
2.679 kelime · ~13 dk okuma
Hoş geldiniz, hoş geldiniz. Ayakkabınızı şuraya bırakabilirsiniz. Üstadın evine ilk gelişiniz değil mi? Evet. Arkadaşım çok anlattı. Ben de bir bakayım dedim.
Çok iyi yapmışsınız. Bakın şu raftaki şişeler mucize havuz suyu. Üstadın yıkandığı su bu. Litresi 800 dolar ama ilk gelişiniz olduğu için bir şeyler yaparız.
Pardon? Üstadın neyi? Yıkandığı su. Çok güçlüdür.
Bir de şu kablolu başlıklara da bakın isterseniz. Üstadım beyin dalgalarını doğrudan sizin beyninize aktarıyor. Aylık kirası 7 bin dolar. Satın almak isterseniz de 70 bin.
Hiç ucuz değilmiş ya. Asıl kıymetlisi kan inisiyasyonu. Ustanın kanından küçük bir bardak alıyoruz, size veriyoruz. Bilimsel olarak da kanıtlandı.
Kanında özel bir güç var. Tamam, ben bunu bir ailemle konuşayım, sonra... Yalnız burada aile yok kardeşim. Üstad ne derse o.
Ben Sezgi Aksu. Burası Karanlık Dosyalar. Bugün sizinle banyo suyunu şişeleyip satan bir yoga hocasının nasıl olup da Tokyo metrosunda binlerce insanı zehirleyen bir tarikatın liderine dönüştüğünü konuşacağız. Bu adamın müritleri bir avukatı, karısı ve bebeğiyle birlikte öldürecek, polis ise yıllarca yanlış kişilerin peşinde koşacaktı.
Üstelik onu durdurabilecek bir ipucu 6 yıl boyunca polisin elinde beklerken. Ne dersiniz? Şoko Asahara'nın dünyasına girmeye hazırsanız başlayalım mı? Şoko Asahara'nın gerçek adı Chizuo Matsumoto'ydu.
2 Mart 1955'te Japonya'nın güneyindeki Kumamoto ilinde yoksul bir tatami ustasının dördüncü oğlu olarak dünyaya geldi. Tatami Japon evlerinde yerlere serilen hasırlara deniyordu. Ama Matsumoto ailesi o kadar yoksuldu ki kendi evlerinde tatami bile yoksu. Zemin topraktı.
Matsumoto doğuştan gelen bir göz hastalığıyla büyüdü. Sol gözü hiç görmüyor, sağ gözü ise ancak kısmen görüyordu. 6 yaşına geldiğinde ailesi onu devletin parasız yatılı körler okuluna yazdırdı. Ve Matsumoto bir daha ailesinin yanında hiç yaşamadı.
Körler okulunda biraz görebilen tek çocuk oydu ve bunu kullanmayı çabuk öğrendi. Görmeyen arkadaşlarına para karşılığında yol gösteriyor, sözünü dinlemeyenleri dövüyordu Okulda defalarca öğrenci başkanlığına aday oldu ama hiç seçilemedi Liseyi bitirdiğinde arkadaşlarına bir gün Japonya'nın başbakanı olacağını söylüyordu Ama ilk hedefi olan Tokyo Üniversitesi'nin sınavını bile geçemedi Tokyo'ya yerleşen Matsumoto 1978'de evlendi Körler okulunda öğrendiği akupunkturla geçimini sağlıyor, açtığı küçük dükkanda bitkisel ilaçlar satıyordu. Satış yapmayı iyi biliyordu ve kısa sürede ciddi para kazanmaya başladı. Ta ki 1982'de ruhsatsız ilaç sattığı için tutuklanana kadar.
Bu olaydan sonra Matsumoto ilgisini dine çevirdi. 80'lerin Japonyası'nda ekonomi büyüyordu. Ve ülkede yüzlerce yeni dini hareket ortaya çıkmıştı. Matsumoto da bunlardan birine katıldı ama birkaç yıl sonra aradığını bulamadığını söyleyip ayrıldı.
