
2.044 kelime · ~10 dk okuma
Konrad biraz daha dayan. İlacını aldık. Şimdi arabaya geçip seni eve götüreceğiz. Oğlum fena şiş yok he. Ölecek neydi öyle ya?
Doktor halloldu dedi ya. Bak Dorothy gitti arabayı getirmeye. Birazdan kapının önüne yanaşır. Saat kaç oldu?
11'i biraz geçiyor. Birkaç dakikaya burada olur. Nerede kaldı bu kız? Otopark şurası zaten.
Belki arabayı mı çalıştıramadı acaba? Dur bakayım. Aa geliyor işte. Dorothy hey yavaşla biraz.
Durmuyor. Pem kenara çekil. Pem! Ben Sezgi Aksu.
Burası Karanlık Dosyalar. 28 Mayıs 1980 Çarşamba gecesi Kaliforniya'nın Orange kentindeki bir hastane otoparkında Arkadaşlarına yardım etmekten başka hiçbir amacı olmayan 32 yaşındaki genç bir anne Kendi arabasının direksiyonunda sırra kadem basmıştı Arkadaşlarının gözleri önünde yüksek hızla karanlığa karışan araç Sadece bir kaybolma hikayesi değil Yıllarca sürecek tüyler ürpertici bir kabusun ilk perdesi olacaktı Ne dersiniz? Sıradan bir Mayıs gecesinde başlayan bu akıl almaz kayboluşun, gölgelerde saklanan takıntılı bir katilin izini adım adım sürmeye hazırsanız başlayalım mı? Dorothy Jane Scott, 32 yaşında, çevresi tarafından oldukça sevilen, son derece dindar, mütevazı ve hayatını 4 yaşındaki oğlu Sean'a adamış, sevgi dolu bir anneydi.
Dorothy, küçük oğlu Sean'a bakabilmek için tek başına iki farklı işte çalışıyordu. Hayatındaki tek odak noktası oğluydu. Onu yalnız bırakmamak için akşamları dışarı çıkmaz, neredeyse hiç arkadaşları ile buluşmaya gitmezdi. Alkol, sigara veya gece hayatıyla hiçbir ilgisi olmayan, kendi halinde bir kadındı.
Kaliforniya'nın Stanton kasabasında anne ve babası Jacob ve Vera Scott'la birlikte yaşıyordu. Günlük hayatı oldukça sakindi. Anaheim'deki bir hediyelik eşya dükkanında tezgahtar olarak çalışıyordu. Hayatında polemiklerden, tehlikeli ortamlardan veya karmaşık ilişkilerden uzak duran son derece doğal bir kadındı.
28 Mayıs 1980 çarşamba akşamı çalıştığı dükkanda rutin bir personel toplantısı vardı. Toplantı devam ederken Dorothy, mesai arkadaşı Conrad Bostra'nın hiç iyi görünmediğini fark etti. Conrad'in kolunda kırmızı, iltihaplı bir leke vardı ve giderek fenalaşıyordu. Bahçeye çıktıklarında bir örümcek tarafından ısırılmış olabileceğini düşündüler.
Dorothy ve diğer iş arkadaşı Pam Head hemen müdahale ederek Conrad'i Orange kentindeki UC Irvine Tıp Merkezi'ne götürdüler. Acil servise varlıklarında doktorlar Conrad'e müdahale etti, tedavisini yapıp reçetesini yazdı. Conrad kendini toparlayana kadar biraz hastanede kalabileceklerini söylediler. O sırada da Dorothy ailesine uğrayıp durumu haber vermek istedi.
Çünkü işlerinin ne kadar süreceğini bilmiyordu. Ailesine arkadaşın hastaneye götürdüğünü ve eve dönmesinin biraz gecikeceğini haber verdi. Fakat tam da bu acelenin içinde boynundaki siyah atkıyı çıkarıp yerine kendi eliyle işlediği, çok sevdiği çiçekli atkıyı taktı. Bunu neden yaptığını kimse bilmiyordu.
