Podcast

183- Karanlıkta Beliren Kırmızı Gözler: Bodom Gölü Katliamı

Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

Dört arkadaş eğlenceli bir kutlama yapmak için Bodom Gölü çevresinde kamp yapmaya karar vermişlerdi. Ama gece yarısı gördükleri bir çift kırmızı gözle tüm hayatları altüst olacaktı.



Sunan: Sezgi Aksu

Hazırlayan: Sezgi Aksu, Şeyma Orak

Ses Tasarımı ve Kurgu: Ada Suay Tekdal

Yapımcı: Podbee Media



Canlandıranlar:

Nils: Adar Yılmaz

Mia: Almila Kurt

Seppo:Batın Şahin

Tezgahtar: Kevser Biçici

Karl: Özgür Yılgür

Komşu: Gülşah Dim



Tüm bölümleri dinlemek ve daha fazlası için ⁠⁠⁠⁠⁠⁠podbeemedia.com⁠⁠⁠⁠⁠⁠'u ziyaret et! ------ Podbee Sunar ------- Bu podcast reklam içermektedir.

Bölüm Transkripti

2.199 kelime · ~11 dk okuma

Nils, sizse poyla suları alın. Biz de abur cuburları halledelim. Benim ev sevdiğince sen de almayı unutma ha. Biraz sessiz olabilir misiniz?

Farkındaysanız diğer insanlar da alışveriş yapıyor burada. Aa pardon ya, haklısınız. Selam bu arada. Şey, biz kamp yapacağız da var mı önerebileceğiniz bir yer?

Yok, yapmayın bence. Anlamadım? Açıkça söylüyorum işte. Güvensiz buralar.

Transkriptin tamamını oku

Basın gidin geldiğiniz yere. Ama biz... Ya Mia, bırak şunu deli herhalde. Ben Sezgi Aksu, burası Karanlık Dosyalar.

Bugün size keyifli bir doğum günü kutlaması için kamp yapmaya giden dört arkadaşın en eğlenceli gecelerinin nasıl korkunç bir vahşete dönüştüğünü anlatacağım. Ne dersiniz? O gece Bodom Gölü kenarında yaşananları dinlemeye hazırsanız başlayalım mı? Kasım alışverişinde harcadıkça kazanmanın adresi çok net.

Çünkü bonuslular alışverişlerinde 20 bin liraya varan bonus kazanıyor. 30 Kasım'a kadar ihtiyaçlarınızı Türkiye'nin internette de en çok kullanılan kartı bonusla alın. Market, giyim, seçili e-ticaret platformları, elektronik, beyaz eşya, mobilya, yapı ve seyahat alışverişlerinde toplam 20 bin liraya varan bonus kazanın. Ayrıntılı bilgi Bonus.com.tr ve Bonus Flash'ta.

Finlandiya'nın güneyi binlerce gölü, uçsuz bucaksız ormanları ve sıcak yazlarıyla ünlüydü. Burada yaşayan herkes yaz aylarında kamp yapar, bu doğanın keyfini sürerdi. Şehrin en popüler kamp yerlerinden biri ise Bodøm Gölü olarak biliniyordu. Bu gölün etrafı, şehrin karmaşasından kaçmak isteyenler için adeta saklı bir cennet gibiydi.

Özellikle de gençlerin yıllardır yaz partilerine ve kamp kaçamaklarına ev sahipliği yapıyordu. 4 Haziran 1960 sabahı, 15 yaşındaki Myla Mia Björklund ve erkek arkadaşı Nils Gustafsson'da bir kaçamak planlayan gençlerdendi. Onlara Nils'in en yakın arkadaşı Seppo Boisman ve onun sevgilisi Anja Tuliki de eşlik edecekti. Gençler önce bir yerde buluşup biraz takılacak, ardından motosikletlerine binerek 30 km uzaklıkta bulunan Bodøm Gölü'ne doğru yola çıkacaklardı.

