
2.289 kelime · ~11 dk okuma
Yatağın altından bir bıçak ve bir ip çıkardım. Tıpkı çocuklara uzak diyarlardaki krallıklar hakkında saçma sapan hikayeler anlatarak onları uyutmak için yaptığımız gibi. Sigara dudaklarımı yaktı. Sonra ilmeği boynuna geçirdim.
Meri kendine geldi. Ama bunun bazen sevişmeyi renklendirmek için oynadığımız küçük oyunlardan biri olduğuna emindi. Tüm gücümle ilmeği sıktım. Bir elimle tekneleyen Meri'yi tutarken, diğer elimle bıçağı sol göğsünün üstüne sapladım.
Her şey kanla kaplanmıştı. En ufak bir ışırtı olmadan. Sözsüz. Tamamen sessizlik içinde.
Ben Sezgi Aksu, burası Karanlık Dosyalar. Bugün sizlere gerçekle kurgunun, hayatla edebiyatın, katille yazarın iç içe geçtiği sıra dışı bir olaydan bahsedeceğim. Ne dersiniz? Sayfaların ardında gizlenen gerçeği sorgulamaya hazırsanız başlayalım mı?
Polonya'nın Wrocław kentinde yaşayan üç arkadaş, 2000 yılının 10 Aralık günü dondurucu soğuğa aldırmamış ve sabah erkenden Oder nehrinde buluşarak balık tutmaya karar vermişlerdi. Uzun muhabbetler ve şakalaşmalar eşliğinde oltu atmaya devam ederlerken içlerinden biri suda yüzen bir nesne fark etti. Uzaktan baktıklarında küçük sandıkları bu nesneye yaklaştıklarındaysa gözlerine inanamayacaklardı. Çünkü karşılarında suyun içinde mosmor kesilmiş cansız bir insan bedeni duruyordu.
Derhal olay yerine gelen polis ekipleri 3 arkadaşı sorguladıktan sonra cesedi incelemeye başladı. Uzun boylu, koyu renk saçlı, mavi gözlü ve 35 yaşlarında bir erkek olan kurbanın üzerinde yalnızca iç çamaşırı ve bir sweatshirt bulunuyordu. Ayrıca adam ters beşik denilen bir teknikle bağlanmıştı. Boyuna geçirilen bir ilmeğin diğer ucuyla ellerin arkadan bağlanması anlamına gelen bu teknik son derece acımasız bir yöntemdi.
Zira bu şekilde kurban kendini kurtarmaya yönelik herhangi bir girişimde bulunursa boyundaki ilmek daha da sıkışarak acı verici bir ölüme sebep oluyordu. Polisler kurbanın iç çamaşırlarıyla olması ve acımasız bir bağlama tekniği kullanılması sebebiyle bu cinayetin kişisel sebeplerle işlenen planlı bir cinayet olduğuna kanaat getirmişlerdi. Otopsi raporu da bu durumu kanıtlıyordu. Buna göre maktulün midesinde neredeyse hiç yemek bulunamamıştı.
Bu da öldürülmeden önce günlerce esir tutulup aç bırakılması ihtimalini akla getiriyordu. Ayrıca akciğerlerinde görülen su, nehre atıldığı sırada hala hayatta olduğunu ortaya çıkardı. Fakat adamın kimliğine dair herhangi bir veri elde edilememişti. En sonunda kayıp bildirimi yapılan kişileri incelemeye başlayan polis nihayet bir sonuca ulaşmayı başardı.
Buna göre Oder nehrinde cansız bedenine ulaşılan bu kişi yaklaşık 4 hafta önce kaybolan Darius Janizewski'ydi. Bu bilgi üzerine Darius'un kim olduğu, ne zaman ve nasıl kaybolduğu araştırılmaya başlandı. Onu bu şekilde işkence ederek kim, neden öldürmüş olabilirdi Darius, Wroclaw'da küçük bir reklam ajansına sahip, kendi halinde ve mütevazi bir adamdı. Boş zamanlarında gitar çalmaktan hoşlandığı, iş dışındaki zamanını üyesi olduğu rock grubu için şarkı yazıp besteleyerek geçirdiği bildirilmişti.
