Podcast

193- Ölümcül Misafirlik: Albert Alfonso & Paul Longworth

Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

Bristol Köprüsü'nde bulunan kanlı bavulların izi bir dondurucu kapağında son bulacak; kameralara yansıyan tüyler ürpertici zafer dansı ve diğer kanıtlar ise saf bir misafirperverliğin nasıl tarihin en karanlık ihanetlerinden birine dönüştüğünü kanıtlayacaktı.



Sunan: Sezgi Aksu

Hazırlayan: Kevser Yağcı Biçici, Sezgi Aksu

Ses Tasarımı ve Kurgu: Ada Suay Tekdal

Yapımcı: Podbee Media



Canlandıranlar:

İşçi: Özgür Yılgür

İşçi 2: Resul Tankılıç

Yostin Andres Mosquera: Ada Suay Tekdal

Albert Alfonso: Metin Bozkurt

Avukat: Gülşah Dim



Tüm bölümleri dinlemek ve daha fazlası için ⁠⁠⁠⁠⁠⁠podbeemedia.com⁠⁠⁠⁠⁠⁠'u ziyaret et!



------ Podbee Sunar -------

Bu podcast reklam içermektedir.

Bölüm Transkripti

2.310 kelime · ~12 dk okuma

Baksana yardım ihtiyacın var mı? Yok teşekkürler. Hani valizlerinde baya ağır gibi duruyor ama ne var ki içlerinde? Iıı şey... Ceset mi taşıyorsun yoksa?

Yok yok ne alakası var. Zaten çok saçma yani niye ceset olsun? Sakin ol şampiyon ya ne bu telaş? Araba.

Araba parçaları var da ondan ağır. Yalnız bir şey diyeceğim. Bu valizin altından kırmızı bir şey sızıyor baksana. Motor yağı.

Transkriptin tamamını oku

Motor yağı sızmıştır. Bak ben de oylandım şimdi görüyor musun? Ya en iyisi açalım da biz de bakalım şu araba parçalarını. Saçmalamayın isterseniz.

Ne alakası var ya? Bir şey yok ya bakacağız sadece. Of! Lanet olsun.

Allah kahretsin bu ne ya polisi arayamayız. Ben Sezgi Aksu, burası Karanlık Dosyalar. Bugün sizlere bir insana olan güvenin nasıl bir silaha dönüşebileceğini, bir yabancıya gösterilen misafirperverliğin sonunu nasıl ölümle bitebileceğini anlatacağım. Ne dersiniz?

Uluslararası bir aşk hikayesini ve kanla biten sonunu dinlemeye hazırsanız başlayalım mı? 10 Temmuz 2024 gecesi saat 23.20 sularında Bristol'deki Clifton Suspension Bridge üzerindeki yaya yolunda görevli bakım çalışanları son derece ağır görünen iki bavulla güçlükle yürüyen bir adamı fark etmişti. Bavulların içinde araba parçaları olduğunu iddia eden bozuk aksanlı bu adam altından akan kırmızı sıvınınsa motor yağı olduğunu söylemişti.

Ancak adamın belirgin gerginliği ve panik hali şüphe uyandırıyordu. Görevlilerin sorgulamalarının artması üzerine iki bavulu da olduğu yerde bırakarak kaçan adam geride dehşet verici bir manzara bırakmıştı. Her iki bavulda da başsız iki erkek bedeni bulundu. Derhal olay yerine gelen polis ekipleri bu korkunç manzaranın ardındaki gerçeği araştırmak için bedenleri ve valizleri incelemeye başladı.

Bavullardan birinin içinde siyah bir Giorgio Armani tişörtü giymiş, beyaz bir havluya ve Marks and Spencer battaniyesine sarılmış bir insan gövdesi, diğerinde ise Arsenal Futbol Kulübü plaj havlusuna sarılmış, parçalanmış başka bir gövde vardı. Bu markalar bu kişilerin ya da katilin varlıklı insanlar olduğunu gösteriyordu. Ancak soruşturmadaki kırılma noktası valizlerden birinin üzerindeki bagaj etiketinin fark edilmesiyle yaşandı. Etiketin üzerinde iki isim yazıyordu.