1984'te Tokyo'da kiraladığı tek bir odada kendi yoga okulunu açtı. Bu küçük okulun ilk büyük reklamıysa bir fotoğraf olacaktı. Bir okült dergisinde yayınlanan fotoğrafta Matsumoto bağdaş kurmuş halde havada asılı duruyordu. Gerçekte yaptığı şey bacaklarıyla yerden zıplayıp deklanşöre tam o anda basmaktı.
Ama dergiyi okuyan yeterince insan bu adamın havada süzülebildiğine inandı ve okulun kapısına yüzlerce yeni öğrenci dayandı. 1986'da Himalayalar'a giden Matsumoto, döndüğünde orada aydınlandığını iddia etti. Ertesi yıl Hindistan'da Dalai Lama ile bir fotoğraf çektirdi. Müritlerine bu fotoğrafı gösterip Dalai Lama ile görüştüğünü, Dalai Lama'nın onu Japonlara Buda'nın gerçek öğretisine anlatmak için seçtiğini söyledi.
Aynı yıl saçını sakalını uzatıp beyaz cüppeler giymeye başladı ve adını Shoko Asahara olarak değiştirdi Yoga okulunun yeni adıysa Aum Shinrikyo yani Om Yüce Hakikatti Asahara bazılarında dünyanın çok yakında büyük bir savaşla sona ereceğini ve bu felaketten yalnızca kendisine inananların kurtulacağını anlatıyordu Kurtuluşun yolu da doğrudan Asahara'nın bedeninden geçiyordu. Müritler onun kanında özel güçler olduğuna inandırılıyor ve küçük bir bardak kanı içebilmek için binlerce dolar ödüyordu. Asahara'nın yıkandığı su şişelenip satılıyor, sakalından kesilen tutamlar çay yapılıp içilsin diye müritlere veriliyordu. Tarikatın sözde bilim insanlarının tasarladığı elektrotlu başlıkları takanlarınsa beyin dalgalarının Asahara'nınkiyle eşitlendiğine inanılıyordu.
Asahara kendini kim sanıyordu derseniz cevap biraz uzun. Anlattığına göre 1985'te Hindu tanrısı Shiva karşısına çıkmış ve dünyayı kurtarma görevini ona vermişti. 1992'de yayımladığı bir kitaptaysa kendini İsa Mesih ilan etti. Aynı kitapta Budistlerin gelecekte gelmesini beklediği Buda'nın yani Maitreya'nın da kendisi olduğunu yazdı.
Buda yetmedi, Hinduların dünyanın sonunda gelmesini beklediği kurtarıcı Kalkin'in de kendisi olduğunu söyledi. Kitaplarında zamanda yolculuk edebildiğini bile iddia ediyordu. 1994'te ise kendini kutsal hükümdar ilan ettiği bir devlet kurdu ve en yakın müritlerini bakan yaptı. Peki bu adama kimler inanıyordu?
Aum'un müritleri arasında Japonya'nın en iyi üniversitelerinden mezun genç doktorlar ve bilim insanları da vardı. Bunlardan biri astrofizikçi Hideo Murai'ydi. Bir kütüphanede bulduğu Aum broşürünü okuyup işini bırakan Murai, kısa sürede Asahara'nın en güvendiği adamı olacaktı. Tarikata tam olarak katılanlar keşiş ve rahibe oluyor, bütün mal varlıklarını Aum'a devredip aileleriyle bağlarını koparıyordu.
Fuji Dağı'nın eteklerinde kurulan merkezde az uykuyla ve günde tek öğün yemekle yaşıyor, saatlerce Asahara'nın konuşmalarını dinliyorlardı. Kurallara uymayanlar küçük hücrelere kapatılıyordu. 1988 sonbaharında genç bir mürit ağır bir arınma eğitimi sırasında hayatını kaybetti. Asahara olayın duyulmasını istemedi ve cesedi merkezde gizlice yaktırdı.
