Podcast

190- Elliott İkizleri: Bir Kabusla Bir Yalanı Nasıl Ayırt Edersiniz?

Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

Benjamin Elliott, ikiz kardeşi Meghan’ı öldürdüğünde gerçekten derin bir uykuda mıydı, yoksa bu tarihin en soğukkanlı savunmalarından biri miydi? Kendi zihninize ve bedeninize ne kadar güvenebilirsiniz?



Sunan: Sezgi Aksu

Hazırlayan: Gülşah Dim, Sezgi Aksu

Ses Tasarımı ve Kurgu: Ada Suay Tekdal

Yapımcı: Podbee Media



Canlandıranlar:

Benjamin: Ada Suay Tekdal

Baba: Adar Yılmaz

Dedektif: Aslı Candaş

Uzman: Gülşah Dim



Tüm bölümleri dinlemek ve daha fazlası için ⁠⁠⁠⁠⁠⁠podbeemedia.com⁠⁠⁠⁠⁠⁠'u ziyaret et!



------ Podbee Sunar -------

Bu podcast reklam içermektedir.

Bölüm Transkripti

2.433 kelime · ~12 dk okuma

911 acil durumunuz nedir? Yardım edin! Sanırım... Sanırım kardeşimi öldürdüm.

Ama rüya sanıyordum. Gerçek gibi değil. Şu an kanlar içinde. Kabusu olsun.

Lütfen uyanmak istiyorum. Onu öldürmemiş olayım. Öldürmemiş olayım lütfen. Uyanmak istiyorum.

Transkriptin tamamını oku

O gün sabaha karşı saat dörtte yapılan arama Elliot ailesinin dünyasının temelinden sarsmadan önce dışarıdan bakan herkes onların sakin, hayatlarını yoluna koymuş bir aile olduğunu düşünürdü. Texas'ın Houston kentinde, geceleri duyabileceğiniz en yüksek sesin bir sulama sisteminin çalışmaya başlaması olduğu sessiz ve düzenli bir mahallede yaşıyorlardı. Fakat 29 Eylül 2021'de henüz gün aydınlanmamışken bu sessizlik acı bir çığlıkla son buldu. Gerçek, kabus ve iddiaların birbirine karıştığı bu davada uykularınızın bölünmesine hazırsanız başlayalım.

Benjamin ve Megan Elliot 17 yaşında ikiz kardeşlerdi. Onları tanıyan herkes ayrılmaz olduklarını bilirdi. Aynı okula gider, aynı arkadaş grubuyla takılır, cümlelerini birbirleri yerine tamamlarlardı. Onları izlemek filmlerdeki ikizleri izlemek gibiydi.

Benjamin ikilinin içine kapanık olanıydı. Sessiz, sakin ama zekiydi. Tipik bir mühendis kafasına sahipti. Fazla dikkat çekmeyen, mantıklı ve kendi halinde bir yapısı vardı.

Sıfırdan bir şeyler inşa etmekte, bir cihazı tamir edip çalıştırmakta ustaydı. Mizahı da kendine hasta. Keskin ama oturaklı. Megan ise tamamen farklıydı.

Sanatçı ruhuydu. Sürekli çizer, yazar, üretirdi. Şiiri severdi. Yaratıcılık onun nefes alma biçimiydi.

Megan'ı bilenler, onun kendine ait, sessiz ama ışıl ışıl bir dünyası olduğunu söylerdi. Masasında hep açık duran bir eskiz defteri, etrafa dağılmış çizim kalemleri olurdu. Güneş ışığını, yağmur damlalarını, gökyüzündeki renk tonlarını, kısacası hayattaki incelikleri fark ederdi. Sıradan anları bile anlamlı, hatırlanmaya değer anılara dönüştürebilen özel bir gözü vardı.

Ergenlik döneminde Megan'a otizm teşhisi konmuştu. Ama ailesine göre son yıllarda kabuğunu kırmaya başlamıştı. İnternetten arkadaşları olmuştu, çizimlerini paylaştığı bir YouTube kanalı vardı. Yavaş yavaş kendi sesini bulmaya başlıyordu.

Fakat her şey ve herkesten çok Benjamin'e bağlıydı. Ne zaman gergin ya da huzursuz olsa sadece onun yanına giderdi. Sanki Ben'in varlığı bile dünyayı daha güvenli bir yer yapıyordu. Benjamin de bu koruyucu rolü sorgulamadan, doğal bir refleksle üstleniyordu.

