
2.324 kelime · ~12 dk okuma
Herkese merhaba, ben Sezgi Aksu. Karanlık Dosyalarda bu hafta sizlerle geçen yıl çalıştığımız bir davayı ziyaret etmek istedim. Belki bir kısmınız dinlemiştir. Tekrardan üzerinden geçelim mi?
Ne dersiniz? Haftaya kaldığımız yerden devam edip güzel günlerde buluşmamız dileğiyle. Kendinize iyi bakın. Alo?
Alo? Alo, Joana? Orada mısın? Bir dakika, bir dakika.
Ben bu neşeyi biliyorum. Joana, yoksa sen... Ben Sezgi Aksu. Burası Karanlık Dosyalar.
Bu bölümde size zevk için işlediği cinayetlerle insanın kanını donduran bir seri katilden bahsedeceğim. Ne dersiniz? Joanna Denehy'nin kabarık suç dosyasını aralamaya hazırsanız başlayalım mı? Joanna Denehy 1982 yılında herkes gibi masum bir bebek olarak dünyaya geldi.
İngiltere'nin küçük bir kasabasında yaşayan tezgahtar bir anne ve güvenlik memuru bir babanın ilk kızıydı. Kardeşi Mary ile arası oldukça iyi, arkadaşları tarafından sevilen, güler yüzlü bir çocuk olarak biliniyordu. Fakat Joanna'nın ortaokula başlamasıyla birlikte bu mutlu çekirdek ailenin kaderi hiç beklenmedik bir şekilde değişmeye başladı. İyi niyetli ve uysal Joanna gitmiş, yerine asi ve zorba bir kız gelmişti.
Alkol ve uyuşturucuyla tanışması da aynı zamanlarda oldu. Henüz 13 yaşındayken 18 yaşında bir erkekle ilişki yaşamaya başlamış, 15 yaşındayken tanıştığı John Treanor ise onun için bir dönüm noktası olmuştu. John, Joanna'dan tam 6 yaş büyüktü. Fakat bu onun için bir sorun değildi.
Ona aşıktı. Nitekim Joanna bir sene sonra 16 yaşında evden kaçarak sevgilisiyle birlikte yaşamaya başladı ve 17 yaşında ilk çocuğunu kucağına aldı. Çok geçmeden bir çocukları daha olduğundaysa mutlu aile tabloları tamamlanmış gibi görünüyordu. Fakat işin aslı hiç de öyle değildi.
Joana'nın dalgalı olan ruh hali gün geçtikçe kötüleşmeye başladı. Uyandığı gibi içmeye başlıyor, şişelerin dibini görene kadar durmuyordu. Joana eve çoğunlukla kendinden geçmiş bir halde gelip durduk yere öfke nöbetleri geçiriyordu. John artık karısı tarafından yumruklanmaya, tekmelenmeye alışmış ama çocukları için sabretmeyi seçmişti.
Fakat sonunda bardak taştı. Joanna bir gece yine sarhoş bir halde eve gelmişti. Her zamanki gibi bağırıp çağırıyor, etrafı kırıp döküyordu. John bu sahneleri alışıktı.
Fakat sonrasında hiç de alışık olmadığı bir an yaşandı. John! John, John, John. Bak, çizmem nasıl?
Yeni aldım, beğendin mi? Johanna, lütfen sessiz olur musun? Çocuklar uyanacak. Ben sana gidebilirsin dedim mi?
Ya ne diyorsun... John? Bak, çizmemin içinden ne çıktı? Sürpriz.
Nasıl? Yeni bıçağımı beğendin mi? Bak. Tam on beş santim.
Canım lütfen bırakır mısın şunu? Ne oldu? Ne oldu? Korktun mu yoksa?
Şu an ne istiyorum biliyor musun Can? Şu an deliler gibi bu bıçağı birinin kalbine saplamak istiyorum. Anlıyor musun beni? Ertesi gün John Treanor çocukları da alarak Joanna'yı terk etti.
Joanna 27 yaşında ilk kez bu hayatta tek başına kalmıştı. Fakat bu yalnızlık hali çok uzun sürmedi. Joanna karşı konulmaz avrası, eşsiz manipülasyon yeteneği ve inandırıcı bir şekilde yalan söyleme becerisi sayesinde gözüne kestirdiği her adamı kısa süre içinde etkisi altına alıyor, onlara istediği her şeyi yaptırabiliyordu. Fakat alkol ve uyuşturucu için düzenli bir gelire de ihtiyacı vardı.