Ardındansa tekrar hastaneye, arkadaşlarının yanına döndü. Saatler gece 23'e yaklaşırken işlemler tamamlanmıştı. Konrad hala halsizdi ve yürümekte zorlanıyordu. Ama artık toparlanmaları gerekiyordu.
Hastaneden çıkma vakti çoktan gelmişti. Siz kapının önünde bekleyin. Dışarısı serin zaten. Ben otoparka yürüyüp arabayı hemen kapının önüne getirdim.
Konrad daha fazla yorulmasın. Tamamdır. Seni bekliyoruz burada. Dorothy çantasını alıp acil servisin ışıklandırılmış kapısından karanlık otoparka doğru yürüdü.
Pam ve Conrad kapının önünde sohbet ederek beklemeye başladılar. Aradan 5 dakika geçti. Sonra 8 dakika. Ama genç kadın hala ortalarda yoktu.
Otopark hastane kapısının hemen yanı başındaydı. Bu kadar sürmesi imkansızdı. İki arkadaş biraz endişelenmeye başlamıştı. Tam Pam gidip bakmayı düşünürken karanlığın içinden bir motor sesi yükseldi.
Ancak ne Pam ne de hastane kapısında bekleyen arkadaşı, az sonra tanık olacakları şeyin sıradan bir gecenin değil, yıllarca sürecek tüyler ürpertici bir kabusun başlangıcı olacağını henüz bilmiyordu. O motor sesi Dorothy'yi geri getirmeyecek, aksine onu karanlığın derinliklerine sürükleyecek ve ardında onlarca cevapsız soru bırakacaktı. Dorothy'nin beyaz renkli 1970 model Toyota Corolla'sı otoparkın köşesinden aniden fırladı. Araç doğrudan acil servis kapısında bekleyen Pam ve Conrad'ın üzerine doğru geliyordu.
Parları uzun konumdaydı ve gözlerini tamamen kör ediyordu. Pam, Dorothy'nin şaka yaptığını veya kontrolü kaybettiğini sanarak el sallayıp bağırdı. Ancak araba yavaşlamadı bile. Hastane bahçesinin çıkışına doğru sert bir dönüş yaptı ve ana yola çıkarak gecenin karanlığında kayboldu.
Pam ve Conrad neye uğradıklarını şaşırmışlardı. Arabanın içinde Dorothy var mıydı? Varsa direksiyon başında o mu oturuyordu? Farların parıltısından görmek imkansızdı.
İlk başta Dorothy'nin evde yalnız olan oğlu Sean'la ilgili acil bir durum çıktığını ve panikle eve koştuğunu düşündüler. Ama ne Pam ne de Conrad kendisini iyi hissetmiyordu. Akılları arkadaşlarında kalmıştı. Bu nedenle Dorothy'nin annesini aradılar.
Alo? Alo? Vera teyze, Dorothy yanında mı? Hayır Pam, işteydi biliyorsun. Bir şey mi oldu?
Vera teyze, hastanedeydik. Dorothy arabasını getirmek için otoparka gitti ama arabayı üzerimize doğru sürüp durmadan bastı gitti. Telefonlarına da bakmıyor. Ne oldu hiç bilmiyoruz.
Bu aramanın ardından ailesi de telaşa kapılmıştı. Fakat saatler geçmesine rağmen onlar da Dorothy'den hiçbir haber alamayınca ailesi polise başvurdu. Orange County Şerif Departmanı hemen soruşturma başlatmıştı. Hastane otoparkında yapılan ilk incelemelerde hiçbir boğuşma izi, kan veya sürüklenme emaresi bulunamadı.
Kamera kayıtlarında da gözüken herhangi bir durum yoktu. Arabanın kapısı açılmış, Dorothy binmiş ve araç hızla uzaklaşmıştı. Peki ama direksiyondaki kişi gerçekten Dorothy miydi? Yoksa pusuya yatmış biri araca o biner binmez içeri mi sızmıştı?