Paul Longworth ve Albert Alfonso. Üstelik bu etikette bu kişilerin ev adresi de yer alıyordu. Hızla yola çıkan ekipler 11 Temmuz sabahı saat 4.30'da Shepherd's Bush'taki bu eve girmeyi başardı.

Fakat karşılaştıkları manzara bugüne kadar gördüklerinin en vahşisiydi. Albert'in yatak odasının zemini adeta kan gölüne dönmüştü. Duvara sıçrayan izlerin yoğunluğuysa cinayetlerin burada işlendiğini şüphe götürmez şekilde kanıtlıyordu. Ancak en ürpertici bulgu mutfakta ortaya çıktı.

Yalnızca birkaç gün önce satın alınmış olan sandık tipi bir derin dondurucunun içinde her iki kurbanın da kesilmiş başları bulundu. Peki bu adamlar kimdi? Onları üstelik bu denli vahşi bir şekilde kim, neden öldürmüş olabilirdi? Paul Longworth, 71 yaşında, hayatını tamir işlerine adamış, sessiz sakin bir İrlandalıydı.

Emekli olmuş olsa bile bir şeyleri onarmaktan asla vazgeçemiyordu. Aletleri her zaman düzenli ve keskin durur, bir sonraki iş için hazır beklerdi. Komşuları onu kendi halinde, yumuşak huylu biri olarak tanıyordu. Paul sesini yükseltmeyen, kendisinden yardım istendiğinde asla geri çevirmeyen bir adamdı.

62 yaşındaki Albert Alfonso ise bambaşka biriydi. Yüzme eğitmeni olan Albert, yaşının çok ötesinde bir enerjiye sahipti. Emekli olmayı reddediyor, Acton'daki Maud Club'da ders vermeye devam ediyordu. Öğrencileri onu taviz vermeyen, her zaman daha iyisini isteyen, disiplinli ama öğretici yaklaşımıyla tanırdı.

10 yıla aşkın süredir birlikte olan Paul ve Albert, alışılmışın dışında bir ilişki sürdürüyorlardı. Şubat 2023'te resmi olarak medeni birlikteliklerini ilan etmiş olmalarına rağmen, Bu onlar için büyük bir aşkı ya da tutkuyu simgelemiyordu. Zira ikili bir süre önce aşık bir çift gibi değil, birbirine bağlı iki yakın dost gibi hissettiklerini fark etmişlerdi. Paul sakin akşamları ve sade bir yoldaşlığı tercih ederken, Albert zamanla Paul'la paylaşamadığı daha uç cinsel ilgi alanlarına yönelmişti.

İkilinin bu uyumsuzluğa buldukları çözümse basitti. Ev arkadaşı ve yakın dost olarak birlikte kalacaklar, Albert ise tatmin etmek istediği bu uç duygularını farklı kişilerle yaşayacaktı. Bu kararın ikisinin de sonunu getirecek o olayın ilk halkası olduğundansa henüz haberleri yoktu. Albert yatak odasını adeta küçük bir film stüdyosuna dönüştürdü.

Dört kamerayla donatılmış bu odada farklı partnerlerle yaşadığı buluşmaları kaydediyor, ardından görüntüleri kurgulayarak internete yüklüyordu. Çevrim içi sitelerde Iron Blood Master gibi takma adlar kullanan Albert, özel içerikler için ödeme yapan abonelerden gelir de elde ediyordu. Albert kendisinin itaatkar olduğu, siyah ya da latin kökenli bir efendi tarafından aşağılandığı, ırksal tahakküm fantezilerine büyük bir ilgi duyuyordu. Bir internet platformunda tanıştığı Mr.