Bu plan Mia'nın yaklaşan 16. doğum günü için yapılmış erken bir kutlama olarak planlanmıştı. Ancak Mia birlikte kampa gittikleri çiftle, Anya ve Seppo'yla ilk kez o gün tanışacaktı. Fakat hiçbir şey korktuğu gibi olmamıştı.

Mia onlarla sohbet etmeye başladığında sanki yıllardır arkadaşlarmış gibi hissetti. Anya ile uyumları şaşırtıcı derecede hızlı olmuş. Seppo'nun bitmeyen esprileri ise Mia'yı sürekli güldürmüştü. Sonra kadın bana git buradan deyince ben de motora bir asıldım egzoz bir patladı güm diye.

Kadın korkudan elindeki süpürgeyi düşürdü görmeniz lazımdı. Ay inanmıyorum sana Seppo delisin sen. Gerçekten delisin. Karnım ağrıdı gülmekten.

Abartma istersen, o kadar da komik değildi bence. Sohbet ederken geçen saatlerin farkına varmayan ekip bir an önce kalkıp yola koyulmaya karar verdi. Daha çadırlarını kuracakları yeri bulup hazırlıklarını tamamlamaları gerekiyordu. Bodom Gölü kamp alanına yaklaştıklarında yiyecek ve içecek almak için göl kenarındaki küçük büfeye uğradılar.

Tüm coşkularıyla gülüp şakalaşmaya devam eden gençler, bu sırada tezgahtar kadının beklenmedik ve sert tepkisiyle karşılaştılar. Özür dilemelerine rağmen kadın onları tersliyor, sordukları sorulara kabaca yanıtlar veriyor, onlara buralarda kamp yapmamaları gerektiğini söylüyordu. Mia ve arkadaşları kadının bu öfkesine şaşırsalar da bu güzel günün bozulmasına izin vermemeye karar verip oradan ayrıldılar. Ve nihayet çadırlarını kurup yerleştiklerinde ise tüm neşeleriyle sohbet etmeye kaldıkları yerden devam ettiler.

Ancak ilerleyen saatlerde konu yine büfedeki kadının garip sözlerine gelmişti. Ardından herkes bu göl hakkında duydukları garip şeyleri anlatmaya başladı. Burası bu kadar popüler bir yer olmasına rağmen bölgedeki kampçılar tarafından yıllardır anlatılan tuhaf hikayeler herkesin kulağına gelmişti. Göl kıyısında geceleri bağıran bir kadın, yabancıları durduk yere tersleyen agresif satıcılar, kimi zamanda gecenin kör vakti duyulan anlaşılmaz sesler bu hikayelerden sadece birkaçıydı.

Aslında kimse bunların ne kadar gerçek olup olmadığını bilmezdi ama bildikleri tek bir şey vardı. Bodom'un yerel halkı gerçekten de yabancıları pek sevmiyordu. Bunu anlamak için o büfedeki kadına birkaç saniye bakmak yeterliydi. Ortamın gerilmeye başlamasıyla birlikte gençler konuyu değiştirmeye karar verip daha eğlenceli şeyler konuşmaya başladılar.

Fakat Mia duyduklarını unutamıyordu. İçi ürpermişti. O an bu tatil yolculuğunun sıradan bir kamp gezisi olmaktan çıktığına dair tuhaf bir huzursuzluk tüm bedenini sarmaya başlayacaktı. Dört arkadaş çadırlarını gölün içine doğru uzanan, ağaçlarla çevrili, sessiz bir açıklıkta kurmuşlardı.

Etraf çok huzurluydu. Ortamdaki tuhaf havayı arkalarında bırakarak bu huzurun tadını daha fazla çıkarabilmek için birkaç bira açtılar. Sohbetler, kahkahalar ve şişe sesleri ormana karıştı. İlerleyen saatlerde dört arkadaş serinlemek için göle girme kararı aldılar.