Olaydan 15 gün sonra 12 Haziran 1980'de polise bir ihbar geldi. Santa Ana bölgesindeki tenha bir ara sokakta terk edilmiş, tamamen yanmış bir araç bulunmuştu. Yapılan ruhsat incelemesinde bu aracın Dorothy'nin beyaz Toyota Corolla'sı olduğu kesinleşti. Araç ateşe verilerek üzerindeki tüm parmak izleri ve deliller yok edilmişti.
İçindeyse hiçbir beden yoktu. Polis ekipleri olayı sıradan bir gasp veya rastgele bir kaçırılma vakası olarak değerlendirmeye hazırlanıyordu. Ancak Dorothy'nin geçmişi derinlemesine incelendiğinde tüyler ürperten gizli bir gerçek ortaya çıkacaktı. Aslında Dorothy kaybolduğu günden önceki birkaç ay boyunca kelimenin tam anlamıyla bir kabusun içinde yaşıyordu.
1980 yılının başından itibaren hem dükkandaki iş telefonuna hem de ev telefonuna kimliği belirsiz bir adamdan aramalar gelmeye başlamıştı. Arayan şahıs Dorothy'ye hastalıklı bir tutkuyla bağlı olduğunu söylüyor, bir an yumuşak ve aşık bir tonla konuşurken aniden sesi vahşileşiyor ve tehditler savuruyordu. Adam defalarca telefonda şu cümleyi fısıldamıştı. Seni tek yakalayacağım. Seni öyle bir parçalayacağım ki benden başka kimse seni asla bulamayacak.
Bu meçhul takipçi sadece aramakla kalmıyor. Dorothy'yi günün her anında gölge gibi izliyordu. Telefonu açtığında Dorothy'ye o gün ne giydiğini, saat kaçta nereye gittiğini, dükkana giren müşterilerle ne konuştuğunu tek tek anlatıyordu. Bir gün dükkanda çalışırken telefon çaldı.
Arayan yine aynı sessi. Dorothy titreyerek dışarı çıktığında arabasının ön camına bırakılmış mor renkli bir atkı bulmuştu. Takipçisi tam o anda dükkanın karşısında bir yerlerde onu izliyor olmalıydı. Arayan ses Dorothy'ye hiç yabancı gelmiyordu.
Sesin sahibini bir yerden tanıdığına emindi. Ama bir türlü çıkaramıyordu. Yaşadığı korku yüzünden kendini korumak için bir silah satın almayı bile düşündü. Ancak oğlu Sean'ın evde silahı bulup kendisine zarar vermesinden korktuğu için bu fikirden vazgeçti.
Dorothy bu durumdan o kadar dehşete düşmüştü ki akşamları yalnız dışarı çıkmamaya başladı. Evini değiştirmeyi düşündü ve hatta kendini koruyabilmek için karate derslerine kaydoldu. Ancak ne yaptıysa bu gölgeden kurtulamadı. Kaybolduğu 28 Mayıs gecesi ise son derece kritik bir detay vardı.
Dorothy o gece çalıştığı dükkandan çıkarken üzerine kendi eliyle işlediği çok özel, siyah renkli ve çiçek desenli bir atkı takmıştı. Bu atkı sadece ona özel tek bir parçaydı. Başka kimse de yoktu. İşte bu siyah çiçekli atkı ilerleyen günlerde soruşturmanın en karanlık ve en kritik ipucuna dönüşecekti.
Çünkü o gece Dorothy'nin üzerinde bu özel parçanın olduğunu bilen tek bir kişi vardı. Onu gölgelerin içinden adım adım takip eden ve tüm ailenin hayatını kabusa çevirecek olan o meçhul adam. Bu detayın taşıdığı tüyler ürpertici gerçek, çok kısa bir süre sonra çalacak olan o ilk telefonla ortaya çıkacaktı. Şimdi burada kısa bir ara verelim. Ardından kaldığımız yerden dosyamıza devam edeceğiz.
Dorothy'nin kayboluşunun üzerinden yaklaşık bir hafta geçmişti. Anne Vera Scott, Stanton'daki evlerinde keder içinde telefonun çalmasını bekliyordu. En ufak bir haber, polisten gelecek bir güncelleme umuduyla Ahize'ye koşuyordu. Haziran ayının ilk haftasında telefon çaldı.