Joanna bunun için para karşılığı cinsel ilişkiye giriyor, hırsızlık veya gasp yapıyordu. Böyle geçen 3 yılın sonuysa tabii ki hapiste bitmişti. Fakat özgürlüğünü geri kazandığında yani 2012 yılında farklı şeyler deneyebileceği, yeni heyecanlar tadabileceği bir yere Peterborough'ya taşınmaya karar verdi. Önce kendisine kalacak bir yer bulması gerekiyordu.
Bu sırada karşısına Peterborough'daki bir emlak şirketinin ortağı ve çok sayıda mülkün de sahibi olan 48 yaşındaki Kevin Lee çıktı. Joanna'nın kalacak bir yere ve bir işe ihtiyacı vardı. Eski bir mahkum için bunları elde etmek zor olsa da onun için çocuk oyuncağıydı. Kevin'a çocukluğundan itibaren babası tarafından cinsel istismara uğradığını, bu sebeple onu öldürmek zorunda kaldığını, isteyerek olmadığını ama çok acılar çektiğini gözyaşları içinde anlattı.
Bu makus talihi yüzünden gencecik yaşında kadın başına ortada kaldığını, üstüne yapışan eski mahkum etiketi yüzünden ev ve iş bile bulamadığını söylüyor, Kevin'a dert yanıyordu. Joanna'nın yalan söyleme yeteneği, rol yapma becerisi ve başarılı manipülasyon taktikleri yine işe yaradı. Adam bu zavallı kadına inanmış, ona acımış, kalacak yer ve hatta iş bile vermişti. Yalnızca bununla da kalmadı tabii.
Kevin Lee evli ve çocuk sahibi olmasına rağmen Joanna'dan oldukça etkilenmişti. Ve ikili arasında bir aşk ilişkisi de başladı. Joanna ondan hoşlanmıyor ama diğerlerine yaptığı gibi Kevin'ı da ihtiyaçları için kullanıyordu. Bu sayede hem evi hem de karakterine son derece uygun bir işe olmuştu.
Giovanna, Kevin'in sorunlu kiracılarının gözünü korkutuyor, geciken kiraları tahsil etme görevini yürütüyordu. Bu sırada yanında gezdirdiği, hapisten yeni çıkmış 2 metre 20 santimlik arkadaşı Gary Stretch'in de etkisiyle civarda hakimiyet kurması hiç de zor olmadı. Kısa sürede elde ettiği bu güçten memnundu. Ama artık yeni heyecanlara ihtiyacı vardı.
İçinden gelen dürtülere daha fazla engel olamazdı. Joanna adeta kama susamıştı. 19 Mart 2013 günü birkaç gün önce tanıştığı Lukasz Slaboszewski'yi Kevin'in kendisinin idaresine bıraktığı boş dairelerden birine çağırdı. Polonya göçmeni olan Lukas, yeni tanıştığı bu İngiliz kadından çok etkilenmişti.
Konuşması, gülmesi, bakışları Lukas'ı sanki büyülemişti. O gün Joanna'dan aldığı cinsel içerikli mesajlar kalp atışlarını arttırmış, içini coşkuyla doldurmuştu. Bir an önce Joanna ile birlikte olmak istiyor. Bunun için her şeyini vermeye hazır hissediyordu ki... Joanna'dan beklediği teklif geldi.
Lucas hiç düşünmeden soluğu kadının verdiği adreste aldı. Joanna eve gelen adama yatak odasına geçmesini ve arkasını dönüp beklemesini söyledi. Lucas, Joanna'nın kendisine sürpriz yapacağını düşünmüş, heyecanla arkasını dönüp beklemeye başlamıştı. Ardından Joanna sakince odaya girdi, yavaşça yaklaştı ve ardından gözünü kan bürümüş bir canavar gibi hırsla saldırmaya başladı.
Arkası dönük halde bekleyen zavallı adamı kalbinden ve göğsünden sayısız kez bıçaklamıştı. Lucas son nefesini verdiğinde Joanna bir transtan çıkar gibi kendine geldi. Bu duygu daha önce yaşadığı hiçbir şeye benzemiyordu. Panik yapması gerekirken tamamlanmış hissettiğini, üzülmesi gerekirken kendisiyle gurur duyduğunu fark etti.
Joanna adamın çaresiz halde kendisine yalvarmasından haz duymuş, o acı çekerken Joanna zevkten kendinden geçmişti. Yıllardır farklı şekillerde kendini gösteren şiddet aşkı ve sadistik eğilimleri o gün son haddine ulaştı. Artık hiçbir şeyin onu durduramayacağını biliyordu. Joanna'nın içindeki acımasız katil bir kez uyanmış, bu canavarın dişine bir kez kan değmişti.