Ailesi, arkadaşları ve çalışanları Darius'un oldukça sevecen, nazik ve zararsız biri olduğunu söylüyordu. Kayıtlı bir sabıkası yoktu, kimseye borcu bulunmuyordu ve hiçbir zaman bir düşmanı olmamıştı. Darius'un hayatındaki tek problemi bir süre önce eşiyle yaşadığı evlilik sorunlarıydı. Fakat eşinin söylediğine göre bu anlaşmazlıkları da yakın zamanda çözmüşler.
Hatta evlat edinmek için başvuruda dahi bulunmuşlardı. Yani hiç kimsenin Darius'u öldürmek için bir motivasyonu yok gibi duruyordu. Söylenenlere göre 13 Kasım 2000 günü reklam ajansını kim olduğunu belirtmeyen bir erkek aramış, acil bir tabela işi olduğunu ve bunun için patronla görüşmek istediğini söylemişti. Herhangi bir detay vermek yerine Darius'un cep numarasını isteyen adam numarayı aldıktan sonra teşekkür ederek görüşmeyi sonlandırmıştı.
Günün ilerleyen saatlerindeyse, Darius bir müşteriyle buluşmaya gittiğini söyleyerek ofisten ayrılmış ve bu onun görüldüğü son an olmuştu. Gelen bu aramaya ve Darius'un buluşmaya gittiği gizemli müşteriye dair farklı bir bilgi edinemeyen, kişisel hayatında da bu kayboluşa dair hiçbir ipucu bulamayan polis, cinayeti çözebilmek için olay yerini ve çevresini daha detaylı bir şekilde incelemeye karar verdi. Dalgıçlar Oder Nehri'ni, olay yeri ekipleri ise cesedin bulunduğu ormanlık alanı taradı. Ancak hiçbir iz bulunamamıştı.
6 ay süren soruşturmanın ardından dosya, fail ya da faillerin kimliği tespit edilemediği gerekçesiyle kapatıldı. Fakat bu iş burada bitmeyecek, yaklaşık 3 yıl rafta bekleyen Darius Janizewski dosyası tekrar açılacaktı. 38 yaşında idealist bir polis memuru olan Jacek Roblewski, 2003 yılının sonbaharında çözülememiş ve delil yetersizliği dolayısıyla kapatılmış dosyaları tekrar incelemeye karar verdi. Suçlu zihnini anlamaya derinden ilgi duyan ve boş zamanlarında psikoloji eğitimi alan Roblewski, bu davaları kendi bakış açısıyla tekrar incelemek istiyor, gelişen teknolojinin de yardımıyla bazılarının çözülebileceğine inanıyordu.
Bu çalışması sırasında karşısına çıkan Darius Janiszewski dosyası onu ciddi şekilde etkilemişti. Soruşturma boyunca incelenmemiş bazı deliller, izi sürülmemiş bir takım ipuçları olduğunu fark etti. Roblewski titiz bir çalışmayla bu düğümü çözebileceğini düşünüyordu. Ve o andan itibaren bu dosya Jacek Roblewski'nin kişisel takıntısı haline gelecekti.
Evet, Aleksandra. Dosyayı okudun mu? Evet, komiserim. Peki.
Söyle bakalım. Araştırmaya nereden başlayalım? Yani aslında pek bir şey yok gibi. Belki tanıkları tekrardan... Hayır,
Aleksandra, hayır. Daha önemli bir şey var. Nedir? Maktul'ün cep telefonu.
Ama nasıl olur? Ben olay yeri raporunu okudum. Cep telefonu bulunamamış ki. Tamam işte, onu diyorum ben de.
