapıyı tam kapatmadı. Sanki biri son anda kaçmaya çalışmış gibi hafifçe aralık bıraktı. Ardından sakince lobiye gitti.

Kısa bir zaman içinde polis ve itfaiye geldi. Odasına döndüğünde insanların çoğaldığını gören Kim, derin bir nefes aldı, rolüne girdi ve tam anlamıyla yıkılmış bir eşi oynamaya başladı. Tek istediği, Steve'in sessiz yok oluşuyla birlikte her şeye yeniden başlamaktı. Ama unuttuğu bir şey vardı.

Ateş bazen her şeyi yok etmezdi. Yangından geriye sadece küller ve birkaç yanık eşya kalmıştı. Ama polis olay yerini incelediğinde bir şey hemen dikkatlerini çekti. Steve Rico'nun ölümü yangından önce gerçekleşmişti.

Bu her şeyi değiştiriyordu. Artık bir kazadan değil, bir gizemden söz ediliyordu. Bu yüzden dedektifler her ihtimali tek tek incelemeye başladı. Steve gençti ve sağlıklıydı.

Yani kalp krizi ya da doğal ölüm neredeyse imkansız görünüyordu. Fotoğraflardaysa yatağın hemen yanında duran alkol şişeleri ve yerde yarı yanmış pro izleri vardı. İlk bakışta bu mümkün bir tablo gibiydi. Steve çok içtikten sonra elinde yanan pro ile uyuyakalmış olabilirdi.

Polisler olayı derinleştirdi ve çevredeki tanıklarla görüşmeler başladı. O akşam otelde kalan herkes aynı şeyi söylüyordu. Kim çok üzgündü. Kendini kaybetmiş gibiydi.

Ama biraz fazlasıyla sakindi. Kocam o gece fazla içmişti. Odaya geldiğimizde sevişmek istediğini söyledi. Ama sevişmek yok diye anlaşmıştık.

Sadece konuşup ilişkimizi kurtarabiliyor muyuz ona bakacaktık. Ama işte kavga etmeye başladık. Ben de sinirlenip çıktım. Arabayı bir yerlere sürdüm.

Karanlıkta, bilmiyorum nereye sürdüğümü. Sakinleştikten sonra da geri döndüm. Döndüğümde dumanları fark ettim. Ve resepsiyona kadar koştum, haber verdim.

Ama döndüğümde dışarı çıkarmışlardı. Ölmüş. Ancak polis laboratuvar raporlarını incelediğinde tablo tamamen değişti. Steve'in kanında hiç alkol yoktu.

Ve daha da önemlisi, yanan bir pronun o kadar kısa sürede odanın tamamını küle çevirmesi fiziksel olarak mümkün değildi. Yani ortada bir kaza değil, dikkatlice planlanmış bir cinayet vardı. Peki nasıl olmuştu? Cevap kimin mesleğinde gizliydi.

Kim Rico bir hastanede ameliyathane teknisyeni olarak çalışıyordu. Yani tıbbi malzemelere erişimi vardı ve bu onun en büyük avantajıydı. Hastanedeki ilaç dolaplarından birinde sadece profesyonellerin bildiği güçlü bir madde bulunuyordu. Süksinilkolin.

Bu ilaç ameliyat sırasında hastaların kaslarını geçici olarak felç etmek için kullanılırdı. Ama yüksek dozda verildiğinde bilinci açık bırakır, nefes almayı durdurur ve bedeni hareketsiz hale getirirdi. Yani bir insan kendi ölümünü görebilir ama hiçbir şey yapamazdı. En ürpertici kısmı, 1998'de bu maddeyi tespit edebilecek bir toksikoloji testi henüz yoktu ve kim bunu biliyordu.

Bu yöntemi o yüzden seçmişti. Kusursuz bir plan gibi duruyordu ya da en azından kim öyle sanmıştı. Ama yargı sistemini o kadar kolay kandıramadı. Ve çok geçmeden Kim Rico'nun hikayesi artık bir aşk hikayesi değil, Amerika'nın en soğukkanlı cinayetlerinden biri olarak anılacaktı.

Kim Rico çok uzun süre saklanamadı. Yangından yalnızca haftalar sonra deliller birer birer birleşti. Çelişkili ifadeler, laboratuvar bulguları ve fazla kusursuz davranışları hepsi aynı yöne işaret ediyordu. Kim kısa bir zamanda tutuklandı ve birinci derece cinayetle suçlandı.

Kimin bunu yapma motivasyonuysa daha sonra ortaya çıktı. Kendisinden çok daha genç bir deniz piyadesiyle ilişki yaşıyordu. Yeni bir hayat kurmak ve boşanma süreciyle uğraşmak istemiyordu. Steve'i terk etmek yerine onu tamamen ortadan kaldırmayı seçti.

Ateşin ardında sakladığı şey sadece bir ceset değil, bencilce bir özgürlük isteğiydi. Kulübe 506 artık bir tatil evi değil, bir adamın ailesini kurtarma hayaliyle yanarak öldüğü yer. Steve o tatile giderken hayatlarına yeniden başlayacaklarını sanıyordu. Ama farkında olmadan kendi ölümüne giden yolu hazırlamıştı.

Bu hikaye bir sevginin ihanete dönüştüğü bir kabustu. Evet, bu haftanın karanlık dosyasının da sonuna geldik. Bir sonraki bölümde görüşmek üzere. Kendinize iyi bakın.

Bu dizinin betimlemesi TRT tarafından Sesli Betimleme Derneğine yaptırılmıştır.

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)