Finlandiya'nın o meşhur beyaz gecelerinden biri yaşanıyordu. Güneş ufukta asılı kalıyor, hava tam anlamıyla kararmıyordu. Gençler sudan çıkıp iskeleye uzandıklarında gökyüzündeki o aydınlığı sessizce izlemeye daldılar. Etrafta çıt çıkmıyordu.

O an her şey o kadar sakindi ki bu huzurun bozulma ihtimalini hayal etmek bile imkansızdı. Artık gece ilerlemiş ve herkes çadırlarına geçmişti. Mia her şeye rağmen çok mutluydu. 16.

yaşına çok güzel bir kutlamayla girmişti. Uyumadan önce bugüne dair hislerini ve yeni yaşından beklentilerini günlüğüne yazmaya karar verdi. Satırlarında harika bir akşam geçirdiğinden, gölün büyüleyici atmosferinden ve Nils ile ne kadar mutlu olduğundan bahsediyordu. Fakat Mia o an geleceğe dair yazdığı beklentilerinin asla gerçekleşmeyeceğini, günlüğüne kaydettiği o güzel satırların hayatının son satırları olacağını henüz bilmiyordu.

Mia'nın o gece daldığı huzurlu uykusu sabaha karşı duyduğu tuhaf seslerle bölünmüştü. Onu derin uykusundan uyandıran şey dışarıdan, hemen yanı başından gelen garip tıkırtılardı. Uykulu gözlerle sesin yönüne kulak kesildi. Muhtemelen biri tuvalete kalktı diye düşündü.

Hafifçe doğruldu ve çadırın açık kapısına baktı. İşte o an nefesi kesilmişti. Bir gölge hareket ediyordu. Ardından devasa bir silüet Mia'nın görüşünü tamamen engelledi.

Karaltı çadıra doğru eğilmeye devam ediyordu. Ve Mia o karanlığın içinden doğrudan kendisine bakan iki parlak kırmızı göz gördü. Sonra bir anda çadırın ipleri koptu. Tente üzerlerine çökmüştü.

Artık gençlerin bağırışları kumaşın altında çok zor duyuluyordu. Çadırın çökmesiyle sessizlik yerini vahşete ve canice bir öfkeye bıraktı. Saldırgan hiç durmadan onların üzerine geliyor. Bıçak darbeleri, sopalar ve tekmelerin ardı arkası kesilmiyordu.

Tüm bunlar dakikalarca devam etti. Saldırgan içerideki en ufak bir harekete bile tahammülü yokmuşçasına vurmaya devam ediyordu. Çadırın içinden gelen bağırışlar ve yardım çığlıkları zamanla yerini acı dolu inlemelere bıraktı ve ardından tüm sesler kesildi. Gençlerin hareketsizce yattığını gören saldırgan artık buradaki işinin bittiğini anlayarak ormanı terk etti.

Dört gencin oldukça güzel geçen geceleri hiç beklemedikleri bir anda karanlığa bürünmüştü. Sabaha doğru bu vahşetin ilk izleri görüldüğünde Bodom Gölü'nün etrafını saran sessizlik yerini uzun yıllar sürecek bir araştırmaya bırakacaktı. Saat 6'ya doğru gölün kenarında balık tutan iki genç, ormandan yola doğru koşan sarışın bir adam gördü. Yalnızdı, panik içinde kaçıyordu.

Bu durum ilk başta garip gelse de etrafta herhangi bir sorun görmeyince işlerine geri döndüler. Orman yeniden sessizliğe bürünmüştü. Ama bu durum o kadar da uzun sürmeyecekti. Zira bu sessizliği bozan bir diğer şey iki oğluyla birlikte yüzmek için göle inen bir babaydı.

Her şeyden habersiz patikadan neşeyle yürüyorlardı. Ancak ağaçların bittiği o açıklığa geldiklerinde baba bir anda donup kaldı. Karşılaştığı manzara sabahın huzurunu mahvetmişti. Yerde yerle bir olmuş, ezilmiş bir çadır yığını duruyordu.