Alo, Dorothy, kızım sen misin? Dorothy bende, onu öldürdüm. Vera Scott şok içindeydi. Çığlıklar içinde polisi aradı.
Ancak bu sadece başlangıçtı. Takipçi katile dönüşmüştü. ve şimdi kurbanlığının ailesiyle sadistçe bir akıl oyunu oynuyordu. Takip eden dört yıl boyunca hemen her çarşamba günü yani Dorothy'nin kaybolduğu gün anne Vera evde yalnızken telefon çaldı.
Arayan aynı sesti. Bazen Dorothy evde mi diye sorup manidar bir şekilde gülüyor, bazen onu asla bulamayacaksınız diyor, bazen de sadece nefes alıp vererek kapatıyordu. Polis Scott ailesinin telefon hattına dinleme cihazları ve ses kayıt sistemleri yerleştirdi. Ancak katil inanılmaz derecede uzmandı.
Aramaları asla 4 saniyeden uzun tutmuyordu. O dönemin teknolojisinde bir aramanın konumunu tespit edebilmek için hattın en az birkaç dakika açık kalması gerekiyordu. Aramaların hepsi kentin farklı noktalarındaki ankesörlü telefon kulübelerinden yapılıyordu. 12 Haziran 1980'de, yani Dorothy'nin yakılmış arabasının bulunduğu gün, katil bu kez yerel gazete The Orange County Register'ın santralini aradı.
Orange County Register, buyurun. Dorothy Scott'ı ben öldürdüm. O benim aşkımdı ama beni başka bir adamla aldattı. Onu başka bir adamla yakaladım ve cezasını kestim.
Ne anlatıyorsunuz siz? Kimsiniz? Polisin bilmediği şeyleri biliyorum. O gece üzerinde siyah özel kesim çiçek desenli bir atkı vardı.
Arabasını da ben yaktım. Katil polisin kamuoyuna açıklamadığı özel detayları veriyordu. Dorothy'nin o gece giydiği özel atkıyı sadece onu kaçıran kişi bilebilirdi. Arayan kişinin iddia ettiği aldatılma hikayesi ise tamamen onun zihninde kurduğu hastalıklı bir fanteziden ibaretti.
Çünkü Dorothy'nin hayatında o dönem hiçbir erkek yoktu. Yıllar yılları kovaladı. Polis yüzlerce kişiyi sorguladı. Dükkana gelen müşterileri, eski tanıdıkları, bölgedeki sabıkalıları inceledi.
Ama tek bir somut delile ulaşamadı. Anne Vera Scott ise her çarşamba gelen o kabus telefonlarla yaşamaya devam etti. Katil adeta aileyi canlı canlı tüketiyordu. Bu kabus aramalar Nisan 1984'e kadar kesintisiz devam etti.
Ancak Nisan ayında telefon çaldığında ahizeyi bu kez anne Vera değil baba Jacob Scott açtı. Arayan şahıs karşıda babanın sert sesini duyduğu an tek bir kelime bile etmeden telefonu yüzüne kapattı ve kemikler bulunana kadar bir daha aramadı. Katil, babanın sesinden korkmuş veya onun kendisini sesinden tanıyacağından çekinmişti. Ta ki 6 Ağustos 1984 tarihine kadar.
Santa Ana Kanyonu yolu yakınlarında çalışma yapan kepçe operatörleri ve inşaat işçileri, yol kenarında tenha bir çukurda çalılıkların arasına saçılmış kemikler fark ettiler. Olay yerine gelen adli tıp ekipleri güneşten sararmış ve kısmen yanmış insana ait kemikler buldu. Kemiklerin hemen yanındaysa iki belirleyici eşya duruyordu. Turkuaz taşlı bir kadın yüzüğü ve bir kol saati.
Diş kayıtları ve bulunan yüzük kalıntıların dört yıldır aranan Dorothy Jane Scott'a ait olduğunu kesinleştirdi. Beden bir çukura atılmış, üzerine benzin dökülerek yakılmaya çalışılmıştı. Ancak kemiklerdeki tahribat ve aradan geçen dört yıl nedeniyle kesin ölüm nedeni belirlenemedi. Dorothy'nin kalıntılarının bulunduğu haberi 12 Ağustos 1984 günü televizyon kanallarında ve radyolarda son dakika olarak duyuruldu.