Fakat şimdi Lucas'ın cansız bedeninden kurtulmalıydı. Bunun için her türlü işini yaptırdığı sağ kolunu arayarak olay yerine çağırdı. Gary Stretch adamın bedenini bir çöp konteynerına atmayı teklif etti. Konteynerin içindeki bedeni arka sokağa doğru taşırlarken, Joanna oldukça neşeliydi.
En ufak bir üzüntü ya da pişmanlık belirtisi göstermiyor, biraz olsun vicdanı sızlamıyordu. Aksine, Joanna'nın içi içine sığmıyor, işlediği bu korkunç cinayetten gurur duyuyordu. Hatta bunu yolda karşılaştığı 14 yaşındaki bir kıza da örünerek anlattı. Şşş!
Kız! Gel bak ne göstereceğim. Daha önce hiç görmediğim bir şey var burada. Hem de benim eserim.
Ne var ki? Bak. Daha önce hiç ölü bir adam gördün mü sen? Hem de az önce öldün.
Ben öldürdüm. Hem de çok çaresizdi. Yapma diye yalvardı. Ama bitirdim işini.
Zavallı kız korkudan dili tutulmuş halde oradan uzaklaşırken, Joana, Lucas'ın son fotoğraflarını çekmekle meşguldü. Empatiden yoksun, gerçek bir psikopat olan Joana, çöp konteynerini bırakıp geri dönerken, çoktan sıradaki kurbanının kim olacağını düşünmeye başlamıştı. Aradığı kişinin aslında çok yakınında olduğunuysa, günler sonra fark edecekti. Burada kısa bir ara verelim, ardından dosyamıza kaldığımız yerden devam edeceğiz.
Joanna'nın ilk cinayetinin üstünden 9 gün geçmiş, bu sırada içindeki öldürme arzusu da katlanarak artmıştı. Etrafta patlamaya hazır bir bomba gibi dolaşan Joanna'nın pimi 28 Mart 2013 akşamı çekildi. O akşam ev arkadaşı John Chapman'la basit bir gerginlik yaşadı. Bağırıp çağırdığı, her yeri kırıp döktüğü esnada aniden sakinleşen Joanna sessizce odasına çekildi.
Günlerdir aradığı sıradaki kurbanını sonunda bulmuş, ona ne yapacağına o anda karar vermişti. Sabahın erken saatlerinde odasından çıkarak John'un yatağına doğru sessizce ilerledi. John Chapman kanında dolaşan ölçüsüz alkolün etkisiyle sızmış bir halde uyuyordu. Joanna'nın gelişini fark etmesi mümkün değildi.
Ve Joanna bıçağını çektiği gibi savunmasız bir halde uyuyan adamın üstüne atıldı. Bıçağını adamın göğsüne saplıyor, sapladıkça bundan iğrenç bir haz alıyordu. Zavallı John direnme şansı dahi bulamamıştı. Kalbine aldığı beş bıçak darbesiyle oracıkta son nefesini verdi.
Joanna ise gördüğü manzaradan son derece memnundu. Hemen geriyi arayarak yine yaptığını, birini daha öldürdüğünü söyledi. Fakat bu, Joanna'ya yeterli gelmedi. John Chapman onun için kolay lokma olmuştu.
Öldürdüğü adamların kendisine yalvardığını duymak, acı çektiklerini gözlerinde görmek istiyordu. Yeni birine ihtiyacı vardı. Tüm hücreleriyle bunu şu an bir kez daha yapmak için yanıp tutuşuyordu. O sırada gelen bir mesaj sıradaki kurbanını ortaya çıkarmış oldu.
Joanna evlerinde iki tane cinayet işlediği, ev sahibi, patronu ve aynı zamanda sevgilisi olan Kevin Lee'yi ortadan kaldırmanın çok iyi bir fikir olduğunu düşünerek adamla yazışmaya başlamıştı. Gönderdiği cinsel içerikli mesajlarla Kevin'ı her istediğini yaptıracak kıvama getirdikten sonra onu Lucas'ı öldürdüğü boş daireye çağırdı. Kevin hemen Joanna'nın istediği yere geldi. Yatak odasında hevesle sevgilisini beklerken, hayatına son verecek bir katille karşılaşacağından habersizdi.