Dışarıdan bakıldığında her şey yolundaydı. Babaları Michael evde çocuklarla ilgileniyor, anneleri Kathy ise Girl Scouts of Amerika'da üst düzen yönetici olarak çalışıyordu. Ablaları Elizabeth üniversitedeydi. İkizler ise kendi üniversite arayışlarına başlamıştı.

Gelecek için oldukça umutlu ve heyecanlıydılar. Uzaklar gözlerine toz pembe görünüyordu. Bu yüzden o eylül sabahı yaşananlar ailenin. yakınların, arkadaşların, hatta mahallenin bile kavrayabileceği cinsten değildi.

Kardeşler aynı noktada başlayan tek bir hikayenin iki yarısıydı. O sabah, bu hikayenin bir parçası, kimsenin açıklayamadığı şekilde son buldu. 29 Eylül 2021 Sabaha karşı dört suları. Mahalle karanlık ve sessizdi.

Elliot ailesinin kaldığı evde herkes uyuyordu. O ana dek, Benjamin birden uyanmış, ellerinde ıslak, yapışkan bir şey olduğunu hissetmişti. Rengini fark etmesi ise birkaç saniye sürdü. Kırmızı.

Elleri kıpkırmızı olmuştu. Parmaklarından kanlar akarken, elinde bir bıçak tuttuğunu anladı. Gözlerini korkuyla yukarı kaldırdığında, ikizi Megan'ın yattığı karşıdaki odanın kapısının aralık olduğunu gördü. Yavaşça kapıya yaklaştı.

Ha? Ha? Megan oradaydı. Gözleri kapalıydı.

Fakat uyumuyordu. Boynundaki bıçak darbeleriyle yatağında kanlar içinde yatıyordu. Hayır! Hayır!

Hayır Megan! Megan kalk! Ne yaptım ben? Gerçek değil bu, gerçek değil!

Anne! Baba hayır! Hayır! Hayır!

Öldü. Öldü sanırım onu öldürdüm. Kabus değil mi bu? Baba, baba lütfen.

Bana kabus olduğunu söyle. Ne yaptın sen? 911 kayıtlarına göre arama 4.41'de yapılmıştı.

Benjamin adını söylüyor, kız kardeşini bıçakladığını ama bunu bir rüya sandığını anlatıyordu. Operatör Megan'ı hayata döndürebilme umuduyla Benjamin'e CPR talimatı verse de Benjamin o panikle hiçbir adımı takip edemiyordu. Asıl kabus, ikizlerin babası Michael'ın odaya girdiğinde gördüğü manzaraydı. Bir evladını can çekişirken diğerini ise kendini kaybetmiş halde izlemeye mecbur kalmıştı.

Kathy kaosun ortasında uyandığında cehennemin ortasına düştüğünü sandı. Dakikalar içinde ev siren sesleriyle yankılanıyordu. Polis ve sağlık ekipleri eve doluşmuştu. Paramedikler Megan'ın bedeni başında umutsuzca çalışırken Benjamin, Kız kardeşinin kanına bulanmış kıyafetleriyle bir polis aracının arka koltuğuna oturtuldu.

Ve sonunda o korkunç cümle resmiyet buldu. O gece Elliot ailesi iki evlatlarını birden kaybetmişti. Gün daha yeni ağrırken Benjamin Elliot, kendini küçük bir sorgu odasında buldu. Solgun ve sessizdi.

Sanki hala tam olarak uyanamamış gibiydi. Karşısında dedektif Frederick Munoz oturuyordu. Ne oldu Benjamin? Anlat bize.

Hiç. Aşırı gerçekçi bir kabus gördünüz mü? Her şeyin yanlış gittiği bir rüya. Benjamin dedektife kız kardeşini bir kez bıçakladığını hatırladığını ama bu anın sisli, adeta rüya kesitleri gibi olduğunu söyledi.

Uyandığında kendini Megan'ın odasında bulduğunu, sonra paniklediğini, kanamayı durdurmak için bir yastık kullandığını, ardından kendi odasına koşup 911'i aradığını anlattı. Ama otopsi onun anlattığı kadar basit değildi. Megan'ın vücudunda bir değil, iki bıçak darbesi vardı. Yaralardan biri 4 inç yani yaklaşık 10 cm derinliğindeydi ve karotis atar damarını kesmişti.

