Podcast

erkek olarak feminist olmaya mecbur muyum?

mecbur muyum?

7 ay önce
İzle
Reklam Alanı (Deneme)

Bölüm Açıklaması

Erkek olsam da feminist olmaya mecbur muyum? Feminist olmak ne demek? Siyasi bir ideoloji mi yoksa basitçe bir insan hakları meselesi mi? Peki insan haklarını savunan erkekler neden feminizme mesafeli? İşlerine mi gelmiyor?





Tüm bölümler ve daha fazlası için ⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠podbeemedia.com⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠⁠'u ziyaret et!



----- Podbee Sunar -------

Bu podcast reklam içermektedir.

Bölüm Transkripti

7.963 kelime · ~40 dk okuma

Merhabalar herkese. Mecbur Muyum'un yeni bölümüne hoş geldiniz. Uzun bir aradan sonra Suriye'den ayağının tozuyla sevgili... ...partnerim Yaşar geldi.

Yaşar'cığım hoş geldin. Hoş bulduk, geldim ama pek hoş gelmedim. Savaş çıktı. Evet ya, senin mesai şu döner yapan adam var ya.

Vallahi gerçekten yayın yapmaktan bitap düştüm. Ne yapmaktan? Yayın yapmaktan. Evet, canlı yayın yapıyorsun sürekli.

Transkriptin tamamını oku

İran'daki durumu monitor ediyor sevgili Yaşar. Canlı yayınlarını da tavsiye ediyorum ben. İzliyorum bu arada sizi. Nasıldı, Suriye'yi anlat.

Vallahi Suriye çok güzeldi bir kere. Biz tabii tamamen gezmeye gitmedik. Biraz da oradaki durumu anlamaya gittik. Ve herkes konuşmaya çok hevesli.

Abi şeyi gördüm bu arada, senin hikayelerinden. Oraya böyle bir kasaba gibi bir yere gitmişsin ve sizi... ...sanki böyle resmi bir heyet gibi karşılaştılar. Böyle çaylar,

tatlılar falan ve çok full ciddiyetle sizi dinliyorlar falan. Size bir şeyler anlatıyorlar. Herhalde... Hükümetin gönderdiği bir heyet falan gibi mi düşünüyorlar? Yok,

ondan değil ama Türkiye'den gelince bir kredin oluyor, onu fark ettim. Gidene kadar bunu tam tahil edemiyordum. Gerçekten de öyleymiş. Bir de yalan olmasın, ben gittiğimizde kimle görüşeceğiz, kim bizimle görüşecek, işte oraya gideceğiz kesin böyle kilise, camiye gezeceğiz, geri döneceğiz gibi düşünüyordum.

Herkes seni biriyle tanıştırmak istiyor. Dur ben seni şu arkadaşımla tanıştırayım, dur şu ortama gidelim, dur şöyle bir arkadaş var, dur ben böyle birini tanıyorum. Şu an hani yeni bir şeyler oluyor ya, acayip bir heyecan var. Sıfırdan kurmanın heyecanı.

Bir de şey herhalde tabii çok yani oraya kadar gidecek kadar da ilgi göstermiyor insanlar. Hani Suriye'ye ilgi var ama orada fiziksel olarak bulunup bunu araştırmaya gitmenizin de bir dedikasyonu gösterdi herhalde. Tabii onu da kıymetli buluyorlar. Elbette bizim oraya gitmemizin birkaç sebebi vardı.

İşte bir senede neler değişti? Orada bir toplumsal barış sağlanabilir mi? Sonuçta on beş yıldır iç savaş yaşamış bir toplum. İşte Sünni Araplar ne durumda, Kürtler ne durumda, Nusayriler ne durumda?

Biraz bu soruların peşinden gittik ve Türkiye'nin oradaki rolü, Körfez'in buradaki rolü gibi. Aslında tabi siyaset bilimi araştırması yaptık ve çok zengin bir dosya olduğumuz için yani hiç öğrenmediğim şeyleri orada öğrenebildim. O yüzden çok mutluyum. Ama tabi Suriye için yani bunu bütün üniversiteler için söylüyorum, daha iyi olmasını ümit ediyorum.

Şey biraz onlara üzülerek mi döndü? Yok üzülerek değil ama yani elbette bir kere iç savaş yaşamış ve... ...hani mahalleleri yıkılmış, savaşı cap canlı yaşamış bir ülke.

Ekonomik olarak zor durumda. Güvenlik olarak devlet asayiş sağlamış ama toplumsal öfke, nefret ve iç savaş devam ediyor. Özellikle hani Nusayri bölgesindeki yaşananlar hala biraz taze ve altıdan sonra çıkamadıklarını söylediler. Ama Sünni Araplar çok heyecanlı.

Hani devleti tekrar ele geçirdik. Aynen. Onun mutluluğunu yaşıyorlar. Bir yandan tabi Kürt bölgesinde hala bir karışıklık var ama onlar da devlete entegre olacak gibi duruyor.

Yani aslında biz oraya gittiğimizde her şey yeniden dağıtılıyor gibiydi, yeniden başlıyor gibiydi. Çok ilginç. İlk inception'a, yeni Suriye'nin ilk tohumlarını falan görmüş oldun. Aynen, biraz öyle oldu.

Peki şeyden, kilisten girmişsiniz sanırım. Aynen. Şöyle girince, oh be falan oldu mu? Valla yalan olmasın, Türkiye'ye girince artık tamam, rahatladım biraz.

Sonuçta hani orada on gün boyunca gezdik. Bir teyakkuz hali de var. Hani sürekli işte... Kendi sağlığına dikkat etmen lazım, güvenli olduğuna emin olman lazım.

Üç kişiydik, üçümüz de birbirinden sorumluydu. Ama başımıza öyle asayiş problemi gelmedi. Bir de hep doğru yerlerde, doğru vakitlerde bulunduk yani. Çok riske girmedin.

Aynen, aşırı riske girdik. Muhabbetlere selamünaleyküm şeklinde mi girdin? Her zaman, her zaman. Her zaman.

Nasıl, dil bariyeri olmuyor mu? Ya şöyle biraz, çok az merhaba, nasılsın diyecek kadar Arapça biliyorum. O yüzden hani selamun aleyküm, keyfi hali yok işte, bilmem ne falan. Hani böyle nasılsın, iyi misin?

Ben işte Mehmet, Muhammed diyordum bu arada kendime. Çünkü Araplar için Mehmet, Muhammed aynı şey. İşte şey, orada bir yakınlık oluşuyor. Ve o noktadan sonra yanımıza da tercümanımız vardı.

Sohbet edebiliyorduk mesela. Ha tercüman vardı. Tabi tabi tercümanımız vardı, evet. İyi, hoş geldin.

Vallahi ben endişelenmiştim seninle. Yok, iyiyiz. Kırk yılda bir ortim oldu, onu daha Suriye iç savaşında kaybetmeyeyim diye düşünüyorum. Ama ben de senin için endişelendim, hasta oldum sende.

Evet ya, ben de çok fenaydım. Evet. Ve öyle bir hastalıktı ki Yaşar, yani hastaneye gittim. Doktor arkadaşım KBBC işte, Erol.

Eğer buradan sevgiler dinlerse. Herkes şey diyor, nazar değdi sana, nazar. Doktor öyle diyor, o diyalog kız denge testi yapıyor, kesin nazar değdi falan filan. Ya sanki bu benim medikal bir diagnoz gibi bana böyle sunuldu.

Ben de bazı bilimden ayrıştığım bazı yöntemlere başvurdum artık. Kurşun döktürmeler, yok kafamda tuz gezdirmeler, sadaka vermeler kesinlikle. Bir şey aradı mı? Ee, ya iyileştim, şu an iyiyim.

O yüzden herhalde yaradı ama tabii ki... ...correlation ve causation. Hayır zaten iyileşecekti ve ben bunları yaptım ve... Kendini iyi hissettin.

...gibi mi oldu, üremiyorum. Ama kesinlikle bana iyi geldi bu nazar, repellent yöntemler. Aramızdasın.

Yeni yeni, evet. Orada bayağı endişelendim yani. Çok şey oldum böyle. Çünkü dengeyle ilgili bir problem yaşadım hastalığım geçtikten sonra.

Allah Allah. İç kulağımla ilgili bir problem oldu ve yataktan kalkamıyorum işte. Dünya dönüyor falan. Ekrana bakamıyorum falan ve şey diye düşünüyorum.

Abi işte YouTube kariyerim çok iyi gidiyordu ya. Hani bitirmem gerekecek falan diyorum yani. Çünkü bir şey okuyamıyorum, bir şey çalışamıyorum. Sadece mal gibi yatıyorum yani.

Bir şey izleyemiyordum bile. Çok kötüydü gerçekten ama şimdi buradayım. Epey bir sadaka verdim. Güzel.

Ve geri karşılığını aldığımı düşünüyorum. O yüzden geçen hafta da bu arada bölüm çıkamadık. Mecbur muyum da. Neyse ufak bir ara.

Olsun aramızdasın. Enerjimiz yerinde. Aramızdayım. Evet.

Özlemişim kesinlikle. Bugün ne konuşuyoruz? Bugün bombastik bir konuyu konuşacağız. Evet.

8 Mart'ın da arifesinde diyeyim yani. Bu pazar 8 Mart. Kadınlık hakkında bir şey konuşalım diye düşündük ve bir erkek olarak feminist olmayan mecbur muyum konusunu önerdik. Yaşar'ı böyle bir ateşlere atalım dedik.