Joanna yüzünde en tatlı gülümsemesiyle sakince adamın yanına sokuldu. Kevin'ın en savunmasız olduğu anı yakaladığındaysa, bıçağını sakladığı yerden çıkarıp aniden saldırmaya başladı. Kevin acı çektikçe Joanna zevk alıyor, adamın hayatının ellerinde olmasının verdiği güç ve iktidar hissi Joanna'yı sarhoş ediyordu. Artık durması mümkün değildi.
Ama önce bu bedenlerden kurtulmalı, sonra da öldürmeye devam etmeliydi. Bunun için devreye yine sağ kolu geri girdi. Joanna'nın tüm kurbanlarını alarak şehrin dışındaki kırsal bir alana giden ikili, Lucas'ın günlerdir konteynırda bekleyen cansız bedenini, Joanna'nın sabah uykusunda katlettiği John'un bedeniyle birlikte bir hendeye attılar. Kevin içinse daha ileride farklı bir hendek seçmişlerdi.
Zavallı adamı hendeyin içinde olabilecek en aşağılayıcı pozisyonda, üstünde elbise, alt tarafı çıplak ve kalçaları yukarı bakacak şekilde bıraktılar. Johanna, erkekleri öldürmekten de, onları aşağılamaktan da büyük keyif alıyordu. Buradaki işlerini bitirdikten sonra, Kevin'in boş bir araziye bıraktıkları arabasını da yakarak ortadan kayboldular. Şimdi sırada, Hereford'da dehşet saçmak vardı.
O gün polis merkezine iki ayrı ihbar geldi. Kevin Lee'nin eşi iki gündür kocasından haber alamayınca kayıp bildiriminde bulunmuştu. Ardından polisi arayan bir adam köpeğinin hendek içinde yatan cansız bir beden bulduğunu söyledi. İhbarın üzerine derhal olay yerine gelen polis ekipleri her yerde aradıkları Kevin Lee ile maalesef burada karşılaşmıştı.
Bu korkunç cinayeti işleyenin kim olduğunu bulmak için ilk iş olarak telefon kayıtları incelendi. Ve Kevin'in en son Joanna Denehy ile konuştuğu ortaya çıktı. Kadının evine giden polisleri şaşırtıcı bir manzara bekliyordu. Evde kimse yoktu.
Fakat ortada kanlı bir yatak duruyordu. Yapılan analizler sonucu bu kanın Kevin Lee'ye ait olmadığını tespit eden polis ekipleri, bir seri katille karşı karşıya olabileceklerini düşünerek, Joanna Denehy ve sağ kolu Gary Stretch için ülke genelinde bir arama emri çıkarttı. Bu sırada Joanna ve Gary, Hereford'a çoktan varmıştı. Yolculuk boyunca oldukça rahat ve neşelilerdi.
Öyle ki ihtiyaçlarını karşılamak için bir benzinlik soymaktan çekinmemiş, saçma sapan fotoğraflar çekinip eğlenmeyi de ihmal etmemişlerdi. Fakat artık yolun sonu yaklaşıyordu. Polis aldığı ihbarlar üzerine benzinlikteki kameralardan Joanna ve Gary'nin aracını tespit etmiş ve otoyol kameralarından takip ederek onları gittikleri yere kadar izlemeyi başarmıştı. 3 Nisan 2013 günü ekipler bu ikiliyi daha fazla suç işlemeden yakalamak için harekete geçti.
Ancak o sırada Joanna ve Gary bir yandan arabanın içinde alkol alıyor, bir yandan da etrafta boş boş dolaşarak kendilerine eğlence arıyorlardı. Hadi hadi yuvarla şunu. Geri. Geri geri geri.
Bak bak bak şu öndeki arabayı görüyor musunuz? Görmeyeceksin zaten. Görüyor musun onu? Denk getirebilir miyim sence ona?
Denesene. Deniyorum. Seni mi kıracağım geri? Deniyorum.
Of ıska geri ya of olmadı. Geri ben çok sıkıldım. Hadi biraz eğlenelim. Hadi.
Hadi biraz eğlenelim. Sakin ol, tamam. Çok hebe bir fikrim var. Hazır mısın?
Yes. Hadi bana birini bul. Şu çocuklu kadınlasın. Hayır.
Kadın istemiyorum. Her zamanki gibi böyle erkek olsun. Böyle biraz... Yok böyle biraz daha böyle biraz daha biraz daha erkek kanı akıttırmak istiyorum.
O zaman şurada köpek gezdiğin adam? Johanna gündüz vakti sokak ortasında hiç tanımadığı bir adamı 63 yaşındaki Robin Bereza'yı defalarca kez bıçaklayacak kadar kendini kaybetmişti. Psikopat zihni onu tamamen ele geçirmiş, beyninde empatinin, kalbinde vicdanın kırıntısı dahi kalmamıştı. Fakat bununla da yetinmedi.