Bencemin ikinci darbeye dair hiçbir şey hatırlamıyordu. Ben muhtemelen uyurgezer haldeydim. Uyurgezer halde. Benjamin kardeşini çok sevdiğini, aralarında hiçbir sorun olmadığını anlattı.

Telefon kayıtları da bunu doğruluyordu. Aralarındaki mesajlaşmalar sıcak ve samimiydi. İkisini de heyecanlandıran üniversite meselesi hakkında konuşuyorlardı. Hatta gece 2-3 sularında Benjamin telefonundan birkaç okul araştırmıştı.

Bu, uykuya dalmadan hemen önceydi. Sonrasıysa... Ha? Ha?

Uyurgezerlik sırasında şiddet uygulamak kulağa korku filmi gibi gelse de tarihte bunun örnekleri vardı. Hukukta bu savunma otomatizm olarak geçiyor ve kişinin bedeni hareket ederken bilincinin tamamen kapalı olması durumunu ifade ediyor. Sahiden de bu savunmayla suçsuz bulunan az sayıda insan vardı. En bilinen vakalardan biri 1987'de Kanada'da yaşanmıştı.

Kenneth Parks adlı bir adam uyur gezer halde araba sürüp kayınvalidesinin evine gitmiş ve ona saldırarak hayatını kaybetmesine neden olmuştu. Parks karakola gittiğinde kan içindeydi ama kafası karışıktı ve tüm olay boyunca uyuyordum diyordu. Tıbbi testler ciddi bir uyku bozukluğu olduğunu doğrulayınca jüri onu aklamıştı. Bu dava doğal olarak gerek hukukçular gerek de bilim insanları tarafından yıllarca tartışıldı.

Bu tür olayların temelinde yatan hastalık parasomniya adı verilen bir uyku bozukluğu. Kişi derin uykudayken fiziksel eylemlerde bulunabiliyor, konuşabiliyor, yürüyebiliyor, hatta şiddet uygulayabiliyor. Tüm bunları yaparken bilinci asla yerinde olmuyor. Fakat bu durum son derece nadir görülüyor.

Dünya genelinde belgelenmiş parasomniya kaynaklı cinayet vakası sayısı yüzün altında. Uzmanlar bile ikiye bölünmüş durumda. Bir kısmı bu savunmayı bilimsel bulup desteklerken, diğer kısmı suçlular için bir kaçış yolu olarak değerlendiriyor. Doktorlara göre parasomnia genellikle stres, uykusuzluk veya bazı ilaçların etkisiyle tetikleniyor.

Bu anlarda beynin mantıklı kısmı tamamen devre dışı kalıyor. Doğruyla yanlışı ayırt eden mekanizma işlemiyor. Benjamin'in ailesi ve avukatları da sonunda bu olasılığa sığınmıştı. Onlara göre Megana yapılan şey bilinçli bir saldırı değil, beynin kısa devre yapmasıydı.

Ama şu soru, hala ortada duruyordu. Bir kabusla bir yalanı nasıl ayırt edersiniz? Şimdi kısa bir ara verelim. Dönüşte dosyamıza kaldığımız yerden devam edeceğiz.

Polis, Elliot ailesinin evine adım attığı andan itibaren, Benjamin'in hikayesine kuşkuyla yaklaşmıştı. Bir gencin, kardeşimi uykumda bıçakladım demesi, dedektiflerin alışık olduğu bir ifade değildi. Benjamin'in daha önce hiçbir uyku bozukluğu kaydı yoktu. İlaç kullanmıyordu, şiddet eğilimi de yoktu.

Alınan ifadelere göre, olaydan bir önceki gece aslında tamamen sıradandı. Benjamin ve babası Michael, akşam Survive the Nights adlı bir video oyunu oynamışlardı. Kıyamet sonrası hayatta kalma temalı, bolca bıçak ve silah içeren bir oyundu bu. Ooo baba, şu karakterin bıçağı seninkinden değil mi?

Tam değil, ucuna dikkat et. Bu daha kavisli. Sendeki dağ malı, evet. İstersen senin olabilir.

Oha, gerçekten mi? Evet. Düzgün bir yerde sakla ama. Bu normal başlayıp garip biten diyalog sonrası herkes yatağına gitmişti.

Michael, oğluyla bağ kurduğu sıradan bir gece geçirdiğini düşünüyordu. Ama sabah olduğunda kızları ölmüştü. Ve cinayette kullanılan bıçak, o bıçaktı. Kendi bıçağı.