Senin de çok ilgini çekiyor, benim de çok ilgini çekiyor. Kadın erkek ilişkilerine böyle biraz sosyal bilimler perspektifinden bakmak bence... ...herkese iyi geliyor.

Diğer türlü... ...biraz daha böyle birbirini düşmanlaştıran ve... ...çok da bir şeye hizmet etmeyen,

biraz böyle zehirli bir... ...birbirinden nefret etme, birbirine gıcık olma kültürü... ...de oluşuyor.

Biz seninle bunu şeyde de konuştuk işte. Kaç cins arkadaş olmaya mecburuyum da biraz bu konuya da değindik. Arkadaş olamamaya. ...olamamaya mecbur muyum?

Değil mi? Orada da hatta bugün de bol bol kulaklarını çınlatacağımız... ...Alice Evans hocamızın saf şeklinden bahsettik.

İşte ne kadar Türkiye'de erkeklerin kadın arkadaşı olmadığından bahsettik. Bu fikre uzak olduklarından bahsettik. Ve sürekli bu cinsiyetler arası ayrışmayı zaten konuşuyoruz. Bugün de özellikle ben şeyi konuşmak istiyorum seninle.

Sen de bir sosyoloji mezunusun aynı zamanda. Sosyoloji de biraz feminist hocaların özellikle Boğaziçi Sosyoloji. Hatta şöyle bir fıkra vardı bir yerde okumuştum Twitter herhalde. Birinin kedisi böyle erkeklere karşı çok saldırganmış.

İşte, aa sen Boğaziçi Sosyoloji mezunu musun diye sormuş kediye biri falan. Fıkra bu kadar mı? Fıkra bu kadar. Sanki hemen bize punchline'ı verdin.

Öyle kısa ve net bir mıkra. Yani çok feminist bir... ...ekol.

Boğaziçi... Ben bütün derslerini aldım bu arada. Boğaziçi Sosyoloji Ekoli. Evet.

Ve eminim orada feminist fikirlere maruz kaldın bol bol. Maruz kaldım diyemem canım. Yani öğrendim. Öğrendin.

Evet. Öğrendin, maruz kaldın. İşte expos oldun yani kötü anlamda söylüyorum. Eyvallah.

Ne düşünüyorsun? Sen kendini bir özellikle feminist olarak tanımlıyor musun? Kendimi feminist olarak tanımlamıyorum. Neden tanımlamıyorum?

Çünkü... Kadın değilim diyorsun. Yani bu kesinlikle bir cevap. Ama aynı zamanda... ...galiba bir siyaset bilimci olmanın getirdiği hafif... ...tırnak içinde sevileceğim.

Kaşarlık... Lümpenlik. Kaşarlık, lümpenlik. Kendimi zaten bir ideolojiyle yakın göremiyorum.

Bu biraz nasıl desem... ...sürekli siyaset takip etmekten, sürekli siyasetler analiz yapmaktan... ...siyasetle kurduğum bağın... Bir nevi nesnaleşmesi,

hatta mesafenin oluşmasıyla alakalı. Yani bugün bana sen liberal misin diye sorsan, zaten liberal değilim. Liberalizm en uzak olduğum siyasi görüş. Ama atıyorum sosyalist misin desen, ona da evet demekte zorlanırım.

O anlamda yani bir siyaset bilimci olarak feminist değilim ama bence bu soruyu açalım. Şuna yüzde yüz katılıyorum. İşte kadınların erkekler gibi eşit haklara, eşit imkanlara... ...eşit özgürlük imkanlarına sahip olması gerekiyor.

Normatif anlamda bu çizgideyim. Ve bunu sadece kadınlar için de düşünmüyorum. Yani işte dünyadaki bütün etnisiteler, bütün ırklar, bütün halklar için bunu düşünüyorum. Cinsiyet özelinde de normatif hedefler konusunda.

Herkesle aynı fikirdeyim. Ben de onu söyleyecektim. Aslında feminizmi ideolojik olarak nitelendirmek de ideolojik bir duruş ya. Yani bunu aynı şey insan hakları için de söyleyebilirsin. O da hani insan hakları... ...savunucusu değilim çünkü o ideolojik bir duruş ve ben ideolojik... ...değilim ya da ideolojik bakmıyorum bir siyaset bilimci olarak diyebilirsin.

Ama birazcık bu hani kaçak oynamak gibi oluyor mu acaba diye düşünüyorum. Çünkü bana göre mesela hani feminizm ya da kadın hakları mücadelesi... Diğer bütün hani ezilen grupların hakları mücadelesi gibi hani bir insan hakları çerçevesinden değerlendirmek gerekiyor ve ben hani senin gibi mesela ideolojik bir şeyden ziyade çok... Temel ama toplumun henüz o temel ideaya ulaşamadığı bir hedef olarak görüyorum yani.

Bir böyle şey... ...hani siyasi bir akımdan ziyade hani bir yere gidilmesi gerekiyor toplumsal olarak. Gidilmesi gereken yerde kadın erkeklerin hak eşitliği.

Kadın olduğun zaman bir... ...kadınların yaşadığı toplumsal dezavantajları birinci elden... ...deneyimleme şansı buluyorsun.

Nasıl senin işte hani... ...belki kürtlükle ilgili ya da başka bir şeyle ilgili... ...hani herkes içinde bulunduğu pozisyondan... ...çeşitli dezavantajları birinci elden yaşıyor... ...ve görüyor,

deneyimliyor. Ve şey gibi geliyor bana hani... ...ben feminist değilim diyen erkekler ya da feminist mücadeleye... ...hani biraz mesafeli olan erkekler... ...belki biraz da karşı olan...

Erkeklerde. Böyle bir riyakarlık hissediyorum yani. Çünkü çok... Bu hani temel insan hakları... ...ve birçok hani kendisini ne bileyim,

solcu ya da işte liberal... ...ya da insan haklarına saygılı olarak adladığın erkek de... ...feminizme karşı biraz mesafeli olduğunu fark ediyorum.

O zaman da bende şey siyahatı oluşuyor işte. Bu ne perhiz, bu ne... Onu savunuyorsan, atıyorum. Adınlık haklarını savunuyorsan, kadın haklarını savunmak zorundasın yani.

Bu ikisi birbirini dışlayabilecek şeyler değil yani. Böyle daha genel bir perspektiften bakıyorum. Ama burada da şöyle bir riyakarlık geliyor. Erkekler yüzyıllar...

Hatta bin yıllardır patriarkadan fayda sağladıkları için... ...işlerine gelmiyor. Yani işlerine gelmiyor kadınlara bazı haklar verilmesi.

İşlerine gelmiyor dediğim. Bence büyük resimde geliyor da onlar işlerine gelmediklerini düşünüyorlar... ...ya da gelmeyeceklerini varsayıyorlar.

Biraz böyle hani kölelik kaldırılırken... ...köle sahiplerinin işte şey yapması gibi yani. Hani buna itiraz etmesi gibi.

...hani ya iyiydi ya falan hani... ...işlerimizde görülüyordu aslında gibi bir yerden... ...benzer bir pozisyonda olduğunu birçok erkeğin... ...öyle baktığını düşünüyorum.

Bir yandan da hani bu intersectionality diye bir muhabbet var filmimizde. Türkiye'de çok da bilinmiyor, bence önemli bir konu. ...ya sahip olduğun her özellik, mesela işte engelli olmak... ...belki başı kapalı olmak ya da başı açık olmak ya da... ...işte Kürt olmak,

Ermeni olmak, işte ne bileyim, Süryani olmak... ...bunların bütün bu işte içinde bulunduğun toplumda... ...seni dezavantajlı konuma koyacak ya da sosyoekonomik olarak... ...alt sınıfta olmak,

gelirinin düşük gelirli olmak vesaire. Bunların her biri birer çarpan halinde senin eksponansiyel olarak hayatını olumsuz etkiliyor. Ve mesela dolayısıyla işte çok zengin... ...ama kadın olan bir kadın... ...çok da dezavantaj yaşamayabiliyor hayatında.

Yani hani işte... ...Yalıza oturuyor, Yediyonu'nun yanında yemediği alt arkasında vesaire. Ve o toplumun içinde bulunduğu paradigmadan... ...bir şekilde fayda sağlayan konumda olabiliyor.

Ve insanlar, erkekler mesela belki biraz daha orta sınıf, orta alt sınıf bu üst sınıflardaki kadınlara bakıp diyorlar ki ulan işte Nazlı Sabancı'ya bak. Ne kadar iyi durumda ve gelip işte feminizm diye ağlar bunlar şimdi. Benim halime bak. İşte ben Gülbağadaki evimde, eksi ikinci katta... ...Nescafe 3'ü bir arada içiyorum,

kadın yalısında espresso'sunu yudumluyor. Sonra da kadın hakları diye ağlıyorlar falan gibi. Ya burada bu intersectionality anlaşılmıyor. Evet, o kadın senden tabii ki iyi durumda ama... ...zaten feminizm bununla ilgili değil yani.

Oradaki o nüansları kaçırıyoruz gibi hissediyorum. Bunun hakkında ne düşünüyorsun yani? Sen birkaç bir şey söyledin, birkaçı daha da alındı şimdi. Ağzını saza elime.