Bu ölüme tanık olan müritlerden biri birkaç ay sonra tarikattan ayrılmak istediğini söyleyince o da Asahara'nın emriyle öldürüldü. Bu ölümler dışarıda hiç duyulmadı. 1989 yazında Tokyo yönetimi Aumur resmi bir dini kuruluş olarak tanıdı ve tarikat vergi muafiyeti kazandı. Din özgürlüğü konusunda çok hassas davranan polis de tarikata dokunmaktan çekiniyordu.
Ama Yokohamalı bir avukat Aum'un üzerine gitmeye kararlıydı. 33 yaşındaki Tsutsumi Sakamoto daha önce başka tarikatlara karşı da davalar açmış, insan hakları alanında tanınan bir avukattı. Karısı Satoko ve 14 aylık oğulları Tatsuhiko ile birlikte Yokohama'da yaşıyordu. Tarikata katılan çocuklarına ulaşamayan aileler ona başvurunca Sakamoto bu aileleri bir derneğin çatısı altında topladı.
Bir de Asahara'nın kanını içmek için para ödeyip hiçbir değişiklik hissetmeyen eski bir müridin davasını almıştı. Kan işe yaramadığına göre mürit parasını geri istiyordu. Bay Sakamoto, Üstadın kanında gizli bir güç olduğu bilimsel olarak kanıtlandı. Öyle mi? Testleri hangi üniversite yaptı?
Saygın bir tıp fakültesi. O fakülteyi aradım. Öyle bir test yapılmamış. Testleri bizim laboratuvarımızda o fakültenin mi mezunu yaptı?
O zaman sonuçları yazılı olarak görmek istiyorum. Siz din özgürlüğüne saldırıyorsunuz. Ben sadece müvekkilimin parasını istiyorum. Sakamoto aynı günlerde bir televizyon kanalına da röportaj vermiş.
Aum'un müritleri iradeleri dışında tuttuğunu ve insanları dolandırdığını anlatmıştı. Bu röportaj hiç yayınlanmadı. Kanalın çalışanları kaydı yayından önce Aum'un yöneticilerine izletmişti. Asahara açılacak bir davanın tarikatın yeni kazandığı dini statüyü tehlikeye atacağını biliyordu.
Bu görüşmeden iki gün sonra en yakın adamlarını topladı ve avukatın susturulması gerektiğini söyledi. 3 Kasım 1989'da Murai'nin de aralarında bulunduğu altı mürit Yokohama'ya gitti. Plan Sakamoto'yu işten dönerken tren istasyonunun önünde yakalamaktı. Müritler saatlerce bekledi ama Sakamoto bir türlü gelmedi.
Üstat, atam gelmedi. Bugün resmi tatilmiş, evden hiç çıkmamış. O zaman eve gidin. Ama evde karıtı da var, bebeği de.
Hepsi. 4 Kasım gecesi saat 3'e doğru müritler Sakamoto ailesinin oturduğu apartmanın merdivenlerini sessizce çıktı. Evin kapısı kilitli değildi. Şimdi burada kısa bir ara verelim. Ardından dosyamıza kaldığımız yerden devam edeceğiz.
Müritler yatak odasına girdiğinde küçük Tatsuhiko uyandı ve ağlamaya başladı. Tsutsumi ve Satoko kendilerini savunmaya çalıştı ama karşılarında altı kişi vardı. Birkaç dakika içinde ailenin üç üyesi de hayatını kaybetti. Müritler cesetleri yatak örtülerine sarıp evden çıkardı ve her birini birbirinden çok uzaktaki üç ayrı dağlık bölgeye gömdü.