Hadi bulalım şu telefonu artık, ha? Roblewski, dosyada cep telefonuna dair hiçbir inceleme yapılmadığını fark etmişti. Darius'un bir telefonu olduğu biliniyordu. Ancak bulunduğunda üzerinden telefon çıkmamış, izi de sürülmemişti.
2003 yılında hala Polonya'nın telekomünikasyon altyapısı zayıftı. Ancak Jacek Roblewski yine de bu çabanın denemeye değer olduğunu düşünüyordu. Öncelikle Darius'un eşiyle görüşen Rob Levski, kadının çabaları sayesinde adamın cep telefonunun seri numarasını içeren faturayı bulmayı başardı. Şimdi bu seri numarasını takip ederek telefonun akıbetini öğrenmeyi umuyordu.
Polis teşkilatında yeni işe başlayan bir telekom görevlisinin yardımıyla Roblewski nihayet çektiği ipin ucuna ulaştı. Kayıtlara göre Darius'un cep telefonu kaybolmasından dört gün sonra Polonya'nın en büyük ikinci el satış sitesi olan Allegro'da satılmıştı. Satıcının kullanıcı adı ise Chris B7 olarak görünüyordu. Komiserim, Chris B7 adlı hesabın kim adına kayıtlı olduğunu bulduk.
Sonunda! Kimmiş? Felsefeci ve yazar bir adam. İsmi... Christian Bala.
Christian Bala, Roslaw Üniversitesi'nde felsefe alanında yüksek lisans yapmış bir felsefeci, yazar ve fotoğrafçı, kısacası son derece entelektüel bir adamdı. Gençlik yıllarında yakışıklılığı ve kadınlar arasındaki popüleritesi nedeniyle arkadaşları ona çapkın anlamına gelen Amora lakabını takmıştı. Fakat Christian 1996'da Stanislava'ya aşık olunca bir anda onunla evlenmeye karar verdi. Başlangıçta her şey güzel gitse de bu aşk masalının bozulması uzun sürmeyecekti.
Zira Christian evli bir adam olmasına rağmen eski alışkanlıklarından vazgeçememişti. Stanislava, onun kadınlarla olan samimi diyaloglarına, flörtöz tavırlarına ve kendisini defalarca kez aldatmasına daha fazla dayanamayarak 1999 yılında boşanma davası açtı. Bu ilişkinin bitmesi Christian Bala'yı tahmin ettiğinden fazla yaralamıştı. Boşanmadan bir süre sonra Polonya'dan ayrılarak ABD ve Asya'ya seyahat etmiş, buralarda hem dalgıçlık gibi hobilerine vakit ayırmış hem de bir süredir üzerinde çalıştığı Amok isimli kitabını yazmaya başlamıştı.
Roblewski böyle bir adamın bu denli vahşi bir cinayet işlemiş olacağına inanmak istemiyordu. Yapmış olsa bile son derece titiz ve planlı bir şekilde cinayet işleyen, böylesine zeki bir adamın, baktölün cep telefonu gibi önemli bir kanıtı kendi adının bariz bir versiyonunu kullanarak internette satmasının mantıksız olacağını düşünüyordu. Üstelik Chris B7 kullanıcı ismine sahip olan bu hesabın bilgileri açıkça Christian Bala'yı işaret ediyordu. Rob Levski, Christian'ın telefonu sokakta bulmuş olabileceği gibi tesadüfi ihtimalleri de düşünerek sakince hareket etmeye karar verdi.
Onun hakkında daha fazla bilgiye ihtiyacı olduğunu düşünerek araştırmaya başladı. Ve bu sırada karşısına Christian Bala'nın 2003 başlarında yayınlanan romanı Amok çıktı. Roblewski kitabı hızla satın aldı. Fakat okumaya başladığı an dehşete düşmüştü.