Dick 20cm sakma adını kullanan genç bir Kolombiyalı ise onun bu fantezisini tatmin etmesine yardımcı olacaktı. Albert ve Kolombiyalı'nın sanal seansları, acı ve aşağılanmanın sınırlarını zorlayan uç senaryolar içeriyor, ve Albert bu seanslar için yaklaşık 80 dolar ödüyordu. İkilinin tamamen bilgisayar ekranları üzerinden süren ilişkileri uzun zamandır devam etmekteydi. Artık yeni bir şeye ihtiyaçları vardı.

Albert bu ilişkiyi fiziksel boyuta taşımak istiyordu ve nihayet 2022 yılında Kolombiya'ya gitmeye karar verdi. Albert Alfonso ve 35 yaşındaki Kolombiyalı Jostin Andre Mosquera sonunda yüz yüze gelmişti. Fakat bu tanışma, ikilinin arasındaki derin uçurumu görmezden gelinemeyecek bir şekilde gözler önüne serecekti. Zira aralarındaki yaşam farkı çarpıcıydı.

Albert, parayı dilediğince harcayabildiği lüks tatil köylerinde kalırken, Moschera böyle bir zenginliğin hayal bile edilemediği işçi sınıfı mahallelerinde yaşıyordu. Albert Moschera'yı sadece özel sürat tekneleriyle ulaşılabilen, gecelik ücretleri pek çok Kolombiyalı'nın bir aylık kazancını aşan beş yıldızlı tesislere götürdü. Moschera için ise bu aşırı lüks anlar hem baştan çıkarıcı, hem de acı vereceğiydi. Çünkü krallar gibi geçen bir haftanın ardından müşterisi gittiğinde Moschera kendi mütevazi hayatına geri dönmek zorundaydı.

Albert sonrasında da Kolombiya seyahatlerine devam etti. Üstelik bu seyahatlerinde ona Paul da eşlik ediyordu. Paul Moschera ile Albert'in ilişkisine karışmıyor ama Moschera ile iyi anlaşıyordu. Zamanla bu üç adamın ilişkisi salt bir ticari alışveriş olmaktan çıkıp dostluğa benzeyen bir hal almıştı.

Albert cinsel hizmetler için yaptığı ödemelerin ötesine geçerek Moschera'ya İngilizce derslerinde yardımcı olmaya, yurt dışındaki olası fırsatlar hakkında tavsiyeler vermeye başladı. Fakat bu kadarla da kalmamıştı. Nihayet Albert Moschera'ya beklenen teklifi yaptı. Bence artık zamanı geldi.

Anlamadım ne? Neyin zamanı geldi? Sıra sende diyorum işte. Artık seni Londra'ya bekliyoruz.

Merak etme, ben her şeyi ayarlayacağım. Albert o gece hayatının en büyük yanlışını yapmıştı. Zira bu teklif hem kendisinin hem de Paul'un sonunun başlangıcı olacaktı. Takvimler Haziran 2024'ü gösterdiğinde Moschera birkaç eşyasına sığdırdığı yıpranmış Bordo bir bavulla Heathrow havalimanına indi.

Uçak biletini ve 3 aylık turistik vize masraflarını Albert ödemiş, evlerindeki boş odayı da onun için en güzel şekilde hazırlamıştı. Üstelik Albert ve Paul'un bu misafirliği boyunca Moschera'ya sundukları imkanlar da oldukça cömertti. Ücretsiz konaklama ve yemek, Ealing College'da İngilizce dersleri ve Albert'in yüzme kulübünde misafir üyelik. Moschera, Londra'da kendini farklı bir dünyada gibi hissediyordu.

Yeniden doğmuş, sanki yaşama gözlerini ilk kez açmış gibiydi. Albert ve Paul'un evi rahat ve bakımlı, paraya yaklaşımlarıysa umursamazdı. Pahalı restoranlara çılgınlar gibi harcama yapıyor. hobilerine ve eğlenceli vakit geçirmeye gözlerini kırpmadan yüzlerce dolar verebiliyorlardı.

Bu rahatlık Moschera'nın Kolombiya'da alışık olduğu koşullardan hayli farklıydı. Ancak çok zaman geçmeden Moschera bu hayata uyum sağladı. Albert ve Paul'la birlikte yiyip içip eğleniyor, hayatında ilk kez parayı düşünmüyordu. Tüm bunların yanında Albert ve Moschera'nın sınır tanımayan ve fantezilerle dolu cinsel hayatları devam ediyordu.