Yok, birkaç cevap vereceğim. Güzel oldu bu tartışma açman. Birincisi, hani aslında sorduğun sorularda en temelde şunu hissediyorum. İnsanlar dili, gerçekten bir argümanla tartışmak veya bir hakikati ortaya çıkarmak değil de...

Ya bu insan hangi tarafta diye anlamak için kullanıyor. Bu çok doğal bir şey. Dil aslında bunun için oluşmuştur. Yani dil aslında bizim toplumsal gruplarımızı, ailetlerimizi sinyallemek için var.

Ben aslında bir kelimeyi seçtiğimde veya bir argümanı anlattığımda çoğunlukla... ...gerçekten hakikate ulaşmak için değil, hangi gruptanım, neredenim, nereyi savunuyorum... ...diyorum diğer gruptaki insanlara ve böylece ayrışabiliriz.

Çünkü insanoğlunun en güçlü olduğu yer örgütlenmesi. Ve bu örgütlenmede de kim nerede bunu anlamaya çalışıyoruz. Doğal olarak senin özelliğine konuşmuyorum. Yani ben her ideolojiyi, aslında ideoloji bir siyaset biliminin içinden çıkmış bir dünya görüşü olarak... Görüyorum dediğinde doğal olarak şunu sorguluyorsun,

dur. Bunu gerçekten, bunu inandığı için mi söylüyor? Yoksa erkek ve o yüzden feminizme karşı diye bir takım bahaneler mi buluyor? Ben ama kendi adıma konuşayım, bu dediğin gibi erkekler için.

Belki böyle değil ama kendi adıma, samimice bunu düşünüyorum. Çünkü ben hümanizmi de bir ideoloji olarak görüyorum. Yani dedin ya, insan hakları için. Ben hümanistim diyorsun.

Humanisim demiyorum. Yani şöyle, humanisim şöyle diyorum. Dediğin programı hatırladım. Sokak Köpekleri videosunda ben humanisim demiştim.

Onu deyip sonrasında da... Sen antroposentriksin. E tamam insan merkezliyim. Humanis değil.

İnsan merkezliyim. Humanizm de insan merkezliliktir bu arada. Yani bizim biz humanizmi şey gibi düşünüyoruz. Hani işte sevgi pıtırcıklığı falan. Ama tam senin söylediğin şey,

aslında senin de ifade etmek istediğin şey antroposentrizm. Yani insanı merkeze koyup, hierarşik olarak diğer canlılardan üstün görme. Doğru. O antroposentrizm. Yok, bunu yapıyorum.

Ve bunu bilerek yapıyorum. Neden bunu bilerek yapıyorum? Çünkü kendimi şöyle tanıtabilirdim. Ya ben hümanistim, sevgi pıtırcıyım.

Hayır. Her siyasi ideolojinin gördükleri ve görmedikleri vardır. Yani o siyasi ideolojinin kendi yükünü taşıma pahasına bunu söylemek istiyorum. Çünkü bunu söylemediğimde kendime çelişmiş olurum ve doğru söylememiş olmam.

O yüzden hani, hümanistim deyip sokak köpekleri videosunda onları anlatmıştım yaptığımız programda. O yüzden hani ben feminizmi de bir ideoloji olarak görüyorum. Çünkü 19. yüzyılda özellikle gelişmiş, endüstriyelleşme sonrası, kadın hareketinin gelişmesi, Birinci Dünya Savaşı, İkinci Dünya Savaşı ve kendi tarihselliği olan bir fikir.

O yüzden... Ha tamam, okey. Yani kendi tarihselliği var. Ama feminizmin, ki kendi içinde de tabii ki de zabilyar... ...şeye bölünmüş.

Fragmanta olmuş bir şey. O yüzden şeye katılmıyorum. Hani sen dedin ya, ben siyasi ideoloji olarak görmüyorum. Hayır, bir siyasi ideoloji.

Tıpkı diğer siyasi ideolojiler gibi. Ama asıl daha önemlisi şu. Bu tarih sonuçta, çok önemli değil. Şimdi her siyasi ideolojinin bir teşhisi, sorun tanımı ve çözümü vardır.

Şimdi ben o yüzden hani hedef konusunda zaten... ...aynı yerde durduğumu söyledim. Ama teşhisler ve bu teşhislerin çıkardığı çözümlere katılmıyorum.

Burada farklılaşıyoruz. Ona bakarsan ama işte köleliğin kaldırmasını savunan abolitionistler de... ...bir ideolojik bir gruptu ama sen şimdi kölelik geri gelsin demezsin. Demiyorum.

Bazı feminizmin bazı temel argümanlarına katılıyorsun ama... ...feminizmi bir ideoloji olarak kucaklamıyorsun ya da o etiketi almıyorsun. Aynen öyle, evet ikisi de.

Hem bazı argümanlarına katılmıyorum, hem de o etiketi almıyorum. Tıpkı... Bazılarına da katılıyor musun? Tabii ki bazılarına katılıyorum.

Ve bazı ideolojilerin tıpkı çözümlerine veya argümanlarına katılmadığım gibi. Neye katılmıyorsun? Katıldığım yerden başlayayım, sonra katılmadığım yere gideyim. Şey argümanı güçlü.

Görünmez kadınlar var. Yani işte ev içi emek olsun. Mesela camdan tavan olsun. Veya işte emek eşitsizliği olsun.

Bunlar feminizmin aslında güçlü olduğu yerler. Yani kadınların eğitimden sağlığa... ...çalışma hakkından, siyasi haklara kadar, özellikle 19.

yüzyılın başına gittiğimizde... ...kadınların görünmez olduğu ve görünmezleştirildiği argümanın doğru bir argümanı. Evet, bu arada... ...Galileo'nun Criada Perez diye bir sosyoloğun bir kitabını ele almıştım.

''Invisible Woman'' diye. O videomu da tavsiye ederim. Özellikle bu konuya çok şeyde... ...paralel bir video kitabı da tavsiye ediyorum.

Türkiye'de bir kere yayınlanmış, bir basım yapılmış ama tekrar basılmamış şu anda. Yani nadir kitapta falan bulunuyor. ...o Invisible Woman'da tamamen işte... ...bütün konusal hayatın...

...erkek bedenine ve erkek yaşam tarzına göre tasarlandı işte. Erkekler mumi tuvaletlerden, arabaların güvenlik... Emniyet kemerlerine.

Emniyet kemerlerine kadar işte bütün... ...drug testler, şeyler, ilaç şirketlerinin yaptığı ilaç testleri... ...çoğunlukla erkekler üzerinde deniliyor vesaire vesaire.

Bununla ilgili çok güzel bir kitaptı. Onu da hani anti parantez da tavsiye edeyim. İkinci katıldığım yer, şimdi görümez kadın niye önemli? Aslında burada bir insanlar masaya oturduğunda aslında iki tarafın eşit olmadığını ve pazarlık gücünün kadınlar aleyhine çalıştığını görüyoruz.

Yani aslında kadınlar pazarlık gücüne sahip değil. Ekonomik güçleri olmadığı için, siyasi güçleri olmadığı için, medya güçleri olmadığı için. Dolayısıyla kendi siyasi haklarını edinme konusunda da geridelerdi. Dolayısıyla bu argümanlarına katılıyorum ama katılmadığım yeri sordun, onu söyleyeyim.

Mesela bu feminizm için de tartışılıyor bu arada, bunu biliyorum. Ama genel dışarıdan anlaşıldığı için bu argümanı vereceğim. Patriyarki aslında erkeklerin de uyuması gereken kurallar bütünü. Yani patriyarki erkeklerin tamamen avantajlı olduğu veya erkeklerin tamamen lehine çalışan bir durum değil.

Aslında patriyarki bir oyun ve bu oyunu erkekler adına oynamak istiyorsan senin de uyuman gereken kurallar var. Mesela kadın çalışmıyor ama kadına bakman lazım. Çalışan sensin. Ama bütün toplum da buna göre devalize ediliyor zaten. Kesinlikle.

O yüzden mesela kadınların çalışmamasının... ...ekonomik olarak fizibilitesinin olduğu bir... ...ekonomi,

bir erkeğin... ...işte dört kişiye bakabilecek bir maaş aldığı şeyden... ...işte daha fazla işçiye ihtiyaç olduğu için... ...bunun sistematik olarak azaltıldığı ve kadınların da iş gücüne çağrıldığı bir... ...yapısal durumdan bahsediyoruz.

Bu arada birçok... Evet, senin söylediğin doğru. Bazı radikal feministler... ...işte tamamen patriyarkayı ortadan kaldırmalıyız... ...diyorlar.

Benim bu konuda çok... ...özellikle çok böyle şey, tutkulu bir görüşüm yok hani. Yani ne karşıyım, ne değilim diye.

Ama ya şu eleştirilerinde katılıyorum radikal feministlere. Patriarkadan erkekler de zarar geriyorlar. Ya bu bir oyun diyorsun. Bu bir paradigma.

Bu bir gücün organize edilme hali. Düz düz öyle. Ve erkekler baştalar. Bunu, bunu yeniden organize edecek bir... ...hayalperestlik ve irade lazım olabilir.

Yani çünkü birçok erkek de, işte mesela az önce örneğini verdiğim sosyo ekonomik olarak... ...daha alt segmentdeki bir erkek de patriarkadan zarar görüyor. Çoğunlukla görüyor bu arada, nasıl görüyor?