Gözlerine inanamıyor, okuduğu her bir satır adeta kanını donduruyordu. Romanı bitirdiğindeyse artık aradığı katilin Christian Bala olduğundan emindi. Peki onu dehşete düşüren neydi? Roblewski okuduğu bu satırların ardında neyi keşfetmiş olabilirdi?
Şimdi kısa bir ara verelim, ardından kaldığımız yerden devam edeceğiz. Christian Bala, Amok isimli bir romanında entelektüel bir adamın uyuşturucu ve kadınlarla dolu eğlence alemlerine dalmasını ve sonunda kız arkadaşını öldürmesini anlatıyordu. Kitabın ana fikri ise gerçeğin bir yanılsama olduğu ve kişinin her türlü ahlakın üzerinde olduğu fikriydi. Jacek Roblewski, kitabı okumaya başladığı an bu romanda anlatılanların Darius Janiszewski dosyasıyla tesadüf olamayacak kadar belirgin paralellikler taşıdığını fark etmişti.
Romanın ana karakterinin ismi Christie. Bu, Christian ismine olan benzerliğinin yanında, Bala'nın Allegro'daki kullanıcı adıyla aynıydı. Ayrıca sonradan ortaya çıkacağı üzere Christian Bala, yurtdışı seyahatlerinde de Chris ismini kullanıyordu. Üstelik roman karakteri Chris ile yazar Christian Bala, benzer kişisel özelliklere de sahipti.
İkisi de entelektüel, iş hayatında başarısız, kadın düşkünü ve alkol sorunları yaşayan kişilerdi. Romanda Chris, kız arkadaşı Mary'i öldürmeye karar verdikten sonra aynı Darius Janiszewski cinayetinde olduğu gibi boynuna bir ilmek geçirip boğuyor ardından kadını bıçaklayıp cinayet aletini internette satarak elden çıkarıyordu. Beyaz eldivenlerle Paris sokaklarına çıkıyorum. İnsanlara gülümsüyorum ve hiç olmadığım kadar sakinim.
Uzaklarda, yedi ormanın, yedi dağın ardında, Meri'nin boynundan kesilmiş ipi bırakıyorum. Japon bıçağını bir internet müzayedesinde satıyorum. Bir bilgisayar oyunundan sanal bir karaktermişim gibi davranıyorum. Roblewski bu benzerlikleri tesadüf değil, cinayet itirafı olarak görmüştü.
Fakat kurgu bir metnini mahkemeye tek başına bir delil olarak sunamazdı. Bunun için daha fazlasına ihtiyacı olacaktı. Roblewski, Christian Bala'nın Darius kaybolmadan bir ay önce kazara, intihar ve cinayet amaçlı asılmalar arasındaki farkları anlatan bir polis el kitabını Allegro'da satın almak için incelediğini tespit etti. Ayrıca Polonya'da yayınlanan bir gerçek suç programı olan 997'de Darius vakası işlendiği sırada programın web sitesine farklı ülkelerden yapılan yoğun girişler dikkat çekiciydi.
Üstelik ABD, Japonya ve Güney Kore'den yapılan bu girişlerle Christian Bala'nın pasaportundaki seyahat tarihleri birebir eşleşiyordu. Anlaşılan o ki Bala yurt dışındayken bile olayı yakından takip etmişti. Ancak Jacek Roblewski'nin soruşturmasındaki en büyük kırılma kaybolduğu gün Darius'u arayan telefonun tespit edilmesiyle yaşandı. Adil tabela yaptırmak için reklam ajansını arayıp Darius'un numarasını isteyen gizemli müşteri, Darius'u da aramış ve bunun için hemen reklam ajansının sokağındaki bir ankesörlü telefonu kullanmıştı.
Ancak bu kadarla da kalmıyordu. Bu kişi, Darius'u aradığı telefon kartını kullanarak, farklı zamanlarda, farklı ankesörlü telefonlardan kişisel aramalar da yapmıştı. Fakat bu aramaların günün birinde kendisini ele verecek detaylar olacağını tahmin edememişti. Komiserim, Christian Bala konusunda haklı çıktınız.