İnternet ekranında yaptıkları her şeyi fiziksel ortamda yapmak, sınırları zorlamak, en uç fantezilerini denemek Albert'e büyük bir haz veriyordu. Fakat kısa bir zaman sonra Moschera tüm bunlardan rahatsız olmaya başlamıştı. Bak, istediğin her saniye odandayım. Her fantezini yerine getiriyorum.

Tatmin olman için ne istersen yapıyorum. Ama bedava olmaz artık. Artık yeter. Kendimi kullanılmış hissediyorum.

Hizmetlerimin karşılığını ödemek zorundasın. Ne bu tavırlar ya? Sana ödeyeceğimi söylemiştim zaten. Merak etme, paran bende kalmaz.

Hala ödemedin ama. Ya pardon da sen ne kadar nankör çıktın be. Kolombiya'dan buraya geldin, tek kuruş para harcamadın. Burada da bedavaya yaşıyorsun zaten krallar gibi.

Ee, daha ne istiyorsun? Fakat Moschera ikna olmamıştı. İçinde büyüyen bu hoşnutsuzluk, çok geçmeden vahşi bir hayvandan beklenecek ölçüde acımasız bir şiddete dönüşecekti. Şimdi kısa bir ara verelim.

Ardından dosyamıza kaldığımız yerden devam edeceğiz. 8 Temmuz 2024 sabahı Moschera son hazırlıklarını tamamlamak üzereydi. İspanyolca yaptığı son aramada kafaya alınan darbelerin ölümcül olup olamayacağını ve bu tür saldırıların ne kadar hasar verebileceğini kontrol etti. Bu sırada Albert Işe Yüzmeokuluna ders vermeye gitmişti.

Bu onun emeklilikten önce son haftasıydı. Paul ise her zamanki gibi sakin bir şekilde günlük rutinini sürdürüyordu. Fakat saat 12.30 civarı Shepherd's Bush'taki evde garip şeyler olmaya başladı.

Evin her zaman açık olan perdeleri yavaş yavaş çekilmeye başlanmış, Albert ve Paul'un daima aydınlık olan camları bir anda kararmıştı. Bundan sonrası ise hızlı ve acımasız olacaktı. Sıcaktan bunalan Paul bir duş alıp serinlemek için Yavaşça banyoya girdi ve o anda kafasına aldığı bir darbeyle sarsıldı. Zira kapının arkasında bekleyen Moschera, Paul'un kafasına adamın kendi çekiciyle, var gücüyle vurmuştu.

Üstelik bu kadarla da kalmadı. Moschera adamın kafasının arkasına ard arda indirdiği 9 yıkıcı darbeyle kafatasını parçalamış, beyin dokusunu tahrip etmişti. Paul kendini korumaya çalışmış, elleriyle başını korumak için çabalamıştı. Fakat bu ani ve şiddetli saldırı karşısında başarılı olması mümkün değildi.

Moschera, Paul'un öldüğünden emin olduktan sonra adamın cansız bedenini yatak odasındaki divanın altına doğru sürükledi ve kapıyı kilitledi. Bunun ardından Moschera etrafı temizleyip hazırlıklara başladı. Sıradaki kurbanı, evin diğer sakini Albert Alfonso olacaktı. Albert o akşam saat 22 civarında eve geldiğinde hızla işlerini halledip Moschera'yı odasına çağırdı.

Günün yorgunluğunu güzel bir seksle atmayı planlasa da işler hiç düşündüğü gibi ilerlemeyecekti. Siyah deri bir göz maskesi ve yüzme bonesini takan Albert ardından odasındaki dört kameranın da kayıt tuşuna basmıştı. Kendisi yine itaatkar, Moschera ise efendi olan taraftı. Saat yaklaşık 22.15 gibi Albert dört ayak üzerinde ve yüzü diğer tarafa dönükken Moschera saldırmaya başladı.