Çünkü askerler mesela, yani tarih boyunca... ...erkeklere çalışma hakkı ve kamusallık verildi. Erkekler bunu aldı.

Ama dediğin gibi bu piramitte... Çoğunlukla aşağıda olan, çünkü yukarıda olmak her zaman dar bir grubun avantajına sahip olduğu şeydir. Aşağıda olanlar çoğunlukla ağır ve pis işleri yaptı. Erkekler işte asker oldu, öldü.

Ne bileyim işte, zor inşaatlarda çalıştılar. Bunu hani erkekler büyük acılar çekti anlamında söylemiyorum. Sadece o patriyarki oyunu içerisinde... ...erkeklere verilen geniş tabanlı roller... ...birçok sorumlulukla ve birçok eziyetle beraber geldi.

Ha elbette bunun... Yanında kadınlar eve kapatıldı ve onların bir takım haklarından mahrum edildi. Buna katılıyorum ama erkeklerin de tamamını yaramayan veya bir takım avantajları elde etmek için büyük fedakarlıklar yapman gereken bir durum. Bunun peki bence argümentatif olarak doğal çıkardığı sonuç ne?

Demin sen de söyledin. Bence burada feministlere katılmadığım diğer bir nokta... Dünyayı patriarki gözünden, at-erkelik gözünden okuyorlar ya. Ben dünyayı at-erkelik ve patriarki gözünden okumuyorum.

Sınıfsal bir pozisyondan okuyorum. O yüzden aslında... Sen tabii burada şey diyeceksin, keşişsemselcilik diyeceksin. İşte aslında kadın olmak ve zengin olmak ve erkek olmak ve zengin olmak birbirine çeşitli etkiler sağlıyor.

Kabul ama bence asıl mesele ne kadar sermayen var, ne kadar gücün var. Bu seni belirliyor. Zengin bir erkek olduğunda bu sistemin kralısın. Ama zengin bir kadın olduğunda da bu sistemin kralısın.

Bana zengin bir erkek olmak, zengin bir kadın olmaktan daha kolay. Öyle bir sorun var. Hayat olarak daha avantajlı oluyorsun anlamında söylüyorsun değil mi? Hayır, o pozisyona, zengin olma pozisyonuna gelmek bir erkek için çok daha kolay.

Patriyarka yüzünden. Eskiden öyleydi. Ben de şu anda da çok... En basitinden kadınların çocuk doğurmasının yarattığı o gender gap.

İşte kariyerlerinde geri gitmeleri. Yani bu da seni sınıfta olarak geri düşürüyor kadın olarak. Yüzde yüz geri düşürüyor. Ama burada daha zor bir tartışmaya gireyim mi?

Tabii. Sor, sor. Daha zor bir tartışma şu. Şimdi dediğin gibi yüzde yüz kadınların çocuk doğuruyor olması... ...onları sosyal hayatta bir şeylerle geri bırakıyor.

Yüzde yüz bu. Yani kariyer anlamında ilerleyemiyorlar. Onu geçtim. Hiç çocuk doğurmayan bir kadın mesela kurumsal hayatta ilerliyor.

Kariyerist bir kadın hayal edelim. Bir de kariyerçi bir erkek hayal edelim. Yani erkek egemen bir iş ortamı, özellikle yüksek maaşı olan... ...mesela konsansiyonist gibi,

finans gibi şeyler. Mesela çok hani boys club ya. Evet. Hani mesela sabahlara kadar işte içerek belki... ...işte bir patronunla stiptiz kulübe giderek... ...ya da neyse Türkiye versiyonu pavyona giderek... ...onun üzerinden... Brokodlar.

Network, aynen brokodlar. Onun üzerinden bir network oluşturup... ...yolda daha kolay da ilerleyebiliyorsun.

Yani tamamen hiç çocuk doğurmadın diyelim bir kadın olarak. Katılıyorum. Sosyolojik bahsettiğim brokodlar var. Ama yine... ...beyin fırtınası için söylüyorum.

Ben cinsiyetlere baktığımda, ben cinsiyetlerin bir takım biyolojik... ...sebeplerden dolayı... ...gruplandırma yaptığını düşünüyorum.

Bu sosyolojide çok kabul edilmeyen bir şey. Ama bence biyolojimizin bizde bir etkisi var. Yani hormonlarımızın... Bende de var.

Hormonlarımızın aşağı yukarı kadınlar ve erkekleri şekillendiriyor. Bunun olmadığını şey yapmak, feminizme zarar verdi bu arada. Öyle mi diyorsun? Benim fikrim bu.

Ama şöyle de bir önlem almak istiyor insanlar. Çok böyle köktenci bir yere gidebiliyor. İşte kadınlar... ...şudur,

işte ne bileyim, östracal... Gen salgılar ve her zaman işte başkalarını onursarlar, başkalarını... ...bakım verirler ve bu zaten dualarında vardır.

Ama çok kolay kaçabildiği için... ...ona ön almak için çok daha böyle kantarın topluluğunun kaçtığı bir... ...radikal uca gitti tamamen biyolojiyi.

Reddettiği. Yüzde yüz katılıyorum. Ama teşbihatı olmaz. Erkekler Amerika gibi gibi bence.

Kadınlarsa Avrupa. Amerika'nın başı ve sonu arasında muazzam bir fark var ya... Yani başarılı olan, inanılmaz başarılı oluyor, dünyaya hükmediyor. Milyar dolar para kazanıyor ama kaybedene de evsiz, işte uyuşturucuya düşmüş, sosyopat, millete sataşan, agresif bir tip oluyor.

Bu böyle bu arada. Erkekler Amerika gibi. Alt layırlar hep erkek. Aynen.

Başarılı ve en başarılı. Aynen, evet dediğin gibi işte içinden müthiş dahiler de çıkıyor ama... ...inanılmaz sosyopatlar da çıkıyor.

Kadınlar ise daha kontrollü, istikrarlı. Kendi içerisinde ne derler ona? Standartizasyonu daha yüksek yani. Bu regulasyonu da... Bir de kadınlar bence hayatların erkeklerine kıyasla daha fazla sağlık riskiyle falan da maruz kalıyor.

Doğuruyor, ayda bir adet döngüsü var, işte menopoz dönemi var ve bunları önemsiyor. Dolayısıyla o kolektivizme, beraber çalışma daha açık, Avrupa gibi düşün. Hani biri düştü mü herkes onu tutar, Amerika'da düştü mü kimsenin umurunda olmaz. O anlamda dedin ya hani erkeklere kıyasla kadınlar daha az yükseliyor.

Dediğim brokodların yanında bir biyolojik sebebi de olduğunu düşünüyorum. Çünkü erkekler kendisini on sekiz saat paralayıp, içinden böyle manyak çıkarmaya, sosyopat çıkarmaya daha eğilimli bir grup bence. Olabilir. Bir sebebinin bu olduğunu düşünüyorum.

Olabilir. Ben bu arada... Ya evet, kesinlikle hani insan biyolojisi... Ya ben hani çocuk doğurmuş biri olarak şey yapıyorum.

Bu arada ilk çocuğumu doğurduktan sonra... Fikrim değişiyor. Yemin ediyorum. Aklımdaki ilk düşünce neydi biliyor musun?

Ya tabii ki yani çok güzel bir şey ve büyürlü bir şey falan filan. Aklımdaki tek düşünce şuydu. Bir insan nasıl bunu gördükten sonra bir çocuk daha yapabilir? Yani kendi içimde şey diye düşündüm hani.

Kandırıldım herhalde. Çünkü çocuk doğurmak çok glorify ediliyor. Çok güzel. Ki çok güzel ve tatmin edici tarafları tabii ki de çok var.

Çocuklarımı çok seviyorum falan filan da. Bir yandan da inanılmaz bir biyolojik olarak çok ekstrem zorlayıcı bir süreç. Evet. Zaten şey falan geçiyorum yani hani kadınların yüzde ellisinin doğumda öldüğünü falan tarihsel olarak falan filan onları geçiyorum.

Modern tıbbın yardımıyla bile... ...çok çok zorlu bir süreç hormonal değişimler ve bilmem ne... ...ve vücudunun eski haline dönmesi,

o çocuğa ve bebeğe... ...bakım vermeye devam etmen gerekmesi falan filan. Zor bir süreç yani bence psikolojik olarak ve biyolojik olarak.

O yüzden onu gördükten sonra bu arada benim... Şimdi bir feminist uyandı çünkü onu birinci elden deneyimleyince... ...bu ne abi?

Ve ben bunu hani... ...okey herkes kendi karar veriyor ve kendisi için çocuk yapıyor. Bir de toplumdan da bir beklenti ve baskı da var ya... ...şimdi herkes doğurganlık oranlarını şey yapmak istiyor ve kadınlar da... ...tek doğurabilen varlıkları olarak bu stüdyoyu sürtmemek zorundalar gibi bir durum var.

Gerçekten çok böyle şey, çok çok zorlu bir süreç. O yüzden bence biyolojiyi reddetmek... ...feminizme çok zarar verdi.

Reddetmememiz lazım. Ama tabii ki de daha köktenci, daha esensiyalist argümanlara da... ...kaymaktan da kaçınmak gerekiyor.