Bir gelişme mi oldu? Şu Ankesorlu telefon kartından yapılan diğer aramaların kayıtlarını istemiştik ya, rapor geldi. Aynı kartla aranan diğer kişiler Christian Bala'nın arkadaşları ya da akrabalarıymış. İşte bu.
Roblewski katili bulmuştu. Elinde Christian Bala'nın bu cinayeti işlediğine dair yeterli delil vardı. Fakat çok önemli bir detay eksikti. Katilin motivasyonu.
Ellerinde Bala'nın Darius'u neden öldürdüğüne dair hiçbir veri yoktu. Bunu bulabilmek için onu tanıyanlarla görüşmeye karar verdi. Anlatılana göre Christian Bala kıskanç ve kontrolcü biriydi. Özellikle eşi Stanislava'ya karşı.
Stanislava, Bala'dan boşanmaya karar verdikten sonra ikili ayrı yaşamaya başlamıştı. Yani boşanma davası devam ederken ikili resmi olarak olmasa da fiilen ayrılardı. Fakat Bala bu durumu bir türlü kabullenememişti. Bir arkadaşı Christian'ın bu dönemde Stanislava'ya asıldığını düşündüğü bir barmenle kavga ettiğini ve karısına asılmaya çalışan bir adamın işini bitirdiğini söyleyerek onu tehdit ettiğini iddia etti.
Üstelik bu olay, Darius'un cesedinin bulunmasından yalnızca birkaç hafta sonra yaşanmıştı. Bunun üzerine Stanislava'nın yakın bir arkadaşıyla görüşen Roglewski, sonunda mahkemeye sunabileceği kilit bir beyan elde etmeyi başardı. Peki o dönem Starshaw'nın biriyle ilişkisi olmuş muydu? Basit bir flört mesela.
Ya da sadece bir görüşme de olabilir. Boşanma davasının sonlarına doğruydu sanırım. Henüz resmi olarak boşanmamışlardı yani ama uzun zamandır ayrı yaşıyorlardı. O zamanlar bir adamla tanışmıştı.
Bir kere yemek yediler. Bayağı da etkilenmişti aslında ama olmadı sonra. Devam edemediler. Çünkü adamın evli olduğunu öğrendi.
Adı neydi hatırlıyor musun? Evet hatırlıyorum. Maalesef o. Birkaç sene önce nehirde bulunan o adam.
Daryus'tu. Roblewski artık bunun bir kıskançlık cinayeti olduğundan emindi. Fakat son olarak Stanislava'yla da konuşmaya karar verdi. Kadına önce Christian Bala'nın Amok romanından bazı kesitler okudu.
Stanislava duyduklarından rahatsız olmuş gibi görünüyordu. Söylediğine göre baş karakter Chris'le Bala arasında rahatsız edici benzerlikler vardı. İlk başlarda konuşmaktan çekinen kadın sonunda çözülmüştü. Söylediğine göre Christian Bala, Darius'la olan randevusundan haftalar sonra sarhoş bir şekilde kapısına dayanmış, peşine bir dedektif taktığını ve yaptığı her şeyden haberi olduğunu haykırmıştı.
Öfkeden delirmiş gibiydi. Stanislava, Bala'nın ısrarlı takiplerinden ve ayrı olmalarına rağmen hayatına olan bu müdahalesinden sıkılmıştı. Fakat resmi olarak boşandıktan sonra vazgeçeceğini ve kendisini rahat bırakacağını düşündüğü için hiçbir şey yapmadan beklemeye karar verdiğini söylemişti. Artık Roblewski için tablo çok netti.