Önce sol eliyle Albert'in çenesini okşar gibi kavramış ardından başını geriye çekip sağ elinde gizlediği 20 cm'lik bir bıçağı boynuna saplamıştı. Kesilen atar damardan kan fışkırırken Albert çaresizce kaçmaya çalışsa da başarılı olamadı. Bu sırada kendini kaybeden Moschera Bir yandan hoşuna gitti mi diye bağırıyor, bir yandan da Albert'in yüzüne, boynuna ve göğsüne bıçak saplıyordu. 13 bıçak darbesinin ardından adamın boğazını kulaktan kulağa kesti.

Artık Albert'in bedeni tamamen hareketsizdi. Bundan sonra yaşananlarsa Moschera'nın gerçek yüzünü gösteriyordu. Albert'in cansız bedenini plastik bir örtünün üzerine koyan Moschera ardından çıplak halde tüm vücudu kana bulanmış bir şekilde şarkı söyleyip dans etmeye başladı. Hemen ardındansa bilgisayar başına geçti.

Kafasındaki planı teyit ettikten sonra ise öldürdüğü adamların başlarını bedenlerinden ayırıp kafalarını dondurucuya, bedenlerini ise valizlere koyarak evden çıktı. Paul ve Albert'in vahşi şekilde katledilmesi tüm şehirde büyük bir panik ve şok yaratmıştı. Ancak evde yapılan incelemeler sonucu ile geçirilen kanıtlar bu şok dalgasını daha da artıracaktı. Olay yeri ekipleri evi incelediğinde cinayetlerin perde arkasına dair fiziksel kanıtları ele geçirmişti.

Etraftaki kan miktarı, duvarlara sıçrayan kanlar, cinayet silahları ve dondurucunun içinde bulunan beden parçaları bunların en önemlileriydi. Sadece bunlar bile o evde yaşanan vahşeti gözler önüne sermeye yetmişti. Fakat olayın perde arkasını aydınlatan asıl kanıtlar dijital olanlar olmuştu. Zira Albert'in odasındaki kameralar cinayeti tüm çıplaklığıyla kaydetmişti.

Bu görüntüler soruşturmacılara hem katilin yöntemleri hem de psikolojik durumu hakkında çok önemli veriler sağlamıştı. Kayıtlarda Moschera'nın saldırı boyunca sakin ve kontrollü kaldığı görülüyor, ardından neşe içinde dans edip şarkı söylüyordu. Bu görüntüler meşru müdafaa ve kontrol kaybı iddialarını doğrudan çürütmekteydi. Kaldı ki Moschera'nın internet aramaları onun bu cinayetleri önceden tasarladığını açıkça ortaya koyuyordu.

İnternette Londra'daki seri katiller hakkında araştırma yapmış, zehirleme yöntemleri ve cesetlerden kurtulma yolları hakkında aramalar yapmıştı. En dikkat çekici olan aramalardan biri ise Paul ve Albert'in evinin yer aldığı Shepherd's Bush bölgesindeki evlerin değerlerini incelemesiydi. Bunun üzerine Moschera bir şekilde Paul ve Albert'in finansal bilgilerine erişmiş, banka şifrelerini ve giriş bilgilerini ele geçirerek bu hassas verileri bir tablo halinde bilgisayarına kopyalamıştı. Ardından kendi memleketin Medellin'deki gayrimenkul fiyatlarını araştırmaya başladı.

En ağır kanıtlardan biri ise Paul'u öldürmeden önce İspanyolca yaptığı aramalardı. Moschera, kafaya alınan darbelerin ölümcül sonuçları ve bu tür saldırıların ne kadar hasar verebileceği üzerine çeşitli araştırmalar yapmıştı. Tüm parçalar bir araya geldiğinde artık geriye hiçbir şüphe kalmıyordu. Bu, anlık bir öfke patlaması değil, soğukkanlılıkla planlanmış, adım adım yürütülmüş bir katliamdı.