Çünkü ondan da ibaret... Yüzdüz değil. Ama işte biraz sosyal bilimlerde, özellikle feminizm... ...işte daha böyle seksen sonrası gelişmiş fikirlerde,

ideolojilerde... ...biyolojiyi reddetmeye eğilim olduğu için de ben biraz mesafeliyim. Çünkü, bak gerçi benim gerçek niyetim... ...insan davranışlarını ve gruplar arası davranışları... ...olabildiğini en yakın şekilde anlamak ve... ...ideolojiler,

doğası gereği, siyasi fikirler, insanları mobilize etmek istiyorlar. İnsanları mobilize etmek için hakikatlere değil, sorulanlara ihtiyacım var. Benim mesafem buradan kaynaklanıyor. Evet.

Bence biyolojiye olan mesafeye şunu da bir ekleyeceğim. Bir işin biyoloji tarafı var, bir de biyolojinin seni ne kadar davranışlarını belirlemesine izin verdiğin bir kısmı var. Bir biyolojiyi kabul ettiğin zaman, atıyorum, kız çocukları zaten doğal olarak şefkatlidir diye bir biyoloji kabul ettik varsayalım. ...o bir anda bir tahakküm aracına dönüştüğü de bir gerçek yani.

Hani orada neden biyolojiyi bu kadar sert bir şekilde reddetmeleri... ...ya da neden cinsiyetin bir performans olduğunu... ...savunmaları gerektiğini de anlıyorum.

Çünkü çok performatif bir tarafı da var. Ve bence biyoloji hani yüzde beşken... ...biyoloji hakkında çok konuşunca... ...senin hareketlerini belirlemedeki gücü... ...yüzde seksen oluyor.

Bence yüzde beş değil bu arada. Bundan çok çok daha fazlası. İnsanlar bence çünkü yaşta dinledikçe... ...biyolojiler ne kadar önemli oluyor.

Yani şeker hastası oluyorsun. Tabii canım. Çünkü ben cinsiyet özelinde biyolojiden bahsediyorum bu arada. Ya cinsiyet özelinde de bence ciddi bir belirleyiciliği var.

Mesela ne anlamında söylüyorum. Şimdi yine bilerek tartışmalı alanlara giriyorum. Gir gir. Şimdi kadın ve erkek ilişkilerinde bir takım cinsiyet rolleri var ya... ...bu cinsiyet rolleri ne kadar yapay,

ne kadar aslında bunlar bizim... İç arzularımız veya iç güdülerimizle paralel. Şimdi benim uzaktan görebildiğim kadarıyla... ...tabii ki insanlar kendi hayatlarının öznesi olmak... ...işte başarılı olma,

kendi kararlarını vermek istiyorlar. Bu çok önemli bir şey. Çünkü buna sahip olmadığında birilerinin yörüngesine giriyorsun. Uydusu oluyorsun ve takvim altına giriyorsun.

Ama bir yerde de insanlar korunmak, şefkatle yaklaşılmak, anlaşılmak istiyorlar. Ve genellikle bunun erkeğin yaptığı ilişkiler sanki... Yapmadığı ilişkilere kıyasla kadınları daha çok mutlu ediyor gibi hissediyorum. Dışarıdan gözleme.

Anlamadım. Şöyle düşün, bir ilişkidesin ve hani erkek sana şefkat gösteriyor. Veya hani seni koruduğunu hissettiriyor. Sana güvenlik verdiğini hissettiriyor.

Yani işte ekonomik olabilir. İşte her anlamda yani onun yanında güvenliği hissediyorsun. Onun yanında mutlu hissediyorsun. Şimdi bu biraz erkeğin beklediği bir şey.

Yani kadının daha doğrusu erkekten beklediği bir şey gibi geliyor. Ama erkeğin de kadından beklediği başka bir şey var. Ne bileyim işte şefkat, ne bileyim işte on... Bilmiyorum, onun işte hoşuna gitmesi, cirve yapması, şu yapması, bu yapması, bilmem ne falan.

Hani şey, genel kabuller anlamında söylüyorum. Şimdi şöyle düşünüyorum. Bir erkek düşün, erkek değil yani. Hani tuttuğunu koparmıyor, sana güvende hissettirmiyor.

Bu çok cinsel açıdan da çekici değil gibi kadınlara. Öyle hissediyorum. Bilmiyorum ne düşünüyorsun? Evet, yani...

Ben şöyle düşünüyorum bu arada, heteroseksüel ilişkilerde. Mesela şey, örneği vardır ya hep böyle özellikle böyle... ...şey filmlerinde böyle biraz daha... ...Victorian falan dönemde geçen... ...işte bir bourgeois bir evlilik vardır.

Bu kadının ya da erkeğin evlilik dışı bir ilişkisi vardır. Ve o ilişki çok daha şeydir... ...tutkulu, arzulu ve hani gerçek... Gerçektir.

Bir de o evlilik vardır. O da çocuk doğurmak ve... ...o ailenin devamlılığını sağlamak için yapılması gereken bir şeydir.

Bence patriyarka ilişkileri... ...o burjuva evlilikleri gibi yaşanmasına sebep oluyor. Ya ben, iki insan arasında... ...bir maddi bir tahakküm olabilir bu.

Yani işte biri diğerine maaşına muhtaç olması mesela. Kadın ya da erkeğin. Başka bir tür bir tahakküm olabilir ama çoğunlukla ekonomik bir format olabilir. Ben böyle bir formatta gerçek anlamda bir ilişki yaşanacağını düşünmüyorum.

Gerçekten bir aşkın yaşanabileceğini düşünmüyorum. Bence o artık bir stratejik ortaklığa dönüşüyor. Çünkü sen kendi fikirlerini, kendi duygularını... ...tamamen kendin olarak ifade etme özgürlüğüne sahip olmadığın bir ekonomik yapıda... Mesela biz seninle evliyiz,

sen maaş alıyorsun ve ben ev hanımıyım diye varsayalım. Evde çocuklara bakıyorum. Benim sana işte senin bir ailemize dair verdiğin bir karara itiraz etmem. Mesela en basitinden.

Ya da aramızda bir sohbet ediyoruz, senin fikrine katılmıyorum ama... ...söylemiyorum bunu çünkü tadımız kaçmasın falan filan. O yüzden gerçekten kendini bir ilişkide özgür hissetmen ve kendini ifade edebilmen ve... ...gerçek anlamda karşındaki insanla,

partnerinle birleşebilmen için... ...duygusal anlamda bence bir eşitlik olması gerekiyor. Katılmıyorum.

Neden? Bence geleneksel ilişkilerde kadının, feministlerin zannettiğinden daha fazla rolü var. Daha fazla gücü var. Düşün, işte üç çocuklu bir aile, işte kırk yıllı yaşlarda bir çift.

Ne, ne üzerinden gücü var? Lysistrata diye bir tane antik Yunan şey vardı. Bilmiyorum, okuyan belki vardır. Aristophanes'in.

Erkekler, şey, antik Yunan'da geçiyor. Atinala'ydan açıklamıyorsam. Erkekler, kadınların istemediği bir savaşa giriyorlar. Kadınların da tekrar durum gücü, bunu geriye alabilmeleri için.

Ne? Seksi geri çekmeleri. Hı hı. Bence bir numaralı yaptırım gücü kadınların elinde bulan bu.

Ne söyleyeceğini tahmin ettiğim için şey yaptım bence. Çünkü o ev hanımı işte bilmem ne şey ama evi çekip çevirir falan anlatısı da vardır. Asıl onu dediği olur, gizli patronudur, içişleri bakanıdır falan filan filan. Oraya girecektim ben bunu.

Orada tamamen bence seks üzerinden ve cinselliği kontrol etme üzerinden kadının bir şahkümü. Genç çiftlerde bu böyle bence ama o yüzden bile kırklı yaşlarda üç çocuk dedim. Hani artık cinselliğin yavaş yavaş sönümlendiği ama başka şeylerin önemli olduğu. Ne mesela?

Ya bir kadın surat yapıyor. İki eve misafir gelince hani o huzursuzluğu hissettiriyor. Hani evde bir şeyler toplanmıyor veya hani adama sürekli onu anlatıyor. Dolayısıyla nedir?

O içeride aslında evde bir dizayn ya hani orada bir mahalle gibi yönetiliyor. Ve bu burada huzursuzluk çıkıyor. Yani belediye işleri grev yapıyor. Çöpler toplanmıyor, su gelmiyor.

Bu erkeği hani her yerden batırılan bir şiş gibi düşün. Dolayısıyla bence... Ha bir de çocuklar dolduruluyor mesela. Ya babanız böyle falan.

Şimdi evde huzursuzluk. Dolayısıyla ben o anlamda... ...kadınların düşündüğünden daha fazla... ...esir kadınların erkekler üzerine güç sahibi olduğunu düşünüyorum.

Hiç güç sahibi değiller, hiçbir yaptırım güçleri yok demiyorum ama... ...bence bu anlattığın şey çok minimal bir şey. Çünkü gidip atıyorum bu adamın kararlarından mutlu değilsen... ...gidebileceğin başka bir yer,

bir ekonomik özgürlüğün yoksa... ...istediğin kadar surat az. Onun... ...onun kontörü bir yerden sonra biter bence.

Şöyle, eğer erkek sosyopat değilse, kimin kısmı böyle erkek yani yüzde onlu falan... ...belki daha fazlası böyle hani şey, şiddet uyguluyor, doğrudan fiziksel şiddet uygulayan... ...aşırı maço.