O akşam Scott ailesinin evinde telefon son bir kez daha çaldı. Alo? Dorothy evde mi? Bu katilin açtığı son telefon oldu.
Bedenin bulunmasıyla birlikte gizemli katil sanki amacına ulaşmış gibi bir daha asla aramadı ve tamamen sırra kadem bastı. Polis soruşturmayı daha da derinleştirdi. En güçlü şüphelilerden biri Dorothy'nin çalıştığı dükkandaki bir kadın çalışanın erkek kardeşi olan Mike Butler'dı. Butler'ın Dorothy'ye karşı hastalıklı bir ilgisi olduğu, dengesiz ve garip davranışlar sergilediği biliniyordu.
Ancak olay döneminde yapılan incelemelerde Butler'ın o geceye dair sağlam bir tanığı vardı ve evinde ya da aracında hiçbir biyolojik delil bulunamamıştı. Bu nedenle resmi makamlarca hakkındaki suçlamalar düşürülmüş ve Mike Butler aklanmıştı. Fakat yıllar sonra Dorothy'nin o dönem henüz 4 yaşında olan oğlu Sean büyüdüğünde davanın peşini bırakmadı. Sean'ın ulaştığı bulgular ve olaydaki taşlar yan yana getirildiğinde oklar yeniden Mike Butler'ı gösteriyordu.
Zira Dorothy'nin aylardır kendisini arayan takipçinin sesini tanıdık bulduğunu söylemesi, iş arkadaşının kardeşiyle daha önce dükkanda karşılaşmış olma ihtimaliyle birebir örtüşüyordu. Ancak katilin Dorothy'nin o gün ne giydiğini, dükkandaki çalışma programını ve hatta kimsenin bilmediği çiçekli atkıyı detaylarıyla bilmesi, dükkanda Dorothy ile birlikte çalışan kız kardeşinden bu bilgilerin sızmış olabileceğini gösteriyordu. Ve son olarak 1984 yılının Nisan ayında telefon çaldığında, Ahize'yi annesi yerine baba Jacob açtığında katilin panikle telefonu kapatmasıydı. Çünkü dükkanın yöneticisi olan baba, çalışanının kardeşi Mike'ın sesini tek bir kelimeden tanıyabilirdi.
Sean, annesinin iş arkadaşı olan bu kadına ulaşmaya ve konuşmaya çalışsa da kadın telefonları açmayı ve konuşmayı reddetti. Polisin ise bu aileyi ve bu güçlü bağlantıları hiçbir zaman yeterince sorgulamamış olması, davanın üzerindeki en büyük ihmal ve karanlık soru işareti olarak kaldı. Dorothy Jane Scott davası, Orange County tarihinin en tüyler ürpertici faili meçhul dosyalarından biri olarak, tozlu raflardaki yerini almıştı. 32 yaşında, hayat dolu genç bir anne.
Arkadaşına yardım etmek için gittiği bir hastane otoparkında aylardır kendisini adım adım izleyen karanlık bir gölgenin tuzağına düştü. O gölge sadece bir kadının hayatını çalmakla kalmadı. Dört yıl boyunca bir aileyi telefon ahizesinin ucunda işkenceyle yaşattı. Peki sizce 28 Mayıs 1980 gecesi o otoparkta gerçekte ne yaşandı?
Dorothy'yi bir gölge gibi takip eden, her giydiği kıyafeti bilen ve dört yıl boyunca aileyi arayan o takıntılı ses kime aitti? Dükkana gelen sıradan bir müşteri miydi yoksa en yakınındaki insanlardan biri mi? Evet bu haftanın karanlık dosyasının da sonuna geldik. Bir sonraki karanlık dosyada görüşmek üzere.
Kendinize iyi bakın.
Bu transkript otomatik olarak oluşturulmuştur; küçük hatalar içerebilir.