Birkaç adım daha yaklaştığındaysa gördüğü şey kanını dondurdu. Çadırın etrafındaki toprak koyu bir kızıla boyanmıştı. O an adamın tüm neşesi yerini dehşete bıraktı. Tek bir içgüdüyle çocuklarının bu olayı görmesini engellemek istercesine panikle arkanıza bakmayın diye haykırdı.

Çocuklarını oradan apar topar uzaklaştırdığında bile şoku atlatamamıştı. Güvenli bir mesafeye ulaşıp biraz olsun soluklandığında titreyen elleriyle telefona sarıldı ve polisi arayarak ormanda gördüğü o kabusu anlattı. Polisler olay yerine vardıklarında gördükleri manzara karşısında adeta ürpermişti. En deneyimli memurlar bile daha önce böyle bir vahşetle karşılaşmadıklarını söylüyorlardı.

Anya ve Seppo hala uyku tulumlarının içindeydi. Çadırın dışından, kumaşın üzerinden defalarca bıçaklanmış ve dövülerek öldürülmüşlerdi. Mia dışarı çıkmayı başarmıştı ama yıkılmış çadırın üstünde can vermişti. Bedeni paramparçaydı.

15 kez bıçaklanmıştı. Nils ise hemen yanında yatıyordu. Yüzü o kadar feci şekilde dövülmüştü ki tanınmaz hale gelmişti. Polisler dört gencinde öldüğünü düşündü.

Fakat inceleme sırasında bir memur hafif bir nefes sesi duyduğunu sandı. Çocukların durumu oldukça kötü gözükmesine rağmen... ...yine de ufak bir umudu olan polis memuru eğilip dikkatlice baktı.

Ve haklı çıkmıştı. Zira Nils hâlâ yaşıyordu. Peki hayatta kalan bu tek tanık, gözlerini açtığında o kabus gecesine dair neler anlatacaktı? Şimdi burada kısa bir ara verelim.

Ardından kaldığımız yerden dosyamıza devam edeceğiz. 2025 yılı devlet katkısı üst limitinden faydalanmak için Garanti BB veya Mobil veya Garanti BB veya Emeklilik Mobil'den BES birikiminize ek ödeme yapın. %30 devlet katkısı avantajından maksimum faydalanın. Ayrıntılı bilgi GarantiBB veya Emeklilik.com.tr'de.

Olay yerindeki polislerden birinin Nils'in nefes aldığını fark etmesinin ardından genç hızla hastaneye kaldırıldı. Nils yaşamla ölüm arasında bir yerde mücadele ediyordu. Kafa tası çatlamış, yüz kemikleri ezilmişti. Hastanede tedavisi sürerken herkes onun iyileşmesini ve net bir şekilde ifade vermesini bekliyordu.

Çünkü olay yeri incelemesi ilerledikçe ortaya çıkan ipuçları cevaplardan çok daha fazla soru doğurmaya başlamıştı. Cüzdanlar ve saatler kayıptı. Bu yüzden polisler bunun bir soygun olduğunu düşündü. Ama motosikletlere dokunulmamıştı.

Anahtarlar ortada yoktu fakat motorlar yerindeydi. Çadırın yanındaki motorları katilin görmemesi imkansızdı. Ayrıca Nils'in deri ceketi ve ayakkabıları da ortadan kaybolmuştu. Bu detaylar polislere oldukça garip gelmişti.

Bu yüzden çok daha geniş kapsamlı bir arama çalışması yapmaya karar verdiler ve Finlandiya ordusu da çalışmalara dahil oldu. Askerler çadırdan yaklaşık 500 metre uzakta, yaprak yığınlarının altında Nils'in ayakkabılarını buldu. Kan içindeydi ama içleri tertemizdi. Katil o saldırıdan sonra o ayakkabıları giymiş, sonra da ormana atmış gibi gözüküyordu.