Merkeze döndüklerinde Asahara onlara kutsal bir iş yaptıklarını söyledi. Anlatılanlara göre bebeğin daha yüksek bir dünyada yeniden doğacağını söyleyerek müritlerini teselli etmişti. Birkaç gün sonra Sakamoto'nun annesi oğlunun evine gittiğinde eşyaları yerli yerinde buldu. Ama yatak takımları ortada yoktu.
Sonra yerde bir dolabın yanında küçük bir rozet gözüne çarptı. Bakın, şu rozete bakın. Bu onların, o tarikatın işareti. Oğlum aylardır onlarla uğraşıyordu.
Hanımefendi, lütfen sakin olun. Bir rozetle bir dini kuruluşu suçlayamayız. Oğlum, karısını ve bebeğini alıp gecenin bir yarısı kendi kendine mi kayboldu yani? Sonuçturma devam ediyor efendim.
Anladınız mı? Polis bu rozete rağmen tarikatın üzerine gitmedi. Asahara'da bir basın toplantısı düzenleyip bu rozetten binlerce tane dağıttıklarını ve herkesin elinde olabileceğini söyledi. Oysa bu rozetlerden çok az sayıda üretilmişti ve rozet 6 yıl boyunca bir dosyanın içinde bekleyecekti.
Ailenin ortadan kaybolmasından 3 ay sonra Asahara bambaşka bir işe girişti. Şubat 1990'daki genel seçimlere kurduğu partiyle kendisi de dahil 25 adayla katıldı. Müritleri sokaklarda Asahara'nın yüzünü taşıyan dev maskelerle dolaşıyor, onun için yazılmış şarkıları söyleyip dans ediyordu. Kampanyaya milyonlarca dolar harcandı ama adayların hiçbiri seçilemedi.
Asahara seçimlere hile karıştığını söyledi ve bundan sonraki vaazlarında yaklaşan kıyamet savaşında Almun'da savaşacağını anlatmaya başladı. Murayn'in yönettiği ekiplere silah geliştirme emri verdi ve hem kimyasal hem de biyolojik silah elde etmeye giriştiler. İlk denemeler başarısız oldu ama Asahara çalışmaların sürmesini istedi. 1994 yazında Aum, Matsumoto şehrinde bir şube binası için aldığı arsa yüzünden komşuların açtığı bir davayı kaybetmek üzereydi.
Asahara davaya bakan 3 hakimin 3'ünün de öldürülmesini emretti. 27 Haziran 1994 gecesi saat 11'e doğru müritler hakimlerin kaldığı lojmanın bulunduğu sessiz mahallede sinir gazı yaydı. Ama o gece rüzgar yön değiştirdi ve gaz çevredeki evlere doğru sürüklendi. Ambulansı ilk arayan kişi gazın yayıldığı yerin hemen yakınında oturan Yoshiyuki Konoy'du.
O gece mahallede beş kişi evlerinde ölü bulundu. İki kişi de hastaneye kaldırıldıktan kısa süre sonra hayatını kaybetti. Yüzlerce kişi hastanelik oldu ama hedeflenen hakimler hafif belirtilerle kurtuldu. Peki polis kimden şüphelendi?
Ambulansı ilk arayan adamdan. Kono'nun karısı komadaydı ve kendisi de bir ay hastanede kaldı. Ama polis evinde bahçesi için tuttuğu tarım ilaçlarını bulunca, Kono soruşturmanın baş şüphelisi haline geldi. Gazeteler ona zehirli gaz adamı lakabını taktı ve Kono'ya ölüm tehditleri yağmaya başladı.
Bir süre sonra polise imzasız bir mektup ulaştı. Mektupta yaşananların bir tür deney olduğu yazıyordu. Mektubu yazan kişi, aynı gaz kalabalık bir metro gibi kapalı bir yerde serbest bırakılırsa büyük bir felaket yaşanacağını da söylüyordu. Ama soruşturma konunun üzerinde kalmaya devam etti.