Christian Bala, Stanislava'ya olan saplantısı nedeniyle kadının sevgilisi olduğunu düşündüğü için Darius Janiszewski'ye işkence ettikten sonra onu vahşice öldürmüş, ardından da bu cinayeti baz alan bir roman yazarak işlediği bu korkunç suçtan sanat çıkarmaya çalışmıştı. Christian Bala, Stanislava'ya olan saplantısı nedeniyle, kadının sevgilisi olduğunu düşündüğü için Darius Janiszewski'ye işkence ettikten sonra onu vahşice öldürmüş, ardından da bu cinayeti baz alan bir roman yazarak işlediği bu korkunç suçtan sanat çıkarmaya çalışmıştı. Tüm bu kanıtlardan sonra Polonya'ya ayak bastığı an tutuklanan Christian Bala'nın yargılamasına ise 2007'de başlanacaktı. Mahkeme, Amok romanını doğrudan bir kanıt olarak kabul etmedi.
Zira yapılan değerlendirmede, kitapla gerçeklik arasındaki paralelliklerin çok muğlak olduğu sonucuna varılmıştı. Bu kararın temelinde, adli psikologların da belirttiği gibi, kurgusal bir kişiyi gerçek bir kişiyle karşılaştırmanın haksız olduğu ilkesi yatıyordu. Christian Bala da bu durumu lehine çevirmeye çalışarak, davanın sadece kurgusal bir hikayeye dayandığını iddia ederek, kendini masum bir sanatçı olarak sunmaya çalıştı. Fakat başarılı olamadı, zira mahkemeye sunulan tek kanıt bu roman değildi.
Soruşturma aşamasında polisin topladığı tüm delillere ek olarak, Bala'nın kişisel bilgisayarında yapılan incelemede Darius Janizewski ve onun şirketi hakkında toplanmış çeşitli materyaller bulunduğu da tespit edilmişti. Bu da Bala'nın kurban üzerinde önceden araştırma yaptığını gösteriyordu. Christian Bala, yargılama süreci boyunca tutarsız ve agresif bir savunma stratejisi izledi. Polisi kendisini kaçırmakla ve işkenceyle suçlamışsa da bu iddialarını destekleyecek hiçbir kanıt sunamamıştı.
İddiaya göre savcıya cinayeti işlediğini itiraf etmiş, ancak bu itirafın hemen ardından kendini iyi hissetmediğini iddia ederek görüşmeyi yarıda kesmişti. Sorgu yeniden başladığındaysa itirafını geri çekerek ifade tutanağını imzalamayı reddettiği bildirildi. Ancak sunulan güçlü deliller karşısında Christian Bala'nın savunması yetersiz kalmıştı. 5 Eylül 2007'de mahkeme Christian Bala'yı Darius Januszewski cinayetini planlamak ve yönetmekten suçlu bularak 25 yıl hapis cezasına çarptırdı ve bu karar onanarak kesinleşti.
Belli ki Christian Bala, kendini farklılığı ve toplum tarafından anlaşılamayan bir düşünür ve bir sanatçı olarak görüyordu. Ancak o, hiç de sandığı gibi biri değil, aksine hayvani dürtülerini kontrol edemeyen, saplantılı ve masum bir insanın hayatını vahşice sonlandıracak kadar acımasız biriydi. Üstelik işlediği cinayetten pişman olmak yerine, korkunç gerçeği ve çarpık düşüncelerini bir sanat eserinin malzemesi haline getirmeyi düşünecek kadar da gerçeklikten kopmuştu. Cinayeti ve çarpık zihin yapısını, kurgu dünyasının sisli perdesi ardına gizlemeye çalışsa da başarılı olamadı.
Ve neyse ki kendisini şöhrete kavuşturacağını sandığı o sayfalar, hapishane hücresinin soğuk duvarlarına dönüştü. Evet, bu haftanın karanlık dosyasının da sonuna geldik. Bir sonraki karanlık dosyada görüşmek üzere. Kendinize iyi bakın.
Yavaş yavaş.
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.