Michael'ın duyduğu suçluluk tarif edilemezdi. Polisin elinde şimdi birkaç şey vardı. 911 araması, olay yerindeki bıçak, Benjamin'in kendi itirafı ve otopsi sonucu. Birkaç gün içinde Benjamin Elliot'a resmen cinayet suçlaması yöneltildi.

Ne var ki Benjamin, yargılanmayı beklerken kefaletle serbest bırakılmıştı. Bu süreçte ailesine haklı bir korkusunu açıkladı. Ya uyurgezerlik tekrarlarsa ve birine zarar verirsem? Ailesi ona inanıyordu ama yine de önlem alıp Benjamin'in odasının kapısına bir alarm taktılar.

Bu sayede gece kalkarsa haberleri olacaktı. Hem ailenin hem polisin beynini kemiren tek bir soru vardı. Bu bir cinayet miydi yoksa kimsenin kontrol edemeyeceği tıbbi bir durum mu? Gerçeği öğrenebilmek için Benjamin'in savunma ekibi, uyku bozuklukları alanında uzman bir nörolog olan Dr.

Gerald Simmons'la iletişime geçti. Simmons davayı ilk duyduğunda kararsız kalmıştı. Buna dahil olmak isteyip istemediğini bilmiyordu. Fakat bir yandan tam da uzmanlık alanı olan konuda yardımı isteniyordu.

Eğer çözüm varsa anahtarı ondaydı. Dr. Simmons işe derinlemesine bir incelemeyle başladı. Benjamin'in çocukluğuna kadar indi, aile üyeleriyle tek tek konuştu ve orada bazı ipuçları buldu.

Görünüşe göre Benjamin aslında geçmişte birkaç uyurgezerlik belirtisi göstermişti. Ablası Elizabeth bir gece ansızın uyanmış ve Benjamin'i kapısının eşiğinde bomboş bir bakışla dikilir halde bulmuştu. Başka gece erkek kardeşi bir arkadaşının evinde yatıya kalmış, gece yarısı bilinçsiz halde kanepede donut yerken bulunmuştu. Kendine geldiğinde şaşkındı, etrafı kırıntılarla kaplıydı ve hiçbir şey hatırlamıyordu.

Fakat görünüşe göre bu durum ailenin diğer bazı üyelerinde de vardı. Anne Cathy gençliğinde kardeşinin sık sık uyur gezer dolaştığını, bazen garaja inip aletlerle uğraştığını anlatıyordu. Hatta halası bir gece evden çıkıp sokakta yürürken bulunmuştu. Simmons'a göre bu, parasomnia adı verilen durumun göstergesiydi ve genetik bir eğilim söz konusuydu.

Eğer ailede uyurgezerlik varsa, kişide görülme ihtimali de ciddi biçimde artıyordu. Simmons, Benjamin üzerinde 6 hafta arayla iki ayrı uyku testi yaptı. Vücuduna bağlanan sensörlerle beyin dalgaları, oksijen seviyesi, kalp ritmi, göz hareketleri ve kas tepkileri kaydedildi. Ortaya çıkan sonuçlar dikkat çekiciydi.

Benjamin'de obstrüktif uyku apnesi vardı. Bu, uyku sırasında nefesin kısa süreliğine durmasıyla karakterize bir durumdu ve uyurgezerlik asaklarını tetikleyebilen ciddi bir bozukluktu. Özellikle beynin non-REM uykusu dediğimiz derin evresinde ortaya çıktığında, kişi yarı uyanık bir hale geçebiliyordu. Testlerde Benjamin herhangi bir uyurgezerlik davranışı sergilemedi.

Ama Dr. Simmons, onun çok hızlı bir şekilde derin uykuya geçtiğini, beyin aktivitesinin bu evrede son derece huzursuz olduğunu fark etti. Beynin bir kısmı dinlenirken, diğer kısmı uyanmaya çalışıyordu. Yani tam olarak rüya ile uyanıklık arasındaki gri bölgedeydi.

Bu küçük ama kritik ayrıntı, tüm davayı değiştirebilecek bir faktördü. Telefon kayıtlarına göre Benjamin, o gece saat 4.17'de telefonunu kullanmayı bırakmıştı. 24 dakika sonra, yani 4.41'de 911'i aramıştı.