1995'in başında Aum hakkındaki şikayetler iyice artmıştı. Fuji'deki merkezin çevresinde yaşayanlar garip kokulardan şikayet ediyor, diyor, tarikattan kaçanlar polise içeride gördüklerini anlatıyordu. 28 Şubat'ta Aum'dan kaçıp saklanan bir kadının 68 yaşındaki ağabeyi Tokyo'da sokak ortasında kaçırıldı. Müritler kız kardeşinin yerini söyletmek için onu Fuji'deki merkeze götürdü.
Adam yerini söylemeyi reddetti ve kısa süre sonra merkezde baygın halde hayatını kaybetti. Kaçırılmadan önce ailesine bir not bırakmış, ortadan kaybolursa onu Aum'un kaçırmış olacağını yazmıştı. Bu not polisi harekete geçirdi. Emniyet Aum'un bütün tesislerine aynı anda baskın yapmak için 22 Mart sabahını seçti.
Ama Asahara baskının yaklaştığını önceden haber aldı. Yetkililere göre Asahara, polisin dikkatini dağıtmak için Tokyo'nun ortasında büyük bir kargaşa çıkarmaya karar verdi. 20 Mart 1995 Pazartesi sabahı, Tokyo'da milyonlarca insan her zamanki gibi işe gidiyordu. Saat 8'e doğru Aum'un 5 müridi, metronun 3 ayrı hattında 5 farklı trene bindi.
Bu trenlerin hepsi bakanlıkların ve emniyet genel müdürlüğünün bulunduğu Kasumigaseki istasyonundan geçecekti. Müritler trenlerde sinir gazı serbest bırakıp bir sonraki istasyonda indiler. Yolcular önce garip bir koku fark etti. Ardından öksürükler başladı ve bazı yolcular trenden iner inmez peronlara yığıldı.
Kimse ne olduğunu bilmiyordu. Polise ulaşan ilk ihbarda metroda bir patlama olduğu söyleniyordu. Trenlerin bir kısmı yoluna devam etti ve gazın bulunduğu vagonlardan biri 1,5 saatten fazla hattaki istasyonları dolaştı. Pek çok yolcu kendini kötü hissettiği halde işe gitti ve ancak haberleri izleyince hastaneye koştu.
Kasumi Gaseki istasyonunun müdür yardımcısı, 50 yaşındaki Kazumasa Takahashi, trenlerden birinde yerde ıslak bir paket olduğunu duyunca vagona koşmuştu. Müdür bey! Müdür bey! Ambulans çağırın! Bu peronu hemen boşaltın!
Takahashi o paketi bir iş arkadaşıyla birlikte trenden çıkardı. İkisi de kısa bir süre sonra hayatını kaybetti. Ama paket trenden çıkarıldığı için o hatta tek bir yolcu bile ölmedi. Tokyo'nun hastaneleri o sabah ne olduğunu bilmeden yüzlerce hastayla doldu.
Tsukiji istasyonunun birkaç yüz metre ötesindeki bir hastaneye yalnızca o gün 640 kişi geldi. Hastaların kimi yürüyerek, kimi ambulansla geliyor, hepsi nefes alamadıklarını söylüyordu. Saat 10'u çeyrek geçe hastanenin telefonu çaldı. Arayan bir yıl önce Matsumoto'daki kurbanları tedavi etmiş bir doktordu.
Televizyonda gördüğü belirtileri tanımıştı ve bunun büyük ihtimalle Sarin adlı sinir gazı olduğunu söylüyordu. Tokyo'da panzehir yetmeyince başka şehirlerdeki hastanelerin stokları hızlı trenlerle başkente getirildi. O gün 8 kişi hayatını kaybetti. Sonraki yıllarda bu sayı 13'e çıktı ve 6.000'den fazla kişi yaralandı.