İncelemeler devam ederken bir yandan da Nils'le yakından ilgileniliyordu. İyileşmesi çok yavaş olmuştu. Haftalarca konuşamadı. Konuşmaya başladığındaysa hiçbir şey hatırlamıyordu.

Ne günü, ne saldırıyı, ne de yaşananları. Sadece tek bir şeyi hatırlıyordu. Karanlığın içindeki bir silüet ve kırmızı gözler. Polis Nils'in hatırladığı o kırmızı gözlü silüetin peşine düştü.

Dört binden fazla kişi sorgulandı. En umut verici bilgi sabah ormanda kaçan adamı gören balıkçılardan gelecekti. Onların tanımlamasıyla bir robot resim çizildi. Polis her yerde bu resme benzeyen şüphelileri arıyordu.

Ancak Finlandiya'daki herkes bu toplu cinayetten o kadar etkilenmişti ki artık herkes çevresine şüpheyle yaklaşıyor, robot çizimdekine benzer biri gördükleri an ardı arkasını düşünmeden ihbar ediyorlardı. Ancak çizim Finlandiya'daki yüzlerce erkeğe benzediği için onlarca yanlış ihbara yol açtı. Yine de tüm bu yanlış ihbarlara rağmen bir isim öne çıkmıştı. Hans Essman.

Cinayetten tam bir gün sonra mide ağrısı şikayetiyle hastaneye başvuran Hans'ı doktorlar dengesiz, agresif ve sarhoş halde buldu. Robot resimdeki adama çok benziyordu ve üstü başı da çamur içindeydi. Kıyafetlerinde kırmızı lekeler vardı ve tırnaklarının altı toprakla doluydu. Öyle ki bir saldırı geçirmiş ve boğuşmuş gibi bir hali vardı.

Doktorlar direkt yetkili kişilere haber verdi. Hans oldukça hızlı bir şekilde sorguya alındı ama tüm suçlamaları reddetti ve hiçbir açıklama yapmadı. Polisler bu adamdan hala şüpheleniyordu ama ellerinde yeterli delil olmadığından Hans'ı serbest bırakmak zorunda kalmışlardı. O esnada göl çevresinde fısıldanan başka bir isim daha vardı.

Carl Waldemar Jillström. Carl göl kenarında yaşıyordu. Kasaba halkı ona bela derdi. Kampçılara saldırmasıyla ünlüydü.

Çadırları keser, taş fırlatırdı. Üstelik Carl, büfede gençlere bağıran o kadının da kocasıydı. Olay ortaya çıkar çıkmaz ondan şüphelenen birçok kişi olmuştu. Ama yıllarca Carl hakkında herhangi bir işlem başlatılmadı.

Çünkü karısı Carl'ın o gün evde olduğunu iddia etmiş ve şahitleri olduğunu bile söylemişti. Ama Mia ve arkadaşlarının ölmesinin üstünden tam 9 yıl geçtikten sonra Carl, komşusuyla içki içerken bazı itiraflarda bulunmuştu. Hala anlamadın mı? O Domgölü katili benim.

O çadırı başlarına yıkan benim. Hani o kampçı çocuklar vardı ya. Ben öldürdüm onları. Ne diyorsun sen ya?

Bak bunun şakası olmaz. Eğer gerçekse de git o göle at kendini hemen. Cehenneme kadar yolun var. Carl'ın cansız bedeni tam da gençlerin öldürüldüğü yerin yakınlarında, gölün soğuk sularında bulundu.

Komşusunun o gece öfkeyle söylediği sözleri Carl için bir çeşit veda emri olmuştu. Ölümü kayıtlara intihar olarak geçse de bu ani son onun gerçekten katil olup olmadığı sorusunu sonsuza dek cevapsız bıraktı. Olay dosyası yavaş yavaş tozlanmaya başlamıştı. Araştırmalardan hiçbir sonuç çıkmıyordu.