Arabaya döndüğünde Gary'i öpüp teşekkür etmiş, ardından yeni birisini daha bulmasını istemişti. Sorgusuz sualsiz Joanna'nın bu emrini de yerine getiren Gary yine yol kenarında köpeğini gezdirmekte olan 56 yaşındaki John Rogers'ı işaret etti. Joanna bu kez iyice kendinden geçmişti. John Rogers'ı 30'dan fazla kez bıçakladı ve adamın köpeğini de çalarak coşkuyla arabaya geri döndü.
Gary'ye neşe içinde çok eğlendiğini ve bunu yapmaya devam etmek istediğini söylemişti. Fakat bu neşesi uzun sürmeyecekti. Herford'un dört bir yanında bu katilleri arayan polis, aracı tespit ettikleri anda onları kıskıvrak yakaladı. Tüm şehre ölüm saçan bu canilerin ifadelerinin alınması ve cezalarının verilmesinin vakti gelmişti.
İkili tutuklanarak polis merkezine götürüldü. Fakat Joanna'nın orada da rahat durmaya niyeti yoktu. Johanna polislerle konuşuyor, hatta onlarla flört etmeye çalışıyordu. Fakat bugüne kadar onu hep kurtaran bu teknikler bu kez işine yaramadı.
Yapılan yargılama üzerine Johanna deneyi, 3 kişiyi kasten öldürmek ve son saldırdığı 2 kişi bir mucize eseri kurtulmayı başardığı için 2 kişiyi de öldürme teşebbüsünden dolayı şartlı tahliye imkanı olmaksızın ömür boyu hapis cezasına çarptırıldı. Suç ortağı Gary Stretch ise 19 yıl şartlı tahliye imkanı olmaksızın ömür boyu hapis cezası aldı. Joanna, İngiltere'de o güne kadar ömür boyu hapis cezasına çarptırılmış 3 kadından biri oldu. Sadece eğlence için işlediği korkunç cinayetler, bu cinayetleri işlerken zevk aldığını söylemesi, umursamaz tavırları ve bu yaptıklarından dolayı kendisiyle gurur duyması olaydan haberdar olan herkesin kanını dondurmaya yetti.
Üstelik Joanna hapishanede de rahat durmuyordu. Sürekli olarak diğer mahkumlarla dalaşıyor, her gün sorun çıkarıyor, parmaklıklar ardında bile olsa hep konuşulmak istiyordu. Johanna Denehy'nin bir gardiyanı öldürmeyi, ardından parmağını keserek parmak izi sayesinde kapıları açıp hapishaneden kaçmayı planladığı ortaya çıktı. Neyse ki bu korkunç planı hayata geçirememişti.
Son olarak kız arkadaşıyla birlikte intihar girişiminde bulunsa da son anda kurtarıldı. Şu an hapishanede ve ömür boyu sürecek cezasını çekmeye devam ediyor. Bir insanın kendini bu kadar kaybedebilmesi, bu kadar duygusuz ve vicdansız olabilmesi, masum insanları katletmekten zevk alabilmesini anlayamıyorum. Johanna Denehy'nin pek çok psikiyatrik rahatsızlığı olsa da, bu, onun bir cani olduğu, onlarca insanın hayatını mahvettiği gerçeğini değiştirmez.
Üstelik sadece tanımadığı insanların değil, geride bıraktığı ailesinin hayatını etkilemiş Johanna. Mesela kızı, annesinin seri katil olduğunu 13 yaşında tesadüfen arkadaşlarından öğrenmiş. Sürekli olarak annesinin caniliğinin gölgesi altında yaşamak, onun suçlarının, yaktığı canların vicdan azabını çekmek zorunda kalmış. Ve annesinin kendisi dahil birçok insanın hayatını mahvettiğini, bununla yaşamanın çok zor olduğunu söylemiş.
Bu travmayla yaşamanın onun için ne kadar zor olduğunu tahmin bile edemiyorum. Bu noktada şu soruyu sormak gerekiyor bence. Bu kadar tehlikeli boyuta varabilecek mental rahatsızlıkları olan kişiler neden tedavi edilerek topluma kazandırılmak yerine görmezden geliniyor? İnsanların hayatı bu kadar değersiz mi gerçekten?
Evet, bu haftanın karanlık dosyasının da sonuna geldik. Bir sonraki karanlık dosyada görüşmek üzere. Kendinize iyi bakın. Altyazı M.K.
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.