Dr. Simmons'a göre bu süre bir insanın derin uykuya dalıp bir parasomnia hata yaşaması için fazlasıyla yeterliydi. Raporu tamamlarken vardığı sonuç açıktı. Benjamin, Megan'ı gerçekten de uyurgezer halde bıçaklamış olabilirdi.

Elliot ailesi için bu rapor bir can simidi gibiydi. Çünkü yaşananların klasik anlamda bir cinayet olmadığını kanıtlayabilecek tek ihtimaldi. Ama hukuk sistemi belkilerle çalışmıyordu. Nisan 2023'te, Mega'nın ölümünden bir buçuk yıl sonra, Harris County Büyük Jürisi kararını verdi.

Artık 19 yaşında olan Benjamin Elliot, birinci derece cinayetle suçlanıyordu. Savcılık için mesele basitti. Uykuda olsun ya da olmasın, Meghan'ın ölüm sebebi Benjamin'di. Ama savunma için durum çok daha karmışıktı.

Onlara göre bu, Benjamin'in bilinçsiz bir anda beyninin ihanetine uğradığı. Trajik bir kazaydı. Bazen kabuslarda gördüğümüz canavar, hiç istemesek de kendimizdik. Savunma tüm stratejisini uyurgezerlik teorisi üzerine kurmuştu.

Neurologlar, psikologlar, aile üyeleri, hepsi kürsüye çıktı. Her biri aynı şeyi söyledi. Benjamin uyurgezerlik geçmişi olan bir aileden geliyordu. Kız kardeşini seviyordu.

Ona zarar vermek için hiçbir nedeni yoktu. Savunma avukatı jürinin gözlerinin içine bakarak şöyle dedi. Benjamin kendi yaratmadığı bir kabusun içinde uyandı. Ardından Benjamin'in büyük halası Martha Knight Oakley kürsüye çıktı.

Kendisi bir psikologtu ve gençliğinde ciddi bir uyurgezerlik geçmişi vardı. Hatta bir gece uyandığında kendini bir ormanın ortasında elinde köpeğini tutarken bulduğunu anlatmıştı. Bu ifade salondaki herkesin içinin ürpermesine sebep olmuştu. Ve sonra savunmanın yıldız tanığı sahneye çıktı.

Uyku uzmanı Dr. Gerald Simmons. Aylarca Benjamin'i incelemişti. Jury'e uykunun derinliklerinde bir yolculuk yaşattı.

Parasomnia, non-REM, beyin dalgaları, bilinç ve refleks arasındaki nüansı anlattı. Tüm verilerin tek bir sonuca işaret ettiğini söyledi. Benjamin, Megan'ı öldürdüğünde uyuyordu. Ama savcılık bu teoriye inanmıyordu.

Başsavcı Meghan Long için bu ilk uyurgezerlik savunması değildi. 2019'da karısını öldürüp aynı savunmayı yapan bir adamı mahkum ettiren kişi de oydu. Bu kez de aynı kararlılıkla sahnedeydi. Long ve yardımcısı Maroon Cotteney savunmanın iddialarına sert karşılık verdi.

Onlara göre bu, sözde bilimin arkasına gizlenmiş bir cinayetti. Öncelikle Megan'ın vücudunda iki bıçak yarası vardı. Bu kararlılık gösteriyordu. Benjamin'in geçmişinde ciddi bir uyku bozukluğu yoktu.

Ve ailede görülse bile anne babasında uyurgezerlik belirtisi bulunmuyordu. Savcılık kendi uzmanlarını kürsüye çağırdı. Uyurgezerler yalnızca biri onlara fizikse olarak müdahale ederse agresifleşir. Bu bir refleks, bir savunma tepkisidir.

Megan bunu yapamazdı çünkü uyuyordu. Üstelik Benjamin'in bıçağı kılıfından çıkartması gerekiyordu. Bu bir karar. Bu planlama gerektirir.

Bakın, çoğu uyurgezer hiçbir şey hatırlamaz. Ama Benjamin, bıçağı kız kardeşinin boynuna sapladığında nasıl hissettiğini bile anlatabiliyordu. Peki neden? Savunmanın en büyük kalkanı bu, değil mi?

Neden Benjamin dünyadaki en sevdiği insanı öldürsün? Bizim için de en zor soru buydu. Ama bazen eylemin kendisi motivasyondan daha yüksek sesle konuşur. Özellikle bu kadar vahşi olanlar.