14. kurbansa saldırı sırasında 31 yaşında olan ve ağır beyin hasarıyla 25 yıl yatağa bağlı yaşadıktan sonra 2020'de ölen bir kadındı. İki gün sonra 22 Mart sabahı koruyucu giysiler giymiş binden fazla polis Fuji'deki merkeze girdi. Binalarda tonlarca kimyasal madde ve kasalar dolusu para buldular.
Küçük hücrelerin bazılarında hala kapatılmış müritler vardı ama Asahara ortada yoktu. Saklandığı yerden gönderdiği video mesajlarda saldırılarla hiçbir ilgilerinin olmadığını, olayın Aum'u suçlamak isteyen Amerikan ordusunun işi olduğunu söylüyordu. tutuklanan müritlerin ifadeleriyle Matsumoto'daki gazın da AOM'dan geldiği anlaşıldı ve 9 aydır zehirli gaz adamı diye anılan konunun masum olduğu ortaya çıktı Japon gazeteleri ondan özür diledi karısı Sumiko ise o geceden sonra bir daha hiç konuşamadı ve 2008'de hayatını kaybettiğinde Matsumoto saldırısında ölen 8. kişi oldu Baskından sonraki haftalarda yüzlerce mürit gözaltına alındı.
23 Nisan akşamı Hideo Murai, Aum'un Tokyo'daki bürosuna girmek üzereyken kalabalığın arasından çıkan bir adam tarafından bıçaklandı ve binanın önünde bekleyen gazeteciler her şeyi kaydetti. Murai o gece hastanede öldü ve saldırganın bir Yakuza örgütünün üyesi olduğu anlaşıldı. 16 Mayıs 1995 sabahı polis Fuji'deki merkeze bir kez daha girdi. Bu kez hedef daha önce defalarca aranmış olan Satyan-6 adlı binaydı.
Asahara iki kat arasındaki gizli bir bölmede saklanıyordu. ve polise hiç direnmeden teslim oldu. Müritlerin itirafları polisi Sakamoto ailesine de götürdü. Eylül 1995'te Tsutsumi, Satoko ve küçük Tatsuhiko'nun cesetleri birbirinden uzak 3 ayrı dağlık bölgede bulundu.
Sakamoto'nun annesinin 6 yıl önce polise gösterdiği rozet en başından beri doğru tarikatı işaret ediyordu. Asahara'nın davası Nisan 1996'da başladı ve yaklaşık 8 yıl sürdü. Duruşmalarda ya hiç konuşmuyor ya da kimsenin anlamadığı şeyler mırıldanıyordu. Kimi zaman sandalyesinde uyukladığı ya da kendi kendine güldüğü oluyordu.
Eski müritleri ise tanık kürsüsüne çıkıp Asahara'nın verdiği emirleri tek tek anlatıyordu. Sanık ayağa kalkın. Mahkemeye söylemek istediğiniz bir şey var mı? Sanık sizi duyamıyoruz. Lütfen yüksek sesle konuşun.
Tamam oturabilirsiniz. Yoshiyuki Kono, Asahara'yı gördüğünde karşısında çok küçük ve zayıf bir insan bulduğunu anlatacaktı. 27 Şubat 2004'te mahkeme Asahara'yı 13 ayrı davada suçlu buldu ve idama mahkum etti. Hakim kararı okurken Asahara'nın tek bir kez bile özür dilemediğini ve bütün suçu müritlerine yüklediğini söyledi.
Asahara ise karar okunurken esniyordu. Avukatları Asahara'nın akli dengesinin yerinde olmadığını ve kendisiyle hiç konuşamadıklarını söyleyerek temiz gerekçelerini süresi içinde mahkemeye vermedi. Mahkemenin görevlendirdiği psikiyatrist ise Asahara'nın hasta taklidi yaptığına karar verdi. Temiz başvurusu bu yüzden reddedildi ve Eylül 2006'da Japonya Yüksek Mahkemesi idam cezasını kesinleştirdi.