Polis daha önce benzerini görmedikleri bu katliamın sorumlusunu Moschera'yı bulmak için Londra genelinde adeta bir insan avı başlatacaktı. Moschera için başlatılan kapsamlı arama birden fazla polis ekibinin koordineli çalışmasını gerektirdi. Köprüden kaçtıktan sonra Bristol çevresinde adeta buhar olmuştu ve bu durum şehir genelinde geniş çaplı bir arama başlatılmasına yol açtı. Ancak bulunması çok da uzun sürmedi.

Moschera, 13 Temmuz sabaha karşı saat 2.15'te Bristol Temple Mead tren istasyonundaki bir bankta sessizce otururken kız kıvrak yakalandı. Üzerindeki tişört Albert'in kanıyla lekeliydi ve ayağında sadece tek bir ayakkabı vardı. Moschera, 15 Temmuz 2024'te Westminster Sulh Ceza Mahkemesi'nde hakim karşısına çıkarılarak tutuklandı.

İlk duruşması ise 29 Nisan 2025 olarak belirlenmişti. Savcılığa göre tüm deliller açıkça Moschera'yı işaret ediyordu. Cinayetleri önceden planladığı da açıktı. Eğer 10 Temmuz günü o köprüde yakalanmasaydı, valizlerdeki bedenleri köprüden atarak cesetlerden kurtulacak ve planının kalan kısmını hayata geçirerek, Paul ve Albert'in mal varlıklarını ele geçirecekti.

Savcılığın bu söylemlerine karşı savunmanın iddiası ise oldukça ilginçti. Sayın Yargıç, savcılığın iddialarını kabul etmiyoruz. Zira müvekkilim bu olayın suçlusu değil, mağdurudur. Paul Longworth'ı Albert Alfonso öldürmüştür.

Yaşanan bu elim hadise üzerine müvekkilim Bay Moschera, Albert Alfonso'nun kendisine de zarar vereceğinden korkmuş, kendini savunmak için kontrolü kaybetmiş ve onu öldürmek zorunda kalmıştır. Savunmanın bu ilginç iddiasına göre Moschera, bu olayın faili değil, kurbanıydı. Ancak bu iddianın geçersiz olduğu hızla ortaya çıktı. Zira Paul'un öldürüldüğü sırada Albert'in işte olduğu kesin biçimde ortadaydı.

Bu iddiası boşa çıkan Moschera, bu kez tercüman aracılığıyla verdiği ifadesinde aylar süren cinsel istismara ve tehditlere maruz kaldığını öne sürdü. Albert'in kendisine her gün tecavüz ettiğini, kayda alınan cinsel ilişkilerin rızaya dayanmadığını, ve zorla gerçekleştiğini iddia etti. Ancak çapraz sorguda Moschera'nın bu anlatımında da çelişkiler ortaya çıktı. Nihayet 21 Temmuz 2025'te jüri, yaklaşık 5 saatlik bir değerlendirme sürecinin ardından oy birliğiyle Moschera'yı iki cinayetten de suçlu buldu.

Hızlı verilen bu karar, jürinin meşru müdafaa iddialarını reddettiğini, ve cinayetlerin önceden planlandığına dair delilleri kabul ettiğini açıkça gösteriyordu. 24 Ekim 2025'te mahkeme Jostin Andre Mosquera'yı 42 yıl şartlı tahliye imkanı olmaksızın ömür boyu hapse mahkum etti. Bu dosya bize dijital dünyada kurulan bağların ne kadar gerçek, ne kadar kırılgan ve ne kadar tehlikeli olabileceğini gösteriyor. Mesafeler kısalmış, ekranlar aramızdaki sınırları silmiş olsa da insanın içindeki karanlık hala aynı yerde duruyor maalesef.

Paul ve Albert'in hikayesi de dijital çağda güven, niyet ve sınırların ne kadar hayati olduğunu acı bir şekilde hatırlatıyor bizlere. Evet, bu haftanın karanlık dosyasının da sonuna geldik. Bir sonraki dosyada görüşmek üzere. Kendinize iyi bakın.

Altyazı M.K

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)