Benjamin kanamayı durdurmak için Megan'ın yüzüne yastık bastırdığını söylüyor ama hayır. Aslında yapmak istediği şey Megan'ın çığlıklarını bastırmaya çalışmaktı. Diğeri kan izleri için uydurulmuş bir bahaneydi sadece. 18 Şubat 2025'te son duruşma başladığında mahkeme salonu sessizdi.

Ama gerilim elle tutulur düzeydeydi. Jüri, Benjamin'in 911'i ararkenki ses kaydını dinledi. Sesi titriyordu. Yardım edin.

Sanırım kardeşimi öldürdü. Ama rüya sanıyordum. Gerçek gibi değil. Şu an kanlar içinde.

Kâbusu olsun. Lütfen uyanmak istiyorum. Onu öldürmemiş olayım. Öldürmemiş olayım.

Lütfen uyanmak istiyorum. Bunu söylediğim için üzgünüm ama Megan kan kaybından hayatını kaybetti. Anladım. İnsanların şok karşısında farklı tepkiler vermesi normaldi ama ikiz kardeşinin ölüm haberine bu kadar kayıtsız bir mırıltıyla karşılık vermek salonda buz gibi bir sessizlik yarattı.

Savcı Long konuşmasını şu cümlelerle bitirdi. O ne yaptığını çok iyi biliyordu ve bu mahkeme salonunda en ufak bir pişmanlık bile göstermedi. Megan'ın kahramanı siz olmak zorundasınız. Dört gün süren ifadelerin ardından jüri müzakerelere başladı.

Oda ikiye bölünmüştü, yediye beş. Bazı üyeler Benjamin'in gerçekten uyurgezer olabileceğine inanıyordu. Bazıları ise bunun fazla zorlama bir savunma olduğunu düşünüyordu. Sonunda karar verildi.

Şubat 2025'te Texas jürisi artık 21 yaşındaki Benjamin Elliot'ı birinci derece cinayetten suçlu buldu. Cezası 15 yıl hapis yatmaktı. Karar açıklandıktan sonra Elliot ailesi adliye binasından adeta birkaç hayalet gibi çıktı. Kimsenin tahayyül bile edemeyeceği bir acıyı yaşıyorlardı.

İki çocuklarını da kaybetmişlerdi. Fakat Cathy ve Michael Elliot, Yaşanan her şeye rağmen Benjamin'in arkasında durdu. Onun kardeşini kasıtlı olarak öldürmediğine, bunun korkunç bir kazadan ibaret olduğuna inanıyorlardı. Ya da öyle inanmak istiyorlardı.

Benjamin'i ziyaret etmeye devam ettiler. Megan'ın hikayesi zamanla mahkeme belgelerinin, bilirkişi raporlarının ve tıbbi terimlerin arasında kayboldu. Oysa o bir dosya numarasından fazlasıydı. Dünyayı küçük detaylarda gören, Sürekli çizen, düşünen, merak eden bir genç kızdı.

Güvende hissetmek için ikiz kardeşinin yanına sığınan, sessiz ama derin bir kalbe sahipti. Bu hikayeyi dayanılmaz yapan da işte buydu. Son anlarında ona zarar veren, en çok güvendiği olmuştu. Kimilerine göre bu trajik bir kazaydı.

Beyninin ihanetiyle karşılaşan bir gencin gerçek hayata sirayet eden kabusu. Diğerleri içinse kendini inkar etmenin, suçtan kaçmanın akıllıca bir yoluydu. Dava hala avukatlar, nörologlar ve etik uzmanları arasında tartışılıyor. Dünya genelinde belgelenmiş uyurgezerlik cinayeti vakası yüzün altında.

Ancak bu vakaların bile gerçekliğinden kimse yeterince emin değil. Belki de insanın içini en çok ürperten soru şu. Eğer Benjamin o gece gerçekten uyku halindeyse bu bizim için ne anlama geliyor? Kendi bedenimiz üzerindeki kontrolümüz sandığımız kadar güçlü mü?

Hepimiz aslında böyle bir şey yapmayacağımızı düşünürüz. Ama karanlıkta bilinçaltımız kontrolü ele aldığında belki de hiçbirimiz sandığımız kadar güvende değiliz. Evet, bu haftanın karanlık dosyasının da sonuna geldik. Bir sonraki bölümde görüşmek üzere.

Kendinize iyi bakın. Hıh.

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)