Ama erkeklerin yüzde altmış, yüzde yetmişi genellikle şehit tipler. Hani böyle dediğim olsun ama... Ağzımız tatlı olsun. Aynen böyle, bak şeyler var.

Hani döven, şiddet uygulayan, bu evet kadını susturuyor. Ama genellikle insanların yüzde altmış, yüzde yetmişi daha açık oluyor şeye. Ve rahatsız oluyor, kooperasyon açık oluyor. O yüzden ben hani dediğimden biraz daha yüksek düşünüyorum.

Ben senin bu söylediğin şeyin, evet bir iktidar aracı olduğunu düşünüyorum ama çok ufak bir iktidar aracı olduğunu düşünüyorum. Hatta şey vardı, Cem Yılmaz'ın son gösterisini izledim. Bilmiyorum Netflix'e inanan. Bu arada komik değilden tavsiye olarak şey olmasın.

Ama şu bir şey dikkatimi çekti. Cem Yılmaz böyle işte şey interaksiyona giriyor şeyle. Etkileşime giriyor seyirciyle. Bir kadına bir şey söylüyor.

İşte takılıyor falan. Böyle laf sokuyor gibi. Kadını surat asıyor yani. Surat astığını beyan ediyor Dadoş Cem Yılmaz.

Biz görmüyoruz da. O diyor ki, o suratın bana işlemez, yanındakine işler diyor Cem Yılmaz'a. Hani o, o kadar bir yaptırım gücü yani. Anladın mı? Ama kadının elindeki tek iktidar aracı orada o,

belki o huzuru kaçırmak, işte surat asmak, trip atmak, neyse, whatever yani. Ondan fazlası, bence çocuklar üzerinden müthiş bir gücü oluyor. Çünkü ailede çocuk sayısı arttıkça kadının gücü bayağı artıyor diye düşünüyorum ben. Hani orada bir denge var.

Mesela beş çocuklu bir kadın, o erkeğe kök söktürür yani. Yani zannetmiyorum çünkü çocuk sayısı arttıkça da şöyle bir... ...jenderin içinde buluyorsun kendini.

Daha çok ekonomik olarak çocuklarının bekasını umursayan bir kadınsan, bir anneysen... ...ki annelerin çoğu böyle oluyorlar, çok sosyopatlar falan filan var ama... Daha çok bu adama muhtaç oluyorsun ekonomik olarak.

Ve erkekler çocukları aslında bir koz olarak kullanıyorlar boşanmalarda. Kadınlara zarar vermek ya da üzmek ya da işte hiç bakmayacak olmasına rağmen... ...velayetini almaya çalışan durumlar çok var mesela gibi gibi.

Ya da annesine baktıracak. Çocuklar babaannesi bakacak ama yine de o velayet savaşına sadece kadını rahatsız etmek üzerinden... Karşılıklı değil mi bu arada? Bak, burada da bunun karşılıklı olduğunu düşünüyorum.

Çünkü bence hikaye şu. Yüzlüyüz yani, baştan beri konuşuyoruz zaten. İşte kadınların geride kaldığı birçok alan var ama... ...hani bu yaptığın kötülüğü bir erkek kötülüğü gibi anlatıyorsun ya... ...aslında kadınlar da bunu yapıyor.

Mesela çocuğun, çocuğu göstermiyor. Tabii tabii yani, kadınlar kesinlikle katılıyorlar. Bunu şuraya getireceğim ama işte... Çocuğu göstermiyor.

Ne bileyim evlilik sırasında daha fazla nafaka almaya çalışıyor. Mal daha fazla bölmeye çalışıyor. Bu aslında cinsiyetler arasında olan bir şey değil bence. İnsanoğlu böyle.

Ben o yüzden bunu... ...saf aterki, erkek kötülüğü, bireysel erkek kötülüğü gibi algılanmasının... ...bize hayatı doğru okutmadığını düşünüyorum.

Çünkü insanlar cinsiyetlerinden bağımsız olarak kendi çıkarlarını düşünürler. Karşı tarafa maksimum zararı vermeye çalışırlar. Ve ellerindeki gücü sonuna kadar kullanırlar. Yani zayıf gördüğünü ezmeye çalışırlar.

Bu erkek veya kadınlıktan daha üst bir pozisyonda gücün doğasıyla ilgili geliyor bana. Katılıyorum ama şuna katılmıyorum. Yani bu patriyarka ya da feminizm tek tek sen olan erkeğin, Ali'nin, Ahmet'in problemi değil. Ve onlardan acısını da çıkarmamak lazım.

Bir sistemsel bir yapı var. Ve burada bazı insanların, ben daha hegelci bir yerden bakıyorum bu arada... ...hayata ve insan özgürleşmesine.

Ya bütün herkes özgürleşmeden hiçbirimiz özgür olmayacağız. Ve bu özgürleşme de biraz daha toplumsal olarak eşitlenerek olacak. Bu sadece kadın erkek eşitliği değil. İşte sosyoekonomik uçurumların da azalması formatında olmalı benim hayalimde.

Ya ben böyle bir dünya tahayyül ediyorum ve değerlerim bu şekilde yani. O yüzden de bunun için, evet hani gücü ebuz eden kadınlar var mı? Var. Ama ona da sistematik olarak ön alınacak ya da... ...şu an neden mesela kadınlar nafakayı bir... ...şey olarak kullanıyorlar,

işte bir... ...silah olarak ya da çocuğun velayetini, çocuğu göstermeyi bir silah olarak kullanıyorlar. Ellerindeki tek silah.

...bu oluyor. Yani evet, bu doğru diye demiyorum hani meşrulaştırmak için söylemiyorum ama... ...elindeki tek ekledar aracı da o oluyor.

Bu sistemsel bir şey. Ekonomik özgürlüğün yoksa, bu adamı şey yapıyorsan... ...onu nasıl zarar verebilirsin?

Ya da nasıl bir güç şey yapabilirsin? Ne leverage'in var? Hiçbir şey yok. Çocuk ve...

İşte şey, bir duygusal bir vicdan azabı falan filan yani. Duygusal bir yaptırım belki. O yüzden hani, evet kadınlar da bunu ebüz ediyorlar bu arada. Meşrulaştırmak için söylemiyorum ama... ...bu sistemsel bir problem yani.

Ama bence burada kolektif ata erkeği anlatısıyla ortalama işçi sınıfı ve hayata karşı çok zayıf olan bir erkeğin sahip olduğu güç projeksiyonu aslında düşünümden daha fazla asimetri var. O kadar güç sahibi değil, o da zaten bir şey yapamadığını düşünüyor ve kadınların bu hareketlerini görünce bir de feminizm anlatısıyla birleşince... Dediğin düşünce ortaya çıkıyor. Zaten bu kadınlar hani bırak kadınların ezilmesini biz eziliyoruz erkekler olarak.

Çünkü burada mesele ezen ve ezilenden hepimiz aslında bireysel olarak eziliyoruz. Yani bu çark hepimizin üzerinde ve belki orada o dilin daha iyi anlatılması hani feminizmin daha nüanslı bir hale gelmesi daha ikna edici olacak gibi düşünüyorum. Buradan son bir yere geleceğim. Bir de son zamanlarda düşündüm yine tartışmalı bir başka konu şu.

Bence... ...feminizmi kaçırdığı şeylerden biri, modern feminizmi kaçırdığı şeylerden biri... ...şehirli ve eğitimli grupları ele alıyorum.

Çünkü ben o grupta yaşıyorum. Şehirli ve eğitimli bir grupta, genç. 18 ile 30 yaş arasında bir kadının aslında eğitim alıyorsa... ...gençse,

okul görüyorsa, şehirdeyse güçlü olduğunu düşünüyorum. Genç belki de daha güçlü. 18-30 yaş arasında. Bir kere cinsel seçim gücü var.

Bu muazzam bir güç veriyor. Erkeklerin 18-30 yaş arasında çöptür yani. 18-30 yaşında bir erkek. Evet, parası yoktur, sınıfı yoktur, statüsü yoktur.

Çok cinsel olarak çekici değildir. Ve tokat yer. Bu yüzden Red Pill'e gidiyorlar zaten. Bu yüzden insel oluyorlar.

Cinsel olarak seçme güçleri... ...olmadığını fark ettikleri için. Yüz yıl önce anneleri buluyordu onlara.

Şu an kadınların seçme özgürlüğü var. Ve doğal olarak hani on sekiz, otuz yaş arasında bir de cinsel özgürlükle birleşince... ...erkekler sürekli tokat yemiş gibi hissediyor ve kadınların çok güçlü olduğunu fark ediyor.

Bence iş çocuk doğurduktan sonra değişiyor bu arada. Otuzdan sonra iş hikaye değişiyor. Ondan sonra erkek böyle roket gibi yukarı doğru çıkarken... ...kadın yaşlanıyor,

güzellik eskisi kadar önemli olmamaya başlıyor falan filan. Bu yaşsal bir fark da çizmek lazım bence. Yani genç eğitimli bir kadın, genç eğitimli bir erkeğe karşı o kadar da zayıf değil bence şu an ki dünyada. Olabilir yani cinsel seçim özgürlüğünü bir tahküm aracı olarak gördüğümüz bir dünyada öyle.

Tahküm olmasın sadece. Hani kapasite olarak baktığında genç kadının bir kapasitesi var artık. Evet ama işte sürdürülebilir olmaması ve işte diyelim fiziksel güzelliğe göre bir şey yaptın. Yani işte kadının cazibesi azalıyor falan filan gibi bir yerden.