Ta ki 2004 yılına kadar. O yıl savcılar Finlandiya'yı sarsan bir hamle yaptı. Hayatta kalan tek kişi ve travmanın bedelini en ağır ödeyen Nils Gustafsson cinayetlerle suçlanıyordu. Savcılığa göre Nils, o gece Mia'nın Seppo'nun şakalarına gülmesine sinirlenmişti.

Kıskançlık patlaması yaşamış, tartışma kavgaya dönmüş ve Nils önce iki arkadaşını, ardından sevdiği kızı tam 15 kez bıçaklayarak vahşice öldürmüştü. Cinayetlerin ardındansa her şeyi gizemli bir pusuymuş gibi göstermek için tıpkı bir sahne gibi kamp alanını düzenlemişti. Savcılar en güçlü kanıtın Nils'in ayakkabıları olduğunu söylüyorlardı. Dış yüzeyde kurbanların kanı vardı.

Ama Nils'in kanı yoktu. Bu, onların iddiasına göre ayakkabıları yaralandıktan sonra değil, cinayet sırasında giydiğini kanıtlıyordu. Ancak Nils ifadesini hiç değiştirmedi. Hiçbir şey hatırlamadığını, yalnızca kırmızı gözleri gördüğünü söyledi.

Mahkeme salonunda nefeslerin tutulduğu o an geldiğinde karar kesindi. Jüri, savcılığın sunduğu senaryonun somut kanıtlarla desteklenmediğine karar verdi. Böylece Nils Gustafsson, yıllar sonra üzerine atılan bu korkunç katil yaftasından aklanarak berat etti. Finlandiya Devleti, Nils'e yaşattığı bu ikinci travma ve haksız suçlama nedeniyle ona yüklü bir tazminat ödeyerek bir nevi özür diledi.

Ancak mahkemenin kapıları kapansa da o gecenin üzerindeki sis perdesi aralanamadı. Gerçek hala o gölü çevrileyen yaşlı ağaçların gölgesinde, karanlıkta bir yerlerde saklı kalmaya devam ediyor. Bugün Bodom Gölü, karanlık meraklıları için bir tür ziyaret yerine dönüşmüş durumda. Davanın çözülememiş oluşu, halk arasında farklı ihtimalleri hala canlı tutuyor.

Kimine göre katil, uzun yıllar arkadaşlarının ölümüyle başa çıkmaya çalışan ve hayatta kalan tek kişi Nils Gustafsson'du. Kimine göre cinayetten hemen sonra hastaneye başvuran, gizemli ve dengesiz Hans Ellsman'dı. Bazıları ise hala intihar eden ve ölmeden önce itirafta bulunan Carl Jillström'ün sözlerinin gerçek olduğuna inanıyor. Ve Nils'in asla unutamadığı o kırmızı gözlü silüet de gizemini hala koruyor.

Böyle birinin varlığına dair hiçbir kanıt bulunamadı. Ben Sezgi Aksu. Burası Karanlık Dosyalar. Bir sonraki dosyada görüşmek üzere.

Kendinize iyi bakın. Bu dizinin betimlemesi TRT Kasım alışverişinde harcadıkça kazanmanın adresi çok net. Çünkü bonuslular alışverişlerinde 20 bin liraya varan bonus kazanıyor. 30 Kasım'a kadar ihtiyaçlarınızı Türkiye'nin internette de en çok kullanılan kartı bonusla alın.

Market, giyim, seçili e-ticaret platformları, elektronik, beyaz eşya, mobilya, tarafından Sesli Betimleme Derneğine yaptırılmıştır. yapı ve seyahat alışverişlerinde toplam 20 bin liraya varan bonus kazanın. Ayrıntılı bilgi Bonus.com.tr ve Bonus Flash'ta.

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)