Asahara 12 yıl daha idam koridorunda bekledi. Diğer AU müyelerinin davaları ancak 2018'in başında bitti ve birkaç ay sonra 6 Temmuz 2018 sabahı Asahara 6 eski müridiyle birlikte idam edildi. 20 gün sonra idam cezası alan diğer 6 mürit de asıldı. Kocasını Kasumigaseki'de kaybeden Shizue Takahashi, O gün gazetecilere 13 idamla birlikte davanın hukuken kapanmış sayılabileceğini ama kurbanların yaşadığı acının idamlarla bitmediğini söyledi.
Asahara'nın cesedi yakıldı ama küllerinin kime verileceği konusunda ailesi birbirine düştü. Yıllar süren davanın sonunda Japonya Yüksek Mahkemesi 2021'de küllerin Asahara'nın ikinci kızına verilmesine karar verdi. Ama devlet külleri teslim etmeyi reddetti. Hükümete göre küller, tarikatın devamı olan gruplar için kutsal bir emanete dönüşebilirdi.
İkinci kız tarikatla hiçbir bağ olmadığını ve babasını sadece sessizce anmak istediğini söyleyerek devlete dava açtı. Mahkemeler 2024'te ve Şubat 2026'da iki kez onu haklı buldu Ama devlet dosyayı yüksek mahkemeye taşıdı ve küller bugün hala devletin elinde bekliyor. Aum Shinrikyo'nun dini kuruluş statüsü 1995'te mahkeme kararıyla kaldırıldı. Ama tarikat dağılmadı.
Müritlerin büyük kısmı 2000 yılında Alef adını alan yeni bir grupta toplandı. Japon istihbaratına göre Aleph bugün de Asahara'nın mutlak etkisi altında ve gençleri tarikatın adını gizleyerek aralarına almaya çalışıyor. Japon makamları 2025'te Aleph'i perde arkasından Asahara'nın ikinci oğlunun yönettiğine hükmetti. 32 yaşındaki oğulsa Aleph'e hiç üye olmadığını söyleyerek devlete dava açtı.
Eylül 2026'da Alef'e sekizinci kez yaptırım kararı verildi. Asahara'nın emriyle işlenen suçlarda toplam 29 kişi hayatını kaybetti ve 6000'den fazla kişi yaralandı. Yaralıların birçoğu bugün hala görme sorunları ve kabuslarla yaşıyor. Bölümün başında banyo suyunu şişeleyip satan bir adamın nasıl bu noktaya geldiğini sormuştuk.
konuştuk. Asahara bu soruya hiçbir zaman cevap vermedi ve müritlerine bu insanları neden öldürttüğünü ne mahkemede ne de sonrasında bir kez bile açıklamadı. Onu durdurma fırsatıysa polisin önüne birden fazla kez gelmişti. 1989'da Sakamoto'nun annesi tarikatın rozetini polise gösterdi ama polis bir dini kuruluşun üzerine gitmekten çekindi.
Matsumoto'dan sonra polis 9 ay boyunca yanlış adamın peşinde koştu ve kalabalık bir metroyu işaret eden imzasız mektup bile bunu değiştirmedi. Yoshiyuki Kono ise karısını kaybettiği ve aylarca katil gibi görüldüğü halde Asahara'ya kin beslemediğini açıkça söyledi. Asahara'nın idam edilmesinin ölenleri geri getirmeyeceğini düşünüyor, Mahkemeden yalnızca adil bir karar bekliyordu. 1995'te bir pazartesi sabahı Kazumasa Takahashi her zamanki gibi Kasumigaseki istasyonundaki işinin başındaydı.
30 yıldır her 20 Mart sabahı karısı Shizue iş saatinin kalabalığında metroya binip o istasyona gidiyor ve kocası için çiçek bırakıyor. Evet bu haftanın karanlık dosyasının da sonuna geldik. Bir sonraki karanlık dosyada görüşmek üzere. Kendinize iyi bakın.
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.