Dorganlı da azalıyor. Olabilir ama toplumdaki statüsü buna oranla azalmak zorunda değil yani. Biraz şey gibi oluyor bence, 35 yaşında bir kadın... 35 yaşındayım o arada.

Sen ama artık anne oldun yani. Tamamladın yani onu. 35 yaşında bir kadın düşün bekar, bir de 35 yaşında bir erkek düşün bekar. Hangisinin cinsel hayatta avantajlı olduğunu söylersin?

Evlilik ve çocuk için. Yani... Erkek daha avantajlı. Biyolojik, saat muhabbetine mi gireceğiz?

Ondan değil, şu. Otuz beş yaşında bir erkek, yirmi beş yaşında bir kadınla şey onun range'i yirmi beşe kadar inebiliyor. Ama otuz beş yaşında bir kadının range'i muhtemelen otuz iki, otuz üçten başlar. Yo, bu arada mesela benim 35 yaşlarında ve 20 yaşlarında insanlarla çıkan çok tanıdığım var.

Mesela 20 yaşındaki çocuklarda da 30 yaşlarındaki kadınlardan hoşlanıyorlar yani. Bence bu anlatı birazcık... ...da değişiyor.

Öyle mi? Bence bu, tamamen bu arada ekonomik... ...eşitlikle beraber, yani işsizliğin azalmasıyla beraber... ...daha da değişebilir.

Çünkü kadınlar bu seferde şey oluyor ya, ben niye... ...demem, 35 yaşında bir kadınım, tamam mı? Geçen Rue Seekane stand-up'ına gittim bu arada.

58 yaşında olduğuna bahsetti ve... Ben kendi yaşıtlarımla date ediyorum dedi. 50'li yaşlarında kadınlarla date istiyorum. Şey, uğraşmak istemiyorum.

30 yaşında, 40 yaşında böyle hayatı çok seven işte şey... ...ne bileyim çocuk isteyen, bilmem ne şey yapacağım. Kendi yaşlarımdan biriyle olmak isterim falan dedi.

Ben sonra şey çıkışı tartışıyorduk işte bu söylediği şeyi. Louis C.K.'in.

Çok da sapık bir adam bu arada. Öyle mi? Aynen. Sapıklığı meşhur falan adam.

Şaşırdım ya. İyi anlamda şaşırdım yani böyle bir şey söylemesine. Ben doğrusunu yapıyor abi falan dedim böyle. Ve şeyi düşünün yani ben şimdi 35 yaşındayım.

Mesela 58 yaşında bir adamla çıkmam yani. Hani ne yapayım? Bana yaşlı gelir anladın mı yani? Mesela 2, 25 yaşında bir adam atıyorum.

Kız, ya benden 10 yaş küçük bir kız. ...niye 40'lı 50'li yaşlarında bir insanla beraber olsun? 35 yaş bile bence 25 yaşındaki bir insan için fazladır yani.

Ben 25 yaşındayken 35 yaşında bir çocuk adamla çıkmak istemem. Adam gibi gelir bana. Sen de bence şu an 25 yaşında bir çocukla beraber olmazsın. Sana çok küçük ve olgun gelmez.

Ben şu an yani Allah korusun meclis ilişkim biterse... En az kendimden on yaş küçük birini almayı düşünüyorum. Bence yapamazsın. Buradan söylüyorum yani, ilan ediyorum.

Bence yapamazsın, çok şey... Aa, öyle mi yaparım ki? Toy gelir sana. Çok iyi yaparım.

Toy gelir bence sana. Yok, daha iyi. Bilmiyorum, yani bence... Toy gelir yani, kaldıramazsın.

Kaldırırım, kaldırırım. Ben onu eğitirim diyorsun. Ben onu şey, şekil veririm ona, hiç sorun yok. Eyvallah.

Bir şey, eğitime sokarım onu ben. Eyvallah. Ya şöyle... ...ben dediğini anlıyorum ama şöyle katılmıyorum.

Her kadın sebebi bir değişiklik. Ama şu şey, tabii ki bunlar şart dışı olmuyor. Çocuk yapmak istesen... ...işte atıyorum 35 yaşındayım ve çocuksuzum ve bir ilişki arıyorum.

Ve 25 yaşında bir erkek benim için ideal bir aday olmaz. Çünkü hayatı daha kuracak da, bir şey yapacak da. İnsanlar 25 yaşında erkek, erkekler de böyle bir sorumluluğun altına girmek... ...anlaşılabilir bir şekilde istemeyebilirler.

Ama benim daha acelem olabilir çünkü bazı biyolojik... Orada erkekler de tersini düşünüyor ya. 35 yaşında bir kadına ne zaman çocuk yapacağız? İşte sonuçta anne sağlığı açısından, genç anne olması önemli falan.

Bu arada aslında erkeklerin de biyolojik saati var. Çünkü erkeklerin sperm'e daha fazla mutasyona uğruyor. Kadına yumurtaları zaten sabit yani. Doğduğundan itibaren aynı sayıda.

...yumurtaya sahipsin ve o senle beraber işte yavaş yavaş bitiyor. Menopozla bitiyor, şey yapıyor. Ama erkekler sürekli sperm regenerate ettiği için... ...yaşlandıkça daha fazla mutasyona uğruyor ve... ...yaşlı babaların çocuklarında dejeneratif,

işte ne bileyim... ...otizm gibi falan filan, nörojeneratif şeyler... ...durumlar ortaya çıkma ihtimali katle kat artıyor.

Burada bence güzel bir yere geldik. İşte ekonomik özgürlüğün nasıl ilişkileri belirlediğinden, insanların seçimlerini belirlediğinden biraz bahsettik. Bence doğurganlık teknolojileri de çok büyük bir game changer olacak. Çünkü hani giderek daha fazla...

Amerika'da mesela bunu görüyoruz işte... ...kırk beş yaşında bir kadın ya da elli yaşında bir kadın... ...belki işte bir yumurta bağışıyla... ...ya da işte bilmiyorum belki eşcinsel bir çift yumurta ve sperm bağışıyla... ...çocuk sahibi olabiliyor.

Bunların hepsi mesela... ...bütün bu oyunu değiştirecek bence. Ama hani şu an mevcut haliyle bazı constraint'ler var evet.

Bunları da hani reddetmemek lazım. Bana şey gibi geliyor, kadınların... Önündeki en büyük engel ve aynı zamanda en büyük avantajları çocuk doğurabiliyor olmaları. Yani çocuk doğurabildikleri için... ...hayatın dışına taşınıyorlar.

Çocuk doğurdukları için ekonomik ve siyasi olarak o kadar güçlenmiyorlar ama aynı zamanda... ...toplumsal güçleri çocuk doğurabilmelerinden geliyor. Dolayısıyla ben bu işin nereye gideceğini kadınlar açısından tahammül edemiyorum. Hem baskılanma hem de şey oracığı.

Yani baskılanma sebebi de çocuk doğurmaları zaten kadınların yani doğurganlıkları. Ama aynı zamanda güç sahibi olmaları da buradan geliyor. Bu yüzden işte dedin ya hani niye feminist değilsin diye. Bence baskı daha ağır basıyor bu arada.

Onun emin değilim. Bak, aile kurumu... Yüzyıllar boyunca kadınlar eve kapatılmış yani. Bu tamamen patriarkanın işte nasıl baba kim olduğu belli olsun.

Kadının işte namuslu olsun. Başka kimseye bakmasın ki benim çocuğum olduğu kesin olsun diye... ...yüzyıllar boyunca kadınlar evlere kapatılmış.

Hâlâ şu an yaşıyoruz bunlar. Bu hikayenin bence diğer bir tarafı var, o da şu. Yani ailenin olmadığı... ...bir dönem aslında doğa durumu.

Ve bu doğa durumunda hani iç savaş var, tecavüz var. Çok hopsçu gördüm seni. Öyle, öyle. Bence... Hayır,

öyle bir şey yok. Yok, yok. Hiçbir şey yok. Öyle bir şey yok.

Bu sadece bir düşüncesi adayı. Yok, yok, yok. Şey, doğa durumu derken kabileler birbirleriyle savaşıyor. Şu an bile, bak çok ileri gitmeyelim.

Sanki devletler savaşıyor. Evet, evet tam olarak bu yüzden benim dediğim daha doğru. Yani hiç Russo'nun varsaydığı gibi... ...biz çok işte dünyada barış içinde yaşıyorduk.

Ama medeniyet bizim ayaklarımıza pranga taktı. Hayır tam tersi. İnsanlar diğer kabilelerle savaşıyordu. Bırak diğer kabilelerle savaşmalı.

Senin savaşında aile üyen yara aldı. Geride bırakıyorduk biz onları. Ben burada Rusya'ya daha yakınım sadece şu mantıkla. Eskiden man vs.

nature'dı abi. Doğa çok önemli bir hayatında engel teşkil ediyordu. Ve doğaya karşı koopere etmek, işbirliği içinde olmak her zaman senin avantajınaydı bir kabile olarak. Şu anda doğayı biz öyle bir manipüle ediyoruz ki birbirimize girdik yani.

Şöyle düşün, insanlara bir düşünce deneyi yaptırıyorlar. Tamamen aynı insanlar. Birine diyorlar ki sen bir grubusun, diğerine de sen sıfır grubusun. Bunlar zamanla birbirlerine düşman olmaya başlar.

Yani insanoğlu o kadar hızlı kutuplaşmaya müsait. O kadar hızlı kutuplaşıyoruz. Dolayısıyla bu dünyada... Ben insanların işbirliğine kutuplaşmadan daha yatkın olduğunu düşünüyorum.

Ben çatı çatı. Ama tabii ki yapısal, yani içine koyduğun... Oyun teorisi gibi yani. İçine koyduğun yapısal şey onu belirliyor olacak.

Ama bu, sosyal psikolojide de benzer deneyler var. İşte şey, hapishane deneyi bilmem nesinden. Onlar biraz böyle şey, kapitalizmin oyunu gibi geliyor bana. İnsan doğasının aslında bencil ve düşmancıl olduğuna dair uydurulmuş yapay deneyler gibi geliyor. Diyelim ki kapitalizmin oyunu,

ki bu ne demek onu da bilmiyorum ama... ...onu da biz yarattık yani. Mesela?

Bizim, bizim içimizden çıkıyor yani. Neyse buradan lafımı yitireyim. O da şu... Bütün şey bizim içimizden çıkıyor.

Yani evlilik... Sosyalizm de bizim içimizden çıkıyor. O da bir sürü insanların hayatına mal oldu. Yani hiçbir zaman... Tamam,

sonuçta hani şey kaderci bir yerden bakma. Kapitalizm kaderimiz değil herhalde. Bizim şu anda mevcut olan bir ekonomik düzen. Belki yüz yıl sonra olmayacak.

Bu ekonik düzenden bağımsız bir şey dedim ya. Yani kabileler döneminde savaşıyoruz, devletler döneminde savaşıyoruz. Ama barışı çok undermine ediyorsun. Yani barış zamanları da var insanların huzur içinde yaşadığı.

Yani bütün savaş, bütün insan davranışlarını disörmen etmiyor. İnsanların işbirliği kapasitesini bu kadar... Ne zaman barıştık? Ne zaman barış dönemi var?

Ya birçok barış dönemi var ya. Şimdi kere insanlar... Yine senin sapık Steven Pinker'e referans verdiğini tutup duruyorsun bana. Enlightenment da bunu kanıtladı.

Barış süreçleri her zaman tarih boyunca artıyor. İnsanların barış içinde olduğu savaşlar. Şu anda giderek azalıyorlar global bir perspektifte. Artılmasının tek sebebi nükleer silahlar.

O kadar büyük silahlarımız var ki. Burada insanlar iş birliği yaparak yaptılar. Hayır o kadar büyük silahlarımız var ki birbirimizi dövmekten korkar olduk. E tamam ama bu da bir çözüm oldu yani.

Bak insanın işbirliği kapasitesinin bir sonucudur, atom bombası. İşbirliği değil, artık birbirimize... Otto Neumann'ı izlemedin mi? Okumadın mı Fallout'u?

Birbirimize o kadar artık zarar verebilir hale getirdik ki... ...korkuyoruz birbirimize vurmaktan. Atom bombası olmasın var ya insanlar... Atom bombası barışçıl bir şeydir.

Nasıl barışçıl bir şeydir? Ya atom bombası tehdidi barış yaratır. Tehditten barış yaratılıyor. Yoksa biz barışçıl duygulara sahip olmamız için barış olmadı.

Ama bak birçok ülkenin nükleer silahı var. Kimse patlatmıyor, kimse bunu konuşmuyor. Orada nükleer barışa da şöyle bir paradoks var. Altı ülke nükleer silah sahibi olduğu için şu an bir barış var ama otuz ülke nükleer silah sahibi olsa ne olur?

Orada bir şey varmış, ideal bir sayı var diyorlar. Onu anlattık işte şey gibi. Sen mi anlatmıştın? Biz anlatmıştık.

180 ülkenin nükleer silah sahibi olması da bu arada iyi. Ama mesela otuz ülkenin silah sahibi olması iyi değil. Neyse buradan şuna geleceğim. Aile de kadınlar için bir noktada sigortaydı.

Bir noktada tahküm aracı, bir noktada sigorta. Çünkü en azından hani seni biri koruyor, sana miras bırakılıyor. Hani çocukların, çocuklara miras bırakılıyor ve hani birisi gelip senin işte namusuna, senin bedenine zorla sahip olmuyor. En azından birisi koruyor.

O alanda sigortaydı. Evet, evet olabilir. Peki feminist misiniz onca? Bu soru da şeye benziyor.

Bu sorunun da şöyle bir hoşuma gitmeyen tarafı var. Herkes için bir red line, bir red flag sorusu var. İşte bir yada neydi? HDP'yi destekliyor musunuz?

49 aboneliğinin izleyicilerinin %90'ı kadın olsa sen feministin şu an. Kimse kusura bakmasın. Tersine ya, ben seyircimle çok kavga ediyorum. Seyircime hoşuna gitmeyen şeyleri çok söylüyorum.

Hatta bunun için sürekli insanlar uyarıyor beni. Abi biraz, neyse. Tekrar efendim. Sen, inandığın şeyin peşinden giden bir insansın. Ve hani şey,

bunu söylediğim için bile belki bazı erkekler de bazı şeylerden hoşlanmayacak. Bilmiyorum ki. Dünyayı anlamaya çalışıyorum. Ben buradan bir erkeklere bir seslenmek istiyorum.

Bugün feminizm şapkamı da takmışken. Artık hani bazı kadınların kazanımlarını kabullenmenin... Bununla savaşmaktansa sanki kabullenmek daha... Geri döndürülemez artık ya.

Evet, artık yani o... ...katılmasan bile belki, stratejik olarak... ...artık onunla savaşmak,

sana ne kadar şey kazandıracak? İşte intel olmak ya da man going their own way olmak. Falan filan yani. Bu sana ne kazandıracak?

Böyle fayda zarar hesabı yaptığında bile... ...çıkarına değil artık hani söz, hani tırnak içinde feminist olmamak diyeyim... ...ya da feminizm karşıtı olmak ya da kadın düşmanı olmak.

Bu artık hani tarihin akışı bu şekilde ola geldi. Ve tarihin akışında birçok insanın da memnun olmadığı şeyler var ama durum bu. Bence erkeklerin bunu kabullenip... ...yollarına bu şekilde devam etmeleri ve kadınlarla daha sağlıklı bu şekilde... ...daha sağlıklı ilişki kurabileceklerini de düşünüyorum.

Böyle biraz daha hani resentful, böyle mutsuz ve avantajlarını kaybetmiş olmanın verdiği bir... ...hınçlı bir psikolojidense. Ben sana açık bir şey söyleyeyim mi?

Ben feminizme karşı indifference'ım. Yani şey, feminizm değilim derken, feminizm karşısındayım demiyorum. Bence erkekler daha kötü durumda. Mindset olarak.

Sen şey misin yoksa? Erkek hakları koruma derdine başlayan Mustafa İnceler. Öyle mi? Öyle bir şey mi var?

Evet, soyadı da İnceler. Doğru mu? Komikmiş. Şöyle erkekler daha kötü durumda.

Mindset olarak daha kötü durumda. Dedin ya, resentful. Ha, psikolojik olarak evet. Ve erkeklerin bir çoğunun rol modeli yok.

Yani şimdi kadınlarda en azından bir ideoloji var. Hayata bağlayan bir fikir var, bir beraberlik duygusu var. Erkeklerin çoğu, özellikle alt sınıf olan erkekler... ...yalnız hissediyor,

parçalanmış durumda ve hani ne yapacağını da bilmiyor. Oyuna, kumara... Bu erkeklerin ideolojisi var abi, tuttukları takım. İşte bu çok kötü bir şey.

Niye? Hayatta onlara yol gösterecek, hayata anlamlı kılacak, nasıl bir erkek olunur sorusunun altını dolduracak bir maalesef içerik yok. Aslında bu eksikliği yaşıyor erkekler. Ben gerçekten erkeklik krizinin büyük bir krizi olduğunu düşünüyorum.

Önemli bir mesele. Aslında elimizde kumara, işte pornoya, bahise... ...veya agresyona saplanmış erkek nüfusu var.

Dünyada işler azalıyor. Eşitsizlik artıyor. Ve bütün bunlar bunları daha da olumsuz hale getiriyor. Bunu ciddiye alıyorum ben en azından.

Genç erkeklere seslenebilmeyi. Önemli bir konu. Belki bir programda da bunu konuşuruz. Bir konuda da erkeklik krizini konuşalım.

Evet, evet. Peki Yaşar'cığım, çok teşekkürler artık. Toparlayalım biraz. Bitirelim.

Kalanını da mahalle yanarken de konuşuruz. Aynen. Gerçi bu yayınlandığında geçmiş olacak ama olsun. İyi ki geldin.

Çok teşekkürler bu keyifli sohbet için. Ben teşekkür ederim. Bir sonraki bölümde görüşmek üzere. Seyircilerden yorumları bekliyorum.

Evet, yorumlara yazın. DM atsınlar. DM bize yazın. Tartışalım diyoruz.

Instagram'dan, Twitter'dan bize ulaşın. Ne düşünüyorsunuz? Kime hak verdiniz? Sizin yorumlarınızı bekliyoruz.

Bir sonraki bölümde görüşmek üzere. Hoşça kalın.

Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.

Reklam Alanı (Deneme)